Arşiv | Kişisel RSS for this section

Bir Bloğa Daha Veda Ederken Yapımda ve Yayında Emeği Geçen Herkese Teşekkür Ediyorum [(Ya da Kral Öldü Yaşasın Yeni Kral) (Veya Her Son Bir Başlangıçtır) (En Olmadı, Artık Kendi Domainime Geçiyorum be Gamsız)]

2 senelik bir beraberlikten sonra artık kendi domain’ime geçmenin zamanı geldi de çattı!

Evet bu blogdaki son yazımı yazarken açıkçası duygulandım, sanki bi bok oluyormuşçasına. Oysa ki http://www.cenkozmercan.wordpress.com ölürken, www.cenkozmercan.com ve www.cenkozmercan.com/blog gibi spektaküler varyansları doğuyor. Her blog yazarının belli bir noktada geçtiği bu eşiği izin verin salonda TV karşısında tembel tembel yatan, ama çişi olan adama benzeteyim. Nasıl ki blog yazarları sürekli olarak kendi domainlerine geçmek isterler ama üşenirler, o adam da yatar orada kanepede. Bilir ki kalkacaktır yapacaktır çişini bundan kaçış yok, ama üşenir, erteler, 2 dakika daha tutmaya çalışır…Sonra bir anda ayaklanır ve gider yapar çişini. Yaparken hem rahatlar, hem de duygusal anlar yaşar. “İşte bir çiş daha yapıldı, klozetin karanlık sularına doğru özgür adımlarla ilerledi” diye düşünür. Arkasına yaslanır, 100.000 kez okuduğu aynı şeyi okurken tuvalette ama aklı hala o narin çişindedir. “Evet onu işedim, işemeliydim” der heyecanla, “Ama bu demek değil ki onu sevmedim.” diye ekler. “Her çiş benim için özel, her çiş benim bir parçam, her çiş beni ben eden, DNA’mın temsilcisi…vuslatla…sevgiyle…güzel anılarla…” Boğazı düğümlenmiştir artık, zorlukla nefer alarak devam eder “Ama her çiş bir son olduğu gibi, bir başlangıçtır da…Elveda sana, yolun açık olsun değerli üre”

Yoksa siz böyle vedalaşmıyor musunuz olm çişinizle? Hele halk tuvaletinde ardından bir tükürük ile arkadaş vermiyor musunuz onun yanına ha?

Evet bir veda yazısını ancak bu kadar bok edebilirdim ve ettim nihayetinde. Bir nevi ağlama palyaço, makyajın bozulur mu yapıyorum yoksa? İçim kan ağlarken böyle ipe sapa gelmez yazılarla göz yaşlarımı mı saklıyorum yoksa? Yok lan o kadar da değil ama resmen biraz garip hissediyorum.

Kısacası dün gece ani bir kararla kendi domainimi alıp, bir türlü bitiremediğim showreel sitemi ve blogumu oraya geçirmeye karar verdim. Saat gece 10 gibi falan. Sabaha karşı işin çoğu bitmişti. Hala upload etmem gereken 500 mb falan video var ve oradaki blog içerik olarak çok dımdızlak gözüküyor buraya göre ama herşey zamanla…

Son olarak bugün itibarı ile bu sitenin 2 senelik istatistiklerinden bir demet sunayım da, siz okurlar nasıl insanlarmışsınız biraz daha iyi anlayın haha.

786 yazı, 2,218 yorum (402 adedi benim cevaplarım), 260 follower sonrası aşağıdaki istatistikler oluşmuştur:

1) Açıldığı 2010 ocak ayından itibaren bugüne toplam hit: 212.772
2) Bunların 2010 yılında olanları : 46,103 ; 2011 yılında olanları: 159,197 ve 2012’de ocak 23’e kadar 7,557.
3) En çok hit alınan ay 2011 mayıs: 16,782, En az hit alan ay: 2010 Ocak: 1044 (gerçi bu 12 gün falan ama herneyse)
4) Gün başına ortalama 2010 senesi: 133, 2011 senesi: 436, 2012 Ocak: 334
5) En çok hit alınan gün 30 Eylül 2011: 1,382.
6) Toplamda en popüler yazılar 27.032 hit ile Haxball Taktikleri & İpuçları,  2. Heroturko Yasaklanınca Gidilecek Site Yeni Heroturko Sitesidir! (15,429) 3. Mafia 2 Skid Row Crack Fix – Sağlık Düşme Sorunu Çözüldü… (13,407)
7) İnsanları bu bloga getiren en popüler arama terimleri: 1) Haxball (15,165) 2) Heroturko (11,597) 3) PPVRIP Nedir (4,145)
8) Buraya en çok insan gönderen siteler: 1)Arama motorları (25,046) , 2) Facebook (2,170), 3) alphainventions.com (474)
9) Bu siteden en çok gidilen siteler: 1) byhero.com (6,190), 2) gfxtra.com (5338), 3)rlslog.net/mafia-ii-crackfix-skidrow (4853)
10) En çok yorum alan yazılar : 1) Haxball Taktikleri & İpuçları (91), 2) AsMerkez Outlet Bursa’nın Yıldızını Seçiyor Jenerik (38), 3) CV (38)

İlginç olaylar olan yazılar

1) Bin kez anlatmama rağmen insanların sürekli aynı soruyu sordukları (“Beni de programa çıkarın”) yazı : Değişime Hazır Mısın Teaser
2) Yorum yapan en ünlü kişi : Crytek – Cevat Yerli Crysis 2’yi Orjinal Alıyoruz
3) Yorum yapan en ünlü kişi runner-up: Heroturko Heroturko kapanınca gidilecek site yeni heroturko sitesidir
4) Mahkemeye verilmekle tehdit edildiğim contraversial yazı : Rezalet: İkbal sucuk
5) Toplamda kullanılan tema sayısı: 3.

Evet arkadaşlar, bu istatistiklerden sonra artık ufaktan kapatıyoruz. Yeni sitelerimin adreslerini bir kez daha vererek (showreel: www.cenkozmercan.com / yeni blog www.cenkozmercan.com/blog) http://www.cenkozmercan.wordpress.com’a da elveda diyelim. Ama durun ya, son olarak bu sitenin son 5-6 ayda neden bu kadar az update edildiğini göstereyim size, hak vereceksiniz.
Kuzey Wallpaper

Reklamlar

İnternet Neden İnsanın Sahip Olup, Olabileceği En Önemli Şeydir.

Hayvandan farkı nedir insanın diye sorulduğunda bir çoğumuzun cevabı “beyin”, “zeka” vs olacaktır ve bunlar belli bir noktaya kadar kabul edilebilir yanıtlar olsa da, bugün ben biraz daha farklı bir cevap verip bunu “internet’in neden günümüzde insan için dünyanın en önemli şeyi olduğu” noktasına getirmeyi planlıyorum. Kafamda net olan bir konu olsa da, yazıya tam olarak dökebilecek miyim, emin değilim. Konudan konuya hızla atlama eğilimim bakalım beni yenecek mi…

Eskiden bir makale okuduğumu hatırlıyorum, yine bu soruya farklı bir yanıt veren. Ve o makalenin yanıtı bugün bir çoğumuzu şaşırtacak olsa da “baş parmak” idi. Derinlerine girmeye gerek yok diyerek ana fikirden farklı çok fazla birşey hatırlamadığım gerçeğini gizlememe izin verin, ama kısaca o yazının üstüne kurulduğu mantık şu idi: “Başparmağımız sayesinde nesneleri elimize alıp, onları istediğimiz gibi kontrol edip, kullanabiliyoruz.” Dolayısı ile taşdevri insanı eğer eline bir sopa alıp, bunun ucuna sivri bir taş takmayı beceremeseydi, çakmaktaşlarını birbirlerine sürterek ateş yakamasaydı, kısacası ilkel aletleri yapıp kullanamasaydı, insan belki de bundan onbinlerce yıl önce soyutükenmiş türlerden biri olarak tarihteki yerini alacaktı. Burada tabi ki o aletleri yapmayı, beraberce yaşayıp takım oyunu içinde avlanmayı/hayatta kalmayı “akıl etmek” önemli, ama akıl edip de sadece fiziksel olarak bunları beceremeseydi ne olacaktı? Kısacası ilkel yaşam şartlarında cisimleri eline alıp, bunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabileceği aletlere çevirmek, başparmak olmadan imkansızdır. Ve bu yüzden de ilkel insan için başparmak beyinden önemlidir diye bir önermesi vardı o yazının.

Gelelim benim cevabıma. Ama tabi o kadar hızlı değil :) Yine bir soru sormama izin verin. Varsayalım ki bir köpek var, adını tartışmamızı kolaylaştırması açısından “Zibidi” koydum şu an. Ve bu Zibidi diyelim ki, türlü sebepten dolayı (uzaylılar DNA’sı ile oynadılar, radyoaktif bir örümcek tarafından ısırıldı, CIA/NASA çalışmaları sonucu ortaya çıktı…vs) insan kadar zeki. Herhangi bir insanın yapabileceği herşeyi, konuşmak da dahil, yapabiliyor. Bir bilgisayara dikte ettirerek yazı yazabiliyor, ona özel yapılan bir arabayı kullanabiliyor, matematik desen difransiyel hesaplarına bana mısın demiyor…Bu bir mucize olurdu değil mi? Ama kimin için? Biz insanlar için tabi ki. Üzerinde testler yapılması falan gibi olasılıkları bir kenara atalım, Zibidi’yi TV programlarında görürdük, çeşitli seminerlerde karşımıza çıkardı, dergi ve gazetelerde hakkında yazılar, röportajlar okurduk. Tahmin ediyorum adına dini tandanslı bir kült falan da kurulur, müridleri falan olurdu.

Ama bir köpek olarak Zibidi’nin köpek ırkına ne kadar faydası dokunabilirdi? Cevap veriyorum : SIFIR! Zibidi bildiklerinin hiç birisini herhangi normal bir köpeğe öğretemezdi. Zibidi sayesinde diğer köpekler konuşmayı falan öğrenemez, zeka ve kültür geliştiremezdi. Ve Zibidi bir rockstar gibi yaşar, daha sonra da ölür giderdi. Bir anomali, bir ütopik istisna olarak hatırlanırdı, biz insanlar tarafından…Tahmin ediyorum müridleri “3000 yılında geri gelecek” falan gibi şeylere inanmaya devam edebilirlerdi, o ayrı…

Bir kısmınız konuyu sadece bu örnekten yola çıkarak nereye getireceğimi anladınız (diye umuyorum) ama üstünde konuşmaya devam edelim biz yine de. Aynı durumun insanlar için geçerli olduğunu düşünsenize. Hepimizde yine “beyin” var, hepimiz yine “bildiğimiz kadar şey biliyoruz”, hepimiz yine “olduğumuz kadar zekiyiz”, ama bir insan diğerine bu enformasyonu geçiremiyor! Gün geliyor, Yeni Zelanda’dan birisi Tanrı parçacığı olarak ünlenen Higgs Bozon’unun varlığı ispat etti ama bunu diğer insanlara aktaramıyor, aynı Zibidi’nin kendi bildiklerini diğer köpeklere öğretememesi gibi…Süper sicim teorisi sonuca ulaşmak üzere…ama ne yazık ki Yeni Zelanda’lı dostumuz bu yolda yanlız. CERN’dekilere bu bilgiyi ulaştıramıyor, ve hatta CERN falan diye bir yer de yok çünkü İsviçre diye bir yer yok! Çünkü dünyada ülkeler yok, sadece beraber yaşayan primitif insan klanları var (ona da umarım var diyelim). Peki nerede bu onbinlerce yıllık insan uygarlığı? Kısaca söylemek gerekirse uygarlık denilen şey üstüste konulan bilgi birikimi olduğu için ve insanlar birbirlerine kendi öğrendikleri/bildikleri/anladıkları informasyonu gösteremediği için hiç bir zaman oluşamayacak. (Peki Yeni Zelanda nasıl var? diye soranlar beni bulursa onlara kola ısmarlıyorum :P)

Yukarıdaki örneğe karşı çıkanlar olacaktır. “Eğer olduğumuz kadar zeki isek, Yeni Zelanda’lı arkadaşımızın (keşke ona da bir isim koysaydım :)) bu bilgiyi diğer insanlara geçirceğini iddia edeceklerdir, ki benim de bu yazıda bahsetmek istediğim şey tam olarak da bu aslında. Evet, bilinen evrende, zeka ve uygarlık geliştirmeyi başarmış, üstünde yaşadığı gezegenin dominant türü olarak insanız biz! Bu yüzden kendimizi çok önemseme gibi hafif hastalıklı bir eğilimimiz da vardır ama “bizi insanlık olarak biz” yapan şey, zekamızdan daha çok bilgiyi paylaşma becerimizdir!

Edison ampülü icad eder (Tesla konusuna hiç girmiyorum ne yazık ki:( ) hepimizin evinde ampüller yanar. Ford otomobil yapar, tüm insanlar araba kullanır, Fleming penisilin’i icad eder, milyonlarca insanın hayatı kurtulur…Örnekleri artırmamak için kendimi zor tuttum bu noktada :).

Kısacası konu “insanlık” olduğu zaman, sadece ama sadece 1 kişinin herhangi bir konuyu çözmesi/icad etmesi yeterlidir. Çünkü hemen bu bilgi paylaşılır ve tüm insanın yararına (zararına da olarak okuyabilirsiniz bunu örn. Oppenheimer ve Manhattan Proje’si gibi) kullanılır o bilgi. Bizi işte Zibidi’den farklı kılan asıl şey budur.

Sanırım üniversite yıllarında, bir yerlerde “Öklid’yen olmayan geometri” gibi birşeyler okumuştum ya da duymuştum. Çok merak ettiğimi hatırlıyorum, nasıl olabilirdi de bir üçgenin iç açıları toplamı 180 dereceden farklı olabilirdi? Matematik konusunda uzman falan asla değilim, hiç de olmadım, ama sadece bu üçgen sorusu bile beni çok meraklandırmıştı. Bursa’nın en büyük kitapçısı olan Altıparmak’taki Haşet Kitapevi’ne gittiğimi hatırlıyorum. Matematik kitaplarının olduğu bölümü dolaştım ama konu ile ilgili hiçbirşey bulamadım. Çalışanlardan birine sorduğumda ise “Matematik kitapları orada, varsa oradadır” cevabını aldım. Daha sonra 3-4 farklı kitapevini dolaşmama rağmen hiç bir kaynak bulamadım ve o merak da içimde patladı.

Bu olay 94-95 yıllarında falan oluyor, yani insanlık epey gelişmiş bir noktada diye düşünebiliriz. Şimdi de Newton’un dünyasını düşünün, ya da Galileo hatta Kopernik’in…Evet bir insan uygarlığı var. Feodal rejimler, şehirler, krallıklar falan olsa dahi, mağaralarda yaşayıp herkes kendi yemeğini avlamak, ekmeğini pişirmek zorunda değil. Veriyor parasını alıyor ihtiyacı olan şeyi, kısacası günümüze çok benzeyen bir sistemde yaşıyor insanlar, teknolojik olarak geride de olsalar. Ama herkes kendi dünyasına mahkum, %90’ı için bu dünya da içinde yaşadıkları mahalle ve şehirden ibaret. Çin’de birşey icat ediliyor, bunun Avrupa’ya gelmesi on yıllar alıyor, ki o da günlük hayatı değiştirecek bir bilgi ise. Bugünkü fiziğin ana problemi olan “Kuantum mekaniği ve Görelilik arasındaki uyuşmazlık” gibi, belki de bin yıl içinde insan ırkını kurtaracak ama günlük olarak hiçbir işe yaramayan bir bilgi ise sadece ve sadece önemsiz!

Geçmişten günümüze ismi kalan önemli bilimadamlarının hemen hepsi bir lord’un, arşidük’ün yanına kapağı atmayı başaran insanlar. Bilime meraklı olan bu soyluların aynı zamanda bu işle uğraşabilmek için paraları da var. Zamanının isim yapmış bilimadamları (bazen ne yazık ki astrolog olarak – astronom ile karıştırmayın!) da soyluların yanında günlük işlerle uğraşıp para kazanmak zorunda kalmadan, kendilerini bilimsel araştırmalara adayabilmişler. Bazen birisi kalkıp Macaristan’dan Almanya’nın bilmem ne düka’lığına gelmiş, ki orada konu ile ilgili diğer bir önemli bilim adamı ile tanışsın, onun bildiklerini öğrenebilsin diye. Bazıları diğerlerinin öğrencisi olmuş, notlarını okumuş, temize çekmiş, ustasından öğrendiklerini kitap haline getirmiş vs.

Bu adamların bundan yüzlerce yıl önce ortaya koydukları çalışmaların, onların günlük hayatında hemen hiçbir yararı olmadığı gerçeğini de unutmayın. Kimse kalkıp bugün facebook’u icad edip, 2 sene sonra milyar dolar falan da kazanmıyor yani.

Umduğumdan uzun, sandığımdan kısa bir yazının sonunu ise şöyle getirebiliriz. Bilgi paylaşımı, insan için -özellikle günümüz ortamında-, en önemli şeydir. Burada hem tüm insanlıktan, hem de tek bir birey olarak insandan bahsediyorum. Günümüzde internet sayesinde, bundan 20 sene önce öngörülemeyecek şeylere imza atılmakta. İnsanlar dünyanın farklı yerlerinde aynı proje üzerinde çalışabilmekte, gerçek zamanlı olarak konuşabilmekte ve sanki aynı noktadaymış gibi yapmaya çalıştıkları şeyi yapabilmektedirler. Bu tarz bir çalışma ortamının “insanlık” adına yararlarını saymaya çalışmayı bile, suyun neden ıslak olduğunu açıklamaya çalışmak kadar yersiz buluyorum. Aynı zamanda bireylerin internet üzerinden dünya’nın bambaşka bir yerinden bir iş bulup oraya taşınmalarını, evlenmelerini vs. dahi düşünebilirsiniz. Hem insan, hem insanlık için örnekler sonsuz. Kısacası bilginin gerçek zamanlı olarak paylaşılabilmesi, bugün insanın en önemli becerisi ve silahıdır. Bir tahminle de bu yazıyı sonlandırayım ki, eğer internet 100 sene önce kullanılıyor olsaydı, dünya çok daha farklı bir yer olurdu. Mars’ta bir kolonide falan okuyor olabilirdiniz mesela bu yazıyı şimdi.

Yeni PC Aldım (Rage Failed to Create XAudio2 Engine Sorunun Çözümü + Vsynch Sıçmasının Sıvanması)

Intelin sahibi demiş ki 18 ayda bir pc’ler 2 katı hızlanacak deyince o zaman demişler ki haaa demişler bu adamcağızın adı “moore” o vakit bu oluşumun adını Moore Kuralı koyalım demişler. Haa aradan yıllar geçmiş ne olmuş? Bu kural bir komodor64 ejderi gibi orada duruyor. Bir diğer önemli olay ise pc’mizi soğuk tutmamızın gerektiğidir. Ona fan takalım. Fanta ise takmayalım, onu klavyeye dökeriz.

Evet artık bilgisayarlarım 4 yaşına gelmişti o zaman artık yeni bir bilgisayarlar alma zamanıdır diye düşündüm. Bir süredir düşünüyordum ama karım izin vermiyordu. Onun gönlünü kazandım ilk olarak. Milföy hamuru ile börek yaptım. Bu sorunu da kolayca hallettikten sonra gittim bir config yaptım liste olarak yazdım ve bilgisayarları alacağım dükkanlara gittim. Bu liste önemli çünkü alışveriş esnasında bir listeye uygun alışveriş yapılmadığında lüzumsuz şeyler ile eve gelinebiliyor mesela Güç Kaynaa alıp eve geliversem ne olacak? Ayrıca alışverişe aç karna çıkarsan herşeyi alırsın onu da bil.

Yeni bilgisayarı alınca hemen ilk iş son zamanların en kanırtkan oyunları denenir. Hemen denedim. COD MW3. Çok güzelmiş. Hele spec ops kısmında survival oynamak zevkli ama konu o deil. Konu RAGE!

Tabi biz Carmack yalakası bir insanız. Dolayısı ile idsoft ve Bethesta’nın isimlerini görünce dizlerimin mafsallarımız çapraz bağlarımın adeleleri yımışamıştı. Oooo demiştim, işte teknoloji ve hikaye içiçe girip voltranı oluşturan bir oyunu oluşturan bir oyun karşımızda! LAN çok güzel olacak bu. Ama sonra ortaya çıkmasın mı ki, aa bu oyun birton BAG ile piyasaya sürülmesin mi bu komşu ha? Evet öyle. Sonra tabi ben direk kurdum oyunu ve çalıştırmaya çalışınca da bir de ne görsem! aha bir hata mesajı ve bana diyor ki “Failed to create XAudio2 Engine Install DirectX”….Alllaa alaaaaa belamısın nesin? Bunun üzerine hemen şu adımı attım ve gittim oyunun kurulu olduğu klasöre ve oradaki DirectX klasörünün içine kendimi attım ve setup’ı çalıştırtarak zaten 11. sürümde olan directx’imi 11.sürümünü üstüne kurmuş olmadım mı? Oldum. Sonra baktım oyun çalıştı ama bu sefer de vsych olarak da bilinen görüntüde yatay senkronizasyon sorunu ile karşılaştım oyun için de! Ba ba ba! Yani görüntünün bir kısmı meaaauz’u sağa sola oynatınca ekranda yırtılıyor gibimsi sıçkı yayıyordu! Ve koku yapıyordu!

Hemen bunun üzerine baktım video ayarlarında vsynch ile ilgili bir oluşum yok. O zaman dedim hemen ekran kartımın control panel’ine bakayım orada olabilir dedim ve Nvidia ekran kartının Manage 3D Settings – Global Settings – Vertical Synch kısmına geldim ve FORCE ON dedim bir Jedi gibin. Sorun çözüldü. Koku kalmadı. Artık kendimi tamamen kıpçak özbekçesi öğrenmeye adayabilirim.

V-Ray Aç Kollarını Sana Geliyorum!

Saat gece 3:57. Ben bu gece uzun zaman önce girmiş olmam gereken v-ray render işine kor halinde bir Bursa Bıçağını(tm) tereyağından kıl çekercesine, tereyağına batırıyorum. Tereyağının üstünde kıl var. Onu çekiyorum bu kor haline gelmiş Bursa Bıçağımla(tm) ve o kadar kolay oluyor ki bu. Adeta tereyağından kıl çekercesine…Tüm bunları dedikten sonra diyorum bu deyimi bulana 2 çift lafım olacak. Hay ben senin örneğine sıçayım. Tereyağından kıl çekmek kesin çok zordur gerçekte. Şu an düşünüyorum da yapışır falan tereyağa bu, tırnağınla kazımak zorunda kalırsın, tırnağının içine tereyağ kaçar, kılı tutsan da çekilmez, kayar falan.

Bunu dedikten sonra ara sıra gel cenk çöz şu v-ray’in olayını diye düşünürdüm. Bunu da demiş oldum. Paso diyorum bişeyler bak. Sonra biraz internet kurcalaması sonrasında hemen ultrasonik bir bar sandalyesi, bir kakafonik bar masası modelledim. Ve bastım Vray’in tuşuna. Sonra da aldım photoshop’a sağlı sollu giriştim. En sonunda da bu bilgiyi interweb ortamında paylaşayım dedim. Al bak bi günde bu kadar oluyor.

Ranch Sos’un Hakkını Uzun Süre Yediğime Kanaat Getirdikten Sonra Kaleme Almış Olduğum Tebliğgatır.

Derken kendime geldim. Uzunca bir süredir özlediğim lezzeti ajandama eklemiştim. Sonra hemen aklıma sizler geldiniz, çünkü biliyorsunuz cenkozmercan.wordpress.com gerekirse gurmesel bir blog olabilmeliydi. Zaten yeterince presentıbıl’dı. Direk hal hatır sormaya çekinsede çeşitli göz ve kafa jest/mimikleri ile anlatabilirdi derdini. O zaman ne duruyoruz ? Hemen günümüzün konusu rençsos için basalım entere. Entere entere basalım. Hasadı kasalım, masalı satalım kasabım hesabı bir cümle eşliğinde kakalım enter düşmesine.

… o zaman kurt cobain’e göre “başkası olnaya çalışırsan, kendi olacağın kişiye haksızlık etmiş olmuyorm..falan diye konuşmalara…yada salla lan bunu şimdi bak asıl, bir programlar var televizyonda gündüz evde olduğum için tanık oluyorum bir kısım. Bi tanesi var adını unuttuğum kıvırcık saçlı bir eleman ömer çölakıl mı ne adı. Bunun yanında kesin 2 horoskopçu oluyor. Yine yüksek frekansla medyum ve enterasandır bazen de bilmem ne üniversitesinden bilmem ne profesörü katılıyor ve allahım yarabbim.  Dün bir dinleyici, “benim kızım 16 yaşında ve üvey , biz ona üvey olduğunu söylemedik, acaba ölünce cennette bize mi gelir yoksa biyolojik annesine mi gider?” falan gibi konular derken bu noktada hemen halkımızın davudi katılımcılığını ve konumuz ranch sos hakkında bir köprü kuran jpg ile vatandaş ne diyor’un arasındaki bağlantıyı görelim. Bir blogda buldum ki:

İşte millet soruyor, birincisi nedir bu mercanköşk ve siteyi sunan niye yanıt vermiyor? Elbette ranch’e giden yolda biraz sinirle de olsa sorulması gereken sorular. Ve bunun üzerine de admin yanıt veriyor ve ranch sos yapmayı öğrenmiş oluyoruz.+rep hahahahah.

Tabi kim uğraşır bunu yapmakla diyen bizler ise hemen gidip BurgerKing restoranından alıyoruz şişe ile. Önceden ufak kutu olarak vardı ve yetmiyordu, artık ayrıca var (“ayrıca olmak”  diye de bişi varmış) ve bu yüzden haydi, şimdi 3 kere! Yipiya yeh!, Yipiya yeh! Yipiya yo!

Gerçekten  bence en iyi sostur, öyle barbekü, ballı hardal bilmem neye basar. Ketçap ve mayonezden de klasman olarak üstündür. O zaman bu satırları okumanızı ödüllendirin bak. Gidin alın o sosu. Paddiz kızartmasını banın buna, tiridine. Sonra “lan” deyin “cenkozmercan.worpress.com’un sözünü dinlemekle ne iyi yaptım olm lan” diye bitirin cümleyi. Yok ben önce kesirli sayılarla küfürcü dayılar arasında tümdengelicem dersen, ki diyen oluyor, beni ilgilendirmez. Zaten bu yazı sonunda tanımam seni. Sokakta falan. Bilemem kimsin. Nesin, necisin? Neyin nesisin? Nesirlerime Aziz Nesin’den bir alıntı yaparak son vereyim.
“Hava gerçekten buz gibi lan.”
Aziz Nesin, 1988 Aralık, Kars

PS: Al o rençi bak! Git al.

VINN Kotasının Köküne Kibrit Suyu Betimlemesinden Yola Çıkan Yazı

Misal CIA ajanısın. Dünyanın farklı ülkelerine gidip kolpadan demokrasi gazı verdiğin aç insanları galeyana getirtip, işine gelmeyen işler yapan devlet başkanlarını darbe ile indirtecek daha sonra da linç ettirecek ve kaos içinde bıraktığın ülkelerin yeni başlarını alıp istediğin gibi köpeğin etmek istiyorsun. Ne yapacaksın ? Tabi ki işin mobil olmanı gerektirdiğinden bir adet mobil internet USB dalgamotorundan alacaksın. Her an maillerine gönder/al yapabilmen lazım çünkü. Ama kotan dolarsa yandın! Çünkü Yunanistan gibi batırırsın koca ABD’yi gelecek olan kota aşım faturası ile!

Evet VINN aldım 3 gün önce. Hızı fena değil allahı var. Kotası 4 gb ama. Fiyatı da 40 TL. Yani gb başına 10 TL, fahiş mi fahiş. Ama o daha başı. Başı zaten alıyorsun içeri, daha sonra dikkat ediyorsun ama hemen kız-oğlan-kız ayağına yatmalısın çünkü kotayı aştın mı, başından sonra kökü giriyor…Hemen belirteyim kökü çok acayip. Bir anda 1 gb 50 TL’ye çıkıyor. Tabi hemen anlıyorsun ki bu BSA, RIAA falan gibi korsan karşıtı organizasyonların bir nevi truva atı.

Mesela orjinal bir DVD film alıyorsun, buna yaklaşık 30-50 TL falan veriyorsun. Carrefour’daki sepetlerden 3-5 TL’ye de bulabilirsin gerçi de, hadi biz pahalısını seçelim örneğimize. Bir DVD film 4 GB. Kotayı aştırıp da 4 x 50 TL = 200 TL’ye internetten korsanını indirebilirsin oysa ki! Yani 50 TL orjinal DVD’si olan bir filmi adamlar sana korsanını 200 TL’ye indirme opsiyonu sunuyor. Tabi bir film çekmek nedir ki ? Üstünde yüzlerce insan milyon dolar harcayıp, yönetmen, oyuncu falan gibi lüzumsuz adamları çalıştırıyorlar, VINN kadar olabilir mi önemi ? Olamaz!

Evet sevgili normal internet sahibi dostum, lafı dolandırmadan hemen gittikçe daha da politikleşeyim. Diyenler oluyor “Eee cenk çavuş zaten VINN download için değil, mobil çalışan, mail kontrol eden adamla….” tam lafını bitiremeden pat diye sol ayağımı ağzına sokasım geliyor bu arkadaşların. Yahu adamlar nasıl düdüklüyor bizi hesabı yok, gidip de tokmakçına mı empati yapıyorsun ???

Bütün büyük şirketlere uyuz oluyorum hocam ben. Digitürk’ten, Telekom’a, Turkcell’den tüm bankalara falan. Çünkü insanın insana yapmaya utanacağı şeyleri sana yapıyorlar, ve karşındaki de insan olmadığı için, o tüzel kişiliğin arkasında saklanan bir çalışan olduğu için hiç mi hiç utanmıyorlar. Seni müşterisi etmek için atmadık takla bırakmazlar, sisteme bir girdin mi her türlü pompa! Hep bafilesinler. ATM’den kendi paramı çekecem onun için para veriyorum ya bu nedir?

Herneyse öölesine ilk kez VINN ile bi yazı yazayım dedim, durduk yere sinir ettim kendimi bak. Ama mesela  bi süredir istediğim wireless kulaklıktan yapmış SNOPY. Dandik bir markadır ama Sony’si Creative’i yaptı mı 100-150 TL’lik şeyi 28 TL’ye aldım lan. Asıl buna odaklanıp pür neşe olsam ya hahaha.

Cenk Çavuş Taşınıyor!

Haa şimdi kısaca olanları anlatayım. Dün Ikea’da 14535 saat geçirdim karımla. Bin kez karar değiştirdi bin ürün için. Bana bişey seçtiği zaman “bu nasıl sence” diye soruyor. Ben “sen bilirsin istediğini alalım” diyorum, kızıyor. “Şunu beğendim ben” diye ben bişey seçersem onu da beğenmiyor ve kızıyor. İki ucu feçes değnek…

Sonra seçimler bitti ve Ikea’dan seçtiğimiz şeyleri alma bölümüne gelince bir de ne oldu beğenirsin? Bu gitti o anda oradan farklı şeyler aldı! Evet ilahi Fullabıdık!

Herneyse, biz taşınıyoruz ve odada sadece bu pc kaldı şu an ve ben bunu sökmek üzereyim. Yeni evimiz Balat ormanının orada ve yeni yapılan bir site olduğu için internetler yok! WA-TA-FAK! Dediğinizi duyar gibiyim…Evet ne yazık ki gerçekler böyle. O yüzden zaten bisüredir pek update edemediğim bloglarımda bir süre daha update yapamayacam sanırım.

Haa halböyleyken telefunken biliyosun baldudak.

Önemli Haber!!! Şaka Lan Şaka O Kadar da Önemli Değil :)

Judo ve felsefe klübü etkinliklerine daha fazla zaman ayırmak için işimden ayrılmış bulunuyorum. Tabi ki yalan kimse böyle bir sebepten işinden ayrılmaz. Doğrusu şu olacak. Ortak olarak hareket eden 20 küsür Medya S çalışanı yemekte baklagil fazlalığı yüzünden işten çıktılar. Ve tahmin ettiğiniz gibi bu da bir yalan böyle birşey de olamaz. Kısacası ben Amerika’ya geri dönüp su altı sinamatografisi üstünde bazı çalışmalar yapmak istiyorum bu yüzden son 3 küsür senemi geçirdiğim astv’deki işimden ayrılma yolunu seçme yolunu ve eski mudanya yolunu boşverdim.

Medya S’te galiba 24 kişinin işine son verilmiştir. Bunlardan birisi de benim :) İlginç şeyler duyuyoruz bugünlerde ama buraya yazmak gereksiz o yüzden ben sadece bir romantik gibi astv’de geçen güzel günler için arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Geride kalanlara da sabır diliyorum :)

Dilhun’la tostçu açmayı düşünmüyor değiliz.

Sonbahar, Bak Açık Açık Söylüyorum, Sen Tüm Diğer Kendine Mevsim Diyen 3 Arkadaşına Da Basarsın!

Çok düşündüm ve sonunda sildim. Yazının başlığı şu olacaktı aslında “Sonbahar, diğer tüm mevsimler sana domalmalı!” Sonra çok kaba kaçacağını düşündüm bu başlığın. Yazı içlerinde yeri geliyor her türlü ayarı veriyorum ama başlıkta böylesi bir laf olmalı mı? Yayın kurulu ile saatler süren bir toplantıdan sonra karar verdim domalma lafının başlıkta yeri yok! İşin ilginci şudur eskiden olsa mesela ben 10lu yaşlarımın başındayken bu başlık kendine yer bulabilirdi sanırım çünkü o zaman kullanım “dömelme” şeklindeydi. Dömelmek evet! Sonra sanırım lisede mi nedir baktım bi anda etrafta insanlar “domalmak, domlatmak” falan diyor! Bu da neyin nesi idi? Ama açıkça söyleyeyim bu yeni kullanımdaki kaba sabalık daha bir testesteron dolu, daha bir maço, daha bir erkeksi idi ve etrafta “domalmak”tan bahseden erkekler varken ben “dömelmek” dersem beni ibne zannedebilirler diye çekindim ve derinlerde bir yerde kalbim dömelme taraftarı olsa bile ağzım domalır olmuştu artık! Taraftarı derken lafın taraftarı tabi ki, yoksa dömelme taraftarı değilim elbette!

Ve artık açıklıyorum homofobiyi bir kenara koydum ve çekincesizce belirtiyorum dünya, not al istersen, ben artık domalma demeyi kesiyorum! Artık çocukluğumun o masum ve kibar “dömelme” kullanımına geçiyorum ve diyorum ki sonbahar diğer tüm mevsimleri dömeltir! Hem de ne dömeltmek…

En önce king oynayan, ya da 4 kişi farklı iskambil oyunları oynayan insanların bildiği birşey var. Kimin altına oturuyorsun? Bu kişi ne kadar malsa sana o kadar yararlı kartlar atabilir ve işte sonbahar bilinen galaksinin en sikindirik mevsimi olan yaz’ın altındadır. Yaz biter bu başlar. Dolayısı ile aslında o kadar süper olmasa bile yaz gibi terli bir mevsimden sonra hangi mevsim gelse zaten süper olurdu.

Daha sonra ve bu yazının aslında gizli öznesi olan dizilerin başlaması olayı var! Zaten Modern Family, How I Met Your Mother, The Office, It’s Always Sunny in Philly, Parks and Recreation, Big Bang Theory gibi epikus komedi dizileri başladı. Bunun yanınada Fringe geçen cuma geri döndü! Hatta Dexter ve House gibi kültlerin yeni sezon screener’ları internetlere aktı. Bu güzellikler başlarken tabi curb your enthusiasm, breaking bad ve weeds gibi yaz dizilerinin de ufaktan sezon finallerine yaklaştık ama yazın 2-3 güzel dizisi biterken yerini bir sürü spektaküler diziye bırakıyor o yüzden az üzülüyoruz ama daha çok seviniyoruz!

Şu an dur ve bana bak okur! Sokaklarda binlerce fanım beni durdurup soruyor “cenk çavuş bize dizi öner” diye ve şimdi size çok ultrasonik bir dizi öneriyorum. Yanlız ingilizce bilme şartı var. Çünkü Türkçe altyazı falan yok. Söylüyorum: An Idiot Abroad!Az evvel gördüm ki bunun ikinci sezonu da başlamış, aslında 2. sezonda ne olabilir bilmiyorum çünkü ilk sezon dünyanın 7 harikasında geçiyordu. Aslında belgesel gibi birşey dizi çünkü senaryo falan yok. Kendi şehrini hiç terketmemiş kendi dünyasında yaşayan Karl Pilkington’ın maceralarını anlatan dizi süper. Ama şimdi gitmem lazım iş çağırıyor. Hadi eyvalla.

Bazı Değişiklikler…

Tarihi bir olaydan dem vurarak bu yazıya girip herkesi etkileme gayesi beni kesmezdi ve kesmedi de, peki ne diyorum lan ben? İyi dinle.

Bir tarihi figür olan Herakleitos’a göre “Aynı nehirde 2 defa yıkanılmaz”, ki bu sözü yazımıza konu olan “değişiklik” tandansında bir söz olarak göz önüne alalım istiyorum ben. Bu isteğimi yerine getirin hemen. Teşekkürler.

Ama peki bu Herakleitos (nedense aklıma çitos’u getirdi o yüzden artık ona çitos diyecem-tabi bi daha adını yazmak için sebep olur mu bilmiyorum çünkü anlık gelişimlere göre değişim yaşayan yazıların vücut bulduğu site cenkozmercan.wordpress.com’da şu anın ofis aracı : zımba seçildi)….ne diyoduk…ha bu çitos denen adam var ya, herif tam emin değilim ama nereden baksan 2-3 bin sene önce yaşamıştır, kalkıp bunun dediği lafı mı referans alacaz yani? Aynı nehirde iki kez yıkanılmazmış, piyuuuu… Ben diyorum ki: Aynı nehirde 2 kez yıkanılır. Günümüz teknolojisi buna el veriyor artık! Bir sponsor bulunduğu takdirde aynı nehirde sadece 2 kez yıkanmayacağım hatta gusül abdesti de alacağım!

Ama ya değişimi baltalamadım mı bu lafı yok sayarak şimdi de? Kendimle çelişmedim mi ha? Bu basit sorunun cevabı da şu: Yok lan ne alakası var ya. Alahın çitosu bi laf dedi diye, o laf da zaman içinde yanlış çıktı diye, artık bu cümlenin konusu Clark Gable bıyığıdır. Ben bu bıyığın kesimi sırasında harcanan enerjiye hayran bir kişiyim.

“Evet değişimler sonsuz yakalarsam donsuz…” diyen bir diğer düşünür Arto bizim için daha önemli bir mihenk taşı. VE ARA BİLGİ ANI: Arto’nun gerçek adı Harutyan Dalga değerli okurlar bunu da bilin.

Dikkat etmeyenlerin gözünden kaçmış olması muhtemel cenkozmercan.wordpress.com olarak temamızı değiştirdik ve yazar kadrosuna 3 kişi daha ekledik, bununla ilgili gelişmeleri birazdan açıklayacağım ama tema değiştirirken yan tarafta ve sitenin en altında bulunan “widget” adı verilen şeylerin orjinalini hatırlayamadığım için onlar da biraz değişti, peki bu kötü birşey mi? Asla değil! Millet olarak en fazla beraber olmamız gereken bu günlerde bu değişim milli takıma yarayacaktır diye düşünüyorum.

Bu arada basketbol maçlarına değinmeden geçemeyeceğim, nasıl sıçıyoruz değil mi? Adeta bulanık ve kesif sıçıyor milli takım, neredeyse kaybettiği her maçı kazanabilirdi, hep o şans ta geldi ama feçes bir kez yumuşamış, gaita bir kez tazziklenmişti, olmadı, bir daha ki sefere diyor yeni cenkozmercan.wordpress.com temamız!

Peki ya bu yazıya eşlik eden görseldeki gönderme nasıl? Her doğum yapan anne kılığında çektirdiğim bu foto ile değişim=gelişim=kuratör X natır (kımız+dambıl)/2 formülüne set çekiyorum adeta ha?  Bir resim bin nesirden iyi değil miymiş ha? Mançuryalı adaylar sizi !

Tamam artık kısa kes meges dediğinizi duyar gibi oluyorum. Çok ilginçtir aslında bu. Ben de birinizi benim kısa kes meges dediğimi duyar gibi oluyor halde görmek isterimç. Nasıl olunuyor acaba bu şekilde ? Bu yeni temamızda metin alanı eskiye oranlar biraz daha dar oluğu için daha uzunmuşçasına gözüken yazılardan ise kar ediyoruz. Eskiden 1000 karakter ile yazacağım yazıyı artık 700 karakterler aynı uzunlukta yazabilirim ne de olsa! Bir diğer değişiklik ise yazı da bold kullanıma önem verdim sanki bok var gibi. Bok olmasa olmaz zaten. Yeni doğan bir bebek bunu iyi bilir. Mama vardır, uyku vardır, bok vardır! Başka da bişi yoktur. Yine bekleriz efendim.

Not: Yeni 3 yazar aldık demiştim, inanan varsa inacını tam bu saniye kessin atsın bir pazubant gibi!

21 Günlük Arayı Hak Etmedin Sen cenkozmercan.wordpress.com Okuru!

Bir resim bin lafa bedelmiş diye bir laf var. O bedellik nominal bedel mi nedir bilen var mı? Yoksa bedelli askerlik mi tıharhahahaha!

Evet ne güzel bir espiritüel ile geri döndüm okuyucular değil mi? Daha da güzeli fanlarım için şu yandaki fotoya tıklayınca ortaya çıkan süprizsel wallpaper!

Oğlan 2 aylık oldu, televizyonda yeni yayın döneminin başlamasına az kaldı ve çok fazla iş var. İşten geliyorum karım, belim ağrıdı, kulağım şişti, burnum tıkandı gibi sebeplerle oğlanı kucağıma veriyor, o da genellikle dolaşmazsak sinirlendiği için, bu blogları tam tamına 21 günlük rekor süre ile tınlayamadım. Şu an 6 günlük bir tatile girdim ve bakayım dedim nedir ne değildir bloglarda 3 haftadır admin paneli açtığım yok neredeyse. Ben buralarda yokken bakın neler oldu!

1) Günlük hit ortalaması 500 küsürlerden, 300 küsürlere düşmüş…vay babayun kemüğüü!
2) Hüseyin Bolt diskalifiye olmuş.
3) Deus Ex 3 çıkmış.
4) Ben her boş saniyemde önce minecraft sonra son 1 haftadır terraria oynamışım ki, içimde bir madenci varmış o çıktı dışarı resmen.
5) Fenerbahçe …………………………..(Bu boşluğu siz doldurun :))
6) WordPress’te sonunda güzel bir tema çıkmış, yakın zamanda ona geçecem.
7) Oğlum tam 3 kere üstüme sıçmış, bunların bir tanesinde tazzik ile göğsümden her yere sektirmiş ortalığı bok götürmüş.
8) Karımın her t-shirt’ünün sağ omzunda kusmuk lekesi var.
9) 2 aylık oğlum 5-6 aylık kıyafetleri giyen bir davlumbaz gibi şişmiş.
10) Geçenlerde “baba” dedi ama karım “baba demedi, sadece baba diye bir ses çıkardı” dedi, sanki konuşmak başka birşeymiş gibi tıhhhahahaha kıskanç portik işte :P

10 Madde bir klasiktir o yüzden orada bırakıyorum şimdilik. Tatil esnasında buradan her zamanki gibi epik-didaktik tarzımla sizlere sesleneceğim ve 30 Ağustos Zafer Bayramınızı kutlayacağım. Hergün olacak bu! Mesela 1 Eylül, ya da 4 Eylül farketmez ben sizin 30 Ağustos Zafer Bayramınızı kutlayacağım bunu sorun eden varsa şuna dikkat etsin: Derler ki bir insan kendi dirseğini yalayamazmış. Hıh….%12 ilginçlikte bir veri. Ama bir kişi kaşını damağına değdiremez deseydik bence o ilginçlik bir anda tavan yapardı, en azından %86 falan olup bir anda Boğa Piyasası yaşanırdı. İşte zafer bayramını kutlarken ben kıllık çıkaranların kaşlarını damaklarına değdirme sözü veriyorum buradan, doğası gereği kangal köpekten çekinen ama yine de tırsık imajı yememek için sivas’a taşınmayı yeğleyen okurlar sizi lan!

“Bir Kimsenin Özgürlüğü Öbür Kimsenin Özgürlüğümün Başladığı Yerde Bitiyor Da Orası Tam Olarak Neresi” Hipotezini Test Etmeden Belirteyim, Böyle Hipotez Olmaz!

Biz insanız. Tarla faresi miyiz? Değiliz. Pestil miyiz? Yoo. “Bu yemeğe biraz humus biraz da sumak koyalım” cümlesinin belirtisiz nesnesi miyiz? O da değiliz!

Biz insanız değerli insanlar! Ben de bizden birisiyim. Yani, tümden de gelsek tüme de varsak , ben de insanım! Peki insan nedir, ne yapar? İnsan, herşeyden önce, bildiğimiz evrende,  uygarlık geliştirmiş tek türdür. Bunu nasıl yapmıştır dersiniz? Hayvanlık yaparak mı? İtlik yaparak mı? Ha ? Yoksa rasgele mi yapmıştır sizce ? Rastgele bişeyler olmuş ve uygarlık mı gelişmiştir? Tekerlek, yazı, kondansatör ve pikaçu kendi kendine mi oluşmuştur? Yapmayın allah aşkına.

Bakın size ders olması açısından bir de kaynak vereyim. Ünlü düşünür ve süpersonik filozof Harun Yahya’nın “Sinsi bir tehlike: Gaflet” isimli eserinin 102. sayfasında 2. paragrafta ne buyuruyor: “Hayvanların şuuru yoktur. Bu şuursuzluk nedeni ile kalpleri katılaşmıştır. Gördükleri, işittikleri olaylar kendilerine yapılan hatırlatmalar, verilen öğütler onları içinde bulundukları durumdan çıkartmaz. Her ne ile karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, düşünüp ibret almazlar.”

Demek ki bir hayvana bir öğüt verirken, bir hatırlatma yaparken iki kere düşünmeliyiz. Oysa bir insana öğüt verirken bir kere düşünsek yeter. Hatta etrafımız düşünmeden öğüt veren bir sürü insan ile dolu (Levent Kırca’ya saygı sosyal mesaj kaygılı gönderme)! Yanlız unutmayın bu insanlar da hayvandırlar! Fabrika ayarlarına geri dönmüş, default insan ise öyle değildir. Ben burada hepimizin default insan olduğu varsayımı ile devam ediyorum.

Bakın hava sıcak olabilir ya da ne olabilir? Soğuk olabilir. Hava düz ise o hava yoktur. En azında mevzu bahis edilmez. Mesela az tanıdık ya da yıllarca görmediğimiz bir insanla yolda karşılaştık, ona hemen deriz ki “Havalar da amma sıcak/soğuk”. Ona “havalar da bahsetmeye değmeyecek kadar normal” demeyiz illa soğuk ya da sıcak deriz. Ya da belki sadece sıcak ve soğuk havalarda az tanınan ya da yıllarca görmediğimiz bir insanla mı karşılaşıyoruz? Bunun cevabını da İsviçreli bilim adamları versinler artık!

Gelelim konumuza. Bakınız eğer ki hava soğuksa çareler nelerdir? 1) Isı üreten teknolojik obje kullan (soba/kombi/Savaş Ay yanan bidonu) 2) Daha kalın kılıklar giy. Peki hava sıcaksa çareler nedir? 1) Soğuk üreten teknolojik obje kullan (Klima) 2) Kılıklarını çıkar (bir noktadan sonra sosyal sorunlara sebep oluyor. Ben tek boxer’a kadar iniyorum insan içinde, o bile yadırganıyor.) Şimdi kılık çıkarma mevzuu aslında çok tırt. Zaten yaz ayındayız. Ne kılığı çıkarabilirim? Palto çıkaracak halimiz yok. Anca t-shirt ve şort. Onları da zaten çıkarıyorum eve girer girmez. Sonra bakıyorum hala çok sıcak yaşam! Peki bu durumda klimayı kökleyince evde/işte “aman cenk çavuş yapma etme donduk” nidaları duyuyorum ve soruyorum başlıkta geçen soruyu! Ama durun lan soru değilmiş o şu an baktım da. Herneyse. Şimdi sen dondun iyi, sen hemen kılık giysen üstüne? Sen de donmasan, ben de pişmesem olmaz mı? İlla klimayı kapatalım, sen donma ama ben pişeyim mi? Hangimizin özgürlüğü nerede başladı, hangimizin ki nerede bitti? Hem biz insan değil miyiz ? İnsanız. O zaman ortak bi çözüm bulamıyor muyuz? İkimizi berhudar edecek bir “win-win” solüsyon çıkmıyor mu? İlla ya ben pişecem ya da sen donacak mısın? HAYIR ABİCİM! DEĞİL 2 SAATTİR NE ANLATIYORUZ? MADEM BANA ÇOK SICAK, BEN AÇARIM KLİMAYI 18 DERECEYE, MADEM SANA SOĞUK GİY SEN DE BİR MONT BİR KAZAK ALLA ALLA? BENİM DERİMİ YÜZECEK HALİM YOK YA SICAĞI ÇÖZECEM DİYE ARTİS!

Not: Bu yazıyı özellikle sondaki CAPSLOCK’lu baaarıyormuş imajı veren kısmı değerli serhat’a ithaf ediyorum ki o da şimdi odaya girdi melül melül bakıyor “dondum girer girmez odaya” gözleri ile tıhahahaha. Ama bugün acımak yok! :DDDD

Sıcaklardan Dolayı Yok Oldum Adeta Diye Durum Bildiren Yazı…

Allah kahretmesin…ya da dur etsin lan. Daha beter nasıl edecekse?

Bak yeni baba olduk, iş yerinde bi ton iş var, bir dişim kırıldı dişçide,  bu hafta sonu apandistim patladı zannı ile 2 gün doktordan doktora, testten teste koşturdum, hiç birisi koymadı bana sıcakların koyduğu kadar. Bloglarıma elleşemiyorum bile. Klima olmadığı an motor becerilerimi kaybediyorum ve sadece elime bir falçata alıp sokakta herkesi kesmek istiyorum. Cinnet çok tatlı bir şarkı sanki kulaklarımda…

Bu yazıya görsel yapma adına fotoşopları dahi açamadım lan o kadar sıcak. Eski bişey buldum, eski yazılardan birinden. Kış gelsin artık yeter.

Cenk Özmercan Baba Olduğu için Ufak bir Mola Veriyoruz!

Evet kendimden 3. şahıs olarak bahsettim başlıkta ama bahsedemem mi? Ederim, tillahını etme hakkını görüyorum kendimde ya da Cenk tillahını görüyor mu deseydim? Sürekli 3. şahıs bahsetmek de çok malca aslında. O yüzden son bi kez daha yapıp insan gibi devam edeyim. Cenk’in oğlu Mert Kuzey Özmercan 27.06.2011 tarihinde 3.455 kg ağırlığında ve 50 cm boy ile sezercik sistemi ile orion takım yıldızı, sol güneş sistemi 3.  gezegeninde spawn’lanmıştır. Class olarak smg engineer düşünüyoruz ama olmazsa Field Ops da olabilir.

EAAAAAAAHHHHAAHEAHAHAHAHHAAAAAAAAAAAAA!!!!!!!!!

Evet ne diyeceğimi bilemiyorum çok acayip, çok polarize bir his. Bir an inanamıyorum gerçek olduğuna sonra ağlıyorum, sonra yine inanamıyorum. Bi süre böyle olacak sanırım. Gereksizce duygusallaşmayalım burada şimdi, kısa ve öz mesajımızı verip gidelim. Dikkat edin bi anda da 1. çoğul şahısa döndük. Tevbe tevbe! Herneyse bi süredir zaten hergün yazamamıştım, bundan sonra da bi süre hergün yazmazsam, yazmassak, yazmassa cenk sorun etmeyin. Geri dönüşüm speaktaküler olacak lan!

EOS ile Testlere Devam…


Bugün bu testlerle uğraşıyorum. Bir bilgisayara bağlanmak zorunda olması kameranın, mobiliteyi zorluyor. Hadi hareket etmek o kadar zor değil ama çektiğin şeyi ve neyin odaklı neyin focus dışı olduğunu sadece laptop’un ekranından görebiliyorsun ve o da o kadar çok yansıyor ki, çoğunlukla ne yaptığını bilmeden rastsal şeyler çekmek zorunda kalıyorsun. Konu mankeni Ahmet Ersan, Radyo S’de akşamları 18:00’de programı var dinleyin.

Fotograf Makinesi ile Profesyönel Video Çekelim (EOS) Testi Başarılı Geçti!


Bugün televizyonlarda kullanılan kameralar ile sinemada kullanılan kameralar arasında en büyük fark, yarattıkları his açısındandır. Video ile film arasındaki bu görüntüdeki doku ve ayrıca depth of field kontrolü “vay vay riddley scott sahnesi gibi” ve “oyy oy inegöl tv gibi” arasındaki lafları söylettirir bize.

Geçen gün Gökhan yanıma gelip bir program vesaiti ile fotograf makinesini USB’den bir bilgisayara bağlayıp, video çekebildiğini belirtti bana. Ben başta pek tınmadım ama 1-2 gün sonra gelip yaptığı şeyi gösterince hemen gidip bir sucuklu tost söyledim ve olasılıklar üzerine düşündüm. Sonra da permütasyonlar üzerine düşündüm. 3. kartil’den geri geldim.

Alıyorsun abi kamerayı, kuruyorsun EOS adındaki programı ve sonra bilgisaayarın işlem gücü ile foto kameranın renk & depth of field güçlerini birleştiriyorsun.Sonra üstüne biraz grain attın mı oluyor sana voltransal süper görüntü. Monochrome edip, biraz kontrast dayadın mı falan da leziz oluyor. Yukarıda gökhan’ı “doğal olmaya çalışırken” görüyorsunuz :DDD

A Short Film About Supangle!


Süp diye de bilinen süpangle sevdiğim besin tatlılarındandır. Ama 2 sorunu vardır bu tatlının. Birincisi dibinde kek vardır, ki kapladığı kütle kadar süpten çalar. İkincisi ise ufaktır. Çalakaşık yemeyi engeller bu ufaklığı ve ufak kaşıkla yemek zorunda kalırız ki daha çok yediğimizi sanalım diye.

Uzay Pastanesi benim çocukluğumdan gelen bir sevgi ile en sevdiğim pastanedir ve süpü süperdir. Kendileri ile olan 2li münasbetlerimde süp ile yaşadığım bu ufak sorunları baş şeflerine de belirtmiştim. Bana “herkes senin gibi ayı değil, içindeki kek aşırı tatlı tadını nötralize ediyor” gibilerinden bir açıklama yapmıştı. Ayı falan demedi tabi ama ben o çıkarımı yaptım kendim. Demek ki normal insanlar fazla tatlı tadını azaltmaya çalışıyorlardı. Hatta ekmek kadayıfı üstüne konan kaymak falan da buna dalaletti. Oysa ki tatlı dediğin yanaklar kızarıp, kalp 325 bps vurana kadar yenmesi gereken bir objedir bence.

Herneyse dün bana önceden vaadedilmiş olan bir hediye verildi Uzay Pastanesi tarafından: Keki olmayan devasa süp. Ve ben de bu süple yaşadıklarımı bir kısa film yaptım. Beklenmedik olaylar oldu, özellikle karım olan Fullabıdık’ın katılımı ile. İlgi ve kıskançlık içinde izleyin.

Facebook ve Cityville Sayesinde Arkadaşlarımı Tanıdım! (Sadly, Bir Kısmı Yavşak Çıktı)

İnsan, hayatı boyunca farklı sebeplerle, farklı anlarda göt olur değerli okurlar. Bu göt olma lafı size ağır geldiyse siz bu yazıyı kopyalayıp bir word dosyasına paste edin, sonra find and replace ile “göt olma”ları “morarma” ile değiştirin isterseniz.

Ama benim değiştiremeyeceğim bir gerçek var ki, ben facebooklara girince bir miktar göt oldum. İlk önce hemen açıklayayım ki, cityville isimli oyunun hastası oldum. Bu “bilmemne ville” oyunları oynayan arkadaşlarım vardı daha önce, onları hor görürdüm. Hayatının büyük bir kısmında oyun oynamış bir insan olarak böylesi zibidi oyunları sefil bulur, oynayanlarla da “ek ek, biraz da tahıl ek, biraz da hububat ek tıhıhıhhııhhı, kenara da eşeği koy aman haaa”gibilerinden aklım sıra dalga geçerdim. Ama şu an itibarı ile yaklaşık 10 günümü doldurduğum facebooklara bakıyorum da, ilkokul arkadaşlarımın resimlerine bakmaktan çok cityville oynamışım ben. Utanmıyorum lan, seviyorum!

Bazı arkadaşların “Olm facebooklara çok hızlı bir giriş yaptın lan sen eühüeh” gibilerinden yorumları olsun, diğerlerinden gelen “lan o oyunları oynayacak hale  mi düştün sen” tarzı yorumlar olsun, hepsini göğüslemiştim. Ama bir tane var ki, beni benden aldı, “bu herifler benim dost dediğim insanlar mı? Lan bu herifler akp’ye oy veriyor galiba” dedirttirdi bana! O laf, o kalp kıran, huzur kaçıran, mısır gevreği gibi iman gevreten laf ise şudur “Bana o oyun şeylerini yollama lan”…..Vay vay vay!

Bunu şu ana kadar 4-5 arkadaştan duydum sevgili okurlar. Ki korkmayın tüm arkadaş listesine “bana enerji yollasana beehehehehe” diye yavşayacak kadar düşmedim! Yakın bildiğim, kimileri ilk okul yıllarından beri tanıdığım candostu yoldaşlarımdan geldi bu laflar. Şu an şeytan diyor, vergi yüzsüzleri gibi kimliklerini ifşa et bunların! Ama yapmayacağım, onlar kadar alçalmayacağım ağzına yüzüne bir anlık sinirle tekma atıp sonra pişman olacağım okurlarım! Şu an bir Şafak Sezer olmuş olabilirim, duygusal anımdır, anlayış gösterin.

Evet facebooklarda yeniyiz, evet önceleri milyonlarca farmville oyuncusunun gururu ile oynayıp, şimdi kendimiz cityville’in tuzağına düşmüş bir zavallıyız biz (aniden kendinden biz diye sözeden adam) peki candostu bildiğimiz arkadaşlarımız, 2 meauz tıkını bize fazla görmüşler de “Cenk bana yollama olm şu oyun şeylerini” derken hiç mi içleri cızlamamış, hiç mi empati yapmamışlar….Demek ki bu insanlar hayvanmış sevgili okurlar! Hem de öyle ceylan olsun, kutup ayısı olsun gibi şirin hayvanlar değil. Bunlar sansar gibi, çıyan gibi, ayak mantarı gibi hayvanmışlar lan!

Son olarak bu yazıyı bana her türlü oyunumda yardımcı olan Sibel Gürdal Rodoplu’ya teşekkür ederek bitiriyorum. Sağolsun gerektiğinde korsan olarak, gerektiğinde bankamda credit advisor olarak, gerektiğinde şehrimi büyütmek için permit yollayarak bana her türlü yardımı yapmış, cityville oyunundaki kısa zamanda çok işler yapan belediyecilik/müteahhitlik becerilerimi geliştirmemi sağlamıştır.

Belediye dedim de Nilüfer’da CHP’ye oy verdik, her cumartesi elektrik kesiliyor bu ne lan?

Oğluma Durum Nedir Dedim, Sorun Yok Yanıtı Aldım!

Evet bugün 3d ultrason için hastaneye gittik. Oğlan şu an 5 aylık. Hanımı yatırdım yatağa, sürdüm jeli göbeğine, aldım ultra aleti elime baktım içeri. Bizimki gözüktü, nedir durumlar dedim, rahat mısın, istediğin bi yemek varsa söyle yedireyim, film falan istersen söyle seyrettireyim. Sorun yok baabında “thumbs up” hareketi yaptı resimde gördüğünüz üzere.

Bu ultrasondan görünen şeyleri anlamak biraz enteresan. Kahvefalına benzer bi hali var. Hadi bu renkli biraz daha net, solda direk kafa, kol, el falan gözüküyor.Hele siyah beyaz olanı, iddia ediyorum, 1972 model saba televizyondan daha kötü gösteriyor. Doktorun anlattıklarına inanmak zorundasın. Yok burası mide, burası beyin bilmem ne, anlatıyor adam. Sonra da “herşey normal” diyor, sen de başında “hı hı” diyorsun. Sonra kağıt havlu ile göbeği silip evine gidiyorsun.

Tam olaylar bitti doktor bize özetliyor, capture aldığı resimlere tek tek bakıp monitörden bak şu şöyle bu böyle derken, hanım sordu “bu kafa ne böyle, kafası mı şişmiş onun” diye. Yok, dedi doktor, daha 300 gram, böyle görünüyor, flaş da orada patlamış, şiş falan değil diye ekledi. Ulan dedim madem flash patlıyor, flaşsız çek 2 saniye pozla arkadaşım değil mi? Herşeyi ben mi söyleyecem ya? Sonra düşündüm, ulan 300 gram ne demek, sucuk alıyorum yarım kilo bilader :D

%d blogcu bunu beğendi: