İnternetler…

Evde bazı şeyler kesilir. Mesela elektrikler, ya da sular…Bunları sorun ederiz. Haa birisi evde tavuk kesebilir o daha da fazla sorun olabilir. Orasına karışamam herkesin kendi evi, özgürlüğü, kişiliği. Kişisel farklılıklarımızı bir kenara koyup, gelelim bu kesilmelere ve onların bize yaşattığı sorun çarpanına. En beter kesilme elektrik kesilmesidir. Elektrik çok alt düzey bir gereksinim olup, nefes almadan sonra gelir. Nefes kesilmesine girmiyorum, ya da dur lan gireyim. Kısa zaten. Nefes kesilirse ölürsün. Ölüm hayatta karşılaşılacak en pis şeylerden biridir herhalde.O zaman ikinci en kötü kesilme, elektrik kesilmesidir. Bu kesildi mi direk hayat olmasa da, hayat damarlarından birisi kesilir. İnsanı sersemleştiren bir “stun” özelliği de vardır ayrıca. Mesela bilgisayar başında otururken elektrik kesildi mi ilk yaptığım şey hızla ve zincirleme olarak küfür etmek olur. “2010 senesinde nasıl olur lan bu ey TEK” diye girerim, çıkışını sormayın.

Sonra “stun” yemiş biri olarak içeri gidip bari televizyon seyredeyim falan gibi fikirler üretirim. Bu “stun” etkisi gündüzleri daha ağır olur haliyle. Elektrik gitti mi, hayattan zevk almamızı sağlayan çoğu şey gider. Bir anda mağarataş devri adamına döneriz. Afallarız. En kötü 2 numaralı kesilmedir dediğim gibi. Sonra gelen en kötü kesilme internetlerin kesilmesidir. Eğer elektriksiz internet olsaydı 2 nolu en kötü kesilme de olurdu ama internetsiz elektrik olur, elektriksiz internet olmaz. Sadece bu basit ihtiyaç sıralaması sebebi ile internet 3. sıradadır.

Su kesilmesi zaten fasaryadan bir kesilme açıkçası. Sular 3-4 saat kesilsin, belki farkına bile varmayız. Önceden kesileceğini biliyorsak da 1-2 gün kesilmeyi minimum zarar ile atlatabiliriz açıkçası. Bidon vardır, varil vardır, küvet vardır. Bunlar dolan şeyler. Doldur kullan.

Telefon kesilmesi diye bişi kalmadığı için ona girmiyorum bile.

Bugünkü konumuzun internetlerin kesilmesi olduğuna ufaktan uyandığınızı tahmin ediyorum. İnternet bir insanın hayatındaki en önemli şeylerden birisidir. Buna itiraz eden, aman efendim çık dışarıda gerçek dünya var falan konuşmaları yapan insanları tanırız. Onlara bir ton şey anlatabilirim. Mesela bu dışarı aktivitelerinden en extreme’i olan bungee jumping’i ele alalım. Bunu yapan adamın yaptığı an kan değerleri alınsın, beyin elektrosu çekilsin, teknolojinin el verdiği her türlü test yapılsın. Benim de internette zevkle yaptığım bir aktivite halinde iken bu değerlerim alınsın, karşılaştırılsın. İddia ediyorum ne o adamdan az adrenalin salgılarım, ne endorfin, ne serotonin. Her birinde aşağı kalmam, zeytin yağı gibi üste bile çıkarım.

Zaten her şey kafada değil mi bilader ?

Demek ki neymiş, nefes alıyorsam, elektrikler varsa, internetlerim de hızlıysa hayat yaşamaya değer. Ben Hawaii adı verilen bir eyalette 3.5-4 yıl yaşadım sevgili semenderseverler. 1999 yılında gittim. O zamanlar Türkiye’de 56k modemim vardı ve ortalama download hızım 2k/sn idi. Şu an bence birisine verilecek ne kötü cezalardan biridir bu. 2k internetim olsun bugün ağzımın içine kirpi sokup acıyı hafifletmeye çalışırım! Neyse, Hawaii’de en çok neyi beğendin ey cenk çavuş deseler; ne pearl harbour’u, ne waikiki plajını, ne alamoana avm’sini, ne de bikinili kızları pek tınmadım derim sizlere. Olayım anında surf oldu. Tabi ki internetler de surf! Roadrunner isimli cable şirketinden 1Mb interneti alıp da (ki kendisi bir sürü tv kanalını da evimize bonus olarak sokmuştur) 100K download hızlarını görünce, ağzımdan su akmamış adeta bir nehir boca olmuştu. Bu hızlara biz nadide ülkemizde 2010 yılında sahibiz artık. Şimdi oralarda ne optik bağlantılar vardır diye düşünmeden edemiyorum. Hawaii’nin doğal güzelliklerini bir kenara bırakıp konumuza döneyim.

Bir sürü insanımız internetleri tam olarak anlamadılar sevgili kolibasili karşıtları. Internetler olmadığı zamanlarda (92-93 yıllarında falan) bir aralar “pisagorcu olmayan geometri” diye bir olaya merak sarmış, bir üçgenin iç açılarının toplamının artık 180 derece olmaması konusunda ince eler sık dokur olmuştum. Hızla Bursa’mızın güzide kitapçılarından haşet kitapevine gidişimi dün gibi hatırlarım. İşinden nefret ettiği belli olan sıkılmış bir çalışana, pisagorcu olmayan geometri kitabı var mı amca diye sormuş, “matematik kitapları orda bak işte, varsa orda vardır” cevabı almıştım. Matematik kitaplarına baktım bi bok bulamadım tabi. Yani bilgiye ulaşamadım. Ulan bizi insan eden şey bu! Bilgiyi diğer insanlara geçirebilmek. İlerlemek, uygarlık geliştirmek falan hep buna dayanıyor. Bir kişi diferansiyel hesaplarını icat ediyor, tüm insanlık nemalanıyor, bir kişi sucuğu icat ediyor, hepimiz yiyoruz!

Çok akıllı bir köpek düşünün. Bildiğin insan zekasında. Konuşmayı falan beceren, lise 3 seviyesinde bir bilgi birikimi olan. Bu köpek diğer köpeklere bildiklerini öğretemez, dolayısı ile diğer canlılar için bilgi, o tek bireyin bildikleriyle sınırlıdır. İnsan olarak en büyük farkımız ise, bir kişi bir şeyi icat etti mi, herkes nemalanır o yeni buluştan.

Yani bilgiye erişim bizi insan yapar ey ahali!

İlk kez internetlere vakıf olduğumda ise, nasıl bir şey ile karşılaştığımı anlamamış, yıllardır merak ettiğim bir sürü şey hakkında internetlerde yazılmış her şeyleri okuyacağımı sanmış ve bunları okuyacam diye bin siteyi save edip durmuştum. O siteleri hiç okuyamadım sonra tabi. Bir an bu değişimi bir düşünün. Bir yerde spesifik bir şeyi merak edip bulamayan bir adam, bir yerde herhangi bir konu hakkında “okuyabileceğinden daha fazla” kaynağa sahip olan bir adam. “Tabi yaaa” dediğini duyar gibiyim. Yok lan nasıl duyacam, aklım sıra paragrafı bitiren bir cümle yazıyorum.

Sevdiğimiz, ilgilendiğimiz, hobimiz olan, ya da sadece merak ettiğimiz herhangi bir şey evimizin, bilgisayarı koyduğumuz odasında duruyor. Bir an aklına Coen kardeşlerin 3. çektiği film mi geldi, gir bak, Opeth Türkiye’ye gelecek mi ?, Robert de Niro’nun son filmi ne zaman vizyona giriyor, Guns’n Roses birleşiyor mu, Micheal Jackson aslında neden öldü? Sonsuz soruya sonsuz cevap…Daha ne zaten ?

Daha ne bilader?

Elimden gelse hikikomori olacam

Reklamlar

Etiketler:

About cenkozmercan

I do the things that I like to do and if 1 is good, 10 is a whole lot better.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: