Archive | Ocak 2012

Bir Bloğa Daha Veda Ederken Yapımda ve Yayında Emeği Geçen Herkese Teşekkür Ediyorum [(Ya da Kral Öldü Yaşasın Yeni Kral) (Veya Her Son Bir Başlangıçtır) (En Olmadı, Artık Kendi Domainime Geçiyorum be Gamsız)]

2 senelik bir beraberlikten sonra artık kendi domain’ime geçmenin zamanı geldi de çattı!

Evet bu blogdaki son yazımı yazarken açıkçası duygulandım, sanki bi bok oluyormuşçasına. Oysa ki http://www.cenkozmercan.wordpress.com ölürken, www.cenkozmercan.com ve www.cenkozmercan.com/blog gibi spektaküler varyansları doğuyor. Her blog yazarının belli bir noktada geçtiği bu eşiği izin verin salonda TV karşısında tembel tembel yatan, ama çişi olan adama benzeteyim. Nasıl ki blog yazarları sürekli olarak kendi domainlerine geçmek isterler ama üşenirler, o adam da yatar orada kanepede. Bilir ki kalkacaktır yapacaktır çişini bundan kaçış yok, ama üşenir, erteler, 2 dakika daha tutmaya çalışır…Sonra bir anda ayaklanır ve gider yapar çişini. Yaparken hem rahatlar, hem de duygusal anlar yaşar. “İşte bir çiş daha yapıldı, klozetin karanlık sularına doğru özgür adımlarla ilerledi” diye düşünür. Arkasına yaslanır, 100.000 kez okuduğu aynı şeyi okurken tuvalette ama aklı hala o narin çişindedir. “Evet onu işedim, işemeliydim” der heyecanla, “Ama bu demek değil ki onu sevmedim.” diye ekler. “Her çiş benim için özel, her çiş benim bir parçam, her çiş beni ben eden, DNA’mın temsilcisi…vuslatla…sevgiyle…güzel anılarla…” Boğazı düğümlenmiştir artık, zorlukla nefer alarak devam eder “Ama her çiş bir son olduğu gibi, bir başlangıçtır da…Elveda sana, yolun açık olsun değerli üre”

Yoksa siz böyle vedalaşmıyor musunuz olm çişinizle? Hele halk tuvaletinde ardından bir tükürük ile arkadaş vermiyor musunuz onun yanına ha?

Evet bir veda yazısını ancak bu kadar bok edebilirdim ve ettim nihayetinde. Bir nevi ağlama palyaço, makyajın bozulur mu yapıyorum yoksa? İçim kan ağlarken böyle ipe sapa gelmez yazılarla göz yaşlarımı mı saklıyorum yoksa? Yok lan o kadar da değil ama resmen biraz garip hissediyorum.

Kısacası dün gece ani bir kararla kendi domainimi alıp, bir türlü bitiremediğim showreel sitemi ve blogumu oraya geçirmeye karar verdim. Saat gece 10 gibi falan. Sabaha karşı işin çoğu bitmişti. Hala upload etmem gereken 500 mb falan video var ve oradaki blog içerik olarak çok dımdızlak gözüküyor buraya göre ama herşey zamanla…

Son olarak bugün itibarı ile bu sitenin 2 senelik istatistiklerinden bir demet sunayım da, siz okurlar nasıl insanlarmışsınız biraz daha iyi anlayın haha.

786 yazı, 2,218 yorum (402 adedi benim cevaplarım), 260 follower sonrası aşağıdaki istatistikler oluşmuştur:

1) Açıldığı 2010 ocak ayından itibaren bugüne toplam hit: 212.772
2) Bunların 2010 yılında olanları : 46,103 ; 2011 yılında olanları: 159,197 ve 2012’de ocak 23’e kadar 7,557.
3) En çok hit alınan ay 2011 mayıs: 16,782, En az hit alan ay: 2010 Ocak: 1044 (gerçi bu 12 gün falan ama herneyse)
4) Gün başına ortalama 2010 senesi: 133, 2011 senesi: 436, 2012 Ocak: 334
5) En çok hit alınan gün 30 Eylül 2011: 1,382.
6) Toplamda en popüler yazılar 27.032 hit ile Haxball Taktikleri & İpuçları,  2. Heroturko Yasaklanınca Gidilecek Site Yeni Heroturko Sitesidir! (15,429) 3. Mafia 2 Skid Row Crack Fix – Sağlık Düşme Sorunu Çözüldü… (13,407)
7) İnsanları bu bloga getiren en popüler arama terimleri: 1) Haxball (15,165) 2) Heroturko (11,597) 3) PPVRIP Nedir (4,145)
8) Buraya en çok insan gönderen siteler: 1)Arama motorları (25,046) , 2) Facebook (2,170), 3) alphainventions.com (474)
9) Bu siteden en çok gidilen siteler: 1) byhero.com (6,190), 2) gfxtra.com (5338), 3)rlslog.net/mafia-ii-crackfix-skidrow (4853)
10) En çok yorum alan yazılar : 1) Haxball Taktikleri & İpuçları (91), 2) AsMerkez Outlet Bursa’nın Yıldızını Seçiyor Jenerik (38), 3) CV (38)

İlginç olaylar olan yazılar

1) Bin kez anlatmama rağmen insanların sürekli aynı soruyu sordukları (“Beni de programa çıkarın”) yazı : Değişime Hazır Mısın Teaser
2) Yorum yapan en ünlü kişi : Crytek – Cevat Yerli Crysis 2’yi Orjinal Alıyoruz
3) Yorum yapan en ünlü kişi runner-up: Heroturko Heroturko kapanınca gidilecek site yeni heroturko sitesidir
4) Mahkemeye verilmekle tehdit edildiğim contraversial yazı : Rezalet: İkbal sucuk
5) Toplamda kullanılan tema sayısı: 3.

Evet arkadaşlar, bu istatistiklerden sonra artık ufaktan kapatıyoruz. Yeni sitelerimin adreslerini bir kez daha vererek (showreel: www.cenkozmercan.com / yeni blog www.cenkozmercan.com/blog) http://www.cenkozmercan.wordpress.com’a da elveda diyelim. Ama durun ya, son olarak bu sitenin son 5-6 ayda neden bu kadar az update edildiğini göstereyim size, hak vereceksiniz.
Kuzey Wallpaper

İnternet Neden İnsanın Sahip Olup, Olabileceği En Önemli Şeydir.

Hayvandan farkı nedir insanın diye sorulduğunda bir çoğumuzun cevabı “beyin”, “zeka” vs olacaktır ve bunlar belli bir noktaya kadar kabul edilebilir yanıtlar olsa da, bugün ben biraz daha farklı bir cevap verip bunu “internet’in neden günümüzde insan için dünyanın en önemli şeyi olduğu” noktasına getirmeyi planlıyorum. Kafamda net olan bir konu olsa da, yazıya tam olarak dökebilecek miyim, emin değilim. Konudan konuya hızla atlama eğilimim bakalım beni yenecek mi…

Eskiden bir makale okuduğumu hatırlıyorum, yine bu soruya farklı bir yanıt veren. Ve o makalenin yanıtı bugün bir çoğumuzu şaşırtacak olsa da “baş parmak” idi. Derinlerine girmeye gerek yok diyerek ana fikirden farklı çok fazla birşey hatırlamadığım gerçeğini gizlememe izin verin, ama kısaca o yazının üstüne kurulduğu mantık şu idi: “Başparmağımız sayesinde nesneleri elimize alıp, onları istediğimiz gibi kontrol edip, kullanabiliyoruz.” Dolayısı ile taşdevri insanı eğer eline bir sopa alıp, bunun ucuna sivri bir taş takmayı beceremeseydi, çakmaktaşlarını birbirlerine sürterek ateş yakamasaydı, kısacası ilkel aletleri yapıp kullanamasaydı, insan belki de bundan onbinlerce yıl önce soyutükenmiş türlerden biri olarak tarihteki yerini alacaktı. Burada tabi ki o aletleri yapmayı, beraberce yaşayıp takım oyunu içinde avlanmayı/hayatta kalmayı “akıl etmek” önemli, ama akıl edip de sadece fiziksel olarak bunları beceremeseydi ne olacaktı? Kısacası ilkel yaşam şartlarında cisimleri eline alıp, bunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabileceği aletlere çevirmek, başparmak olmadan imkansızdır. Ve bu yüzden de ilkel insan için başparmak beyinden önemlidir diye bir önermesi vardı o yazının.

Gelelim benim cevabıma. Ama tabi o kadar hızlı değil :) Yine bir soru sormama izin verin. Varsayalım ki bir köpek var, adını tartışmamızı kolaylaştırması açısından “Zibidi” koydum şu an. Ve bu Zibidi diyelim ki, türlü sebepten dolayı (uzaylılar DNA’sı ile oynadılar, radyoaktif bir örümcek tarafından ısırıldı, CIA/NASA çalışmaları sonucu ortaya çıktı…vs) insan kadar zeki. Herhangi bir insanın yapabileceği herşeyi, konuşmak da dahil, yapabiliyor. Bir bilgisayara dikte ettirerek yazı yazabiliyor, ona özel yapılan bir arabayı kullanabiliyor, matematik desen difransiyel hesaplarına bana mısın demiyor…Bu bir mucize olurdu değil mi? Ama kimin için? Biz insanlar için tabi ki. Üzerinde testler yapılması falan gibi olasılıkları bir kenara atalım, Zibidi’yi TV programlarında görürdük, çeşitli seminerlerde karşımıza çıkardı, dergi ve gazetelerde hakkında yazılar, röportajlar okurduk. Tahmin ediyorum adına dini tandanslı bir kült falan da kurulur, müridleri falan olurdu.

Ama bir köpek olarak Zibidi’nin köpek ırkına ne kadar faydası dokunabilirdi? Cevap veriyorum : SIFIR! Zibidi bildiklerinin hiç birisini herhangi normal bir köpeğe öğretemezdi. Zibidi sayesinde diğer köpekler konuşmayı falan öğrenemez, zeka ve kültür geliştiremezdi. Ve Zibidi bir rockstar gibi yaşar, daha sonra da ölür giderdi. Bir anomali, bir ütopik istisna olarak hatırlanırdı, biz insanlar tarafından…Tahmin ediyorum müridleri “3000 yılında geri gelecek” falan gibi şeylere inanmaya devam edebilirlerdi, o ayrı…

Bir kısmınız konuyu sadece bu örnekten yola çıkarak nereye getireceğimi anladınız (diye umuyorum) ama üstünde konuşmaya devam edelim biz yine de. Aynı durumun insanlar için geçerli olduğunu düşünsenize. Hepimizde yine “beyin” var, hepimiz yine “bildiğimiz kadar şey biliyoruz”, hepimiz yine “olduğumuz kadar zekiyiz”, ama bir insan diğerine bu enformasyonu geçiremiyor! Gün geliyor, Yeni Zelanda’dan birisi Tanrı parçacığı olarak ünlenen Higgs Bozon’unun varlığı ispat etti ama bunu diğer insanlara aktaramıyor, aynı Zibidi’nin kendi bildiklerini diğer köpeklere öğretememesi gibi…Süper sicim teorisi sonuca ulaşmak üzere…ama ne yazık ki Yeni Zelanda’lı dostumuz bu yolda yanlız. CERN’dekilere bu bilgiyi ulaştıramıyor, ve hatta CERN falan diye bir yer de yok çünkü İsviçre diye bir yer yok! Çünkü dünyada ülkeler yok, sadece beraber yaşayan primitif insan klanları var (ona da umarım var diyelim). Peki nerede bu onbinlerce yıllık insan uygarlığı? Kısaca söylemek gerekirse uygarlık denilen şey üstüste konulan bilgi birikimi olduğu için ve insanlar birbirlerine kendi öğrendikleri/bildikleri/anladıkları informasyonu gösteremediği için hiç bir zaman oluşamayacak. (Peki Yeni Zelanda nasıl var? diye soranlar beni bulursa onlara kola ısmarlıyorum :P)

Yukarıdaki örneğe karşı çıkanlar olacaktır. “Eğer olduğumuz kadar zeki isek, Yeni Zelanda’lı arkadaşımızın (keşke ona da bir isim koysaydım :)) bu bilgiyi diğer insanlara geçirceğini iddia edeceklerdir, ki benim de bu yazıda bahsetmek istediğim şey tam olarak da bu aslında. Evet, bilinen evrende, zeka ve uygarlık geliştirmeyi başarmış, üstünde yaşadığı gezegenin dominant türü olarak insanız biz! Bu yüzden kendimizi çok önemseme gibi hafif hastalıklı bir eğilimimiz da vardır ama “bizi insanlık olarak biz” yapan şey, zekamızdan daha çok bilgiyi paylaşma becerimizdir!

Edison ampülü icad eder (Tesla konusuna hiç girmiyorum ne yazık ki:( ) hepimizin evinde ampüller yanar. Ford otomobil yapar, tüm insanlar araba kullanır, Fleming penisilin’i icad eder, milyonlarca insanın hayatı kurtulur…Örnekleri artırmamak için kendimi zor tuttum bu noktada :).

Kısacası konu “insanlık” olduğu zaman, sadece ama sadece 1 kişinin herhangi bir konuyu çözmesi/icad etmesi yeterlidir. Çünkü hemen bu bilgi paylaşılır ve tüm insanın yararına (zararına da olarak okuyabilirsiniz bunu örn. Oppenheimer ve Manhattan Proje’si gibi) kullanılır o bilgi. Bizi işte Zibidi’den farklı kılan asıl şey budur.

Sanırım üniversite yıllarında, bir yerlerde “Öklid’yen olmayan geometri” gibi birşeyler okumuştum ya da duymuştum. Çok merak ettiğimi hatırlıyorum, nasıl olabilirdi de bir üçgenin iç açıları toplamı 180 dereceden farklı olabilirdi? Matematik konusunda uzman falan asla değilim, hiç de olmadım, ama sadece bu üçgen sorusu bile beni çok meraklandırmıştı. Bursa’nın en büyük kitapçısı olan Altıparmak’taki Haşet Kitapevi’ne gittiğimi hatırlıyorum. Matematik kitaplarının olduğu bölümü dolaştım ama konu ile ilgili hiçbirşey bulamadım. Çalışanlardan birine sorduğumda ise “Matematik kitapları orada, varsa oradadır” cevabını aldım. Daha sonra 3-4 farklı kitapevini dolaşmama rağmen hiç bir kaynak bulamadım ve o merak da içimde patladı.

Bu olay 94-95 yıllarında falan oluyor, yani insanlık epey gelişmiş bir noktada diye düşünebiliriz. Şimdi de Newton’un dünyasını düşünün, ya da Galileo hatta Kopernik’in…Evet bir insan uygarlığı var. Feodal rejimler, şehirler, krallıklar falan olsa dahi, mağaralarda yaşayıp herkes kendi yemeğini avlamak, ekmeğini pişirmek zorunda değil. Veriyor parasını alıyor ihtiyacı olan şeyi, kısacası günümüze çok benzeyen bir sistemde yaşıyor insanlar, teknolojik olarak geride de olsalar. Ama herkes kendi dünyasına mahkum, %90’ı için bu dünya da içinde yaşadıkları mahalle ve şehirden ibaret. Çin’de birşey icat ediliyor, bunun Avrupa’ya gelmesi on yıllar alıyor, ki o da günlük hayatı değiştirecek bir bilgi ise. Bugünkü fiziğin ana problemi olan “Kuantum mekaniği ve Görelilik arasındaki uyuşmazlık” gibi, belki de bin yıl içinde insan ırkını kurtaracak ama günlük olarak hiçbir işe yaramayan bir bilgi ise sadece ve sadece önemsiz!

Geçmişten günümüze ismi kalan önemli bilimadamlarının hemen hepsi bir lord’un, arşidük’ün yanına kapağı atmayı başaran insanlar. Bilime meraklı olan bu soyluların aynı zamanda bu işle uğraşabilmek için paraları da var. Zamanının isim yapmış bilimadamları (bazen ne yazık ki astrolog olarak – astronom ile karıştırmayın!) da soyluların yanında günlük işlerle uğraşıp para kazanmak zorunda kalmadan, kendilerini bilimsel araştırmalara adayabilmişler. Bazen birisi kalkıp Macaristan’dan Almanya’nın bilmem ne düka’lığına gelmiş, ki orada konu ile ilgili diğer bir önemli bilim adamı ile tanışsın, onun bildiklerini öğrenebilsin diye. Bazıları diğerlerinin öğrencisi olmuş, notlarını okumuş, temize çekmiş, ustasından öğrendiklerini kitap haline getirmiş vs.

Bu adamların bundan yüzlerce yıl önce ortaya koydukları çalışmaların, onların günlük hayatında hemen hiçbir yararı olmadığı gerçeğini de unutmayın. Kimse kalkıp bugün facebook’u icad edip, 2 sene sonra milyar dolar falan da kazanmıyor yani.

Umduğumdan uzun, sandığımdan kısa bir yazının sonunu ise şöyle getirebiliriz. Bilgi paylaşımı, insan için -özellikle günümüz ortamında-, en önemli şeydir. Burada hem tüm insanlıktan, hem de tek bir birey olarak insandan bahsediyorum. Günümüzde internet sayesinde, bundan 20 sene önce öngörülemeyecek şeylere imza atılmakta. İnsanlar dünyanın farklı yerlerinde aynı proje üzerinde çalışabilmekte, gerçek zamanlı olarak konuşabilmekte ve sanki aynı noktadaymış gibi yapmaya çalıştıkları şeyi yapabilmektedirler. Bu tarz bir çalışma ortamının “insanlık” adına yararlarını saymaya çalışmayı bile, suyun neden ıslak olduğunu açıklamaya çalışmak kadar yersiz buluyorum. Aynı zamanda bireylerin internet üzerinden dünya’nın bambaşka bir yerinden bir iş bulup oraya taşınmalarını, evlenmelerini vs. dahi düşünebilirsiniz. Hem insan, hem insanlık için örnekler sonsuz. Kısacası bilginin gerçek zamanlı olarak paylaşılabilmesi, bugün insanın en önemli becerisi ve silahıdır. Bir tahminle de bu yazıyı sonlandırayım ki, eğer internet 100 sene önce kullanılıyor olsaydı, dünya çok daha farklı bir yer olurdu. Mars’ta bir kolonide falan okuyor olabilirdiniz mesela bu yazıyı şimdi.

%d blogcu bunu beğendi: