Archive | Şubat 2011

MostlySeries Filesonic’e Geçti!

Yoldan geçen herhangi bir Kartaca’lıya sorun. Ama ne soracaksınız? Onu ben bilemem. Zaten yoldan Kartaca’lı geçmez, kervan desen o da geçmez. Mesela Bursa’da gidin Heykel’e bakın, geçen kervan göremezsiniz! Yanlız, kuş uçar. Demekki kuş uçar kervan geçmez yerler de varmış.

İlk paragrafların randomluğuna özen göstermemem belki de onları bu kadar random yapıyorsa, varoluşunun sebebi, varoluşunun bilinçsizliğinde gizli gibilerinden bir durumla karşı karşıya kalışımız üzerine yazılabilirdi bu ikinci paragrafta ama iş karıştı sen okurken sıkıldın, iyisi mi bunu da sallayalım.

İnternet’in barındırdığı en büyük ve kapsamlı dizi sitesi olan mostlyseries, hotfile’ın yok olması ile öldü ve filesonic ile küllerinden tekrar doğdu. Sitenin sahibi ile yaptığım kısa bir söyleşide şunu anladım, kendisi bir ruh hastası, zaten 15 yıldır bildiğim birşeydi. Benim az evvel saymaya çalışıp da üşendiğim yüzlerce diziyi nerede ise tüm sezonlar full olarak sunan ve devam eden bölümleri de yayınlandıkları gün ekleyen bir insan için normal demek zor biliyorum. Şimdi tekrar eski URL’sine dönen MS (sendrom gibi oldu trololo), ilk etapta devam eden dizilerin günlük uploadlarını yapacağını ve bu esnada da eski full arşivi filesonic’e upload etmeye başladığını tebliğ etti. Yanlız filesonic jdownloader önermiş ki ben azılı bir IDM’ci olarak ne yaparım bilemiyorum. Zaten şahsen 2 ay daha hotfile account’unun leşinden nemalanmam gerek haha:D Bu süper haberi MS’in yeni (aslında eski) URL’si ile taçlandıralım. http://mostlyseries.blogspot.com/

Bulletstorm’a Yeniden Crackfix: Artık Hem Oyunu Hem Ayarlarınızı Save Edebiliyorsunuz! (Ayrıca Yeni G4WL İle Çalışıyor)

Dün bahsetmiştim beklenen bir oyunun crack’inde sorun olduğu zaman hite doymaz hale geliyorum ki, bu artık bloglarımın en popüler yazılarından birisi olmayı garantiledi çünkü ufak bir nuke savaşına sahne oldu FLT (Fairlight) ve Skid Row arasında. Önce özetler.

Oyunu ilk FLT release etti ama kısa süre sonra save edilen oyunların yokolmasından dolayı bu release nuke’landı. Bunun üzerine Skid Row bir crackfix yayınladı ve bu release’de de anlaşıldı ki oyun eski G4WL (Games for Windows Live) için çalışır halde idi ve GAWL’ını update eden kullanıcılarda oyun çakılıyordu ve oyun içi klavye & meaauz ayarlarını save edemiyordunuz, bunun üzerine FLT’den yeni bir crackfix geldi ve SkidRow crackfix’i nuke’landı.

Peki ne yapmak gerekiyor? FLT .nfo’suna göre eğer oyunu ilk FLT release’i ile kurduysanız ve sorun yaşadıysanız ve Skid Row crackfix’ine başvurmadıysanız bu yeni crackfix’le gelen xlive.dll’i Binaries\Win32 oyun klasörü içine kopyalıyorsunuz ve olay bitiyor. Eğer Skid Row crackfix’ini kurmuşsanız ama oyunu uninstall edip ilk FLT release’inden tekrar kurup bu crackfix’den yine xlive.dll’i yukarıda anlattığım gibi tekrar kopyalıyorsunuz. Şimdi biraz link: FLT Crackfix / Alternatif Linkler / FLT nfo

Jackass3D DVDRip Defaced Tarafından Yayınlandı!

Dün rüyamda balet olmuş ve olmadık yerlerimi ortaya çıkaran kılıklar giymeye zorlanmıştım. Her sanat dalının belli bir noktasında ortaya çıkıp herşeyi altüst eden adam olmaya karar verdim ve yönetmene “yeter arkadaşım bu tayt sevdasından, ne lan bu 1987 mi?” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Sonra gittim yandan cepli, komando şort ve oduncu gömlek giydim ve geldim bunun yanına. Bak dedim artık bale böyle, ayrıca bu ayağıma giydiğim şeyler çok afedersin gay yani. Onları da bilekli basketbol pabuçları ile değiştirdim. Bale öldü yaşasın yeni bale diye bağırdım. Yönetmen bana yaklaştı bak cenk dedi, senden beyaz kuğu olur ama siyah kuğu olmaz dedi. Elimi 180 derece çevirip ağzının ortasına nakşettim osmanlı menşei tokadı ve dedim ki “ırkçı mısın lan sen?” O ara uyanmışım.

Aslında Jackass konusuna Dudesonit’ten girip, CKY videolarından çıkabilecek bir yazı oldurabilirdim bunu ama yapmadım. Demek ki bana “Clark clark neredeydin, süperman az evvel buradaydı” diye gelen olursa, gözlüğümü düzeltip ama şimdi öyleydi böyleydi diyip savuşturma hakkım saklı kaldı. Sonrada linkler. / imdb / resmi jackass sitesi

Bulletstorm Skid Row Crackfix, Save Edememe Olayını Çözdü!

Başlıkların sonuna ünlem işareti koymayı ne kadar seviyorsam, popüler ve beklenen bir oyunun nuke yemesini de o kadar sever hale geldim. Şu blog 1 seneden fazla zamandır var ve en çok hiti oyun yazılarına alıyorum. Hele hele mafia 2 falan gibi çok beklenen bir oyun nuke yedi mi ve crackfix’i çıktı mı değmeyin keyfime hahahahaa :D

Evet Bulletstorm arkadaşımız da son zamanların aktif grubu, eski kurt Fairlight tarafından release edilmişti ama oyun save etmiyormuş trololo. Bunun üzerine Skid Row aldı sazı eline ve crackfix’i yayınladı. Bu yazıya da kennel olarak da bilinen köpek gibi hit bekliyorum vatanın download sever oyuncu kitlesinden. Yanlız unutmayın, oyunu seviyseniz orjinal alın. Yok çok pahalı geliyorsa size, sevdiğinizi belli etmeyin, ara sıra tersleyin, kendinizi geri çekin onundan, dedikten sonra link verelim. Burada rlslog linkleri / burada törkiş linkleri
UPDATE: SkidRow’un bu crack’i de nuke’landı ve FLT tekrar yeni bir crackfix yayınladı. En son crackfix için tıkla.

Fallout New Vegas Update 5 ve DLC Dead Money Skid Row Tarafından Yayınlandı!

(Bu yazıda sanal reklam uygulaması vardır – uyarılanlar, uyarılmayanları uyarsın). Bu sabah ofisimin kapısı zıpçıktı bir kahkaha ile hızla açıldığında bir anda dondum kaldım. İçeri Hıncal Uluç girmişti. Tam hızla söze girecekken onu durdum ve sordum “Abi şu hayatta bir tane daha Hıncal ismi duymadım, nedir bu işin sırrı, yoksa işin sırrı Olin’de 2 kere rafine mi?” dedim. Kahkahalar arttı ve 874 desibele ulaştığında ben artık ben değildim. Ben artık bir japon balığı olmuştum. Sonra düşündüm ne yapıyorum lan ben dedim tekrar insan oldum.

İşte müthiş oyun, son zamanlarda oynadığım en iyi RPG olan New Vegas’ın 5. Update’i ile birlikte ilk DLC’si Dead Money SkidRow tarafından downloadlara sunuldu. Afiyet olsun. Sürt Meazunu /Alternatif Linkler

Bulletstorm FTL (Fairlight) Tarafından Yayınlandı!

İnsan bilmeden de birşey yapabilir. Mesela ben şu an hakkında hiç birşey bilmediğim bir oyun hakkında atıp tutmak üzereyim ama bakın bana bi. Bi titreklik, bi kamaşıklık, bi sayrılık var mı? Yok. Kendimden emin tavırlarla, bir de kalkmış,  bi bok bilmiyorum derken bile sanki matah bişeymiş gibi artislik yapıyorum. İşte bunun sebebi dün gece Enemy Territory’deki müthiş oyunumun hala üstümde kalmış aurasıdır. Sakin olun ve gurur duyun, dün 100lerca gavuru dize getirdim, sayısız multikill’im, ace’im ve kritik hareketlerimle takım arkadaşlarımı da teamspeak’te basbas bağırttım. Dün Türk’ün adını kafalara kazıdım sevgili bezik büzen okurlarım. Kutlu olsun.

Bu bulletstorm oyunu ise, tabi yaşlandık artık – her oyunu takip edemiyoruz, aman o çıkacak babam şu çıkacak diye, hakkında birşey duymadığım bir oyundu, ki bizlere Unreal gibi epik bir oyunu sunan Epic Games tarafından yapılıp, EA tarafından dağıtıldığını görünce “vardır bunda bir hinlik” diye düşündüm. Hemen araştırmalarımı derinleştirdim. IGN ve Gamespot gibi sitelerden 8/10 bazı diğerlerinden 9/10 aldığını gördüm ve bunun üzerine gidip 4 lahmacun sipariş ettim. Lahmacunlarla sinop inceburun’a gittim ve düşündüm “ulan Türkiye’nin en kuzey noktasındayım” dedim kendi kendime ve attım kendimi denize, kuzeye doğru 21 kulaç atıp dibe daldım, kum çıkardım, çıkardığım kumların olduğu yere ise lahmacunları bıraktım çünkü ben lahmacun sevmem.

Evet bir takım iddiaları var bulletstorm’un. Incredible new skillshot system, falan gibilerinden ama bunları her yeni çıkan oyundan duyduğumuz için tınmıyoruz pek ve linklere geçiyoruz. Resmi sitesi / Notlar / Download linkleri / Törkiş davnloğd linkleri

Glennz Tasarımlarına Gidiş Yolumdan Puan Ver!

Klavyenin tuşlarına her bastığında korku ile titremek nedir bilir misin? Şu an yaşadığım hisler tam olarak budur. Ya yanlış birşey yazarsam, ya olmadık bir link verirsem. Ama bunları bir kenara bırakalım ve beni bu noktaya getiren olayların akışına bırakalım kendimizi. Hikayeye olmasa bile gidiş yoluna puan verirsiniz belki.

Klasik internet sörfümü yapıyordum ki karşılaştım bu Glennz T-shirt’leri ile ve hakikaten çok güzel, bazıları epey akıllıca tasarımları var adamların. Bunlara bir miktar baktım ve Glennz’in bu bloglarda yerini alması için gerekli işlemleri başlattım. Tam o esnada ülkemizin de böylesi T-shirt tasarımı ile adını duyurmuş değerleri olduğu aklıma geldi. Mesela Hellim Avşar gibi. Hemen google’da bir arama yaptım ama Hellim’in yaptığı t-shirt tasarımlarını bulamadım, zaten düz beyaz olduklarını hatırlıyorum ama. Bu esnada sanat tarihimizin modellikten tenise kadar tüm dallarında hizmet vermiş ablası, herkesin sevdiği, besleyici lezzetli Hülya Avşarkızı’nın “Şampiyon Belli” isimli ultrasonik tasarımı ile karşılaşmam sonucu işte kontrastı yakaladım diye köpek köpek güldüm kendi içimde. Ve fakat bu görseli sizle bloglarımda paylaşamıyorum çünkü mahkemeye verilme tehlikem var yine! Olsun link verebiliyorum. İşte t-shirt tasarımında geldiğimiz nokta. Sonra bu görselin yer ettiği bloğa gittim ve orada az evvel bahsettiğim mahkemesel olayla karşılaştım. Siz de gidin siz de bakın hem korkutucu, hem eğitici, hem eğlendirici öğeler bolca saçılmış ortama. Daha en baştan “Dava açmaktan hiç çekinmem, hiç birbirimizi üzmeyelim” söylemi karşısında yapabileceğim en mantıklı hareketi yaptım ve pustum. Zaten başörtülü ama hakkını arayan kadından hep korkmuşumdur.

İşte bu gidişat sonrası en iyisi glennz tasarımlarına bakın siz çünkü, bi kere de çünküyü salla be abicim, her yaptığının bir sebebi mi var sanki, bak işte, güzel alla alla. Burada da sitesi var ki meauz pad’inden iphone wallpaper’ına kadar. Ve son anda da karınca kararınca bir görüntü. Update: Burada da 2010-2011 tasarımları var adamların.

My New Fav Meme: Bill O’Reilly You Can’t Explain That xD

The moment 2 epic shit mix together, outcome tends to be, you guessed it right, epicness with biblical proportions, and that is exactly what I found out today. “Fucking magnets how do they work” has been one of my favorite memes, however it is somewhat underrated. Today’s meme seems to be a variation of this one, but it manages to take it to the next level imo :D Second ingredient to our mix is FoxNetworks prime fucktard Bill O’Reilly. I dont wanna go into detail but we can remember him from his famous flip out video when his prompter fails, fuck it we’ll do it live :D, another classic.

But today I was checking out the memedatabase and when I encountered “you cant explain that” I found myself in a constant lol state, in its most literal form :D Watch the videos, and how he goes on and on about “how did the moon get there?” hahaha and also the “never a miscommunication” :DDD


1:23 gesture is über xD

also bashing hawking :D

I couldnt help but notice the pix with stalin at the back.

And some images to wrap this one up.

 

Flash Videolar Ortadan Yeşil Çizgi ile İkiye Bölünürse Ne Yapacaz?

Bilgisayarımı uzun süreler kapatmayan bir insanım. Yeri gelir format atıp bir daha ki formata kadar kapatmam, yazmak ne kadar isterdim, ama elektrikler kesiliyor. Elektirikler sizin sandığınızdan çok daha fazla kesiliyor sevgili okurlar. Geceleri mesela 4-5 gibi kesiliyor it sıpası. Sütten kesilen bir lousa anne misali, bir bakmışsınız plinksss elektrikler kesilmiş. O sırada oyun oynuyor ya da bir işle uğraşıyorsanız kalayı basıyorsunuz tabiatı ile, ama teflon jenerasyon kolay kalay tutmuyor, kesildikçe kesiliyor. Bir diğer komiksel olay ise mesela elektrik kesiliyor bilgisayar başında. Battalgazi’nin oğlu Seyit Battal Malkoçoğlu gibi kalakalıyorsunuz, lan ben ne yapacam şimdi diye. Sonra içeri gidip film seyredeyim bari diyorsunuz ama o da olmuyor. Dolayısı ile elektrikler ve internetlerin kesilmesi hayat damarlarını kesiyor. Su kesilmesi o kadar değil bak.

Evet çok uzun süreler bilgisayarı kapatmam demiştim, yine bi 10-15 gün sonra kapattım bilgisayarı flash player kendini update etmeye yeltendi, saldım onu çayıra, et dedim update’ini. Ve fakat bu update sonrası bir de ne görmemle yere kapaklanmam bir olsun! Flash video’ların hepsinin orta yerinden bir yeşil 2 nokta arasındaki en kısa mesafe olarak da bilinen “çızık” geçmesin mi! Birde video ortadan ikiye bölünüp aynı video çizginin üstünde ve altın bastırılmış şekilde yer almasın mı! Vay vay why?

İlk önce flash videolarda karşılaştığım için ilk önce flashplayer’ı tekrar kurdum ve sordum, sana mısın? Bana mısın demedi! Bunun üzerine google amcamda bir arama yaptım. Türkçe bu sorunla karşılaşan yazıtlar gördüm ama çözüm bulamadım. Millet browser’ını kaldırmış tekrar kurmuş falan filan. Dolaylı tümleç, ingilizce aramalara başvurdum ve gördüm ki bu sorunla Chrome kullanıcıları ağırlıklı olarak karşılaşmışlar, ve Google’ların engineering ekibi de sorunu nüksettirmeyi başarmış ve çözümü belirtmiş. Çözüm de şudur: Ekran kartı driver’ını update edeceksin. Hemen baktım zaten driver’ım 1 senelik, Nvidia sitesine gittim son driver’ı indirdim, kurdum olay çözüldü. İşte bu da siz semerkantlı okurlara ve semerkantsız okurlara bir bilgi bildirgesi olsun.

Hotfile’a Neler Oluyor? Sonu Rapidshare Gibi Geldi mi?

Bir güzel rüyanın daha sonuna gelmiş gibi görünüyoruz. Son haftalarda forumlarda, bloglarda geçmişe oranla hızla silinen hotfile linkleri artık daha da ciddi bir sorunla karşı karşıya sanırım. Özellikle son 2-3 gündür, aynı gün içinde silinmeye başlayan ve uploader’ların account’larını suspend eden hotfile’da aynen rapidshare gibi ununu elemiş, eleğini biz premium kullanıcıların rektumuna sokup artık sayılı günlerini beklemeye başlamış görünüyor. Aniden ortaya çıkan ve çok kısa bir sürede en popüler filehosting firmasına dönüşen hotfile, selefi rapidshare’in hızlandırılmış versiyonu oldu adeta. Yıllardır ortalıkta olan megaupload, depositfiles gibi isimleri geride bıraktı. Rapidshare’in saçma sapan politikaları ile kullanıcıları tiksindirtmesi ve günlük limitsiz download’u ile gönlümüzde açan bu nadide çiçek artık kurumaya başlamıştır falan da yazayım mı lan trolololo xD

2006 yılında, Panama City, Panama’da kurulan ve günlük 21.000.000 hit alan site, Türkçe de olmak üzere 19 dilde hizmet veriyor.Firma, Ocak 2011’de paypal ve 1000 adet kimliği belirsiz uploader’ı ile birlikte Liberty Media tarafından mahkemeye verildi. Anton Titov adına bir Rus tarafından kurulmuş olan sitenin Panama ile aslında fiziksel olarak hiç bir alakası yok. Anton Tutov’un ise Bulgaristan’da ya da Hollanda’da yaşadığı zannediliyor. Liberty Media hotfile tarafından paylaşılan her fikri mülkiyeti için $150.000 talep ediyor ki, eğer bloglarda ve forumlarda paylaşılan hotfile linklerini gözönüne alırsanız herhalde dünyada bu kadar para yoktur :D

Bakalım gelecek ne gösterecek ama kristal kürem hotfile’ın da uzatmaları oynadığını, ve hızla rapidshare gibi önce uploader’larını küstürerek küçülme politikası güdeceğini söylüyor. Forumlar ve bloglar’da şu sıralar öne çıkan en popüler hosting şirketleri ise fileserve ve filesonic. Depositfiles, megaupload, netload falan da hala görünen isimler. Benim hotfile account’umun bitmesine yaklaşık 2 ay kaldı ve bu süre zarfında yeni tercihimin ne olduğuna karar verip burada siz beni seven ve beni olduğum yere getiren milyarlarca fanımla paylaşacağım. Dont Panic!

Angry Birds Gerçek Hayatta Oynanabiliyor!

Bu yazıyı yazmak üzere başlığı attığım anda odamda yıldırımlar düşmeye, şimşekler çakmaya başladı, inanır mısın nominal değerli okurlar? Duman dağıldığında ise karşımda geçmişten günümüze zamanda yolculuk yapan Türkçe öğretmenimi gördüm. “Cenk gerçek hayat da neyin nesi?, lütfen Türkçe’mizi doğru kullan” dedi ve tekrar yıldırımlar şimşekler eşliğinde yok oldu. Ben ise hala  konuşmasında apostrof kullanabilmesine şaşırıyordum.

Tabi biz hayatın büyük bir kısmını internette yaşadığımız için “irl” diye bir kısaltmamız vardır, in real life anlamına gelir, yani gerçek hayatta. O yüzden kullanmıştım ben bu sözü ama 20 sene önceden gelen Türkçe öğretmenimin tek hayatı vardı, o yüzden gerçek hayat tanımlamasını bilmemesine şaşırmayalım. Evet, bilgisayarlarımızda ve bazı şanssız kitlenin minik iphone ekranlarında oynadığı angry birds’ü anlatacak değilim. Bu ben değilim anlıyor musun. Toplum beni böyle yaptı, yoksa ben yolda bir kaplumbağa görünce arabayı kenara çekip 4lüleri yakan, 50 metre arkama “tikat ol leayn” üçgenini koyan ve kaplumbağayı arabama alıp istediği yere götüren bir insanım yani.

Sonrasında ise bu oyunu gerçek hayatta oynamak isteyen varsa işte bakın böyle oynanıyor masa üstü olarak.

Ayrıntılı bilgi için bak bi de sen yağızım

Mr.Beam Bana Söyleyecek Söz Bırakmadı!

Bazı günler bazı şeylerle karşılaşırız ve deriz ki, “lan bunu ben niye düşünemedim?”, sanki düşünsek yapacakmışı….bu giriş olmadı. Bi hak daha tanıyın bana.

Tasarık işinde olan insanlar, grafik olsun, mimari olsun, reklamcısı bilmemnecisi, toparlanın, hepimizi osurtturacak bir proje var karşımızda. Aramızda cırcır olanlar varsa onları ayrıca uyarıyorum, bi kaza çıkabilir çünkü bu seyrettiğim şey beni Gargantua ile Pantagruel gibi os-os osurttu! Mr. Beam sen ne manyak bir adammışsın ya.

Kısaca ve çok aşağılıkça özetlemek gerekirse Mr.Beam, adından da anlaşılacağı üzere ışık oyunları yapan bir hiperbol. Projektörlerle yapılan bir takım oyunları Michel Gondry gibi babalardan gördük ama ben böylesini daha önce görmedim, göreni de görmedim, göreni göreni de görmedim, Görene’ye de gitmedim.

Özellikle Gent Işık Festivalindeki çalışması ve Living Room projesi konkav beynimi konveks etti, içini dışına çıkardı, bahçeye indirip çişini yaptırdı daha sonra 2 porsiyon mezgit buğulama ile servis etti, bir boris becker gibi. Dikkat buyrun, anlamlardan ve sıtkı sıyrılmış bir hal almaya başladı metin…ali…feyyaz.

O zaman bloglarımda şu ana kadar yapmadığım bir şey yapacağım ve yazının sonuna video koyacağım! Hem de 2 video birden kuşağı başlatacağım, Kuiper Kuşağı gibi soğuk, bilinen karate-do siyah kuşağı gibi brutal, bornoz kuşağı gibi gerekli…Siper al, kafanı koru, press play on tape.

Burada Gent Işık Festivali

Burada da Living Room

Burada da resmi sitesi / Burada da blogları


Dexter the Game Postmortem Tarafından Yayınlandı, Nuke Yedi, Reloaded Tarafından Proper Edildi!

Amerika’nın favori seri katili Dexter Morgan, biz de Amerika ne severse sevdiğimizden mütevellit, bizim de en sevdiğimiz seri katildir dersem yancı bir tavır sergilemiş durumuna düşerim. Peki gerçekten en sevdiğimiz seri katil ise Dexter? O zaman anti-amerikancı reflekslerimiz yüzünden ona da mı kıl olmalıyız? Ayrıca Dexter’ın ne suçu var? Çocuk dışses eşliğinde insan kesiyor efendi efendi, Amerikan olması onun mu suçu? Bence biz Dexter Morgan’ı sevmeye devam edelim ama (dikkat ol geçen sezondan spoiler geliyor) Julie Benz’in öldürülmesine de uyuz olma hakkımız saklı kalsın.

Ve tabi bir şey çok sevilirse onun oyunu yapılır, ki dexter’ın ki de yapıldı. İlk önce Postmortem tarafından yayınlanan crack ise kısa bir süre sonra nuke yedi. Sebebi nedir derseniz, Postmortem securom korumasını oyundan çıkarmamış, sadece onu es geçecek bir rutin eklemişti, ki bu da  scene için 9 kusurlu hareketten biri olduğu için nuke’landı. Akabinde securom’un üstadları reloaded tarafından da proper’ı release edildi. 597 Mb olan oyunun hatta bir de unleashed tarafından riplenmiş 377 Mb’lik bir versiyonu da orly database’de yerini almış durumda.

Aslında hem oyun screenshot’larından, hem filmlerinin oyunu boktan olur altın kuralından, hem 500 küsürlük boyutundan, hem de burada açıklayamayacağım kadar grotesk 23 farklı sebepten dolayı bu oyunun boktanlığı tartışılmaz bence. Daha oynamadan, önyargı ile yargıladım oyunu bak dar alanda. Peki neden bloglara ekliyoruz? Seviyoruz dexter morgan’ı da ondan be gamsız. Buradan indir/ Postmortem / Reloaded

Dots & FullStops Üzerinden Sabır=Sanat Denklemini Sorguladım, Kendimi Hırbo Sanmama Az Kala Hak Vererek Sakinleştim!

“En son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim diye bir laf var ya. O nasıl bir laftır allahım? İnsanlar ne diyeceklerini bilmezler mi? Kısacası, en son söyleyeceğini ilk söyleyeceğini bilmiyor musun? Demek ki sen ilk söyleyeceğini bize, en son söyleyeceğin olarak kakalıyorsun” diye söylendi Süat. Nüfus memurunun adını “ü” ile yazmasının travmatik etkileri, kendi ile barışmasını neticelendirdiği 90’ların ortalarına kadar sürmüş ve böyle anlarda tekrar yüzeye çıkmaya hazır bekleyen bir amfibik semender gibiydi. Dişlerini istemsizce gıcırdatmaya başladı. Kaşları çatılmış, burun delikleri her nefesi ile büyüyüp küçülüyordu. Karşısında gittikçe küçüldüm Süat’ın. Bunların başıma geleceğini bilseydim, en son söyleyeceğimi ilk söyleyeceğim falan diye girmezdim söze. Aslında Süat’ı benim karşımda dominant yapan kısmı böyle ani çıkışları değildi. Süat doğuştan 2 sol göze sahip olduğu için onu kırmak istemezdim ben, onunla karşı karşıya kalmak, yüzleşmek, ve gerektiğinde de göt etmek… Ne de olsa sağ gözü yoktu Süat’ın. İsminin ü ile yazılmasını kendi kendine fatura etmiş ve sağ gözü olmadığı gerçeğinden kaçmak adına, kendi zavallı dünyanının asıl sorunu ilan etmişti Süat. Ah salak Süat ah.

En son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim. Bazen “Acaba ben mal mıyım” diye düşünüyorum. Mesela bu yazıya aslında konu olan “Dots and Fullstops” çalışması bir sanat eseri olması gerekirken bence pastırmanın kenarındaki çemenleri alıp bir signal ultra beyaz dişmacunu tüpüne doldurmak ile aynı kapıya çıkıyor. İkiside manyaklık, ikiside çok sabır ister. Peki neden sadece birisi sanat? Belki de, hayatta herşeyde olduğu gibi, bu da perspektif ile ilgilidir. Yani ben yarın, 66.6 kilo kayseri pastırmasının çemenlerini alıp 66 signal ultra beyaz dişmacunu tüpüne doldurduğum enstelasyon sergime kuratör olsam kendim ve birisi gelip “lan ne mal adamsın, bu sanat mı?” dese ona “ben de bazen aynen öyle düşünüyorum” mu derim yoksa “olm sen yandaş medya mensubu musun lan?” mı derim bilmiyorum.

Bu güzel yazının sonunda da dots and fullstops’un bir psikopat gibi, gazetelerden farklı boyutlarda noktaları kesip bir kartona yapıştırıp, daha sonra minareyi çaldık şimdi de kılıfı hesabı “yazının en temel, en basit formu olan nokta” falan gibi laflarla bunu sanat olarak nitelendirilmesi ile ilgili bir paragraf yazmadan bu yazı bitmezdi ama bitti. Sonra ben buraya başka bişi yazdım ama o en son yazdığımı en başta söyledim diye burası boş kaldı, sonra da bu paragrafı yazarak olayı neticelendirdim. Burada ise ayrıntılı bilgi var dots and fullstops ile ilgi dolu.

Danimarka’lı Sunuyor Abicim!

İş hayatının en güzel kısımlarından birisi uzun ve sonu gelmez toplantılardır. Bunların çoğunda ben ilk 30 dakika ne olup bittiğine dikkat ederim sonra beyin uyuması gerçekleştiririm. Beyin uyuması askerde öğrendiğim, gözler açıkken uyuyabilme ve fiziksel olarak oradayken düşünsel olarak bambaşka bir yerde olma becerisidir. Hasını yaparım.

Uzun toplantıların bir diğer süper kısmı ise uzun sunumlardır. Bak yemin ediyorum gerçek hayatta adam gibi yapılmış 1 tane sunum görmedim. Hadi onu geç, ya da geçme ya, geri gel. Hatta şunu söyleyeyim gördüğüm sunumların %99’u (%1’i açık kapı bırakmaca) kefir içmek gibiydi. Kefir hiç içmedim aslında ama içsem öyle olur bence.

Türk sunumunda her okunacak, söylenecek söz 12 punto powerpoint’e yazılır. Sonra da çoğu kez eldeki kağıttan, ruhsuz ve monoton bir şekilde okunur. Ek olarak uzun veriler, tablolar, excel şekline sokulup powerpoint’e import edililir 120 sayfa falan. Tabi kimse tınmaz bunları. Ben zaten çoktan kopmuş gitmiş olurum.

Ama elin danimarkalısına bak. Data işte böyle sunulur diyor ve Danimarka’da yapılan, içeriği beni hiç ilgilendirmeyen bir konudaki sunumda. Kısa öz, net, dikkat çekici. Ben bu sunumda uyumam abicim, bakarım buna ben. Sen de bakar mısın 14 şubat’lı?

Insert Coin StopMotion’da 3D Manyaklık!


Evet yüzlerce stopmotion animasyon gördük bugüne kadar. Bazıları sadece stopmotion olmanın verdiği güzellikte ve bu teknikle yapılmanın getirdiği enteresanlıkta kaldılar(benim sakal videosu mesela), bazıları ise işi 3-4 adım daha öteye taşıdı. Ama bugün denk geldiğim bu “insert coin” hem bizim eski c64 günlerimize dokunuyor ama asıl stopmotion animasyonun nasıl yapıldığını bilen adamlar için beyinsektesi yaratıyor. Demir paralar ile o 3D animasyonları yapmak mevlana’da olmayan bir sabır istiyor resmen.

Lego Printer Diye Bişey Var Evrenimizde!


Lego. Sen ne kudretli bir şeysin. Bir firmanın, bir markanın görsel özeti, algının anlık kapışkasının cebinde kalansın. Mesela nike’ın legosu, coca cola’nın legosu, nerede görsek tanıyacağımız…trololololo :P Herneyse bu lego printer çok süper adeta ve resmen!

Watafak Tipografik Yaklaşım Buğulama!

Tesadüfler hayat adı verilen yaşamımızın şekillenmesinde bir maestro görevi görür. Olmadık anlarda olan olmadık olaylar bizi bozanın üzerindeki tarçın öbeği gibi bir sağa bir sola sürükler, bırakır (drag&drop). Dün de ben bir watafak görseli için google’larda araştırmalarımı derinleştirmişken bir de ne görsem! İşte bu ispanik tipografik site karşıma çıkması ile ben yere bir kapaklan!

Tipografik tasarımlar hakkında yeterince günah çıkardım, o yüzden, ben eskiden bunları hiç tınmazdım ama bir gece 255,255,255 (rgb) sakallı bir dede gelip beni aydırdı konusuna girmiyorum. Sadece günah çıkarmak için bir kutumtrak ama arasında da eski mutfak dolaplarında olan şeyler, derken tam bu paragrafta iyice saçmaladığımı bana e-mail yolu ile bildiren Samsun Zangoçlar ve Zangoçlara Gönül Verenler Derneği üyelerine 4 kilo kimyon yolluyorum.

Daha da Davos’a gelmem diyerek konuyu bulanıklaştırıyorum ki, bu focuslayamayan kamera etkisi yapıyor yazıda, ama sonra odaklayarak konuyu bağlıyorum. İşte bu watafak sitesinde çok güsel bazı tipografya elementleri, mesela Fe demir demek! H2o ise zaten bir celebrity! Bak watafaklara buradan.

Türk Telekom ve Kanser Arasında Koreleasyon!

“Dün yazmaya çalıştığım” desem yanlış olur, “dün yazmayı 4-5 kez başardığım ama her seferinde publish ederken internetlerin kayıp dehlizlerinde kayboldu” desem de yanlış olur, ki doğrusu nedir, şudur. Türk Telekom’un son 2 gündür yurt dışı çıkışlarında sorun olduğu için sadece wordpress’te değil, bir takım başka sitelerde de türk internetçisini kanser etme planı doğrultusunda 4-5 kez yazdığım yazı yok olmuş en sonunda ne publish edebilirsem kardır gibilerinde tırt bir lena yazısı ve hatta allah kahretsin artı bok!

Evimde kurtuldum telekom’dan, daha önceki 2-3 yazımda nasıl kurtulduğumu, telefonda başıma gelenleri falan anlatmıştım, ama iş yerinde mahkumuz türk telekom’a. Bugünde bir sürü site saniyelik aralıklarla online/offline gidiyor. Bizim gibi hayatı bilgisayar ve internetlerin başında geçenler ise türk telekom asbestosu ile kanser olmaya devam ediyor.

Eurovizyonu ve Gönlümü Kazanan Satellite Lena Albümü İnterweblerde!

Dikkat kesilin, size bir sır veriyorum. Karadenizde veya başka denizlerde alabora olan deniz taşıtlarınız mı var? “Nen var kuzum” diye soru mu soruyor arkadaşlarınız? Evde hamile karınız sebze yemekleri ile hayatınızı domine mi etti? Sorunlar çözüldü!

Eurovisionu ve benim gibi millonların sevgisini kazanan bıcır kız lena’nın albümü çıktı. O satellite şarkısını bir aralar günde 20 kere falan dinleyip her seferinde çok sevmiş bir adam olarak tekrar dinledim ben de. Düşündüm ki bu şarkı dünyanın insanı en mutlu eden şarkısıdır! Hem şarkı, hem kızımızın şirinliği ve supradin aksanı….

Bu yazıyı belki 5 kere yazdım bugün bir türlü publish edemedim, wordpress paso offline oldu! O yüzden burada keselim link

%d blogcu bunu beğendi: