Archive | Haber RSS for this section

Bir Bloğa Daha Veda Ederken Yapımda ve Yayında Emeği Geçen Herkese Teşekkür Ediyorum [(Ya da Kral Öldü Yaşasın Yeni Kral) (Veya Her Son Bir Başlangıçtır) (En Olmadı, Artık Kendi Domainime Geçiyorum be Gamsız)]

2 senelik bir beraberlikten sonra artık kendi domain’ime geçmenin zamanı geldi de çattı!

Evet bu blogdaki son yazımı yazarken açıkçası duygulandım, sanki bi bok oluyormuşçasına. Oysa ki http://www.cenkozmercan.wordpress.com ölürken, www.cenkozmercan.com ve www.cenkozmercan.com/blog gibi spektaküler varyansları doğuyor. Her blog yazarının belli bir noktada geçtiği bu eşiği izin verin salonda TV karşısında tembel tembel yatan, ama çişi olan adama benzeteyim. Nasıl ki blog yazarları sürekli olarak kendi domainlerine geçmek isterler ama üşenirler, o adam da yatar orada kanepede. Bilir ki kalkacaktır yapacaktır çişini bundan kaçış yok, ama üşenir, erteler, 2 dakika daha tutmaya çalışır…Sonra bir anda ayaklanır ve gider yapar çişini. Yaparken hem rahatlar, hem de duygusal anlar yaşar. “İşte bir çiş daha yapıldı, klozetin karanlık sularına doğru özgür adımlarla ilerledi” diye düşünür. Arkasına yaslanır, 100.000 kez okuduğu aynı şeyi okurken tuvalette ama aklı hala o narin çişindedir. “Evet onu işedim, işemeliydim” der heyecanla, “Ama bu demek değil ki onu sevmedim.” diye ekler. “Her çiş benim için özel, her çiş benim bir parçam, her çiş beni ben eden, DNA’mın temsilcisi…vuslatla…sevgiyle…güzel anılarla…” Boğazı düğümlenmiştir artık, zorlukla nefer alarak devam eder “Ama her çiş bir son olduğu gibi, bir başlangıçtır da…Elveda sana, yolun açık olsun değerli üre”

Yoksa siz böyle vedalaşmıyor musunuz olm çişinizle? Hele halk tuvaletinde ardından bir tükürük ile arkadaş vermiyor musunuz onun yanına ha?

Evet bir veda yazısını ancak bu kadar bok edebilirdim ve ettim nihayetinde. Bir nevi ağlama palyaço, makyajın bozulur mu yapıyorum yoksa? İçim kan ağlarken böyle ipe sapa gelmez yazılarla göz yaşlarımı mı saklıyorum yoksa? Yok lan o kadar da değil ama resmen biraz garip hissediyorum.

Kısacası dün gece ani bir kararla kendi domainimi alıp, bir türlü bitiremediğim showreel sitemi ve blogumu oraya geçirmeye karar verdim. Saat gece 10 gibi falan. Sabaha karşı işin çoğu bitmişti. Hala upload etmem gereken 500 mb falan video var ve oradaki blog içerik olarak çok dımdızlak gözüküyor buraya göre ama herşey zamanla…

Son olarak bugün itibarı ile bu sitenin 2 senelik istatistiklerinden bir demet sunayım da, siz okurlar nasıl insanlarmışsınız biraz daha iyi anlayın haha.

786 yazı, 2,218 yorum (402 adedi benim cevaplarım), 260 follower sonrası aşağıdaki istatistikler oluşmuştur:

1) Açıldığı 2010 ocak ayından itibaren bugüne toplam hit: 212.772
2) Bunların 2010 yılında olanları : 46,103 ; 2011 yılında olanları: 159,197 ve 2012’de ocak 23’e kadar 7,557.
3) En çok hit alınan ay 2011 mayıs: 16,782, En az hit alan ay: 2010 Ocak: 1044 (gerçi bu 12 gün falan ama herneyse)
4) Gün başına ortalama 2010 senesi: 133, 2011 senesi: 436, 2012 Ocak: 334
5) En çok hit alınan gün 30 Eylül 2011: 1,382.
6) Toplamda en popüler yazılar 27.032 hit ile Haxball Taktikleri & İpuçları,  2. Heroturko Yasaklanınca Gidilecek Site Yeni Heroturko Sitesidir! (15,429) 3. Mafia 2 Skid Row Crack Fix – Sağlık Düşme Sorunu Çözüldü… (13,407)
7) İnsanları bu bloga getiren en popüler arama terimleri: 1) Haxball (15,165) 2) Heroturko (11,597) 3) PPVRIP Nedir (4,145)
8) Buraya en çok insan gönderen siteler: 1)Arama motorları (25,046) , 2) Facebook (2,170), 3) alphainventions.com (474)
9) Bu siteden en çok gidilen siteler: 1) byhero.com (6,190), 2) gfxtra.com (5338), 3)rlslog.net/mafia-ii-crackfix-skidrow (4853)
10) En çok yorum alan yazılar : 1) Haxball Taktikleri & İpuçları (91), 2) AsMerkez Outlet Bursa’nın Yıldızını Seçiyor Jenerik (38), 3) CV (38)

İlginç olaylar olan yazılar

1) Bin kez anlatmama rağmen insanların sürekli aynı soruyu sordukları (“Beni de programa çıkarın”) yazı : Değişime Hazır Mısın Teaser
2) Yorum yapan en ünlü kişi : Crytek – Cevat Yerli Crysis 2’yi Orjinal Alıyoruz
3) Yorum yapan en ünlü kişi runner-up: Heroturko Heroturko kapanınca gidilecek site yeni heroturko sitesidir
4) Mahkemeye verilmekle tehdit edildiğim contraversial yazı : Rezalet: İkbal sucuk
5) Toplamda kullanılan tema sayısı: 3.

Evet arkadaşlar, bu istatistiklerden sonra artık ufaktan kapatıyoruz. Yeni sitelerimin adreslerini bir kez daha vererek (showreel: www.cenkozmercan.com / yeni blog www.cenkozmercan.com/blog) http://www.cenkozmercan.wordpress.com’a da elveda diyelim. Ama durun ya, son olarak bu sitenin son 5-6 ayda neden bu kadar az update edildiğini göstereyim size, hak vereceksiniz.
Kuzey Wallpaper

Türk Müziğinde Kallavi Açılım! (or How I stopped Worrying and Loved Thrown to the Sun)

Tarihi unutanlar onu tekrar yaşamaya mecburdurlar diye bir laf vardır, ki başıma tam da bu geldi bak. Anlatayım. Sene 1990-91 falan, biz çok metalciyiz o zamanlar. Liseliyiz. Hakkını veriyoruz liseliliğin her türlü. Herneyse, o zamanlar İstanbul’da efsanevi Laneth dergisi çıkıyor. Öyle internet falan yok tabi. Metale ve metalciye ait yaşanmışlıkları Laneth’ten takip ediyoruz hahaha. Bi de denk gelirse sahaflardan falan eski Metal Hammer, Kerrang falan bulursak ne ala…

Konuyu yine hafif pembeleşinceye kadar karıştırdım bak. Ne diyodum. Ha biz de gençlik ve liselilikle harmanladığımız metalciliğimizi alıyoruz ve bir underground metal fanzine yapıyoruz. Fikri kuzenim Batu’ya aittir. En başta aklımda ben, Batu, Hasan, Turgut ve Yiğit diye arkadaşlardan da oluşan bir çekirdek kadro kalmış bak, başkası varsa çıkıp cenk hakkımı yeme desin! Daha sonra bi sürü başka adamlar bu projeye dahil olacak ve birgün şu an düşündükçe inanamadığım bir şekilde bir sayının tüm parasını birlikte yemek sureti ile dergiyi batıracaklardır bunlar. Lan ilk parayı biz ortaya koymuşuz, kazandığımız para ile de yeni sayının giderlerini karşılamışız. Şu an hatırlamadığım yaklaşık 10 sayı falan mı ne sonra, sonradan dahil olan bu adamlar dergi parasını harcayıp bitirmiş dergiyi..Vay amına koyim ne mal adamlarız biz değil mi?

Evet işte o dönemler ben de kalkıp bilmem ne grubunun tarihçesi, yok efendim bilmem ne albümünün kritiği falan gibi şeyler yazıyorum haliyle. Bi de adam gibi ingilizce bilen tek adam olarak Metal Hammer’dan falan çeviri yapıyorum. Ya ne yapacaktım ki? Kalkıp heriflerle röportaj yapacak halimiz yok ya hahaha. Herneyse işte ben bu geçmişimi tamamen unutmuştum bak tekrar yaşamaya mecbur kaldım bugün itibari ile ki, Thrown to the Sun diye bir grup çıktı ve “Of Oceans and Raindrops” diye bir albüm çıkardı 2 gün önce…Ben de bunu yazayım dedim. Yazmalıyım dedim. Onu yapıyorum şimdi bak. Gerçi daha hiç yapmadım henüz. 3 paragraf yazdık…hikaye.

Bak yemin içiyorum 2 gündür paso dinliyorum. Lan bir Türk grubu mu dinliyorum yoksa Florida’nın bağları vardır siz bilmezsiniz ho ho ho, Tampa’nın oralarda leb’i derya bağlar, işte oradan kopmuş gelmiş bir grup mu dinliyorum karar veremedim. Yok lan yalan söyledim, ya da söylemiş olabilirim… ben de bilmem Florida’yı…Ama nedense bana insanlar hep “Cenk sen Florida’ya gitmiştin di mi” derler. O beklentileri karşılayayım dedim yoksa Florida dediğin abede’den penis gibi sarkan bi coğrafya bana ne alla allaaa.

Evet bu Thrown to the Sun, http://www.pasifagresif.com isimli takip ettiğim bir sitenin yazar ve okurlarından oluşmuş, ve yukarıda da dediğim gibi 2 gün önce albümlerini interweblere indirilebilir olarak sunmuş arkadaşlar. Kısaca belirteyim albüm internet dilinde “epic” lafını hakeden bir albüm olmuş. Tanımam etmem hiç birini, aranızda yalakalık ettiğimi düşünen varsa diye söylüyorum. Ayrıca böyle düşünenler düşünce suçu işli…..sonunu getiremiyorum.

Zaten 2 şarkıyı mı ne önceden yayınlamışlardı. Bakın ayağınızı denk alın tarzı bi gösterme ama vermeme durumu yapmışlardı. Nasıl birşey ortaya çıkacağı hakkında fikir veriyordu. Özetlemek gerekirse, ki böyle şeyleri de pek beceremem bi de komik bulurum, yok efendim Kuzey Avrupa death metal tandanslı, black etkileşimli, gotik brutal, progresif oryantel atomistik pandizot tarzında tınlıyor falan diye hahaha ama yapayım bak becerebildiğim kadarını.

Thrown to the Sun, özüt death metal yapıyor. Doğala özdeş aromada progresiflik var. Yer yer bana en çok death ve gojira’yı anımasttı ama ufaktan ha. Yoksa bu grupların da taklidi de değil. Kendine has, gayet leziz bir tarzı var. Herkes enstrümanını adam gibi çalıyor. Bakın biz sikertiyoruz ha diye sıkıcı progresiflikler de yok. Melodi var abicim ya. Zaten olay da bu bence. Müzik dediğin benim düşüncem rif’tir haha :D Dinliyoruz da ne dinliyoruz? OOoo adamlar süper çalıyor ama ne çalıyor melodi yok tribi değil! Thrown to the Sun’da teknik/melodi/run kombosu çok güzel harmanlanmış ve ben 2 gündür deli gibi dinliyorum. Tam ulan bu şarkı tam olmamış mı diye düşünürken bile bi olay oluyor ve vay babayuun kemüü dedirtiyor mesela Laceration şarkısında “ulan bu doldurma şarkı galiba” diye düşünüyorum ve bir anda 1.30’da bir son rif geliyor osurtuyor. Genç gibi kafa sallayasım geliyor :D

Tek tek şarkıları yorumlayacak kadar hakim değilim henüz çünkü ortada gerçekten defalarca dinlenip hazmedilecek bir OPUS var! İlk dinlememde ilk şarkıyı mesela 10 kere falan üstüste dinledim, ilerleyemedim çünkü tek rif’ten oluşan intro gibi bir şarkı bu ama öyle bir rif’ki Türk metali bugünleri de gördü ya şükürler olsun dedirtiyor resmen. Sonra tüm albümü 2 gündür döndürüyorum ve diyorum ki kısacası ey arkadaşım, sen bir metal müzik dinleyicisi misin, illa death metal fanı olmana gerek yok tabi, zaten death metal fanıysan erken boşaltıyor albüm uyarırım, ama rock/jazz falan dinliyorsan da müzikten anlarım diyorsan da al sana günün fırsat ürünü! Hatta bakınca bu sene opeth, machine head, mastadon gibi çok beklenen albümlerin yanına sırıtmadan konacak bir albüm açıkçası. Al koy sen de. 2 dakika insan ol. Daha da konuşturtma cenk abini.

Son paragrafta biraz da kendimi övmek sureti ile yazıyı sonlandırayım diyorum bir yavşak gibi. 1994 senesinde Türkiye’nin ilk death metal albümünü Death Project olarak “Mission Accomplished” adıyla çıkarmıştık. O zamanlar şartlar çok zordu bugüne kıyasla. Akustik davul kaydetmek diye bişey yoktu. Bi sikim yoktu ya bugüne oranla. Kısacası bu yolu biz açtık biz olmasak dünya olmaz demeye getiriyorum hahahaha. Aradan 17 yıl geçmiş bak. Bu zaman zarfında “lan Türk grubudur destek olalım işte” mantığı dışında alıp da dinlediğim bir Türk grubu olmadı (Dr. Skull vardı lan gerçi…hmmm evet Dr. Skull’da hakkını vermişti valla onu da not düşelim buraya) Herneyse demek ki 1 grup varmış harbiden takdir ettiğim. Thrown to the Sun’da destek mestek hikaye, severek, zevk alarak dinlemek için yapılan bir müzik koyuyor ortaya.Alın dinleyin. Şimdi de link vereyim de bu Orhun yazıtları gibi uzayan yazıya son vereyim. Albümü aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz hem mp3 hem kayıpsız flac olarak.
resmi site / bandcamp / pasifagresif

Opeth’in Yeni Albümü Heritage İnternete Düştü!

Saat sabah 5:30… cumayı cumartesiye bağlayan gece… ve tam yatıyordum ben ama bir anda içimde bir pıtırcıklanma potemkin zırhlısının kült merdiven sahnesinden yuvarlanırcasına önce diz kapağıma oradan dilimin altına oradan da parmaklarıma ilerledi ve ben son yılların crazyshark’dan sonra en manyak metal arşivine sahip sitesi bunalti.com’a gittim ve bir de ne göreyim? En üstte Rüya Tiyatrosu Dream Theater’ın yeni albümü, laf sokan ismi ile “Dramatic Turn of Events” (ki burada şair eski davulcusuna sesleniyor :D) , onun biraz altında da Opeth’in yeni albümü Heritage!

Ayın sonuna doğru çıkması beklenen albüm internetlere akmış bulunuyordu ve bu linklerin burada yer etmesi gerekiyordu! Yukarıdaki link bold olduğu için link olduğunu anlamadıysan değerli opethsever, TIK ET BURAYA, ki senin için 2.bir link eklemiş olayım. İster mp3 ister de FLAC olarak indirebilirsin ha onuda belirteyim her iki albümü de.

Opeth’in Yeni Albüm’den Haber Var Kınalı Kuzum!

Opeth.

Opeth dedim ve durdum. Çünkü Opeth dedin mi duracaksın. Tüm devleşmiş gruplar gibi seveni çok sevmeyeni de azımsanmayacak derecede, ki ilginçtir bu metalcilik müessesesinde bir grubu çok seversin ve aradan zaman geçince o gruba uyuz olursun çünkü senin beklediğin yönde ilerlememiş, genellikle de sert gitmesini isterken yumuşamıştır. Buna biz metalcilik lugatında “Yeaa abi ya, ………….. öldü ya. Nerede bilmem ne albümü, nerede bu abi yea” tarzı deriz. Genellikle didaktik olurlar ve acıdırlar (bitter baabında acı olm lan :P ). Aslında ihanete uğramış bir aşk hikayesi gibidir biraz da bu durumlar. Kendimden biliyorum. Orta okul ve liseyi metallica’ya taparak geçirdikten sonra, Kara kapaklı albümle kıllanmaya başlamış, sonrasında da “Yeaa abi ya, Metallica öldü ya. Nerede And Justice For All, nerede bu abi yea” demiştim Load için. Gerçi bugün bakıyorum da Load fena albüm değil aslında. Ama St. Anger ve son Death Magnetic epey fena bence. 15 gün içinde o albümlerin yapılabileceğini iddia ediyorum bestesiyle kaydıyla mixiyle :D

Aynı hikaye tabi opeth içinde yazıldı, yazılıyor. Teheheh nasıl bir dil lan bu, “yazıldı, yazılıyor” falan. Ciddi miyim neyim dar alanda yoksa? “Bir başarı öyküsüdür bu, alın teriyle yoğrulan…” falan diye başlayan 10.000’nci dandik tanıtım filmi gibi oldu, altına da lorena mak kenıt müzüüüü dayadın mı tamam trolololo

Tekrar deniyorum…. Aynı bokun laciverti opeth içinde geçerli aslında. Eski “deathçi” opethçiler yani”damnation ve sonrasından nefret eden” opethçiler var, bi de “damnation ve slowlar için seven” opethçiler var. Ben her türlü seviyorum aslında çünkü iyi müzikte olması gerektiğine inandığım ruh+teknik kombosunu süper yapıyor herifler (herif asında tekil olmalı ya neyse).

Şu anda da pasifagresif.com‘da görüp palazlandığım bir videoyu siz değerli okurlarla paylaşmanın haklı gururunu yaşarken karım sordu “tost istiyon mu yiğidim” diye, “çok kaşarlı” yanıtı verdiğimi de buraya not düşerim. Aşağıda da yeni albümden yayınlanan ilk şarkının full hali kızamıktan yeni çıktı.

PS: En sevdiğim opeth şarkısı “heir apperant”dır diyerek teflon işine giriyorum.

Duke Nukem Forever Nuke Yedi (Kelime Esprisine Gel) Skid Row Versiyonu Save Etme Sorununu Çözüyor!

Uzun zamandır piyasada olmayan Razor1911 tarafından release edilen beklenen oyun duke nuke yedi haha! Bunun üzerine Skid Row piyasaya çıktı ve save problemini çözen bir proper crack yayınladı.

Bugün seçim var ve yetişmesi gereken binton iş var dolayısı ile normalde yazacağım 2-3 paragraf saçmalamayı yapamıyorum. Eğer razor1911 versiyonunu admin olarak çalıştırıp yine save edemiyorsanız bu proper’ı deneyin. Razor1911 versiyonunu indirmişseniz sadece skid row crack ile oyunu save edebilir hale getiriyorsunuz. Ayrıca oy verirken üstümde 2 cep tel ve 1 HD kamera vardı, şimdi öğreniyorum ki bunlar “yasssağ” mış trolololo :D
Gel skidrow crack’e gel. / Burada da var yiğenim

Kıyamet Alameti: Duke Nukem Forever Demo Çıktı!

Öyle bir dönem geldi ki hayatımızda, o an öyle hissettik ki, beatles’ın orjinal üyeleri ile tekrar bir araya gelmesi ve yeni bir albüm yapması, duke nukem forever’ın çıkmasından daha olası gözüktü bizlere ve bana. Evet ama demek ki atasözleri boşuna söylenmiyormuş, sabreden derviş sabrın sonu selametmiş!

Bugün değil de dün gördüm bunu aslında ilk olarak ama pazar günlerini palazlanmak için ayırmış bir insanımdır, yazamadım bu yazıyı dolaylı tümleç. Ama bugün işte tam burada duke diyorum sizlere, nukem diyorum, forever diyorum. İnebahtı savaşından beridir beklenen sürekli ertelenen oyun sonunda gerçekten yayınlanacak gibi görünüyor.

Gerçi demoyu oynayan insanlar pek beğenmemişler ama zaten 4352 beklenen bir oyun kimseyi tatmin edemez o da var. Beklentileri minimalde tutmak hayat için iyi bir perspektif olagelmiştir. Bu arada demo için tekrar directX kurmanız gerekebilir. Özellikle eksik dll hatası alıyorsanız bunu yapmanız tavsiye ediliyor. (0xc0150002) hatası alan arkadaşlar için ise duke nukem forever klasörü içindeki redist klasörü içine vc2008 kurmaları tavsiye edilmiş. Deneyenlerin yalancısıyım diyelim ve link verelim.
Ahanda buradan demoyu indir / Burada da duke nude em!

Morbid Angel “Illud Divinum Insanus” Çıktı! (BERC)

Sene 90’ların başı mı nedir, Morbid Angel’ın “Blessed Are The Sick” albümü ile death metal yoluna saptım. O zamana kadar bir thrashçi idim, daha sonra baktım bu ne böyle dedim lan, bu nasıl bir müziktir dedim ve hasta oldum Morbid Angel’a.

Kalkıp 2 saat Morbid Angel anlatacak halim yok ve az evvel tam yatarken lan acaba çıktı mı son albüm diye bir araştırmacı gazetecilik yaptım. Önemle ve seferberlik halinde beklediğim bir albümdü bu çünkü benim en sevdiğim death metal vokalisti olan David Vincet geri gelmişti! Bu David’e ne desem az. Peki ya Trey’e çok mu? Yooo asla, Morbid’in beyini olan Trey herşeye layık bir abimizdir ve bu yazıyı yazarken 2. şarkı olan Too Extereme’i ilk kez dinliyorum ve bu ne lan diyorum. Dan dan dan dan gidiyor, bildiğimiz Morbid değil ama çok acayip, tam hastalıklı bir beynin ürünü bişi resmen….Sadece yılların komandosu Sandoval’ın olmamasından hafif kıllanıyorum. Belimi nedir bi sakatlığı varmış o yüzden ara verdi komando. Bu arada Jeff Hanneman’da böyle, allah allah bi sakatlık sezonu var extereme metal aleminde, tabi idmanlarda kaytarıyorlar, kendilerine bakmıyorlar falan filan…

Herneyse BERC tarafından internetlerimize sunulan bu leziz release için 2 de link vereyim ve kefir almak için bakkalın yolunu tutankamon. Tıklamalısın tam olarak buraya / Burada olur pertevnihalim benim

Heroturko Yasaklanınca Gidilecek Site Yeni Heroturko Sitesidir!

İlk ortaya çıktığı zamanlarda bizim gibi vektöre, bitmapa aç kitle için e-mekke haline gelmişti heroturko. O dönemlerden başlayan arşiv klasörleri aldı yürüdü, derde tasaya aç varlık insan için yeni bir dert türü ortaya çıktı. “O kadar büyük vektörel arşivim var ki aradığımı bulamıyorum” diyen yavşaklara dönüştük. Bu bende ayrıca footage bazında da tezahür etti ki, bir vektör 20kb, bir 1080p HD video 400Mb karşılaştırmasından siz düşünün artık gayri sıhhi milli harddisklerin içine çöreklenmiş şeyleri!

Sonra artık ilk açlık geçince, ne yapıyoruz olm biz, biz manyak mıyız tarzı bir uyanış yaşadık ve artık proje bazlı downloadlara yöneldik. Ne lazım olursa girip, işimize yarayanı alıp, işimize döner hale geldik. Böylece tirilyor tane dosyayıda arşivlemek ve aradığımızı içinde bulamaz hale gelmek dönemi bitti. Ama üniversite kantinlerinde anlatılan “risk nedir?” “risk budur” boş kağıt vermesi hikayesinden daha da riskli bir durumdu bu aslında çünkü biz internetleri “feliçita” gibi kapatılan bir ülkenin evlatlarıydık ve en ihtiyacımız olduğu anda gerekli bir site bu şekilde kapandığında anüs gibi kalıyorduk ortada.

Ben de 2-3 ayda bir footage bakmaya girerim heroturko’ya ve baktım ki bugün sitenin tasarım epey değişmiş. “Mahkeme fırını el koymuştur” kırmızı yazısı ile karşılaştım. Sonra bunların kardeş sitelerine gittim baktım sorun yok. Güzel de istanbul videoları buldum o esnada heroturkonun yeni bir site açtığını gördüm gittim baktım aynen devam ediyor hakikaten. Size de heroturko gibi siteler lazımsa 2 link vereyim de halkımın grafikeri zibil gibi kalmasın ortalıkta. Bunlardan birincisi eski heroturko elemanlarının, heroturko el değiştirdiğinde oluşturduğu site, diğeri yeni heroturko sitesi.
http://www.gfxtra.com/ // http://www.byhero.com/

Whitesnake – Forevermore 2011 İnternetlerimizde!

Şu mühür var ya, benim hayatıma da mühür vurmuştur. Bundan yıllar önce daha yeni yeni ilk defa müzik dinlemeye başlayan bir pepeyim, yaş 12 falan mıdır nedir, hazırlık/6. sınıf falan. Madonna, Michael Jackson falan gibi 5-6 tane kasedim var ve bigün kasetçiye gidip, ki o zamanlar sadece kaset olduğu için kasetçi diyebiliriz bunlara, yeni bişiler alıyım dedim. Komiktir, o zamanlar bandrol falan olmadığı için çok ucuz kasetler. Çocukluk harçlığımda 3-4 tane alabildiğimi hatırlıyorum. Herneyse, baktım ben bu mührü gördüm. Whitesnake albümü. Logo mu hoşuma gitti nedir bilmiyorum, aldık eve geldik. Ben distorlu gitar sesini burada duydum. Coverdale’nin spektaküler vokali ile kendime geldim. Hemen sahne kurup kendime civciv ezmek, enseme tükenmez kalemle 666 yazmak, minimal uzun saçları ıslatıp kafa sallamak gibi şeyler yapmaya başlamışım. Aradan yıllar geçti biz az zamanda çok yol kat edip, bir ara bildiğim mal metalci, deathçi falan olup, metalci saat takmaz, metalci köfte yeme..aaa bu yazı da benim bahsetmem gereken bir adam var.

Murat Ünlü. Evet hakkında çok şey söyleyebiliriz bu arkadaşımızın. Metalciliğimizin başlamasında da epey parmağı vardır. Daha o zamanlardan metalci ne yapar, ne yapmaz bize anlatan, doğru yola sevkeden birisiydi. Bir aralar hergün gelip dünyanın en iyi grubu kimdir onu belirtirdi. “Olm dünyanın en iyi grubu floatsam and jetsam” falan gibi okulda dünyanın ogünlük en iyi grubunu öğretirdi bizlere. “Olm athropy, çöl thrashçileri lan…” falan gibi… Beni bu metal yoluna sokan adamlardandır ve tanıdığım en iyi gitaristtir, sahnede biraz garip bacak hareketleri yapabilir ama :D Ne yazık ki ne murat ne de ben eskisi gibi metalci değiliz. Hadi ben ağırlıklı olarak dinlemeye devam etsem de Murat artık bir elektrosever. O zaman ne sikime derman olduğunu bir türlü anlamadığım “e o zaman bu şarkıyı da bilmemkime hediye edelim” gibilerinden bir hareketle bu albümü ben de murat ünlü’ye hediye ediyorum. Ama fiziksel olarak etmiyorum. Link veriyorum. Fiziksel olarak benden yediği kasetlere saysın:P Ulan o değil de bu kaset yeme olayında acaba bir envanter çıkarılsa, daha çok kaset yemişmiyizdir, yoksa kasedimiz yenilmişmidir? Benim sanırım yenilmiştir gibime geliyor.

Al whitesnake babaların yeni albümü / Buradan da bakabilin!

Tron Legacy Dvdrip Çıktı! (Önce Evo Sonra Vision)

İnsanın kendini olduğu gibi kabul etmesi, olduğu kişi ile olmak istediği arasındaki kişi arasındaki farkı üstüne yük etmemesi zordur. Ben hala tam başarabilmiş birisi değilim, hala bazı şeylerden utanabilirim ama eskisi kadar değil. Artık bu gibi şeyleri fark ettiğim zaman hemen birisine söyleyerek tedavi yolunu seçiyorum. Örneğin: Ben ilk Tron’u seyretmedim!

O-ha-ra değil mi? Benim gibi bir adam Tron’dan bihaber olsun. Etrafta türlü haberlerini görsellerini görsün, konuyu bilsin, bilim kurgu konusunda kendi çapında doktora versin ama tron dedin mi “Ne, Elektron mu?” diye yanıtlasın…Çok ayıp biliyorum.

Ama ne demişler, binmemek ayıp değil, başka bişey ayıp. Mesela insan içinde yellenmek ayıp. Ya da farklı kültürlerde “yemeği çok beğendim” anlamına da gelebilir, herneyse. Ben tron’a giriş yapıyorum, ki o yüzden screener’larına falan yüz vermedim ama bugün dvdrip’i ile karşımızda. Önce Evo tarafından release edildi, daha sonra ac3 audio ve daha yüksek bitrate’li video ile vision tarafından salındı internetlere. Ama evo’nun da türkçe altyazısı var, acaba vision versiyonu senkronize edilecek mi? Hatta şu an iyi oku bunu ilker. Ne diyordun? Yazayım mı? Evet ilker şu an sandalyemi itmek ve kakmak sureti ile bunları buraya yazmamı söylüyor, inanmıyor yazacağıma, ben de yazıyorum. Hangi ilker mi? Tabiki bursanın en iyi kameramanı ilker! :P

Linkler(vision) / Başka linkler / Altyazı / imdb / Online izle!

MostlySeries Filesonic’e Geçti!

Yoldan geçen herhangi bir Kartaca’lıya sorun. Ama ne soracaksınız? Onu ben bilemem. Zaten yoldan Kartaca’lı geçmez, kervan desen o da geçmez. Mesela Bursa’da gidin Heykel’e bakın, geçen kervan göremezsiniz! Yanlız, kuş uçar. Demekki kuş uçar kervan geçmez yerler de varmış.

İlk paragrafların randomluğuna özen göstermemem belki de onları bu kadar random yapıyorsa, varoluşunun sebebi, varoluşunun bilinçsizliğinde gizli gibilerinden bir durumla karşı karşıya kalışımız üzerine yazılabilirdi bu ikinci paragrafta ama iş karıştı sen okurken sıkıldın, iyisi mi bunu da sallayalım.

İnternet’in barındırdığı en büyük ve kapsamlı dizi sitesi olan mostlyseries, hotfile’ın yok olması ile öldü ve filesonic ile küllerinden tekrar doğdu. Sitenin sahibi ile yaptığım kısa bir söyleşide şunu anladım, kendisi bir ruh hastası, zaten 15 yıldır bildiğim birşeydi. Benim az evvel saymaya çalışıp da üşendiğim yüzlerce diziyi nerede ise tüm sezonlar full olarak sunan ve devam eden bölümleri de yayınlandıkları gün ekleyen bir insan için normal demek zor biliyorum. Şimdi tekrar eski URL’sine dönen MS (sendrom gibi oldu trololo), ilk etapta devam eden dizilerin günlük uploadlarını yapacağını ve bu esnada da eski full arşivi filesonic’e upload etmeye başladığını tebliğ etti. Yanlız filesonic jdownloader önermiş ki ben azılı bir IDM’ci olarak ne yaparım bilemiyorum. Zaten şahsen 2 ay daha hotfile account’unun leşinden nemalanmam gerek haha:D Bu süper haberi MS’in yeni (aslında eski) URL’si ile taçlandıralım. http://mostlyseries.blogspot.com/

Jackass3D DVDRip Defaced Tarafından Yayınlandı!

Dün rüyamda balet olmuş ve olmadık yerlerimi ortaya çıkaran kılıklar giymeye zorlanmıştım. Her sanat dalının belli bir noktasında ortaya çıkıp herşeyi altüst eden adam olmaya karar verdim ve yönetmene “yeter arkadaşım bu tayt sevdasından, ne lan bu 1987 mi?” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Sonra gittim yandan cepli, komando şort ve oduncu gömlek giydim ve geldim bunun yanına. Bak dedim artık bale böyle, ayrıca bu ayağıma giydiğim şeyler çok afedersin gay yani. Onları da bilekli basketbol pabuçları ile değiştirdim. Bale öldü yaşasın yeni bale diye bağırdım. Yönetmen bana yaklaştı bak cenk dedi, senden beyaz kuğu olur ama siyah kuğu olmaz dedi. Elimi 180 derece çevirip ağzının ortasına nakşettim osmanlı menşei tokadı ve dedim ki “ırkçı mısın lan sen?” O ara uyanmışım.

Aslında Jackass konusuna Dudesonit’ten girip, CKY videolarından çıkabilecek bir yazı oldurabilirdim bunu ama yapmadım. Demek ki bana “Clark clark neredeydin, süperman az evvel buradaydı” diye gelen olursa, gözlüğümü düzeltip ama şimdi öyleydi böyleydi diyip savuşturma hakkım saklı kaldı. Sonrada linkler. / imdb / resmi jackass sitesi

Hotfile’a Neler Oluyor? Sonu Rapidshare Gibi Geldi mi?

Bir güzel rüyanın daha sonuna gelmiş gibi görünüyoruz. Son haftalarda forumlarda, bloglarda geçmişe oranla hızla silinen hotfile linkleri artık daha da ciddi bir sorunla karşı karşıya sanırım. Özellikle son 2-3 gündür, aynı gün içinde silinmeye başlayan ve uploader’ların account’larını suspend eden hotfile’da aynen rapidshare gibi ununu elemiş, eleğini biz premium kullanıcıların rektumuna sokup artık sayılı günlerini beklemeye başlamış görünüyor. Aniden ortaya çıkan ve çok kısa bir sürede en popüler filehosting firmasına dönüşen hotfile, selefi rapidshare’in hızlandırılmış versiyonu oldu adeta. Yıllardır ortalıkta olan megaupload, depositfiles gibi isimleri geride bıraktı. Rapidshare’in saçma sapan politikaları ile kullanıcıları tiksindirtmesi ve günlük limitsiz download’u ile gönlümüzde açan bu nadide çiçek artık kurumaya başlamıştır falan da yazayım mı lan trolololo xD

2006 yılında, Panama City, Panama’da kurulan ve günlük 21.000.000 hit alan site, Türkçe de olmak üzere 19 dilde hizmet veriyor.Firma, Ocak 2011’de paypal ve 1000 adet kimliği belirsiz uploader’ı ile birlikte Liberty Media tarafından mahkemeye verildi. Anton Titov adına bir Rus tarafından kurulmuş olan sitenin Panama ile aslında fiziksel olarak hiç bir alakası yok. Anton Tutov’un ise Bulgaristan’da ya da Hollanda’da yaşadığı zannediliyor. Liberty Media hotfile tarafından paylaşılan her fikri mülkiyeti için $150.000 talep ediyor ki, eğer bloglarda ve forumlarda paylaşılan hotfile linklerini gözönüne alırsanız herhalde dünyada bu kadar para yoktur :D

Bakalım gelecek ne gösterecek ama kristal kürem hotfile’ın da uzatmaları oynadığını, ve hızla rapidshare gibi önce uploader’larını küstürerek küçülme politikası güdeceğini söylüyor. Forumlar ve bloglar’da şu sıralar öne çıkan en popüler hosting şirketleri ise fileserve ve filesonic. Depositfiles, megaupload, netload falan da hala görünen isimler. Benim hotfile account’umun bitmesine yaklaşık 2 ay kaldı ve bu süre zarfında yeni tercihimin ne olduğuna karar verip burada siz beni seven ve beni olduğum yere getiren milyarlarca fanımla paylaşacağım. Dont Panic!

Eurovizyonu ve Gönlümü Kazanan Satellite Lena Albümü İnterweblerde!

Dikkat kesilin, size bir sır veriyorum. Karadenizde veya başka denizlerde alabora olan deniz taşıtlarınız mı var? “Nen var kuzum” diye soru mu soruyor arkadaşlarınız? Evde hamile karınız sebze yemekleri ile hayatınızı domine mi etti? Sorunlar çözüldü!

Eurovisionu ve benim gibi millonların sevgisini kazanan bıcır kız lena’nın albümü çıktı. O satellite şarkısını bir aralar günde 20 kere falan dinleyip her seferinde çok sevmiş bir adam olarak tekrar dinledim ben de. Düşündüm ki bu şarkı dünyanın insanı en mutlu eden şarkısıdır! Hem şarkı, hem kızımızın şirinliği ve supradin aksanı….

Bu yazıyı belki 5 kere yazdım bugün bir türlü publish edemedim, wordpress paso offline oldu! O yüzden burada keselim link

Gary Moore Öldü (1952-2011)

58 yaşında hayata veda eden Gary Moore ölerek yaşamını yitirmek sureti ile aramızdan ayrıldı.

Çoğu insan gibi benim de bildiğim belki de tek Gary Moore şarkısı olan Still Got the Blues, şimdi büyük konuşmayayım, belki başka şarkılarını biliyorumdur, o zaman artık bu cümleyi nasıl tamamlayacam onu bilmiyorum ama.

Hıncal Uluç bakalım testi kırıldı, çanak çömlek patladı gibilerinden bir yazı yazıp Gary Moore’u ülkemizin genç gitaristlerine, genç blues’cularına örnek teşkil edemez ilan edecek mi? Açıkça söyliyeyim bu Gary Moore öyle bir adammış ki, 2 cümle arka arkaya kuramadım adam hakkında. Mori Kente ölse, Yekyek yekemu klibindeki yanan varillerden falan bahsedebilirdim bak. Daha çok konu çıkardı. Demek ki belki de ben bu yazıyı yazmamalıymışım. Ama Type o’Negative’ten Peter Steel ölünce onu yazmıştım da 123.023 hit almıştım, belki de o yazının gazı ile yazdım bunu. Demek ki ben içimdeki rating canavarına köpek olmuşum. Kendimi daha iyi tanıdım bak şu saniye itibarı ile. Bir de az evvel bir nişandan geldik, baktım asansörde aynaya, bir sivilcem çıkmış, kendimi daha da iyi tanımış oldum neticesinde. Gary Wikisi / ofişıl sitesi /Bir belçikalı da 365 gün 365 maraton koşmuş bu arada oha diyoruz

UPDATE

 

 

Bu yazıyı yazdıktan 1-2 saat sonra facebooklarıma bir baktım, bir de ne göreyim, Uygar Ertur’dan bir mesaj gelmiş bana.İşte gerçek bir blues sever olan değerli dostum, ilkokul arkadaşım Uygar Ertur bana bu satırlarla haddimi bildirdi. Herşey için özür dilerim.

Spartacus: Gods of the Arena Başladı!

Spartacus’ü geçen sezon seyrettik. Türk halk dilinde vurdulu kırdılı olarak bilinen bir türde olan spartacus’te roma imparatorluk makinesine götünü kaptıran ve gladyatörlükten özgürlüğe giden her gladyatör filmi/dizisi konusundan nasibini almış bir oluşum izledik. Bence içerik olarak vasat, animasyonları yer yer abartacaz diye eşeğin vulvasına h20 kaçırtan, ama “duvara bakacağımıza buna bakalım bilader sıkılmadan seyrediyoruz işte, sen de ne artis adammışsın sanki her dizide inanılmaz bir altyapı varda spartacus mü battı sana” tarzında özetlenebilecek bir takım özelliklere haiz idi. Yanlız hakkını vermek gerekirse sezon finali, tüm diziler içinde en tatmin eden sezon final idi. Öyle ortada açıkta bişi bırakmadı spartacus. Tüm herkesi tek tek ayıkladı spartacus. Hele o arkdaşının ölüm emrini velen küçük çocuk, ki kendisine ultra uyuz olmuştum, onu bile öldürttüler, nezih oldu.

Ve fakat spartacus’ü oynayan arkadaş, ki adını öğrenmek için imdb’leyemiyeceğim şu saniye, kan kanseri oldu ve dizi askıya alındı. Daha sonra bohçaya kondu ve sanduka içinde yerini aldı. Tabi para yapan bir ineği sağmanın yolları roma gibidir, her yol oraya çıkar. Dolayısı ile yeni sezon spartacus yapıldı ama kaldığımız yerden devam etmiyor. Bu sefer başa dönüyor ve Batiatus’un bu işlere nasıl girdiğini falan öğreniyoruz. Daha sonra abaküs ve kosinüs’ün at sürmelerine tanık oluyoruz. İlk bölüm notu olarak imdb’den 9.8 gibi gargantua bir not aldığına göre ilk sezonu sevenler bunu da kaçırmasınlar falan filan. Gelelim linklere. Aha burada her bölüm (olacak) / altyazı / imdb

 

Adobe Font Folio 11 ISO’su

2012 yılında fontlar da dünya ile birlikte yok olacak mı anne?
-Olacak, oldu olacak, olacak o kadar’ın 10,000 bölümünü izle yavrum!
Urartu Yazıtları Sea03Epi12

Evet bugün de, eskiden hakkını veremediğim için belki de bugün suçluluk hissettiğim fontlar, tipografi ve uykuluk hakkında bir yazı ile daha karşınızda değilim, ama karşınızdayım yazacağım her ne hikmetse. Ben şu an Bursa’da MedyaS müessesesine girince, sağa dönüp sürekli ilerlerseniz oradayım oysa ki. Ve çoğu yazıda değindiğim gibi çocukluğumdan bir anıya değinerek bu paragrafın sonunu getireyim. Değerli okurlarım, ben bebekken çok mantıksızdım ve altıma sıçardım. Doğruya doğru.

Evet Adobe firmasının adını yıllarca “adob” diye telaffuz edip, gavur ellere gidince bunun aslının “adobiii” şeklinde olduğunu duyduğum zaman aklıma 13-14 yaşımda yüzme takımı ile almanyaya gidip o zamanlar türkiye’de olmayan metallica’nın orjinal albümlerini almaya çalışıp da “mitallika” yerine Türk gibi “metalika” demem ve adının bu yazıda Hans olarak geçmesini uygun bulduğum, Hans’ın bana “what is metalika?” demesi hakkındaki bu paragafında sonuna geldik mi, geldik. Zaman 2 hidrojen 1 oksijen gibi hızla akıp gidiyor.

İşte artık Adobe’un 11. versiyonu çıkan tonla fonutunu cross platform (hem pc hem mac) olarak sunduğunu bildireyim de linkini vermenin yolunu yapmış olayım. Son kelime: takoz, son sayı: 22, son renk: ebemkuşağu, sonar: takoz.

Californication Sezon 4 Resmen Başladı!

Son zamanların en garip dizilerinden biri olan Californication resmen 4. sezona girdi, ama buna birazdan dönecem ben ilk önce başka birşeyden dem vurmak istiyorum.

“Yabancı diziler dalya diyor mu?”

Evet bu dalya deme olayını çok ilginç buluyorum. İnanır mısınız, geçenlerde çok hassas bir anımda, anadan üryan bir şekilde, mutfak masasını kırmızı güllerle doldurdum ve bir sucuğu 100 dilime dilimledim ve 7’şerli dilimler haline yedim bunları. 100′. dilim sonrası “dalya” dedim. Bi bok olmadı. Çok tırt bişeymiş bu dalya demek ve nedense türk dizilerine mahsus. Ben mesela bir “Seinfeld dalya dedi” gibilerinden bir haber görmedim Honolulu Star Bulletin’de!

Evet daha önce bu 4. sezondan iki bölüm daha yayınlanamadan internetlere sızdırılmıştı zaten ama artık sezon resmi olarak başladı ve ilk bölüm yayınlandı. Diziyi bilmeyenler için söyliyeyim, çok garip bir dizi açıkçası. Türk aile değerlerini başüstünde tutan insanları şok edebilecek olmadıklıklarla bezeli diziyi seyrederken aklıma en çok “ulan Kathleen Turner ne hale gelmiş beah” sorusu takılıyor! Bölüm burda / Altyazı burda / Kathleen Turner’ın eski ve yeni hali burada, ki yeni hali adeta bir pomak hala gibi

Yaşayan Bursa Aralık 2010 Reklam


Evet Yaşayan Bursa dergisinin aralık sayısı çıktı. Aslında çıkalı 3-5 gün oldu ama reklamı bugüne kıspetmiş. Ayrıca bu sayıdaki ultrasonik yazımda, Bayram trafiğinde yaşadıklarım, Çorum maceram, Fallout: New Vegas oyunu ve “gerçek hayatın save edilebilmesi” gibi konuları işledim. Ben olsam 10’ar 10’ar alırdım, ama bana zaten bedava. Siz düşünün!

Releaselog’a Kardeş Geldi: Picofiles – Downloadcunun Yeni Bookmarkı

Eski ünlü bir fıkra vardır. Komşunun ankastre mutfak takımını alıp geri verirken “sizin kazan doğurdu” diyince hoca, komşusu “oha hoca, kazanla da mı olaya girdin?” demiş, sonra hoca utanmış sıkılmış, “ya ben öldü diyecektim yanlış şeyettim” diyince komşusu “ulan hoca senin gibi malını da görmedim” diyivermesin mi?

Ever internetoğlanların ve kızların en sevdiği ve eğer sevmiyorlarsa bu yanlıştan dönmeleri gereken bir sitedir releaselog. Alemin en büyük release logunu tutar ki bunu daha önce yazmıştım ama kısaca özetleyeyim: Bir sürü scene grubu ve p2p grup tarafından hergün internetlerimize yeni filmler, oyunlar, müzikler vs upload edilir ve releaselog’da bu yeni release’leri bize sunar. Downloadcunun can dostu bir sitedir kısacası.

“Ve bir süredir, biz de kendi dosyalarımızı upload edebilelim” diye vızıklayan kullanıcı ordusuna releaselog bir kardeş doğurdu. Şimdi kardeş doğurmak çok acayip ve ilk duyulduğu zaman fazlasıyla ensest bir durum gibi görünse de, bunu sadece başarısız bir teşbiğ-i beliğ olarak nitelendirip kısa kes meges kuralı doğrultusunda kesiyorum.

Sonuçta internette bir sürü olan download forum’larından biri ortaya çıktı ki adı: picofiles. Releaselog kullanıcılarını uploader yaptığı için de hızla arşivini büyütüyor. Açılalı daha 3-4 gün olmasına rağmen yaklaşık 400 uploader ve yüzlerce (binlerce?) release ile orada duruyor. Hadi tıkın sen de.

%d blogcu bunu beğendi: