Archive | Nisan 2011

“Kendi Kendini Dergi Kapağı Yapmak İçin Celebrity Olmayı Bekleme, Sen Dergi Kapağı Olmana Bak” İsimli Dev Yazı Dizisi

Mesela 80’lerde olsaydı ve sen de Milli Vanilli’den Milli ya da Vanilli olsaydın, olacak olan bir diğer olay türlü dergilere kapak olacağın olayı olurdu. Olmaz mıydı? Olurdu. Demek ki olur olmaz konuşmuyorum burada.

Ama sene 2011 olduğu halde sen hala ünlü biri değilsen dergi kapağı olma şansın nedir? Bursa’lı zengin ailelerden birinin oğlu falan değilsen çok azdır. Belki kendini Kanal İstanbul güzergahında yakarak protesto edersen falan TIME’a falan kapak olabilirsin ama yok ya ne diye olsun abicim. Hiç bi şekilde dergi kapağı olamazsın. Ben mesela ünümün doruklarındayken Blue Jean dergisinin Heavy Metal köşesinde ve Rock Kazanı dergisinin bir sayfasında çıkmıştım ama o kadar. Kapak olmak öyle kolay değil. Peki teknoloji çağında bu türlü bir ihtiyacı tatmin edilemeyecek mi insanların? Tabi ki edilecek. Tutun elimi bir yolculuğa çıkalım sizinle. İnanmayanlar yukarıdaki görsele baksınlar, açlık kan şekeri 220 olan biri olarak Men’s Health dergisine kapak olduğum onlara kapak olsun.

Evet bir dergi kapağı yapmak için kendini hemen bir fotografını bul. O kısma karışmıyorum artık erotik bir foto ile kendini MAXIM’e mi kapak yaparsın, laci’leri çekip Smart Money dergisine mi kapak olursun sana kalmış ama yapacağın şey hemen fakeazine.com adresine gidip upload a picture’a tıklamak sonra da yandan kapaklardan birini seçip publish diyerek kapak olabilirsiniz bu kadar basit. Mesela bak ben burada kapak oldum. Sen de buradan kendini kapak et!

Jaman Subtitler


Bi aralar bunun farklı ve tamamen hint filmlerine dayanan bir versiyonunu paylaşmıştım, Jaman ise daha fazla filmden seçim yaptırtıp komik altyazılar yazmamıza olanak sağlayan ve daha sonra türlü sosyal paylaşım sitesinde otomatik portakal soyan bir site…Hayrını görün!

Evlilik Davetyesinde Solo Test Tarzımtrak (ama tam değil) Yaklaşım!

Bakın solotesti bilmiyorsanız benim size söyleyecek bir lafım olamaz! Zamanında solotesti çözmüş ve ezberlemiş bir insanım. Ne zaman yapsam sürekli “200 puan Bilgin” olduğum için üzerimde bir baskı oluşturdu. Allahtan bilgin olmayı başardım bu genç yaşımda ki bir bakıma bunu solotest’e ve üzerime yüklediği bu baskıya borçluyum. 23 atmosfer vardı o basınç öyle söyliyim.

Evlenmeyen adam anlamaz eve perde bakmak ve evlilik davetyesinin nasıl olacağı bir evliliğin %80’i falandır. Tabi başlarda böyle, ilerledikçe evlilik kurumu, yeni %80’lere yelken açarsın ama bugün o ilk adımda kalalım biraz. Ayrıca dün yeni klavyeme alıştığımı dile getiren bir yazı kaleme almıştım. Yeterince virgül yapmamışım o zaman ki, şu an anlıyorum. Virgül olması gereken yerde enter var sürekli entere basıyorum lan!

Evet benim evlilik davetyem mükemmel olacaktı. Çocukken 3D kitaplar vardı, sayafalarını açınca kartondan karakterler, şatolar falan oluşurdu. Evet benim evlilik davetyem için de öyle bir plan yaptık ama son 2 gün olduğu için yapamadık bunu. İçimde kaldı desem yalan olur, pek tınmadım. Daha sonra bu işi daha ciddiye alan insanlar/çiftler tanıdım ama. Evlilik davetyesi diye gerek balataları sıyırdılar, gerek çivileri çıktı, ve hatta ipleri koptu.

Bugünkü yazıya konuk olan davetye ise aslında hoş bir nüans içeriyor yazdığım an, nüans kelimesini belki de ilk kez yazılı olarak kullanmış olabilirim gibime geldi. Nüans! Evet bu nüans ise nasıl bir nüans. Durun da nüansı açıklayayım. Nüansa göre tepedeki noktalı yerlerdeki daireleri istediğiniz gibi delerek, davetyeye istenilen nüansı katma nüansına sahipsiniz. Alın bu nüansı tepe tepe kullanın. Hatta nüans iyice nüandrik bi nüans olsun isterseniz daha çok delik deldirin, daha ufak delik deldirin, pixeliniz ufak kalsın, nüansınız artsın böylece. Al sana nüanslı davetye.

Adobe Creative Suite (CS) 5.5 Master Collection Çıktı ve Adobe Lafı Nasıl Telaffuz Edilirden Yola Çıkan Otoeleştiri!

İşteki yeni bilgisayarıma, Adobe CS 5’e, Max2012’ye, SSD Harddisk sayesinde masaüstünde çalışamamaya, 7 terabyte’lık harddisk silsilesinde arşivleri nereye aldığımı bulmaya ve baharın gelmesine alışamadım.

Yeni klavyeme ve meauz’uma ise süper alıştım ama yetmedi. Neye yetmedi diyeceksiniz, tabi ki bloglarıma zaman ayırmama yetecek kadar hızlı çalışıp vida arttırmama, ki ustanın iyisi vida arttırırmış, bilinen gerçektir. Ben vida arttıramadım. 3DMax çöktü. Ardından tüm medya’nın network’ünde spastik bir yavaşlama sayesinde dosya transferi sekteye uğradı (70mb dosya 30 dakikada gidiyor :S). Bunun üzerine IT’cimiz ender’i arayayım dedim, elime telefonu aldım baktım telefonum çalışmıyor. Yanıma yeni gelen çekirge serhat’ı engin bilgilerimle donatayım dedim, onun premiere’i çakıldı. Herşey ters gitti.

En son evime gideyim bari dedim. Arabaya bindim baktım akü bitmiş. Sonraki gün akücü çağırdım 150 TL’ye 60W mutlu akü taktı, çekirge serhat daha 2 gün önce 120TL’ye aynı aküyü aldığını ve kazık yediğimi söyledi. Aksilikler bitmek bilmiyordu. Sonunda hafta bitti.

Tüm bu aksilikleri ise ben nedense CS5 yüzünden olan aksilikler diye hatırlıyorum. Yıllardır Adobe’nin güncellemelerini es geçiyor CS2/CS3 arasındaki yerimden memnun bir halde takılıyordum. Ama bir dakika! “Adobe’nin” yazmak da neyin nesi değil mi? Bu firmanın adı “adob” okunmuyor mu? Yoksa ben onu “adobe” okuyorumda, ekini o yüzden “adobe’un” değil de “adobe’nin” mi yazıyorum yoksa?

Evet üst paragraftaki sorun derin bir yaradır bende. İşin aslı şu: Adobe’nin okunuşu aslında yıllarca benim de sandığım gibi “adob” değil aslında. Doğrusu “adobi”. Evet ilk anda şok etkisi yapıyor. Adobi dodobi ne lan bu! Ama sonra alışıyorsun ve doğrusunu bilince etrafta adob diye dolaşan insanları düzeltmek istiyorsun, hatta adobe diyenler bile bol vatanımda. Ama tabi düzeltmiyorsun, hele benim durumumda olduğun zaman, “yavşak iyiki amerikada yaşadın her boku biliyon” tarzı bir serzenişle karşılaşmamak için bu düzeltmeyi yapamıyorsun. Bir diğer örnek ise “fajita” olarak bilinen yemektir. Meksiya yemeği olan fajita’nın en doğru okunuşu aslında “fahita” ama “fayita”ya da razıyız ama ne yazık ki bu da, hatta çoğu restoranda fajita diye J ile okunuyor. Bunu düzeltmeden durmak zorunda kalmak ne demek biliyor musun sevgili okur? Bilirmisin biz meksika deriz ama elin meksikalısı mehiko der ülkesine? peh peh

Evet beni sekteye uğratan cs5’e daha alışamadan cs5.5 çıktı onu diyim dedim de bu cumartesi gece 2:57’sinde zamanım varken, bu haftaiçinde de hem birikmiş işlerden, hem de normalde 10 dakikada yapacağım şeyleri 1 saatte yaptığımdan dolayı fazla bloglarıma özene bezenemeyeceğim gibi görünüyor. Bu arada 23 nisanda bana yollamış olduğunuz tüm hediyeler çok makbule geçti. Bu senede başbakan koltuğuna oturtmadılar ama beni. Al cs5.5 yi

Portal 2 İçin Crack Fix Yayınlandı! (Skid Row)

Yorgunum be gamsız. Bahar beni bitiren bişey. Extreme Bahar Yorgunluğu sendromundan muzdaribim. Allerjiler ufaktan başladı, yataktan kalkasım yok.

Bunun üstüne iş yerindeki bilgisayarıma daha tam alışamadım. CS5’e hiç alışamadım, ruhum sıkılıyor. 3-4 ay duştan çıkmadan yaşamak istiyorum.

Bunlar sizin derdiniz değil ama, sizin derdinizi biliyorum ben. Yıllarca beklediğin portal2 geldi bir gazla indirdin ama çakılıp duruyor değil mi? Evet o yüzden de crack fix diye arayışlara girdin ve bu siteye geldin. Stream forumlarında ağlanan adamlar çok dolayısı ile oyunun kendisi de biraz problematik sanırım ama skidrow bir takım çökmeleri önlediğini iddia eden bir crackfix yayınladı. Eğer çakılıyorsanız bir de bunu deneyin.

Ben şahsen yaklaşık 1 saat kadar oynadım oyunu. Çok güzel. Hala çok komik ve daha işin başındayım dolayısı ile beklentilerim karşılanıyor diyebilirim. Çakılmalar artarsa bu crackfix’i deneyeceğim ben de. Buradan indir / oyun arşivinde de var

Portal 2 Skid Row Tarafından Yayınlandı!

Saat 10:56 ve ben 1-2 gündür rahatsız gibi release sitelerini refreshliyorum. Portal 2’yi bekliyorum durmadan. Birinci oyuna doyamamıştım, 2 ile coşman istiyorum.

Seyrettiğim videoları ile iyiden iyiye gazı kökleyen portal2 scene’in delikanlı çocukları skid row tarafından az evvel yayınlandı. Söyleyecek fazla şey yok. Bu sefer ki kek gerçek! Linkini yidimin.

Yeni Bilgisayarım Sayesinde Bilgisayardan Anlamaz Hale Geldim!


Bi süredir bloglarıma gereken özeni gösteremiyorum, peki neden? Tabiki bilgisayarım yok!
Evet artık yılan hikayesine dönen süpersonik bilgisayarım bugün işe geldiğimde masamda duruyordu. Aslında durmuyordu, aşağı inip kendim taşıdım belim ağrıdı. Herneyse aleti açtım ve windows7 ile tanıştım. Tanışmamla uyuz olmam bir oldu. Tüm kullandığım programlarda da CS2 düzeyinde kalan bünyeme herşeyin 64biti, herşeyin CS5’ine geçmemle birlikte hem işletim sistemine hem de kullandığım programlara fransız kalmış olduğumu gördüm. Gün boyu photoshop’un arayüzüne alışmaya çalıştım çok alışamadım.

Ana harddiskiminde 120GB SSD harddiskine dönüşmesi ve windows ve programlar sonrası 50GB boş yer kalması da ayrıca beni kıllandırdı. Umarım hızı deyecek diyorum. Bi takım plug-in’lerimi de kuramamamın vermiş olduğu cibiliyetsizlikle de artık bilgisayardan anlamayan adam haline geliyorum. Vatana millete hayırlı olsun.

Portal 2 CloneDVD-ENG P2P Tarafından Yayınlandı!

Efsanevi olacağını öngörüyorum bu oyunun ama bir Crysis ya da Call of Duty gibi değil. Bir sürü mal arkadaşımız es geçecek, “e abi ateş edemiyoruz ne bok yiyoruz biz burda” falan gibi sebeplerle…

Ama ilk oyun hiç beklenmedik bir süpriz olmuştu, bu daha da iyi olacak biliyorum. İlk oyunu başından kalkamadan bi oturuşta bitirmiştim. Oyunun en başında olaya biraz alışamamış, ilk 2-3 level’da zorlanmıştım. Ama olayın mantığını kavrayınca hızla ilerlemiş, orta level’ları oldukça kolay bulmuştum, son 2-3 level ama uzunluğu ile epey kastırmıştı.

Tabi oyunu belki de bu kadar sempatik yapan kısmı glados bilgisayarı idi. Bazı yorumlarına gülmek için oyuna ara vermek zorunda kaldığımı hatırlıyorum ve tabi efsanevi “cake is a lie” olayı ve süper tatlı şarkısı ile bittiğinde bile hala güzel bir tad bırakmaya devam ediyordu.

Ben çok sevdim portal’ı çünkü bazen düşünüyorum “ulan hep aynı oyunları oynuyoruz, grafikler biraz daha iyi oluyor, kaplamalar, haritalar değişiyor ama ha babam adam vuruyoruz, farklı ne yapılabilir?” diye. Ve portal bu soruya suratta tekme gibi bi cevap oldu bence. First Person non-shooter.

Henüz crack olmasada clonedvd’yi alıp olaya hazır olmak isteyenler için de link vererek kopuyorum. Resmi sitesinden son “boots” videosunu seyrettim de şimdi, ulan çok güzel be! Resmi site / Clonedvd Linkler

EOS ile Gel Vatandaş Teaser!


Evet son 2 günü tamamen fotograf makinesi, laptop, kafada güneş engelleme aparatı paltosu, kafa sana yamuk, çene ile laptopu omuzda dengede tutarak geçirdim. Gökhan’ın süper keşfi EOS programı sayesinde video’ya aşık oldum. Önceden sefil renkler, doku ve focussuzluk daha doğrusu çok focusluluktan dolayı kaçındığım video artık sürekli yanıbaşımda olsun istedim. Bu isteğim ile benim aramda kalmayın. Perişan ederim sizi!

EOS ile Testlere Devam…


Bugün bu testlerle uğraşıyorum. Bir bilgisayara bağlanmak zorunda olması kameranın, mobiliteyi zorluyor. Hadi hareket etmek o kadar zor değil ama çektiğin şeyi ve neyin odaklı neyin focus dışı olduğunu sadece laptop’un ekranından görebiliyorsun ve o da o kadar çok yansıyor ki, çoğunlukla ne yaptığını bilmeden rastsal şeyler çekmek zorunda kalıyorsun. Konu mankeni Ahmet Ersan, Radyo S’de akşamları 18:00’de programı var dinleyin.

Fotograf Makinesi ile Profesyönel Video Çekelim (EOS) Testi Başarılı Geçti!


Bugün televizyonlarda kullanılan kameralar ile sinemada kullanılan kameralar arasında en büyük fark, yarattıkları his açısındandır. Video ile film arasındaki bu görüntüdeki doku ve ayrıca depth of field kontrolü “vay vay riddley scott sahnesi gibi” ve “oyy oy inegöl tv gibi” arasındaki lafları söylettirir bize.

Geçen gün Gökhan yanıma gelip bir program vesaiti ile fotograf makinesini USB’den bir bilgisayara bağlayıp, video çekebildiğini belirtti bana. Ben başta pek tınmadım ama 1-2 gün sonra gelip yaptığı şeyi gösterince hemen gidip bir sucuklu tost söyledim ve olasılıklar üzerine düşündüm. Sonra da permütasyonlar üzerine düşündüm. 3. kartil’den geri geldim.

Alıyorsun abi kamerayı, kuruyorsun EOS adındaki programı ve sonra bilgisaayarın işlem gücü ile foto kameranın renk & depth of field güçlerini birleştiriyorsun.Sonra üstüne biraz grain attın mı oluyor sana voltransal süper görüntü. Monochrome edip, biraz kontrast dayadın mı falan da leziz oluyor. Yukarıda gökhan’ı “doğal olmaya çalışırken” görüyorsunuz :DDD

Japonya Depremi Esinlenmeli Umut Serpme Amaçlı Genki Sudo İçerikli Slow Motion Dans Videosunu Sevdiğimi Bilin Yeter!


99 depremi esnasında İstanbul’daydım. Bir gün sonra taksim’e gidip abd vizesi almaya çalışacaktım. Evren insan ismi ile bilinen ama gerçekte insanlığından şüphe edilen bir candostumun, nam’ı diğer vitesadamın öğrenci evinde kalmaktaydım. Gece 3 gibi sallanma başladı, ben evin en arkasındaki odada yatağa yatmış kitap okuyordum. 2-3 saniye gülümsediğimi hatırlıyorum “thehehe deprem oluyo teheheeh” diye. Çünkü laçkaydık biz. Bi sürü kez depreme tanık olmuş ama hiç gerçekten hasar veren bir depreme tanık olmayan şımarık bir piç gibi eğlendim. Eğlencem 3-4 saniye sonra “lan?” sorusuna, bi 2-3 saniye sonra da “yok artık!” ünlemine dönüştü. Yataktan fırladım. Kapıyı açtığımda hemen yan odadan ev arkadaşı Alper’in odasından panikle fırladığını gördüm ve koridorda koşmaya başladık. Yerkubbe brutal vokal yapıyordu biz koşarken “UĞĞĞ” diye derinden geliyordu ses ve kapının önüne geldiğimde 3 gündür evinde misafir olmama rağmen Might and Magic 7 oyunu yüzünden hayattan kopmuş ve yüzüme bakmamış evren ile karşı karşıya geldim. Gözlerimiz buluştuğunda benimkiler “hadi sittir olup çıkalım dışarı” diye bakıyordu, evreninkiler ise “çoraplarım nerede” falan gibi bir bakış içerisindeydiler. Bu esnada ev arkadaşı tolga’nın da bize katılması ile sokak kapısından çıkıp, merdivenleri last ninja 2 gibi indik. Sokakta bi 30-40 saniye geçirdikten sonra artık etraf kalabalıktı. Herkes evlerinden çıkmış uykulu gözlerle etrafına bakarken, evren apartmandan çıktı, kulağındaki 23 küpe ayışığında parlarken “çorapları buldum lan” dedi.

Bir gün sonra taksime gitmek için sokağa çıktığımda yollarda trafik vardı. Çok fazla trafik. Ve bütün arabalar ambulanstı.

Seçim 2011 Jenerik


Bir sürü insan var seçim onlar için bir pazar günü gidilen bir okuldur. Duvardan koda bakıp hangi odaya gideceğini öğrenir onlar. Daha sonra odaya gidip öğretmen masasının orada oluşturulmuş alanda 5-6 kişilik bir ekibin önüne geçerler. Bir takım listelerde isimleri vardır, ellerine oy pusulası, zarf, damga tutuşturulur ve odanın köşesinde dandik bir platform ardındaki yere yollanır. Orada damga ile basar insanlar. Devlete üstün oldukları tek meclistedirler artık falan gibi şeyler yazıyomuşum tıahahah.
Herneyse böyle olaylarda yeni programlar yapılır ben de onların jeneriklerini yapan adamım işte. Dikkatli seyredin, ekrandayken sağla solla ilgilenmeyin!

3DS Max 2012 ISO Tarafından Yayınlandı!

Geçenlerde karımla olan bir sohbet esnasında kendisinden “Bence en iyi program Excel” lafını duydum. İşte evlilik böyle olmalı. Çünkü gidip hamilelikle iyice şişen yanaklarını ısırmak istedim bu söylem üzerine. Beni engelledi. İşte evlilik böyle olmamalı!

Kendisi bir lojistik mühendisi olduğu için hayatı varsa yoksa tablolarla, hücrelerle arasında geçtiğinden dolayı excel ile kurduğu bu yakın ilişkiyi yadırgamadım. Ama kesinlikle kendisi ile aynı fikirde değilim. Bir adaya düşsem ve 1 tek program kurulu bir bilgisyar sahibi olma hakkım olsa ve o programda excel olsa hemen o bilgisayarı sökerim kasasından mangal yaparım açıkça söyleyeyim. Ama o program 3dmax olursa böyle yapmam, çünkü 3dmax alemlerin en geniş uçlu programlarından biridir. Mayacılar, 4dcinemacılar üstüne alınmasın şimdi, onları da takdir ediyoruz ama aynı işe yarayan ama birbirinden biraz farklı yollar izleyen bu programlarda candır. Ama benim gönlümde 3dmax’in yeri ayrıdır.

Çoğu 3dmax’çi vatandaşımız gibi ben de max’i kurcalaya kurcalaya öğrenmiş bir adamım yazıyordum ki tam, aslında max’i tamamen bilen kimse olduğuna inanmadığım aklıma geldi. Ben kendime yetecek kadar hakimim bu arkadaşa. Özellikle organik olmayan şeyler konusunda da fena sayılmam, renderingim biraz zayıftır gerçi, o kısımda çok sıkılıyorum ama modelleme falan daha eğlenceli bence. Hrneyse ya ne anlatıyorsam bunları.

Bugün baba gruplardan iso tarafından 3dmax arkadaşımızın 2012 versiyonu yayınlandı. Onu belirtmden geçemeyeceğim. Nereye geçiyorsun olm diyenlere de şunu söyleyeyim, bi yere geçtiğim yok. Alın link verenin, piliç kuşananın.

New York’ta Beş Minare BRRip Çıktı!

Şimdi şu soldaki afişe bakalım ve soldan sayalım 1) Haluk Bilginer, bana Umut Sarıkaya’nın çizdiği bir karikatürü, 2) Mahsun Kırmızıgül, arabesk müziği, 3) Mustafa Sandal, Cep telefonunu önce güneşe sonra gölgeye koyup “lan gölgede aynı lan bu” fikri üzerine kurduğu şarkıyı, 4) Danny Glover Lethal Weapon efsane serisini, 5) Gina Gershon erkekler arasında yapılan, “güzel değil ama seksi kadın” klişesini, ve Robert Patrick’de Civa’dan yapılmış terminatörü hatırlatıyor. Bu isimleri andın mı bende oluşan algı budur. Bunları bilerek yolumuza devam edelim.

Orjinali Bitlis’te olan 5 minarenin tarihi eser kaçakçıları tarafından büyük elma newyork’a götürülmesi üzerine kurulan senaryo desem, daha en baştan bi sürü kişi diyecek ki “büyük elma ne lan?” di mi? Bunun ayrıntısına girmeyecem, zaten üstünde kesin olarak anlaşılan bir sebebi de yok ama ilgilenenler gugıl’larına yazsın baksın. Yanlız unutmayın terli terli gugıl araması yapmak tüberküloz yapar!

Evet film hakkında söyleyecek tek kelime sözüm yok. Onu anladığımıza göre bari ne diyim onu anlamadım ben. Film p2p grubu  absurdity tarafından salındı internetlere. Aslında en güzeli, bence şu an Türkiye’nin en komik adamı olan Umut Sarıkaya’nın süper bir carrecoutre’ü ile bitirmek. Alın bitin. Alın filme link.

Heroturko Yasaklanınca Gidilecek Site Yeni Heroturko Sitesidir!

İlk ortaya çıktığı zamanlarda bizim gibi vektöre, bitmapa aç kitle için e-mekke haline gelmişti heroturko. O dönemlerden başlayan arşiv klasörleri aldı yürüdü, derde tasaya aç varlık insan için yeni bir dert türü ortaya çıktı. “O kadar büyük vektörel arşivim var ki aradığımı bulamıyorum” diyen yavşaklara dönüştük. Bu bende ayrıca footage bazında da tezahür etti ki, bir vektör 20kb, bir 1080p HD video 400Mb karşılaştırmasından siz düşünün artık gayri sıhhi milli harddisklerin içine çöreklenmiş şeyleri!

Sonra artık ilk açlık geçince, ne yapıyoruz olm biz, biz manyak mıyız tarzı bir uyanış yaşadık ve artık proje bazlı downloadlara yöneldik. Ne lazım olursa girip, işimize yarayanı alıp, işimize döner hale geldik. Böylece tirilyor tane dosyayıda arşivlemek ve aradığımızı içinde bulamaz hale gelmek dönemi bitti. Ama üniversite kantinlerinde anlatılan “risk nedir?” “risk budur” boş kağıt vermesi hikayesinden daha da riskli bir durumdu bu aslında çünkü biz internetleri “feliçita” gibi kapatılan bir ülkenin evlatlarıydık ve en ihtiyacımız olduğu anda gerekli bir site bu şekilde kapandığında anüs gibi kalıyorduk ortada.

Ben de 2-3 ayda bir footage bakmaya girerim heroturko’ya ve baktım ki bugün sitenin tasarım epey değişmiş. “Mahkeme fırını el koymuştur” kırmızı yazısı ile karşılaştım. Sonra bunların kardeş sitelerine gittim baktım sorun yok. Güzel de istanbul videoları buldum o esnada heroturkonun yeni bir site açtığını gördüm gittim baktım aynen devam ediyor hakikaten. Size de heroturko gibi siteler lazımsa 2 link vereyim de halkımın grafikeri zibil gibi kalmasın ortalıkta. Bunlardan birincisi eski heroturko elemanlarının, heroturko el değiştirdiğinde oluşturduğu site, diğeri yeni heroturko sitesi.
http://www.gfxtra.com/ // http://www.byhero.com/

Can’t You See I’m Busy: Word Gibi Breakout Oyna!

Breakout nedir desem ve etrafına baksam ne görmek istiyorum biliyor musun? İnan ben de bilmiyorum. Yani şunu görmek istiyorum desem yalan olur. O zaman bişey mi duymak istiyorum? Birisi “ya çok eski oyundur” falan gibilerden bi laf mı etse acaba? Yok valla. O da değil. Ama sanırım neden bahsettiğim anlaşılsın istiyorum olabilir. Evet bak düşündüm şimdi, bi laf ediyoruz, boşa gitmesin istiyorum abicim. Şu hayatta çok çektim bu boktan. Kalkıp anlaşılamamış müzisyen triplerine falan da girmiyorum ha, ama çok espiri boşa gidiyor, hadi boşa gitsin gitmesine de, bi de “ne diyo bu mal ya” bakışları oluyor. Bari onlar olmasa. Bari kıymet bilmiyorsunuz, bari biraz insan olun arkadaşım ya. Zaten zor günler geçiriyoruz millet olarak. Zaten vatanı koruyacak, onu yeni doğmuş bir bebek gibi kollayacak Nihat Doğan bile yok topraklarımızda allahım yarabbim!

Tüm söylediklerimin konumuzla bir ilgisi yok. Aslında var ama çok az var. Breakout’u bildin mi? Onu mesela word içindeymiş gibi oynamak istermisin? Hemen bir SWOT analizi yapalım. Güçlü yönü oyun oynadığın anlaşılmıyor, dolayısı ile müdüründen korkmana gerek yok, zayıf yönü grafikler biraz oynadıktan sonra sinir bozuyor, fırsat olarak böylesi gereksiz bir oyunu oynamanın vermiş olduğu spektaküler bilgi dağarcığının etkisi ile hiç tanımadığın bir erkek…

tam burayı yazarken gelip benim monitörümü aldılar, bişeyler denediler şimdi 1 saat geçti aradan ben ne yazdığımı bilmiyorum, hadi onu salla, direksatış için 1 saat içinde bi iş bitirmem gerekiyor o yüzden hızlıca toplarsak, al bak brakout oyununun word gibi gözükeni aman aman aman. Alttan start game’e basacan onu bil de.

 

Lisa Nova Made it Possible For Me to Make a “Funny Women” List!

I’d like to start with a question this time, because questions are more important than the answers in philosophy, and if you are reading a blog, no matter whose or with what content, blogs are there because, their writers like to think they are smarter than you, and what better way to state you are smart, other then talking about philosophy right?

So thats why we are writing and you are reading, and if you are bored and not reading anymore then its because you cant understand what we are talking about, and this alone makes us philosophers or artists, who are not understood, ergo in a way or other we own and you suck. If you dont have your own blog that is!

So where is the question you’ve been bitching about, you ask. Nice, now you are asking questions and as you can see, I already started some sort of awereness and made you ask questions! With this pace I’d like to belive I can change the world, only if I could write more english content yet I’m kinda lazy about it. I’ll just have to settle with changing Turkey first. Bummer…

Aaaanyways, ffs, wtf, stfu already, you think, and I can sense that, dont ask how, because asking too many questions, just about with everything else, is not good. Dont overdo things. Just do things. Then dont do them anymore!

So here is the question, which is at the same importance scale of “is there a god?” and “if universe is expanding, where is it expanding to?”. Why arent there any funny women around? And I know its a flawed one since there are funny women but with exceptions proving the rule I wont ask it as “why are there so few of them?”. Those that are funny are the exceptions and therefore negligible and ignored. Or are they? Well I’d have to say, they arent! They are full of win!

Before today, I used to think there is only one woman who could make me laugh like a dude could and although at first this might sound somewhat gay, as in I’d prefer something being done to me by dudes than gals, it actually is a statement of full testesteron and manlyhood! I’ll let you think about it for a while, but only after you read this whole text first!

Chelsea Handler was the one and only woman who could make me laugh like a dude could, before today and I’m adding a second name to the list, making it an actual list this time: Lisa Nova. I’m not gonna talk about Chelsea Handler because it would be like introducing Steve Jobs, and if you know steve jobs and dont know Chelsea Handler, maybe its your time to consider the probability of you, yourself, being gay! Or an apple product owner, which are basically the same thing

anyways.

So I really love these “epic rap battles of the history” and today I wanted to have my dayly dose of off them, and I watched Sarah Palin vs Lady Gaga, and thought Palin is hot, and I wondered who she was and so in credits I found a link to her own youtube channel. And after a few clicks I found myself doing what is known as lol to us nerds. Not in a misused manner, but for real, I was laughing and making sounds while doing it, interesting!

So yea I already passed the amount of english words I’m allowed to type a month therefore I’m gonna end this here but you gotta do yourself a favor and check Lisa out. Cenk out!

http://www.youtube.com/lisanova

Talleye: Bir Yerden Kazmaya Başlasam, Nereden Çıkarım?

İnsanın başına bişey ya meraktan ya kürekten gelir diye bir atasözü vardır. Ben de dün gece rüyamda birşeyi merak ederken buldum kendimi. Mutfaktaydım ve kapalı gözlerle chokella yiyordum ve hayır bu rüya değil, gerçek olan kısım. Çünkü ben uyanmadan gece kalkıp tatlı yerim. Peki bunu neden böyle yapıyorum? Elbette yatmadan önce yemek sağlıksız diye! Yattıktan sonra yemek hakkında bir araştırma henüz yok.

Herneyse bazen bu şekilde yakalanıyorum ve insanlar şaşırıyorlar. Mesela karımın kardeşi funda bir gece beni uyuyuk bir şekilde tatlı yerken yakalamış ve “aaa inanmıyorum” falan gibilerinden laflarla beni uyandırmıştı. Görüyorsun işte, nesine inanmıyorsun allaam yaraabbim?

Evet dün rüyamda merak etmeye başlamamla elime bir kürek aldım ve başladım yeri kazmaya. Merak ettiğim şey ise, buradan dalarasam kazmaya, dünyanın arkasından neresinden çıkarım idi? Böyle bişi yapsan ve teorik olarak ortanın ıssı olduğu gerçeğini bir kenera bıraksak çok komik bişi olur hem. Deliğe buradan atlarsın aşşa, merkezi geçtikten sonra yavaşlamaya başlarsın böylece bir oraya bir buraya doğru sürekli düşersin.

Ama tabiki bu bir rüya olduğu için böyle bir kazma işlemi gerçekleştiremedim ben. Dolayısı ile kalkınca elime e-kürek olarak da bilinen, ya da bilinmemesine rağmen bilinmesinde sorun olmayacak olan, ki bilmemem ayıp değil, öğrenmemek kayık, meeeaaauzu aldım elime ve hemen Talleye’ın google tribi olan “kazacaksın kazacaksın nereyi kazacaksın, ayaanı yerden kesçem senin dibine gideceksin” bölümünden kazımı yaptım baktım ki ohoo okyanusların ortasına çıkıyorum. Siz de bir yerden kazarsak arkadan nereden çıkarız olayını merak ediyorsanız hemen şu adresten kazınızı yapın.

DNA Mimarlık Web Sitesi Açıldı!

DNA Mimarlık Antalya’dan hizmet vermekte olan mimarlık & iç mimarlık firmasıdır. Bir süredir üstünde çalıştığım web sitesinin açılışı bugüne kısmet oldu. Vatandaşlarımıza ve tüm insanlığa hayırlı olsun.

http://www.dnamimarlik.com.tr/

%d blogcu bunu beğendi: