2012 astv Alışveriş Dünyası Jenerik


Evet biraz da yorum yazalım değil mi kınalı kuzular. Hemen konuya gireyim ya da dur 2 dakka ya niye giriyorsam konuya. Biraz gazeteciliğin zorluğundan bahsetmek istiyorum. Bakın haber beklemez bunu bilin. Bir olay oldu mesela deprem ya da uzaylıların istilası gibi, haberciler hemen halka bunları anlatırlar. “Böyle oldu, şöyle oldu” diye dile getirirler ama mesela o gazeteci diyelim ki kendi şartları ile yapmış olduğu bozayı içecek iken böyle gelişmeler olduğu zaman ya? Haaa bunu düşünmediniz daha hiç biriniz ve hiç kimseniz ve hiç kimsesiz kalmadınız da…

Teflon öncesi dönemler çok beterdi diyerek sözlerimi tamamlıyorum.

Reklamlar

It’s Always Sunny in Philedelpia 7. Sezon Başladı!

Biliyorsunuz İsrail ile olan ilişkilerimiz 2. Katip düzeyine indirildi. Ayrıca Zara’da da bir indirim varmış bana gelen bilgilere göre. Biliyoruz ki inen şey kalkacaktır zamanla, çünkü evrendeki şeyler genellikle normal dağılıma tabidirler ve sinüs eğrisi gibidirler. İnen kalkar, kalkan iner, kılıç kalkan, zengin kalkışı ne demek lan? Ne demek o aniden kalkınca onun zengin kalkışı olması? Allahım yarabbim.

Şimdi de yazımızın, bir arabanın arkasında gördüğüm bir nüktedarlığını paylaştığımız yerine geldik. Bugün bir araba gördüm arkasında şöyle yazıyordu “Bana yapacağın gider ancak hoşuma gider!”...Evet inanabiliyor musunuz? Bunu beğendiğimi kabul etmem yıllarımı alacak, aynı liseli bir metalci iken Snow’un Informer şarkısını sevdiğimi kabul etmemin yıllar alması gibi.

Deha ile delilik arasında ince bir çizgi var lafını düşünüyordum bu sabah etejerin başında. Lan dedim bu lafı edenlerle “lezbiyenlik negzel lan” düşüncesinde olan abaza türkleri aynı kafada olsa gerek dedim. Bu insanlar gerçek hayatta deli ve lezbiyen görmemiş insanlardır ve ne derler bilirsiniz, “Görmemişin kazı olmuş, kalkmış balta ile kafasını kesmiş”. Peki niye? Tabi ki görmemiş de ondan. Aslında ağaç kesiyormuş ama kaz gelmiş bunun yanına, bu da görmemiş ve kafasını kesmiş balta ile. Sonra da çarçur olmasın bu kaz bari diye palaska satın alıp divana uzanmış. Zaten başka birşey yapsa çok mantıksız olurdu!

En komik diziler hangileri diye bir liste gördüm hazine ararken Erdek’te. Bu listeye göz attım. Sonra kafa attım ve en son kazık attım, yetmedi kanattım hatta. Dizine rapido kalem bastırdım, sonra sağlı sollu ataklarla fodepara zorladım ve diskalifiye olmasını sağladım. Kısacası hayatını kararttım bu listenin, tam ölüm döşeğindeydi ki kulağıma şunu fısıldadı. “Belarus’a gitme laf olur Cenk”.
Buradan download et / Buradan alt yazı bekle

Bazı Değişiklikler…

Tarihi bir olaydan dem vurarak bu yazıya girip herkesi etkileme gayesi beni kesmezdi ve kesmedi de, peki ne diyorum lan ben? İyi dinle.

Bir tarihi figür olan Herakleitos’a göre “Aynı nehirde 2 defa yıkanılmaz”, ki bu sözü yazımıza konu olan “değişiklik” tandansında bir söz olarak göz önüne alalım istiyorum ben. Bu isteğimi yerine getirin hemen. Teşekkürler.

Ama peki bu Herakleitos (nedense aklıma çitos’u getirdi o yüzden artık ona çitos diyecem-tabi bi daha adını yazmak için sebep olur mu bilmiyorum çünkü anlık gelişimlere göre değişim yaşayan yazıların vücut bulduğu site cenkozmercan.wordpress.com’da şu anın ofis aracı : zımba seçildi)….ne diyoduk…ha bu çitos denen adam var ya, herif tam emin değilim ama nereden baksan 2-3 bin sene önce yaşamıştır, kalkıp bunun dediği lafı mı referans alacaz yani? Aynı nehirde iki kez yıkanılmazmış, piyuuuu… Ben diyorum ki: Aynı nehirde 2 kez yıkanılır. Günümüz teknolojisi buna el veriyor artık! Bir sponsor bulunduğu takdirde aynı nehirde sadece 2 kez yıkanmayacağım hatta gusül abdesti de alacağım!

Ama ya değişimi baltalamadım mı bu lafı yok sayarak şimdi de? Kendimle çelişmedim mi ha? Bu basit sorunun cevabı da şu: Yok lan ne alakası var ya. Alahın çitosu bi laf dedi diye, o laf da zaman içinde yanlış çıktı diye, artık bu cümlenin konusu Clark Gable bıyığıdır. Ben bu bıyığın kesimi sırasında harcanan enerjiye hayran bir kişiyim.

“Evet değişimler sonsuz yakalarsam donsuz…” diyen bir diğer düşünür Arto bizim için daha önemli bir mihenk taşı. VE ARA BİLGİ ANI: Arto’nun gerçek adı Harutyan Dalga değerli okurlar bunu da bilin.

Dikkat etmeyenlerin gözünden kaçmış olması muhtemel cenkozmercan.wordpress.com olarak temamızı değiştirdik ve yazar kadrosuna 3 kişi daha ekledik, bununla ilgili gelişmeleri birazdan açıklayacağım ama tema değiştirirken yan tarafta ve sitenin en altında bulunan “widget” adı verilen şeylerin orjinalini hatırlayamadığım için onlar da biraz değişti, peki bu kötü birşey mi? Asla değil! Millet olarak en fazla beraber olmamız gereken bu günlerde bu değişim milli takıma yarayacaktır diye düşünüyorum.

Bu arada basketbol maçlarına değinmeden geçemeyeceğim, nasıl sıçıyoruz değil mi? Adeta bulanık ve kesif sıçıyor milli takım, neredeyse kaybettiği her maçı kazanabilirdi, hep o şans ta geldi ama feçes bir kez yumuşamış, gaita bir kez tazziklenmişti, olmadı, bir daha ki sefere diyor yeni cenkozmercan.wordpress.com temamız!

Peki ya bu yazıya eşlik eden görseldeki gönderme nasıl? Her doğum yapan anne kılığında çektirdiğim bu foto ile değişim=gelişim=kuratör X natır (kımız+dambıl)/2 formülüne set çekiyorum adeta ha?  Bir resim bin nesirden iyi değil miymiş ha? Mançuryalı adaylar sizi !

Tamam artık kısa kes meges dediğinizi duyar gibi oluyorum. Çok ilginçtir aslında bu. Ben de birinizi benim kısa kes meges dediğimi duyar gibi oluyor halde görmek isterimç. Nasıl olunuyor acaba bu şekilde ? Bu yeni temamızda metin alanı eskiye oranlar biraz daha dar oluğu için daha uzunmuşçasına gözüken yazılardan ise kar ediyoruz. Eskiden 1000 karakter ile yazacağım yazıyı artık 700 karakterler aynı uzunlukta yazabilirim ne de olsa! Bir diğer değişiklik ise yazı da bold kullanıma önem verdim sanki bok var gibi. Bok olmasa olmaz zaten. Yeni doğan bir bebek bunu iyi bilir. Mama vardır, uyku vardır, bok vardır! Başka da bişi yoktur. Yine bekleriz efendim.

Not: Yeni 3 yazar aldık demiştim, inanan varsa inacını tam bu saniye kessin atsın bir pazubant gibi!

Opeth’in Yeni Albümü Heritage İnternete Düştü!

Saat sabah 5:30… cumayı cumartesiye bağlayan gece… ve tam yatıyordum ben ama bir anda içimde bir pıtırcıklanma potemkin zırhlısının kült merdiven sahnesinden yuvarlanırcasına önce diz kapağıma oradan dilimin altına oradan da parmaklarıma ilerledi ve ben son yılların crazyshark’dan sonra en manyak metal arşivine sahip sitesi bunalti.com’a gittim ve bir de ne göreyim? En üstte Rüya Tiyatrosu Dream Theater’ın yeni albümü, laf sokan ismi ile “Dramatic Turn of Events” (ki burada şair eski davulcusuna sesleniyor :D) , onun biraz altında da Opeth’in yeni albümü Heritage!

Ayın sonuna doğru çıkması beklenen albüm internetlere akmış bulunuyordu ve bu linklerin burada yer etmesi gerekiyordu! Yukarıdaki link bold olduğu için link olduğunu anlamadıysan değerli opethsever, TIK ET BURAYA, ki senin için 2.bir link eklemiş olayım. İster mp3 ister de FLAC olarak indirebilirsin ha onuda belirteyim her iki albümü de.

Opeth’in Yeni Albüm’den Haber Var Kınalı Kuzum!

Opeth.

Opeth dedim ve durdum. Çünkü Opeth dedin mi duracaksın. Tüm devleşmiş gruplar gibi seveni çok sevmeyeni de azımsanmayacak derecede, ki ilginçtir bu metalcilik müessesesinde bir grubu çok seversin ve aradan zaman geçince o gruba uyuz olursun çünkü senin beklediğin yönde ilerlememiş, genellikle de sert gitmesini isterken yumuşamıştır. Buna biz metalcilik lugatında “Yeaa abi ya, ………….. öldü ya. Nerede bilmem ne albümü, nerede bu abi yea” tarzı deriz. Genellikle didaktik olurlar ve acıdırlar (bitter baabında acı olm lan :P ). Aslında ihanete uğramış bir aşk hikayesi gibidir biraz da bu durumlar. Kendimden biliyorum. Orta okul ve liseyi metallica’ya taparak geçirdikten sonra, Kara kapaklı albümle kıllanmaya başlamış, sonrasında da “Yeaa abi ya, Metallica öldü ya. Nerede And Justice For All, nerede bu abi yea” demiştim Load için. Gerçi bugün bakıyorum da Load fena albüm değil aslında. Ama St. Anger ve son Death Magnetic epey fena bence. 15 gün içinde o albümlerin yapılabileceğini iddia ediyorum bestesiyle kaydıyla mixiyle :D

Aynı hikaye tabi opeth içinde yazıldı, yazılıyor. Teheheh nasıl bir dil lan bu, “yazıldı, yazılıyor” falan. Ciddi miyim neyim dar alanda yoksa? “Bir başarı öyküsüdür bu, alın teriyle yoğrulan…” falan diye başlayan 10.000’nci dandik tanıtım filmi gibi oldu, altına da lorena mak kenıt müzüüüü dayadın mı tamam trolololo

Tekrar deniyorum…. Aynı bokun laciverti opeth içinde geçerli aslında. Eski “deathçi” opethçiler yani”damnation ve sonrasından nefret eden” opethçiler var, bi de “damnation ve slowlar için seven” opethçiler var. Ben her türlü seviyorum aslında çünkü iyi müzikte olması gerektiğine inandığım ruh+teknik kombosunu süper yapıyor herifler (herif asında tekil olmalı ya neyse).

Şu anda da pasifagresif.com‘da görüp palazlandığım bir videoyu siz değerli okurlarla paylaşmanın haklı gururunu yaşarken karım sordu “tost istiyon mu yiğidim” diye, “çok kaşarlı” yanıtı verdiğimi de buraya not düşerim. Aşağıda da yeni albümden yayınlanan ilk şarkının full hali kızamıktan yeni çıktı.

PS: En sevdiğim opeth şarkısı “heir apperant”dır diyerek teflon işine giriyorum.

Zaten Ölmüş Olan Hotfile’a Bir Tekme Daha: MPAA Mahkeme Kararı ile Kullanıcı Verilerini Alıyor!

Geçen seneden beri MPAA ile devam eden davada hotfile için epey beter bir karar çıktı. Zaten kullanıcılarının çoğunun geçen sene mahkemeye verilmesi ardından hotfile tarafından önce dosyaları sonra hesapları silinmişti ve kullanım oranı çok düşmüştü.

Zaten artık patern belli ediyor ki bu tarz bir site diğerlerinin önüne geçti mi bir süre sonra aşağıya alıyorlar. Önce rapidshare şimdi hotfile, kristal küreme bakarak diyorum ki seneye de filesonic ya da fileserve (ya da her ikisi birden) bu yolun yolcusudur. Biz de herhalde “kral öldü yaşasın kral” hesabı yeni hesapların yolunu tutacağız ama tabi daha yürürlüğe girmeyen TİB yasakları bakalım ne kadar elverecek. Sıklıkla bu tarz hosting firmalarını kapatan TİB kanun yürürlüğe girdikten sonra “Standart Sistem” ile bunları kafasına göre kapatmaya devam edecek. Eğer hesabının olduğu bir servis kapatılırsa şansına küs…

Ama biz konuya dönelim. MPAA ve RIAA’ya Amerika’da en azından karşı gelebilmek zor görünüyor. Arkasına Hollywood’un babayaro ve babangidalarını alan bu kurumlar Amerika gibi kişisel bilgi gizliliğinin çok önemli olduğu bir ülkede hotfile’ın tüm upload ve downloadcularının bilgilerini ele geçiriyorlar. En geç 12 eylül’e kadar kullanıcı verileri, isimleri, IP’leri mahkemeye sunulmak zorunda. Çoğu bireysel kullanıcı için bu çok da büyük bir tehdit oluşturmasa da (tek tek insanlarla uğraşacaklarını zannetmiyorum) asıl tehlikede olan “affiliate”lik yapan ve upload yapmaktan en çok para kazanan 500 kişi. Bu şahıslara karşı dava açılmasına kesin gözüyle bakılırken, MPAA bu şahısların Hotfile’a karşı tanık olarak da kullanılacağını öne sürüyor.

Bakalım 10 sene sonra internet ne durumda olacak? Paylaşımın tamamen önüne geçilebileceğini sanmıyorum. En kötü ihtimalle private tracker’larla falan devam edecektir ama biz yine de 7 proxy ardında yerimizi alalım.

21 Günlük Arayı Hak Etmedin Sen cenkozmercan.wordpress.com Okuru!

Bir resim bin lafa bedelmiş diye bir laf var. O bedellik nominal bedel mi nedir bilen var mı? Yoksa bedelli askerlik mi tıharhahahaha!

Evet ne güzel bir espiritüel ile geri döndüm okuyucular değil mi? Daha da güzeli fanlarım için şu yandaki fotoya tıklayınca ortaya çıkan süprizsel wallpaper!

Oğlan 2 aylık oldu, televizyonda yeni yayın döneminin başlamasına az kaldı ve çok fazla iş var. İşten geliyorum karım, belim ağrıdı, kulağım şişti, burnum tıkandı gibi sebeplerle oğlanı kucağıma veriyor, o da genellikle dolaşmazsak sinirlendiği için, bu blogları tam tamına 21 günlük rekor süre ile tınlayamadım. Şu an 6 günlük bir tatile girdim ve bakayım dedim nedir ne değildir bloglarda 3 haftadır admin paneli açtığım yok neredeyse. Ben buralarda yokken bakın neler oldu!

1) Günlük hit ortalaması 500 küsürlerden, 300 küsürlere düşmüş…vay babayun kemüğüü!
2) Hüseyin Bolt diskalifiye olmuş.
3) Deus Ex 3 çıkmış.
4) Ben her boş saniyemde önce minecraft sonra son 1 haftadır terraria oynamışım ki, içimde bir madenci varmış o çıktı dışarı resmen.
5) Fenerbahçe …………………………..(Bu boşluğu siz doldurun :))
6) WordPress’te sonunda güzel bir tema çıkmış, yakın zamanda ona geçecem.
7) Oğlum tam 3 kere üstüme sıçmış, bunların bir tanesinde tazzik ile göğsümden her yere sektirmiş ortalığı bok götürmüş.
8) Karımın her t-shirt’ünün sağ omzunda kusmuk lekesi var.
9) 2 aylık oğlum 5-6 aylık kıyafetleri giyen bir davlumbaz gibi şişmiş.
10) Geçenlerde “baba” dedi ama karım “baba demedi, sadece baba diye bir ses çıkardı” dedi, sanki konuşmak başka birşeymiş gibi tıhhhahahaha kıskanç portik işte :P

10 Madde bir klasiktir o yüzden orada bırakıyorum şimdilik. Tatil esnasında buradan her zamanki gibi epik-didaktik tarzımla sizlere sesleneceğim ve 30 Ağustos Zafer Bayramınızı kutlayacağım. Hergün olacak bu! Mesela 1 Eylül, ya da 4 Eylül farketmez ben sizin 30 Ağustos Zafer Bayramınızı kutlayacağım bunu sorun eden varsa şuna dikkat etsin: Derler ki bir insan kendi dirseğini yalayamazmış. Hıh….%12 ilginçlikte bir veri. Ama bir kişi kaşını damağına değdiremez deseydik bence o ilginçlik bir anda tavan yapardı, en azından %86 falan olup bir anda Boğa Piyasası yaşanırdı. İşte zafer bayramını kutlarken ben kıllık çıkaranların kaşlarını damaklarına değdirme sözü veriyorum buradan, doğası gereği kangal köpekten çekinen ama yine de tırsık imajı yememek için sivas’a taşınmayı yeğleyen okurlar sizi lan!

Limbo Adlı Oyundan Bahsetmeden Olmaz!

Tam 2 paragraf yazı sildim bunu yazmadan. Genelde hiç yapmadığım birşeydir bu blogda ki, bodos yazıp, yanlış, gramer bilmem ne düzeltmem ama bu oyun için feragat ettim bak prensiplerimden ve prensliklerimden. Annem beni prens okuluna yolladı 7-12 yaşları arasında ve “sadece emmantel ve gouda peyniri yi evladım” dedi bana.

Bin ton oyun, binlerce dansöz var ama limbo tek! Asil ve asal limbo sadece kendine ve 1’e bölünebiliyor. Kendine bölersen 1, 1’e bölersen limbo yanıtı veriyor. Karga, tulumba, güllaç…

Aslında limbo sadece süper bir oyun değil, bir anlamda iletişim gurularına “ulan guru diye bişey olmuşsunuz ama ben sadece 2 renk ile, tek kelime dialog/monolog/metin/yazı/tura olmadan, hiç birşey açıklamadan ve yine bir o kadar kolay anlaşılan bir oyunum, guru ne demek allahın ayıları?” tarzında bir mesaj yolluyor. Bir sürü oyuna ev sahipliği etmiş platform/bulmaca tarzını alıyor ve “bak öyle değil böyle yapılır” dercesine önümüze tekrar koyuyor. Bunları yaptıktan sonra da tüm oyun dergilerinden/sitelerinde 90 ve üzeri not alıyor hatta 90 tane de ödül alıyor.

Ne salaksam ben, kendi kendini anlatmayan oyunu anlatıyorum. Aslında biraz eski bir oyun limbo ama benim karşıma geçenhafta releaselog’da çıkınca hatırladım. Önce Theta versiyonu, daha sonra RIP’li Unleashed versiyonu çıktı ki, Unleash versiyonunda save sorunu vardı, update geldi. Zaten ufak bir oyun olduğu için ben rip’lisini tercih etmedim (Bi de çavuş ripli vardı alien’da ho ho ho).

Aslında orjinalini Oyun ayrıca  Another world’u hatırlatmak sureti ile beni geçmişe götürmedi. Another world’ü hatırlattı ama geçmişe nasıl götürsün? Zaman makinesi mi lan bu? Link verdim gitti. İnsan olan orjinal alır / Theta versiyon / Unleashed Repack

“Bir Kimsenin Özgürlüğü Öbür Kimsenin Özgürlüğümün Başladığı Yerde Bitiyor Da Orası Tam Olarak Neresi” Hipotezini Test Etmeden Belirteyim, Böyle Hipotez Olmaz!

Biz insanız. Tarla faresi miyiz? Değiliz. Pestil miyiz? Yoo. “Bu yemeğe biraz humus biraz da sumak koyalım” cümlesinin belirtisiz nesnesi miyiz? O da değiliz!

Biz insanız değerli insanlar! Ben de bizden birisiyim. Yani, tümden de gelsek tüme de varsak , ben de insanım! Peki insan nedir, ne yapar? İnsan, herşeyden önce, bildiğimiz evrende,  uygarlık geliştirmiş tek türdür. Bunu nasıl yapmıştır dersiniz? Hayvanlık yaparak mı? İtlik yaparak mı? Ha ? Yoksa rasgele mi yapmıştır sizce ? Rastgele bişeyler olmuş ve uygarlık mı gelişmiştir? Tekerlek, yazı, kondansatör ve pikaçu kendi kendine mi oluşmuştur? Yapmayın allah aşkına.

Bakın size ders olması açısından bir de kaynak vereyim. Ünlü düşünür ve süpersonik filozof Harun Yahya’nın “Sinsi bir tehlike: Gaflet” isimli eserinin 102. sayfasında 2. paragrafta ne buyuruyor: “Hayvanların şuuru yoktur. Bu şuursuzluk nedeni ile kalpleri katılaşmıştır. Gördükleri, işittikleri olaylar kendilerine yapılan hatırlatmalar, verilen öğütler onları içinde bulundukları durumdan çıkartmaz. Her ne ile karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, düşünüp ibret almazlar.”

Demek ki bir hayvana bir öğüt verirken, bir hatırlatma yaparken iki kere düşünmeliyiz. Oysa bir insana öğüt verirken bir kere düşünsek yeter. Hatta etrafımız düşünmeden öğüt veren bir sürü insan ile dolu (Levent Kırca’ya saygı sosyal mesaj kaygılı gönderme)! Yanlız unutmayın bu insanlar da hayvandırlar! Fabrika ayarlarına geri dönmüş, default insan ise öyle değildir. Ben burada hepimizin default insan olduğu varsayımı ile devam ediyorum.

Bakın hava sıcak olabilir ya da ne olabilir? Soğuk olabilir. Hava düz ise o hava yoktur. En azında mevzu bahis edilmez. Mesela az tanıdık ya da yıllarca görmediğimiz bir insanla yolda karşılaştık, ona hemen deriz ki “Havalar da amma sıcak/soğuk”. Ona “havalar da bahsetmeye değmeyecek kadar normal” demeyiz illa soğuk ya da sıcak deriz. Ya da belki sadece sıcak ve soğuk havalarda az tanınan ya da yıllarca görmediğimiz bir insanla mı karşılaşıyoruz? Bunun cevabını da İsviçreli bilim adamları versinler artık!

Gelelim konumuza. Bakınız eğer ki hava soğuksa çareler nelerdir? 1) Isı üreten teknolojik obje kullan (soba/kombi/Savaş Ay yanan bidonu) 2) Daha kalın kılıklar giy. Peki hava sıcaksa çareler nedir? 1) Soğuk üreten teknolojik obje kullan (Klima) 2) Kılıklarını çıkar (bir noktadan sonra sosyal sorunlara sebep oluyor. Ben tek boxer’a kadar iniyorum insan içinde, o bile yadırganıyor.) Şimdi kılık çıkarma mevzuu aslında çok tırt. Zaten yaz ayındayız. Ne kılığı çıkarabilirim? Palto çıkaracak halimiz yok. Anca t-shirt ve şort. Onları da zaten çıkarıyorum eve girer girmez. Sonra bakıyorum hala çok sıcak yaşam! Peki bu durumda klimayı kökleyince evde/işte “aman cenk çavuş yapma etme donduk” nidaları duyuyorum ve soruyorum başlıkta geçen soruyu! Ama durun lan soru değilmiş o şu an baktım da. Herneyse. Şimdi sen dondun iyi, sen hemen kılık giysen üstüne? Sen de donmasan, ben de pişmesem olmaz mı? İlla klimayı kapatalım, sen donma ama ben pişeyim mi? Hangimizin özgürlüğü nerede başladı, hangimizin ki nerede bitti? Hem biz insan değil miyiz ? İnsanız. O zaman ortak bi çözüm bulamıyor muyuz? İkimizi berhudar edecek bir “win-win” solüsyon çıkmıyor mu? İlla ya ben pişecem ya da sen donacak mısın? HAYIR ABİCİM! DEĞİL 2 SAATTİR NE ANLATIYORUZ? MADEM BANA ÇOK SICAK, BEN AÇARIM KLİMAYI 18 DERECEYE, MADEM SANA SOĞUK GİY SEN DE BİR MONT BİR KAZAK ALLA ALLA? BENİM DERİMİ YÜZECEK HALİM YOK YA SICAĞI ÇÖZECEM DİYE ARTİS!

Not: Bu yazıyı özellikle sondaki CAPSLOCK’lu baaarıyormuş imajı veren kısmı değerli serhat’a ithaf ediyorum ki o da şimdi odaya girdi melül melül bakıyor “dondum girer girmez odaya” gözleri ile tıhahahaha. Ama bugün acımak yok! :DDDD

Uzun Zaman Yokluğumu Affettirircesine Yaptığım Bu Paylaşım, Sanki Bir Nar Gibicesine – Eve Geldim 1000 Tane Hesabı-, Aslında Tek Bir Yazı Olsa Bile, İçeriğinde Günlerce ve Hatta Haftalarca Yetecek İçerik Barındırıyor Diye Bas Bas ve Tiz Tiz Bağırıyorum!

“Türkçemizi koruyalım diye etrafta dolanan adamlardan olmadım hiç. Zaten, Türkçemizi kimse koruyamaz. Kollektif bir bilinçtir o, herkesten bağımsız ve herkese bir o kadar da bağlı… Kümülatif bir varoluştur, yaşanmışlıktır, semiramis pekkan’dır Türkçe’miz” diye düşünüyordum ki kendime geldim. “Ne diyorum lan ben” dedim sessizce kendi kendime. Sonra Sataguni, Ensiguri, Whathuh, Behir, FutaWhin! diye bağırdım…Kimse anlamadı ne dediğimi….henüz.

Henüz lafı ile havuz lafı çok yakın akrabadır bence. Ama sadece Türkiye’de…Mesela İngiltere’de falan “yet” ve “pool” bırak akrabalığı, sokakta görse birbirine selam vermez. İşte gördüğünüz gibi bizim halkımız ne kadar birbirine yakın, gavurlar ne kadar bireysel ve komşusuna gidip bir fincan şeker bile isteyemezler…Gün gelse “komşu külüne muhtacım” dese Yorkshire’da 351 Preston Drive’da yaşayan Gregory, komşusu ona ne der bilirmisin? “Go fuck yourself, you cocksucking, asslicking camelfucker” der! Hatta İngilizlikten gelen hisle bi yerlerine de “bloody” lafını ekler. Haa onu bilelim, ona göre konuşmalarımızı sürdürelim.

Bu paragrafta ise kefir isimli içecekten bahsetmeyi düşünüyorum ama bu düşünceyi aklımdan kovmayı başarmak için ibrahim tatlıses’in ayağında kundura isimli eserini düşünüp beyincik soğanımı resetliyorum.

Ve evet, artık konumuza gelebiliriz! Yazılarımda med-cezir yaklaşımını kullanıyorum. Gel-Git ama önce git. Önce ileri geri gidiyorum, en sonunda konuma geliyorum. Bu konuma gelince ne oluyor bak onu da sana anlatayım ki iyice sindir bu bilgiyi. Mesela İskender yemek için bir lokantaya gittik. İstender’e gitmediysek ve getirilen yemeğin ismi iskender ise, o zaman bir “copyright infringement” oluyor! Birincisi o yemeğin ismi artık Bursa Kebabı, İkincisi sadece copyright diyince kimse sorun etmiyorda copyright infringement deyince mi “ne diyo lan bu artis” düşünceleri hasıl oluyor? Yaa…İşte bu işler böyle.

Ki Bursa kebabı yemeği asla hızla gelmez. Bekletir bizi…Bekleriz bekleriz en sonunda gelince öyle acıkmışızdır ki yediğimiz en süper yemek o sanırız, sanırım. İşte Bursa kebabının ve benim yazılarımın sırrı budur! Hemen sunmam içeriği, okuyucu bekletirim ki konuya iyice acıksın, azsın diye! Sonra verdim mi konuyu, bir doygunluk, bir tatmin, sorma gitsin…

Az evvel de bu kuralımı iyice pekiştirdim bak. Konuya giriyorum dedim, girmedim! Niceleri “gir artık” diye bağırdı…hissediyorum olm. Zaten iyi bir yazar hissederek yazandır. Ve hatta zaten hissetmesen türk halkı bunu anlar, samimi değil bu der, türk halkı, kalpazan bu der, kolpa der!

Konuya girdin mi de, girip hızla çıkacaksın ha! Bak mesela. Çok iyi izle.

“Sataguini…” tam bookmark edilesi bir site. Bir sürü sitenin o gün için en yüksek oy alan şeylerini tek bir sayfada görebiliyorsuz. Mesela youtube, vimeo, amazon, cracked.com, collagehumor.com gibi bir sürü şey paylaşılan sitelerin, o gün için en popüler paylaşımları ne olmuş? Tek tık! Atıyorsun bookmark’lara, canın sıkıldıkça bakıyorsun…sonsuz içerik lan! Şimdi tıkla ve bookmark et adamın sinirlerini bozma!

Sıcaklardan Dolayı Yok Oldum Adeta Diye Durum Bildiren Yazı…

Allah kahretmesin…ya da dur etsin lan. Daha beter nasıl edecekse?

Bak yeni baba olduk, iş yerinde bi ton iş var, bir dişim kırıldı dişçide,  bu hafta sonu apandistim patladı zannı ile 2 gün doktordan doktora, testten teste koşturdum, hiç birisi koymadı bana sıcakların koyduğu kadar. Bloglarıma elleşemiyorum bile. Klima olmadığı an motor becerilerimi kaybediyorum ve sadece elime bir falçata alıp sokakta herkesi kesmek istiyorum. Cinnet çok tatlı bir şarkı sanki kulaklarımda…

Bu yazıya görsel yapma adına fotoşopları dahi açamadım lan o kadar sıcak. Eski bişey buldum, eski yazılardan birinden. Kış gelsin artık yeter.

Download’cunun Seyir Defteri Konu 35: Releaselog Kapalıyken Ona Benzer Siteler…

İnternet bir abaküs ise ve bizim aradığımız şey bir abaküs topçuğu ise, o topçuk abaküsün bir yerindedir ve fakat neresindedir? Hatta abaküsün neresinde olduğunu bilsek bile , tam o topçuğuna nasıl ulaşacağız abaküste Daniel ?” diye sorduğu zaman Jesse bana, dikkatim bir an için dağıldı. Üstüste defalarca abaküs demişti ve sadece abaküs lafına yabancılaşmakla kalmamış, sinüs, kosinüs, kotanjant lafları ile de aram açılmıştı. Ortak katların en küçüğünü ise görmeyeli belki de 15 yıl falan olmuş olmalıydı.

“Saçmalama Jess”, diye söze girdim. “İnternet bir abaküs falan değil, hiç olmadı da…Belki çok zorlarsak kehribar rengi bir pandizot ya da bir ortamda “ne nanan na” şarkısı çalınca sadece “ne nanan na” kısmına eşlik eden ama vaya con dios’un selamı var dediğinde bu selamı almayan…” Aniden laflar boğazıma tıkandı, nefes alamaz oldum bir an için, çünkü gözümün önünde Jesse 0.7 uçlu bir kalemi aort damarına saplamaya başlamıştı. Böyle bir anda ne yapabilirsiniz ki? Ardı ardına kalem boğazına saplandıkça, gırtlağından acı dolu hırıltılar çıkıyordu. Her kalp atışı ile ileri fışkıran kanının şiddeti, gözlerindeki hayat belirtisi gibi azalmaya başlamıştı Jess’in. Onlarca kez kendi boğazını deldikten sonra artık motor becerilerini kaybetmeye başlamış ve kalemi boşa sallar olmuştu.

O an aklıma geldi ki, ben ne yapıyorum burada lan dedim kendi kendime. Jess bana Daniel diye hitap etmişti, benim adım bu değilki. Benim adım Cenk lanet olsun! Hatta Jess de kim adeta ve resmen? Ben Jess diye birisini tanımıyorum ki lan! “Kusura bakma abla ben seni birisi sanmışım” diyip çıktım dışarı ama aklımda bir soru hala yankılanıyordu. “İnternet bir abaküs olsa…”

Evet bu kısa hikayeden anladığım şudur benim. Releaselog hem benim hem de milyonlarca sezar salata seven insanın en sevdiği release sitelerinin en başında gelir! Ama bu popülerlik ona “kar marjları”nda olduğu kadar “bela” olarak da geri döner bir bumerangımsı şekilde. Bu örnek güzel oldu çünkü sitenin sahibi olan martin bir avustralyalıdır hatta gibilerinden ara bilgi anı yaşayalım şu an. Çünkü sıksık bunun site kapatılmaktadır. Martin oğlan ise alır sitesini bir o ISP’ye bir bu server’a taşır durur. Arada da bu kapanmalarda bazen 2-3 gün bazen 8-10 gün kapalı kalır site ve biz özleriz releaselog’umuzu. Peki bu gibi anlarda ne yapacağız? Releaselog kadar nefise karatay olmasa da ona benzerimsi siteler yok mu? Elbette var! O zaman bu sitelerden bir kısmını sizlere anlatıyorum. Scenesource / Sceper / Scenedowns / IRFree / OneDDL /All in One Stop / Freshwap

Aslında daha da var da şimdilik bu kadar releaselog gibi site,  siz değerli maki yetiştiricilerine yetsin!

Curb Your Enthusiasm 8. Sezon Başladı! Kutlu Olsun!

Tüm zamanların en iyi komedi dizisi olan Curb Your Enthusiasm’in 8. sezonu bugün başladı. Ama görüyorum ki aranızda “hadi lan bilmemne dizisi daha komik” diyenler var! Bakın kibarca söyleyeyim sizi döverim.

Curb’ü dünyanın en iyi komedi dizisi yapan şey sadece komik olması değil zaten. Larry David’in hem bölümler içinde olan farklı olayları ayrı ayrı getirip sonunda spektaküler bir şekilde bağlaması, bunu yaparken aynı zamanda da utanç ve gülmekten karın ağrıması arasında getirip götürmesi ve aynı zamanda tüm bu olayların da o sezonun “arc”ı (genel sezon konusu) içine süper bir şekilde yedirmesi. Tek bölümü seyreden kişiye de komik, ama genel sezonun konusunu biliyorsanız daha da komik.

Larry, Jerry ile birlikte Seinfeld dizisinin co-creator’u ve ana yazarı olduğu için yüz milyonlarca doları cebe koymuş ve curb’ü de adeta kendini eğlendirmek ve ego için yaptığından dolayı kafasına göre bi sene 1 sezon yap, sonra yapma sonra tekrar yap falan şeklinde devam eden bir abimizdir. Ayrıca yayın zamanları da kafasına göredir abimizin. Bir sonbahar dönemi girer, bir yaz, bazen çat ocak’ta çıkar karşımıza…

Herneyse ya amma yazdım.”Michael Jordan iyi basket oynar ha” tarzında gereksiz bişekilde. O yüzden bir iki link verip kopayım. Al buradan download et / Burada da tüm bölümler var

Geviş Getirten Dev Minecraft Tren İstasyonu Yapılışının Timelapse Videosu Sayesinde Geviş Getirmekle Kalmadım, Geviş Götürdüm!


Ah minecraft sen içimde kalan bir uktesin cümlesindeki ukte lafı bana nedense vuvuzela adındaki sofistike afrika enstrümanını hatırlattı. Serbest çağrışım bile denilemeyecek derecede rastsal çağrışım ve hatta çağrışımın olmadığı yerde çağrışım adını verdiğim bir çağrışım türünü dünyaya getirmiş birisi haline gelmiş oldum ben de. Enter’e basıp yeni paragrafa geçmeden önce 1988 Avrupa Kupası’nın Almanya’da yapıldığını hatırlatmayı uygun buluyorum.

Minecraft oynadım epey sevgili okurlar. Sevgilisi olmayan abazan okurlar siz de gelin ve dinleyin hikayemi, ama öküzlük yapmayın! Evet ne diyordum yazayım ama aslında ne dediğimi biliyorum, daha 1 cümle geçmiş aradan, “ne diyodum” diye gerçekten unutsaydım ayıp olurdu ama konuya dönmek için “evet ne diyordum” deme ihtiyacı hissettim. Ama bunu da siktir edin aklıma süper fikir geldi!

SÜPER FİKİR:
Bakınız; değerli dostlarımdan bazen yorumlar kabul ediyorum bloglarımla ilgili. Genellikle ve sıklıkla duyduğum en büyük eleştri şudur: “Cenk senin blog iyi, gülüyoz falan ama çok ara şeylere dokanıyorsun, daha insanların anlayacağı şeylerden bahset, teknik olayları bırkalama”. Evet bunun üzerine son zamanların popüler olaylarından birinden bahsedeyim hemen! Değerli okurlar, globalleşen dünyamızın son zamanlardaki en önemli olayı tabi ki Hilal Cebeci’nin fotografları değildir de nedir? Bakın o konu ile ilgili Cenk Özmercan perspektifini ortaya koymaya izin verin! Size süper bir kıyak yapma arifesindeyim. Kimseni bilmediği bir site buldum adı biraz garip: Google. Hemen bu siteye gidip hilal cebeci yazın ve sol taraftan görsellere basıp 3131’e gönderin, cep telefonunuza apaçi müziği gelsin!

Gelelim asıl olay olan minecraft’a ki videoyu seyredenler ve minecraft oynayanlar zaten şu an itibarı ile “ohara” adını verdiğimiz sesi çıkarıyor. Ben de özlemişim minecraft’ı valla, gaza geldim adeta ve resmen ve filhakika!

Satırbaşı 2011 Jenerik


Bir baba insanı, anne insanı gibi aylarca doğum izni yapamaz değerli okur. Ve fakat ben kanuni hakkım olan 3 günü tam hafta arasında denk getirmek sureti ile hafta sonlarını birleştiren türde bir bayramsal tatil yaptım. Tabi 2 şey var. Birincisi karım aslında cumartesi doğurmaya çalıştı ama doğurtturmadım pazartesiye kadar! Ve ikincisi ortada tatil falan yok aslında, tabi günde 3-4 saat uyuyup sürekli kaka temizlemeyi tatilden sayıyorsanız o başka!

Bir süre ara verince bloglara ve işe geri dönünce bir jenerik yazısında böylesi şeyler yazılabiliyormuş demek ki. Demememek gerek ki, denemek gerek. Ve Ki kare testi hatta. Anlaşılmıyor bu yazdıklarım, olsun be istatistik sevmez çoğunluk. Herneyse yakında biraz oğlan videoları da koyacam buralara bi yere.

Aaaa bi türlü jenerikten bahsedemedim. Yine anlaşılacağı gibi EOS projesi. Yine sefil gibi laptoplar yanımda taşınıyor ben güneşten bişey görmeden omuz bel ağrıtarak kastırıyorum ama yine bence çıkan sonuca değiyor. Desature edip veriyorum fırına ooohh just like cillop!

%d blogcu bunu beğendi: