Arşiv | Asbest yalattı be RSS for this section

Zaten Ölmüş Olan Hotfile’a Bir Tekme Daha: MPAA Mahkeme Kararı ile Kullanıcı Verilerini Alıyor!

Geçen seneden beri MPAA ile devam eden davada hotfile için epey beter bir karar çıktı. Zaten kullanıcılarının çoğunun geçen sene mahkemeye verilmesi ardından hotfile tarafından önce dosyaları sonra hesapları silinmişti ve kullanım oranı çok düşmüştü.

Zaten artık patern belli ediyor ki bu tarz bir site diğerlerinin önüne geçti mi bir süre sonra aşağıya alıyorlar. Önce rapidshare şimdi hotfile, kristal küreme bakarak diyorum ki seneye de filesonic ya da fileserve (ya da her ikisi birden) bu yolun yolcusudur. Biz de herhalde “kral öldü yaşasın kral” hesabı yeni hesapların yolunu tutacağız ama tabi daha yürürlüğe girmeyen TİB yasakları bakalım ne kadar elverecek. Sıklıkla bu tarz hosting firmalarını kapatan TİB kanun yürürlüğe girdikten sonra “Standart Sistem” ile bunları kafasına göre kapatmaya devam edecek. Eğer hesabının olduğu bir servis kapatılırsa şansına küs…

Ama biz konuya dönelim. MPAA ve RIAA’ya Amerika’da en azından karşı gelebilmek zor görünüyor. Arkasına Hollywood’un babayaro ve babangidalarını alan bu kurumlar Amerika gibi kişisel bilgi gizliliğinin çok önemli olduğu bir ülkede hotfile’ın tüm upload ve downloadcularının bilgilerini ele geçiriyorlar. En geç 12 eylül’e kadar kullanıcı verileri, isimleri, IP’leri mahkemeye sunulmak zorunda. Çoğu bireysel kullanıcı için bu çok da büyük bir tehdit oluşturmasa da (tek tek insanlarla uğraşacaklarını zannetmiyorum) asıl tehlikede olan “affiliate”lik yapan ve upload yapmaktan en çok para kazanan 500 kişi. Bu şahıslara karşı dava açılmasına kesin gözüyle bakılırken, MPAA bu şahısların Hotfile’a karşı tanık olarak da kullanılacağını öne sürüyor.

Bakalım 10 sene sonra internet ne durumda olacak? Paylaşımın tamamen önüne geçilebileceğini sanmıyorum. En kötü ihtimalle private tracker’larla falan devam edecektir ama biz yine de 7 proxy ardında yerimizi alalım.

Reklamlar

İnterweblerde Yasaklı Kelime Listesi!!! (Karakomedi’de Opus)

Resmen bu tripten çıkamıyorum. Duyduğumdan beri aklımdan çıkaramıyorum. Belki ben hayatımın çoğunu internette geçiren bir insan olduğumdandır ama düşününce çok acı bir uçurum kenarındayız aslında ve tüm facebook/tweeter tantanasına karşı hala çoğu kişi de durumun ciddiyetini anlamamış görünüyor.

Az evvel elma+alt+shift’te gördüğüm 138 kelimelik, ki yasaklı kelime adedidir bu sayı, hikaye yarışması adı altında bir yazı okudum. İlgilenenler hemen meauz’larını buraya sürtsünler. O konuya giremeyeceğim ama tüm yasaklı kelimeleri bir anda görünce vücudumda olmadık reaksiyonlar başgösterdi, beynim kamaştı, dilim topaçlaştı ve gerçek anlamda ilk kez götümle gülmeyi başardım değerli okurlar! Bildiğin göt-kahkahası attım (rectalus-rolflmao). Artık baktığını okuyabilen, okuduğunu idrak edebilen azınlık insanımız için haydar ve adrianne eskidi bile diyebiliriz ama tüm liste evlere şenlik. Yemin ederim bu listenin oluşturulduğu toplantıyı izleyebilmek için hayatımdan bi 2-3 sene verebilirdim.

Aralarında “etek, şişman, baldız, liseli, itiraf” gibi tek başına masum kelimelerden tut, “mastürbasyon”, “biseksüel”, “orgasm” gibi cinsellikle ilgili normal terimlere; “beat(ritm – dövmek), free (bedava), mature (olgun), naughty(yaramaz), animal (hayvan)” gibi düz ingilizce sözcüklerden tut, “impud , daşşağ, esbian, erotig” gibilerinden “aman bizim halkımız bunların doğrularını zaten yazamaz, yanlışlarını da tahmin edip yasaklayalım” zihniyetinde kelimelere kadar yok yok!

Kızıyoruz, facebook’ta falan atıp tutuyoruz ama herifler yapacaklar bunları yakında. İlk olarak bu kelimelerin “namuslu” kullanımını yapan siteler mağdur olacaklar, hem de Türkçe’nin ekli bir dil olmasından dolayı bir ton başka site “ansiklopedi (sik), hoplayarak(yarak), tugay(gay)” gibilerinden kelimelerin geçtiği domain isimleri yasaklanıyor olacak.

Olay aslında traji-komik. Yani düşünüyorum, hiç kimse, demokratik olduğunu iddia eden bir ülkede kimsenin yerine karar veremez de, bari biraz kafası çalışan, biraz internetten anlayan insanları koysaydınız o yasakları belirleyen grubun içine. Resmen orta 2 zekası ile hazırlanmış bir liste bu. Başında belki (sanmıyorum ama) iyi niyetle çocuklarımızı pornodan koruyalım falan gibi bir motivasyon ile hareket etmiş olabilirler ama üstünde 5 dakika düşündükleri zaman, normal bir ülkede, uygulaması imkansız bir durumla karşılaştıklarını fark edememişler mi? Ancak bir polis-devlet’te işleyebilir böylesi bir manyaklık!

Uzun uzun yazmaya gerek yok. Zaten hem okumayı sevmeyen bir milletiz hem de yeterince yazıldı çizildi nasıl bir faşizm ile karşı karşıya olduğumuz ama ben bari gülelim bu ağlanacak halimize diye elma+alt+shift‘ten alığım listeyi buraya koyuyorum biraz da gülmek isteyenler için. Şeytanın 138 kelimesi burada, Tevbe içerek tıkırdat meauzunu!

“İnternetime Dokunma” Yürüşü ile Taşak Geçen “Bilinçli Türk Genci” ile Arabadan Arabaya Röportaj Yaptım!

Yürüyüşe 15 dakika geç kaldım. Bu video’da yolda yürüşe geçenleri görmem, araba ile yanlarından geçerken “değer mi lan porno için tıhahahah” diye bağırarak onlarla kendi akılları sıra dalga geçen gençler ile yapılan kısa röportaj ve en sonunda protestonun en anarşist kısmı olan yere serilen halı üzerinde CRT monitör kırma bölümlerini görebiliyoruz.

15 Mayıs’ta FSM Bulvarında Ol!

Bu hafta sonu ve bugün boyunca 3-4 kere 22 Ağustos’ta devreye girecek faşist internet yasası hakkında birşeyler yazmak istedim. Açıkçası son bir haftadır falan aklımda başka hiçbirşey yok. Ama hep durdum çünkü çok fazla söyleyecek şeyim var ama biliyorum ki günlük ortalama 500 hit alan bir sitede kim kalkıp sayfalar dolusu yazı okur ki? O yüzden belki de en önemli şeyi söylemek gerek. O da şu: Eğer bu fişlenmek istemiyorsan, eğer demokratik haklarını korumak istiyorsan, eğer hiç kimsenin üzerine vazife olmayan saçma sapan sebeplerden dolayı suçlu durumuna düşmek istemiyorsan 15 Mayıs’ta üzerine düşen vazifeyi yerine getireceksin. Bir sürü olayda internette, facebook’ta atıp tutmayı seviyorsun, ben de seviyorum ama artık bu bile tehlikede. O yüzden birşeye tepki göstereceksen, o da bu olmalı. Bir konuda aktif rol alacaksan o da bu olmalı. Gittiğimiz yol hiç de iyi bir yol değildir!

Ben Bursa’da yaşıyorum o yüzden 15 Mayıs’ta Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’nda olacağım. Farklı şehirlerde yaşayanlarda kolaylıkla kendi illeri için protesto bölgelerini öğrenebilirler. Umarım saat 14:00 olduğunda epey kalabalık oluruz ve otoriteyi böylesi bir hatadan daha ortaya çıkmadan vazgeçirmek zorunda kalırız.

Önemli Not: Bir sürü insan bahsi geçen standart paketin şu an mevcut olan durum olduğunu ve korkulacak birşey olmadığını söylüyorlar, buna inanıyorlar. BU KESİNLİKLE YALANDIR! Mevcut durumda zaten bir sürü site kapalı ve bunlara farklı yöntemlerle girebiliyoruz. Bahsi geçen filtre sistemi geldiği zaman bunu yapamayacağız, ve yapmaya çalıştığımız zaman da SUÇ İŞLEMİŞ OLACAĞIZ! Ayrıca internette yaptığınız şeyler, girdiğiniz siteler, yazdığınız yorumlar vs. izlenecek ve fişleneceksiniz! Lütfen 15 Mayıs’ta orada olun yoksa bazı şeyler için artık çok geç oluyor!
Ayrıntılı bilgi için Bursa Yürüyüşü / Genel Etkinlik / Diğer İller

STICKY: Badem Bıyık, İnternetime Dokunma!

Son 2-3 gündür internete giriyorsan, facebook’tan, tweeter’dan, çeşitli sosyal paylaşım siteleri ve gazetelerden okumuşsundur, artık Türkiye’de internet devlet kontrolünde filtrelenecek. Tamamını Okuyun…

Sustum, Sustukça Sıra Bana Geldi: İnternetlerim 22 Ağustos’ta Öldürülüyor!

Bir insan olarak nasıl bir insansın sen Cenk diye sorsalar bana, “dünya sikine minare götüne” bir insanım derim. Çok az şey vardır umrumda olan, ve gerisi ile uğraşan insanlara da şaşırarak bakarım. Herşeyle dalgamı geçerim, tınmam, adamsendeci tavırlar sergiler, koy götüneci davranışların içinde olurum. Türlü sebep için hakkını arayan, haberlerde bilmemnerede buluşup bilmemnereye yürüyen ve bu esnada çeşitli pankartlar taşıyarak, tam başarmadıkları unison içinde “susma sustukça sıra sana gelecek” diye bağıran insanlara şaşkın gözlerle bakan, bu insan güruhunun nasıl böyle motive olabildiklerini, evlerinin rahatından çıkıp böyle şeylerin peşinde koştuklarını anlayamayan bir insanım ben. Ama demek ki yeterince sustum ki sıra bana geldi…

Garip bir ülkeyiz biz. AKP gibi dini tandaslı bir partinin nasıl olduysa bir şekilde “demokrasinin elçisi olan parti” konumuna geldiği çok garip bir ülke. Bu adamlar ilk seçildikleri zaman yurt dışında yaşıyordum ve bir anda adını dahi daha önce duymadığım bir parti ülkemde hem de epey büyük bir farkla iktidara geldi. Her eğitimli Türk genci gibi içim açıdı, acaba İran’a mı benziyecez lan sorusu bir anda kafamızda yer etti. Aradan yıllar geçti, ben Türkiye’ye döndüm, bi ton şey oldu ve içimden bir parça adamların hep “bizi yediklerini”, “takiye yaptıklarını” düşünürken, bir yanımda adamların “belki de samimi olduklarını”, “gerçekten değiştiklerini”, “muhalefetten atıp tutmanın serin sularından, iktidarın kızgın kumlarına geçince bir uyanış yaşadıklarını” düşündü.

Bugün bakıyorum ve anlıyorum ki, adamlar resmen salsan her türlü ideolijilerini sana empoze edecekler. Tüm bu demokrasi, özgürlük şarkıları yollarında yürürken kullandıkları bir silahmış. Anamızı da alıp gitme zamanı gelmiş de geçiyormuş.

Ve düşünüyorum ben başbakan olsam, bu türlü zamanlar aslında gerçekten değiştiğimi göstermek, samimi olduğuma insanları inandırmak, demokrasi golünü gerçekten atmak için yapılan bir orta olarak görürüm ve derim ki “hop arkadaşım sen bizi iran’da çin’de kullanılan boyunduruklara alamazsın, burası demokratik bir ülke”, ama sanırım olay yine “ben youtube’a girebiliyorum siz de girin” tarzı bi umursamazlığa doğru gidiyor.

Ben çok susmuşum artık susmak istemiyorum. Bu faşizan yaklaşıma karşı olabilecek hertürlü organizasyonun parçası olmak istiyorum. Yeter artık. Ayrıntılar için bak.

Türk Telekom ve Kanser Arasında Koreleasyon!

“Dün yazmaya çalıştığım” desem yanlış olur, “dün yazmayı 4-5 kez başardığım ama her seferinde publish ederken internetlerin kayıp dehlizlerinde kayboldu” desem de yanlış olur, ki doğrusu nedir, şudur. Türk Telekom’un son 2 gündür yurt dışı çıkışlarında sorun olduğu için sadece wordpress’te değil, bir takım başka sitelerde de türk internetçisini kanser etme planı doğrultusunda 4-5 kez yazdığım yazı yok olmuş en sonunda ne publish edebilirsem kardır gibilerinde tırt bir lena yazısı ve hatta allah kahretsin artı bok!

Evimde kurtuldum telekom’dan, daha önceki 2-3 yazımda nasıl kurtulduğumu, telefonda başıma gelenleri falan anlatmıştım, ama iş yerinde mahkumuz türk telekom’a. Bugünde bir sürü site saniyelik aralıklarla online/offline gidiyor. Bizim gibi hayatı bilgisayar ve internetlerin başında geçenler ise türk telekom asbestosu ile kanser olmaya devam ediyor.

Şimdi de Vimeo’dan Korunuyoruz Türk Halkı!

Olm var ya, hak hukuk ne güzel bişi ya. Düşünsenize şimdi vimeo.com’a girdiğinizi, kim bilir ne türlü iğrençliklere maruz kalacaktınız. Gebe bile kalan var internetten lan! Meazunu dikkatli tıkla!

Evet bu gece garip bişi buldum internetlerde, sessel heykeller gibi..mtrak. Ne olduğunu tam anlayamadım o yüzden video’suna bakayım dedim ama bakamadım çünkü sansürlenmişti.

Düşünsene vimeo.com’a girdiğini şimdi. Saçma sapan videolar seyredecektim, acaba başıma ne türlü olaylar gelecekti. Belki beynim yıkanır aradan falan, güzel olurdu bahar temizliği hesabı. Ucube bişi olm zaten sanat falan ne işimiz var internetlerde “ses heykeli de neymiş” diye araştırma yapıyoruz.

Elbette Çin ve Kuzey Kore gibi gelişmiş bir ülke değiliz. İnternetin bir kısmı açık, herkes kendine dikkat etsin valla. Abdest almadan internetlere girmeyin, ne olacağı belli olmaz.

İkbal Sucuk Carrefour Beni Mahkemeye Veriyor

7 Mayıs 2010 günü yazdığım bir yazıda, Bursa Carrefour İkbal Sucuk’da başıma gelenleri dile getirmiştim. Aradan 7 ay geçtikten sonra dün sevgili müdürüm Dilhun öğretmen bana “Cenk sen ikbal sucuk diye yazı mı yazdın bloglarına?” diye sordu. Ben de “evet” dedim ve ekledim “ne alaka?”.

Meğer bu müessesenin sahibi kendisini aramış, “benim gibi bir insana nasıl iş verdiklerini” , “bir üniversite mezununun nasıl böyle şeyler yazabildiğini”, “gerekirse celal bey’e dahi gideceğini (celal sönmez medya s’in sahibi),  “beni mahkemeye vereceğini” ve bunun gibi bir takım şeyler söylemiş.

Bunları duyunca kulaklarıma inanamadım ve aynı anda 3-4 duygu birden yaşadım.

Birinci duygu gülmece duygusu: Evet ilk önce bir zerrin gibi güldüm çünkü hayatımda ilk kez biri beni mahkemeye veriyordu ve bunun sebebi ise yazdığım bir yazı idi. Kendimi bir Emin Çölaşan gibi hissettim bir anda. Daha da güldüm sonra.

İkinci duygu şaşkınlık 1 no’lu duygusu: “Yuh be abicim” diye düşündüm, sen bir müşterini o yazıda açıkladığım gibi resmen kazıkla, soğuk pilavı, milimetrik sucuğu 16-17 TL’ye sat. Sucuk döner vaadedip, tavuk döner ver, “bu sucuk olmalıydı” diye hakkımı arayınca “bi dakika hemen değiştireyim” diye tabağı alıp, tavuk döneri dök ve tabağı geriver… Tüm bu olanlardan sonra da böyle bir yazıyı 7 ay sonra internette bul ve tüm bunlardan çıkarımın “ben bu cenk’i mahkemeye vereyim, ve hatta iş yerini arayayım buna nasıl iş verirsiniz siz, çalıştığınız adamları tanıyın” falan tarzı konuşmak gibi birşey olsun…..vay vay vay

Üçüncü duygu şaşkınlık 2 no’lu duygusu: Sonra işe profesyönel açıdan bakıp, Türk şirketlerinin PR konusundaki başarısızlığına şaşırdım. Bu olay amerika’da olduğu zaman “gel abicim sana biz istediğin hediyeyi verelim” falan diye olayı minimal bir şekilde kapatmaya çalışıyorlar. Burada ise adam beni mahkemeye verip bir de kayıtlara geçirmeye çalışıyor. Niye? Ben o yazıda kendisine küfür etmişim diye. Bu yazının sonunda bahsi geçen küfürlere ayrıntıları ile değinip irdeleyeceğim. Ama adamın kendisi için doğru hareket olacak olan alttan almaması ile şimdilik 4 no’lu duyguya geçelim.

Dördüncü duygu “rahatlama” duygusu: Aslında allahtan benim için en korkunç ve beni belki de en zor duruma düşürecek tek hareket olan “özür dileme” ya da  “cenk gel sana sucuk ısmarlayalım, sen bizi yanlış anlamışsın” falan gibi bir yaklaşım içine girmemişler. Bu durum, uyuz olduğum adamın alttan alma durumu, beni çok acayip kontrpiyede bırakıyor. Çünkü çok utanıyorum benden özür dilendiği zaman falan da. Bi kere bu durumu pidefabric’de yaşadım. Herifler 1 saat yemek getirmeyip bize, 1 saat sonra herkesin pidesini getirip benimkini unuttular. Herkes bitirdi, hesap istiyoruz benim pide daha gelecek. Çok sinirlenip, degaj yapmak istedim o pidelere ama adam hep aşırı alttan alıp, hesabın yarısını almamak, benim evime tatlı göndermeye çalışmak falan isteyip içimde oluşan “sinire kesme” hissimi bana “suçluluk hissi” olarak geri döndürmüş, tüm o sinir içimde patlamıştı.

Hahaha allahtan ikbal sucukta bunları yapacak bi adam yokmuş diye şükrediyorum :D

Beşinci duygu “korku” duygusu: Evet mahkemeden korktum, çünkü oraya gitmem lazım olursa, ya sabah çok erken olursa ? Ya da çok kalabalık olursa ? Orada tanımadığım insanlarla konuşmak zorunda kalacam falan…çok pis.

Türkiye’de yegane mahkeme olayımı askerde yaşamıştım, yurtdışında iken askerliğimi ertelettirmediğim için bakaya mı nedir ondan olmuştum, bir mahkeme oldu, evlere şenlik… gerçi öyle mahkeme olacağını bilsem korkmam mahkemeden. O mahkemede sıfatının ne olduğunu bile bilmediğim bir adam (hakim midir, savcı mıdır, yoksa çaycımıdır belirsizdi) beni bir bir odaya alıp, bu yazıyı sen mi yazdın dedi, benim çok önceleri yazdığım bir “ben amerikalardaydım o yüzden gelemedim askere yani, biraz durun yahu 2 dakika” tarzı bir yazı için. Ben “evet benim savunmam bu” dememle mahkemem bitmişti. Süper hızla, bi de Türkiye’de bu işler yavaş diyolar hahaha :D

Sonuç olarak bunu yazmaya sıkıldım ben artık o yüzden küfür tahlilini de yaparak bu yazıya son verelim. Evet söz konusu yazıda 1 kez “cağ döneri boku”, 1 kez “göt”, 1 kez de “amına koyayım” demişim. Demişim diyorum çünkü sildim az evvel çünkü “ikbal sucukları” diye arayınca google’da tepede çıkıyor ve bütün ikbal sucuklarını bir battalgazi için töhmet altına sokmayayım diye yapıyorum böyle.

Cağ döner boku: Evet arkadaşım şimdi de cağ dönerciler beni mahkemeye verecek herhalde haha. Ama cağ döner beni çok uyuz ediyor. Belki ona bok demek yanlış, evet yani kesin yanlıştır da, ben burada ikbal ve sahibi hakkında konuşmuyorum. İçinde öbek öbek yağ olan ve iskender ile kıyas kabul etmez bir cisime “döner” denmesini eleştiriyorum. Dolayısı ile ikbal sucuk ile alakasız bir “bok” kelimesi bu. Direk cağ dönere giden bir laf sadece.

Göt: Bunu direk olarak pilavın üstünden “döneri sucuk döner ile değiştiriyorum” diyip “tavuk döneri döküp boş pilavı bana geri veren” arkadaşa demişim. Bu göt lafının başka açıklaması yok, direk şahsa gitmiş. Oysa ki yanlış bir kelime kullanmışım, doğrusu “hırsız”, “yalancı”,” riyakar” falan olmalıyken, ben bir organ adı vermişim. Ki aslında belli açılardan bakınca bırakın küfür ya da aşağılayıcı olmayı, güzel bir şey olduğu dahi söylenebilir götün. Seveni çok vardır.

Amına koyim: Buradaki kullanım şu “…ya da ne helal olsun ya, haram olsun amına koyim”. Yani amına koyulan şey durum. Bunu açıklamak bile komik, her Türk bilir ki, kızgınlıkla söylenen her lafın sonuna bu küfür gelebilir. Örn: “Mikrodalga fırına metal koyunca patladı amına koyim”. Burada amına koyulan ne mikrodalga fırındır, ne metaldir ne de herhangi bir diğer fiziksel objedir. Burada bu “durum”un amına konur. Aynı benim o gün carrefour’da düştüğüm durum gibi.

Sonuç olarak heyecanla gelişmeleri bekliyorum. Bakalım beni arayacaklar mı? Yoksa farklı müdürleri arama, patronu arama falan gibi durumlar mı olacak ? Bu arada ben de acaba tüketici hakkı falan gibi bi olaya mı girsem. Gazete de üst kat haa..2 dakika’da çıkabilirim yukarı hhahahhaah..

TTNET ile Telefon Görüşmemde Neler Öğrendim…

Bazen çok pişman oluruz hayatta ve ben şu an çok pişmanım. Peki neden? Az evvel TTNET Çağrı Merkezi ile 19 dakikalık bir telefon görüşmesi yaptım ve bu konuşmayı kaydetmediğim için çok pişmanım. Ama burada özetlemeye değer bilgiler edindim, en azından onu yapayım diyorum.

Daha önceki bir yazımda TTNET’den artık kurtulduğumu ve Superonline’ın 10Mb sınırsız fiber bağlantılı sistemine geçtiğimi bildirmiştim, ama nefes almaya bile üşenen bir adam olarak TTNET’i iptal ettirmemiştim henüz. Karım bugün hazretleri aradı bu sefil sözde-hizmeti kapattırmak için, ki kendisine internet hesabımızı telefonda iptal etmeyeceklerini söylediler. Bunun üstüne ben aradım kendilerini, ve genelde insanlarla karşılaşmaları sevmesem ve beyaz kalmak isteyen bir adam olsam da contalar çıkınca yerinden kafamda, hakkımı arama konusunda biraz agresifleşebiliyorum. TTNET ile olan ilişkimde hele bu çok kolay oluyor, işi bu noktaya getirmede hep çok başarılı bir şirket olagelmiştir Lübnan şirketi TTNET.

İlk önce çıkan arkadaşa standart bir şekilde internetimi iptal ettirmek istediğimi bildirdim, bana sonuçlarını tahmin edemeden “neden iptal ettirmek istiyorsunuz?” diye bir soru sordu. Sorularla ilgili şöyle bir düşüncem vardır: Bazen cevabı bilmek istemezsiniz ama sorarsınız, ki bu da bence öyle bir soru oldu onlar adına. Ben kibar bir dille, ama arasıra “boktan” , “rezil”, “sefil”, “asbest gibi”, “kanserojen”, “ur” kelimelerini de kullanarak yıllardan beri tekel oldukları için kendilerine muhtaç olduğumu, artık kurtulduğum için çok mutlu olduğumu, aynı fiyata 10 katı hızlı fiber bağlantı aldığımı, ne zaman kendilerini arasam bir cevap alamadığımı ve bunun gibi bir sürü sebep saydım. Karşımdaki şahıs ŞAHSEN bir Telekom Müdürlüğüne gitmem gerektiğini ve internetimi telefondan iptal edemeyeceğini sayıklayıp durdu konuşma boyunca. Kendisinden beni yetkili birisine bağlamasını istedim. Yetkili diye birisi olmadığını ve en yetkili kişinin o an konuşmakta olan müşteri temsilcisi olduğunu belirtti. Bu noktada ben TTNET’in organizasyon şeması ile ilgili sorular sormaya başladım. Nasıl bir şirkette herkes eşit seviyede yetkili olabilirdi? Bir müdür, bir şef yokmuydu? Bunun üzerine yetkili kişilerin aslında olduğunu ama şu an onlardan birinin orada bulunmadığını söyledi. Ben bu arada coştukça coşup çok hızlı ardarda sorular sorduğum için sanırım kendisini afallatmıştım (stun oldu). Ona yetkilinin nasıl yetkileri olduğunu sordum, cevabı bu sefer beni afallattı. Sinirli bir anda gülmeme sebep oldu. Cevap şudur: “Yetkili kişi müşteriyi ikna ediyormuş”. Yetki bu yani hahahah.

Daha sonra diğer sorularımda bu sıklıkla susup kalmaya  başladı ve bir süre sonra beni bir yetkiliye bağlayacağını ve “beklemem gerektiğini söyledi.

2-3 dakika süper müzikler dinledikten sonra telefonda karşımda bir yetkili vardı. Ona yetkisini sordum, internette bir sorun olursa onunla ilgilenme falan gibi konumuzla alakası olmayan şeylerden bahsetti ki sözünü balla kestim. Bahsettiği gibi sorunu çözme falan gibi bir becerilerinin olmadığını, kendisini kandırmamasını, geçmişte yaşadığım sorunlarda aradığımda böyle bir çözüm üretemediklerini falan anlattım.

Hatta bundan 2-3 sene önce kafalarına esip de herkesin bağlantı hızını 2-4 kat arttırdıklarında aradığımda da yine böyle sinirlenmiştim ve o kadar psikopatlaşmış olmalıyım ki, bu işleri sahada yapan bir mühendisin şahsi cep telefonunu almayı başarmıştım o zaman. Kendisini aradığımda ve 512K internet ile 90 ping aldığım serverlardan 1Mb hıza çıkarttıklarından beridir 350-400 ping aldığımdan bahsettim ve adamcağız bana altyapının o zaman bu hızları kaldıracak güçte olmadığından, yeni yapılan altyapı çalışmalarından ve bunun daha 3-4 ay süreceğinden bahsetti.

Yine 1-2 yıl önce başka bir agresif görüşmemde “sınırsız” diye satılan hesapların aslında kotalı olduğunu, kota dolunca extradan fiyat eklenmediğini ama hızımızın kesildiğini itiraf ettirtmiştim.

İşte tüm bu sebeplerden dolayı artık TTNET urundan kurtulduğum için çok seviniyordum ama bugünkü konuşmada bu da kursağımda kaldı. Yeni gelen yetkili diğer ilk konuştuğum adamdan daha sakin, daha kendini güvenli cevaplar vermek dışında hep aynı şeyleri söyledi. İstersem şikayette bulunabileceğimi bildirdi. Kendisine şikayette bulunmak istediğimi bildirdim. Hangi konuda şikayette bulunacağımı sordu. Rezil bir servis sunduklarını, günde 2-3 kez sanki 56K modem bağlantısı gibi internetin gidip geldiğini, hızın asla vaadedilen hızlarda olmadığını, günlük ping oynamalarının adeta bir Asena göbek dansı gibi oynadığını, kendilerini aradığım zaman hiçbir zaman cevap veremediklerini ve beni kanser ettiklerini bildirdim, istediğini seç bu şikayetlerden diye ekledim. Ayrıca şikayetimin takipçisi olmak istediğimi, şikayetim kime gidecek, onu kim okuyacak, bu konu hakkında ne yapılacak bunları bilmek istediğini söyledim. Bunun mümkün olmadığını söyledi. “Yani ben şikayette bulunacağım,  birisi bunu okuyup sonra siktir mi edecek?” diye sordum. Cevaplar artık iyice muğlaklaştı.

Bu noktada kendilerine küfür etmeye başlarsam ne olacak onu sordum. Beni bir kez uyaracaklarını ve daha sonra telefonu kapatacaklarını bildirdi. Peki ana avrat çok ağır küfürler etsem, “kaliteyi arttırmak amaçlı kaydettikleri sesimi mahkemede alehimde kullanıp kullanmayacaklarını” sordum. Gerekirse kullanacaklarını söyledi.

Bu noktada ben artık ses kaydımı istemeye başladım. Çünkü aradığınız zaman sizin rızanızı sormadan sesinizi kaydediyorlar. Ben böyle birşey istemiyor olabilirim, özel hayatım sonuçta. Bana bu kayda ulaşamayacağımı, eğer çok istiyorsam mahkemeye başvurabileceğimi söyledi. Bunun üzerine benim rızamı almadan sesi kaydediyorsunuz, neden bana vermiyorsunuz, işinize gelirse mahkemede delil olarak kullanıyorsunuz, ben sesimin kayıt edilmesini istemiyorsam ne yapacağım dedim. Konuşmanın başında kayıt ettiklerini bildirdikleri ve eğer istemiyorsam telefonu kapatabileceğimi söyledi.

Yani her cevap dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Bu noktada ben artık bana söylediği şeyleri bir yerden mi okuyorsun yoksa eğitim sırasında mı ezberletiyorlar sana diye sormaya başladım. Her hangi birşey okumadığını, sadece bana doğru cevaplar verdiğini söyledi ama herkesin aynı terminolojiyi kullanmasından ve cümle mimarilerinden bunun ezberletilen bir metin olduğunu anladım. Kendisini diğer arkadaş gibi takılmadan, kendine güvenen bir ses tonu ile cevaplar verdiği için kutladım, gerçekten TTNET yetkililerinin yetkisinin “insanlarla konuşup onları ikna etme konusunda daha başarılı bireyler” olduğunu anladığımı bildirdim. Ama benim tatmin olmaya niyetim yoktu. Sadece bu urdan kurtulmak istiyordum artık.

Tekrar başa döndük ve yine arkadaş bana sistemlerinde iptal ile ilgili bir arayüz olmadığından dalan bahsetmeye başladı. Benim artık sinirden ve konuşmaktan çenem ağrıdığından “herhangi bir database’in her türlü oluşabilecek aykırı durumlarla (exception handling) başedebilecek düzeyde olması gerektiğinden ve o sistemin bir yerlerinde iptal kısmı olduğunundan emin olduğumdan” falan bahsetmedim, ne söylersem söyleyeyim başa döndüklerini, sefil bir hizmet sunduklarını, bu ülkeye bir ur olduklarını, interneti iptal ettirmek istesek bile edemediğimizi ve böyle işin amına koyduğumu belirtip kapattım.

Sizde kurtulun bu heriflerden. Mahallenize superonline gelmişse (ki fiber olmayan diğer şirketler de TTNET altyapısını kullandığı için aynı bokun laciverti oluyorlar) hemen geçiş yapın.

Imme Van Der Haak’ın Oha Dedirten Takı Tasarımından Girip Takı ve Moda Konusunda Sosyo-Ultrasonik Eleştiriler Yapan Yazı Aynı Zamanda En Uzun Başlığa Sahip Yazıdır Adeta!

Nedir takı? Niye takılır? Nereye takılır?

Türlü türlüdür bunlar; bilezik, yüzük, küpe…vs. İnsan evladı bunu kendine yakıştırdığı için takar diye tahmin ediyorum. Tabi bir de paha olayı var. Bu ürünler altından, elmastan, U-235 izotopundan falan yapıldıkları için, paha , ateş pahasıdır. Pahalıdır bunlar çok. İnsan denen it sever böyle artistikleri, al param var, alnıma elmas çaktırdım diye ortamlarda dolanmayı. Ve hadi standart olanları tamam da sonra arayışlar vardır, piercing falan gibi. İşte ense köküme taktırdım, meme ucuma, dilime, bızırıma oydurdum falan… Yau nasıl bir hastalıktır bu? Bilezik, kolye için falan hiç bi deldirme yapmana gerek de yok. Belki de düğünlerde piercing hediye edilmemesinin önemli sebeplerinden biridir bu :D Geline, amca oğlundan sol meme piercing’i …falan.

Bugün toxel’de gördüğüm, sitesinden teyit ettiğim Imma Van Der Haak ise beni abandonoz eden bazı takılar tasarlamış ki, yani dedim yuh dedim ya, o altından sümük imitasyonu nedir, o kaş ataşı, nedir, nasıl arayışlardır bunlar. Kendimi muhafazakar hissettirdi bana resmen.

Aranızdan “lan ilk çıktığı zaman bikiniye de böyle diyorlardı” diye düşünen ilk 3 vizyoner talihliye rektal tuşe lolipop’u taktırmayı düşünen biri olarak nitelendirin beni ve sevenlerimi ve tarsus idman yurdu taraftarlarını.

Gel sitesine bu süper imma’nın

CSS3 Flashı Yok Ediyor (Şaka lan şaka)

İlk duyurulduğundan beri css3 geliyor, html5 kapımızı çalıyor, flash öldü olm lan tarzı haberlere gülmeden önce eve gidip 23 numaralı dişimi çekiyorum ve içine 1 tatlı kaşığı tuz döküp dişimi bir merdane ile geri çakıyorum. Neden derseniz, cevabım “neden olmasın” da olabilir, şimdi saçma sapan birşeye neden olmayalım da olabilir ya da kısaca “avurtlarımın hoşuna gidiyor lan” da olabilir.

Evet bugün de spektaküler 25 CSS3 örneği diye bir makaleye denk geldim Cumhuriyet gazetesinde. Ama orjinalinde yoktu. Önce bir blogda görüp çıktısını aldım, sonra da gazeteye prit uhu ile yapıştırdım ve oradan okudum. Tabi işimiz gereği internetlerin teknolojileri ile içli dışlı olmam gerek. Dolayısı ile hemen bu vaad edilen süperselliklere doğru ilerledim. Baktım hakikaten 25 tane örnek olay var. Başladım tık’a. Tık tık tık tık. Gördüm ki, boşa kürek sallamışım, ya da çekmişim. Bunların hiçbirisi benim firefoxlarımda çalışmıyor. Hemen okumak sureti ile bilgi edindim ki, kısa süre sonra öğrendim bu deneysel animasyonlar sadece “webkit browser”larda çalışıyormuş. Yani Safari ve Chrome. Piyuuuu.

Kısaca webkit browser ne demek onu da anlatayım. Bu bir open source proje ve aslında Safari browser’ının motorunu kullanan ve bir nevi MAC OS X çeperi. Yani Steve Jobs’un Flash’a açtığı savaşta kullandığı “millet flash kullanmak için plug-ini indiriyor, bunu insanlara zorlamak saçma” demesini düşünüyorum ve ulan Steve alem adamsın diyorum, hatta ne gevşek adamsın, çok larç’sın lan diye de ekliyorum.

Sonuçta CSS3 deneylerini göremedim o yüzden yorum yapamadım ama bu mantıkla ben de şöyle bir iddia’da bulunuyorum. “Bloglarımı okuyanlara kurşun işlemiyor lan”…Ama tabi gidip bir kurşun geçirmez yelek alıp giyerlerse falan filan. Safariciler alsın bu CSS3 deneyleri ile eğlensin diye.

Sıcaklar Çıldırtıyor Gibi Vasat Bir Başlık

Şu an hiçbirşey diyemiyorum, aklımda sadece tek birşey var.

Evet iş yerinde klimalar bozuk ve şu an oturduğum yerde hissedilen sıcaklık 1500 celcius.

Aklımdaki tek şey de durmaksızın küfür etmek. Psikopatlaşmış durumdayım. Cinnet geçirenleri çok iyi anlıyor, ellerinden öpüyorum. Sıcaklar senin de ananı sikiyorum. Piç seni!

Azurit Taşı ile Duygularımı İfade Ediyorum ve Gülüyorum xD

Bakınız wordpress’de bir bloğunuz olunca bir de admin paneliniz oluyor haliyle ve burada sadece kendi bloğunuzla ilgili şeyleri değil diğer bloglarla ilgili bazı şeyleri görebiliyorsunuz. Ben de admin panelinde bir bloğa arka arkaya 2345 yazı eklendiğini görünce ulan herif iyi kasmış diye düşündüm ve gittim baktım neymiş bu elemanın olayı diye.

Resimde görebileceğiniz gibi, ultra yararlı bilgilerle donanmış bu blogla ilgili bir yazı yazayım mı diye kararsız kaldığım an, azurit taşının resmini görmem bile duygularımı ifade etmem gerektiği konusunda beni ikna etti. Böyle “bilmem ne taşı kişinin şifa becerilerini arttırır”, “bir diğer taş kişinin zevzekliğinde tavan yaptırır” gibi spektaküler konular arasında dolanırken her yazının altında olan “Bu yazı çalıntı yazıdır… Bu yazıyı mucize iksirler haricinde başka bir sitede okuyorsanız mucize iksirler sitesinden çalınmıştır.Mucize iksirler sitemizin içeriğini RSS ile çalanlar üretmekten aciz emek hırsızıdır.orjinal yazılar için mucizeiksirler.blogspot.com ‘u ziyaret ediniz” notu dikkati mi çekti. Aslında çekmezdi ama bazurik taşı var masamda ona elleşince dikkatimde bir püripak aydınlanma oldu da olaya uyandım. Şimdi ben bu hanzo arkadaşın bin tane postu araklamasına mı güleyim, yoksa orjinal bloğ’un sahibinden gelen azurik taşı büzürik taşı yazılarına mı güleyim kararsız kaldım. Onu dedim paylaşayım sevgili okurlarımla. Vatan toprakları ne nadasa bırakılmış, ne cevherler yetiştiriyor bilader diye de sormadan edemedim. Alın bakın sizde.

Arakçı blog / Orjinal içerikli blog

Rapidshare Yeni Politikası Üzerine…

Rapidshare son 1-2 senede çok kan kaybetti ve bence müşterilerini kaybetmek konusunda epey kararlı görünüyorlar. Bu sabah yazdığım yazıdan sonra yeni sistemlerini hemen test etmeye karar verdim ve download’ları kökledim bakalım  ne olacak diye.

İlk olarak bunu yapmak zorunda olmak bile saçma birşey, ama karmakarışık bir sistemle karşımıza çıktıkları için neyin ne olduğunu anlamak zorunda kalıyoruz. Ben de bakalım günlük rapids’ler bitince downloadlar mı durdurulacak yoksa otomatik olarak account’um üst pakete mi geçecek testi yaptım hemen. Tahmin ettiğim gibi üst pakete geçiş yaptım otomatik olarak.Yani bir gün ayarınız kaçarsa daha 290 günlük rapidshare’im var zannederken bir anda 75 günlük kaldığını öğrenebilirsiniz.

Herneyse ilk önce rapidshare’in yeni formatına bir bakalım. Tamamını Okuyun…

Mostly Series’e Neler Oluyor? or Rapid Daha Ne Kadar Düdükleyecek Bizi?

İlk önce hala rapidshare sahibi varsa onlara bir uyarı ile başlayayım. İnternetlerin en büyük ve kullanıcı dostu dizi arşiv sitesi mostlyseries.com rapid’den yediği son kazığı hazmetmemeyi seçiyor ve rapidshare’i bırakıyor. Yani işin ilk önce sizi etkileyecek kısmından başlarsak şunu anlamanız gerekiyor. Bir dizi varsa izlemek/arşivlemek istediğiniz, ve bir de rapidshare account’unuz, o zaman hemen mostlyseries.com’a gidip bunları arşivlemeye başlayın çünkü artık download edilmeyen linkler 60 gün içinde silinecek ve tekrar upload edilmeyecek. Bloğun hotfile’e geçmesi söz konusu (hatta bugünkü update’i şu an gördüm yarından itibaren hotfile’a geçiyormuş), ki bu da hiç yoktan iyi birşey. Ama yine de download edilmeyen linklerin 60 gün içinde silinecek olması öyle dev bir arşivin yokolacak olması üzücü. Sonuç olarak 60 günümüz kaldı ve ben hep oraya “lan zaten arşiv orada” gözüyle baktığım için kendime almadığım bazı dizileri arşivlemeye başladım. Buna da efsanevi Pete&Pete ile başladım.

Şimdi rapid’e gelelim. Gelmeden önce ben bir kapalıçarşıya gidip ağzımın içini kalaylatıcam yanlız, bir küfürlü olabilir bundan sonrası, onu uyarayım da ona göre tıklayın. Tamamını Okuyun…

Türküm, Doğruyum, Sansürlüyüm! Yasam Hergün Farklı DNS bulmaktır…

Sabahları işe gelirim, bilgisayarımı açıp, ilk olarak 3-4 siteye bakarım. Bunlardan birinde kesin youtube linki vardır ve ben o günlü DNS’lerimiz youtube’ları açık tutmayı başarmışmı, yoksa mahkeme kararı tıpamışmı bu DNS’leri görürüm. Ve açıkçası işin şakalık bir yönü de kalmadı. Yıllardır youtube kapalı. Ama aslında değil. Bu ülkenin en büyük acizlik göstergelerinden biri değil mi?

Yani kanun var (hesapta) ve bu devlet çata pata site kapatıyor, sonra TV’de bu devletin başbakanını görüyorum sona soruyorlar “Tayyip bey youtube ne zaman açılacak?” kendisi şöyle cevap veriyor “Ben giriyorum youtube’a”. Yani diyor ki, biz burda bir ülkenin devletiyiz, ve bir karar verilmiş ve bir şey yasaklanmış, ama ben bu devletin 1 nolu yöneticisi olarak bu yasağı deliyorum, etrafından dolanıyorum diyor, “siz de dolanın” demeye getiriyor. Vay vay vay….

DNS değiştirmek, youtube açan program indirmek, bu ülke internet kullanıcısının kaderi bir süredir. Dünyadaki en sansürlü internetlerden birine sahibiz ve bu beni çok utandırıyor. Dünyanın ezik halklarından biriyiz ve bi bok yapamıyoruz bu konuda. Ancak bu DNS’de patlamış diyip başka DNS’e geçeriz, başka da bi bok yiyemeyiz. Her halk hakettiği şekilde yönetilir bize de bu layık demek ki.

Vuvuzela Filtresi İle Rahat WC2010 – UPDATED!!!

Bazen hayat beklenmedik süprizlere gebedir değerli okur. Vuvuzela denen borumtrak düdük ise 4 yıldır bu turnuvayı bekleyen insan evlatları için böylesi bir süpriz olagelmemişmidir daha ilk maçtan beri. Gelmiştir. Etnik enstrüman ile kendilerini ifade eden Güney Afrika’lılar tüm dünyanın imanını nasıl da gevretmemiş midirler? Mısır gibi, mısır gevreği gibi gevretmişlerdir hakikaten. İşin süper manyak kısmı ise şu: ulan bi bok yiyecekseniz, niye bir duruma göre yemiyorsunuz o boku. Yani gol olunca çal, top rakipte iken çal, poziyson varken çal…ama yoooook ruh hastası gibi durmadan çal sen en iyisi allahın nelsonu allahın mandelası. Zamanında Atatürk Madalyasını da reddetmişlerdi allahın kopilleri!

Herneyse anti vuvuzela filtresi diye birşey geliştirdiler. Vuvuzela’nın ses dalgasını tespit edip tam tersi frekansta bir ses dalgası yaratarak vuvuzela sesini iptal ediyor. Şu anda finlandiya televizyonunda falan kullanılan filtre ile ilgili google’da bir arama yaparsanız türlü türlüsünü bulabiliyorsunuz. Bu post’ta böylece linksiz olarak bitiyor.

UPDATE:

Bu vuvuzelayı sevenler var, onu sevenler için internetlere vuvuzela getirme yöntemi de var artık. Mesela bu blog vuvuzela ile nasıl oluyor bakınız.

Dünyanın En Müthiş Sitesi

Internet bir garip dehliz sevgili okurlar. Bu dehliz bizleri bazen alır bir fırtınada bir oraya bir buraya savrulan bir bamya gibi, bir oraya bir buraya savurur. Peki bir dehliz nasıl savurur hiç merak ettiniz mi? Dehiz olmak nasıl birşey sordunuz mu kendinize? Dehliz, perhiz, perran, dediniz mi ard arda? Bakın bunu yapın, dehliz, pehriz, perran, deyin, sona değil konuştuğumuz dile, tüm varolan herşeye yabancılaşacaksınız. Ve tam o noktada sizi ancak bir site geri döndürebilir. O da http://themostamazingwebsiteontheinternet.com/ sitesi. Adından da anlaşılabileceği gibi dünyanın en müthiş web sitesi ile karşı karşıya kalmadan önce size bir tavsiye vermemi isterseniz, bu talebinizi gerçekleştiriyorum: En az 60 korumalı bir güneş kremini alın ve göz kapaklarınızın içine dökün hemen! Daha sonra da 1 kutu sakinleştirici için, diğer bir kutuyu da elinizde tutun, ki aniden o da gerekebilir. Sitemize girdiğinizde 60 korumalı kremi kullanmayanları düşünün, nasıl bir dehliz de savruluyor olsa gerekler. İşte en baştaki olay da bu. Çivi çiviyi söker sistemi ile tam tüm herşeye yabancılaşmış iken bu site sizi hayata geri sokacak. Tabi kolay bir süreç değil. İlk 1-2 hafta gözünüzden kusabilirsiniz. Normaldir.

Site ayrıca beynini yıkamak istediğiniz kişilere karşı da kullanılabilir. Beyni vileda’dan daha iyi yıkar, pür-ü pak kılar, durulamaya gerek kalmaz. Kremi sürdüyseniz başlayın.

Releaselog Yine Kapatıldı! :(

Favori sitelerimizden releaselog ya da url’si ile anarsak rlslog.net, yine kapatıldı. Daha 2 saat önce çalışan site yine internet nazilerinin kurbanı oldu diye özetleyebiliriz.

Demek ki sadece Türkiye değilmiş böyle çağdışı yaptırımlar yapan ülke diye kendimizi avutabiliriz, ya da gidip buzuki çalmayı öğrenebiliriz, yani kıssadan hisse, herşey elimizde. Ne istersen onu yapabiliriz olm. Kimse farkında değil gibi oysa. Bir diğer yanlış bilinen gerçek ise şudur, ne o hala okuyorsun, yanlış bilinen gerçek nedir diye sorgulamıyorsun? yok eğer sorguluyorsan da ne artislik yapıyosun, neyi doğru yazdım ki bunu yargılıyorsun? Konservatif konserve seni!

İşte sinirim dolayısı ile olasılık olarak %100’ünüzü kırdım. Bazınıza dedim “ne sorgulamıyon”, geri kalanlara dedim “kes lölöyü” ama siz benim duygusal bir anda olduğumu anlayıp devam ettiniz okumaya. İşte bu doktor!, işte bu ajan!, işte bu müdür, kirve ve bir sürü farklı hitabet.

Releaselog yeni release’leri “bakın bu yayınlandı” diye log tutan bir site olup, yorumlarında link verildiği için kapatılıyor. Aynen trafik kazasında insanlar ölüyor diye arabaları yasaklamak gibi. Aferin diyoruz internet faşolarına, ama adam olmayacaz diye de son laf sokuyoruz…Sansürcü rektumlar sizi.

%d blogcu bunu beğendi: