Tag Archive | bursa

Satırbaşı 2011 Jenerik


Bir baba insanı, anne insanı gibi aylarca doğum izni yapamaz değerli okur. Ve fakat ben kanuni hakkım olan 3 günü tam hafta arasında denk getirmek sureti ile hafta sonlarını birleştiren türde bir bayramsal tatil yaptım. Tabi 2 şey var. Birincisi karım aslında cumartesi doğurmaya çalıştı ama doğurtturmadım pazartesiye kadar! Ve ikincisi ortada tatil falan yok aslında, tabi günde 3-4 saat uyuyup sürekli kaka temizlemeyi tatilden sayıyorsanız o başka!

Bir süre ara verince bloglara ve işe geri dönünce bir jenerik yazısında böylesi şeyler yazılabiliyormuş demek ki. Demememek gerek ki, denemek gerek. Ve Ki kare testi hatta. Anlaşılmıyor bu yazdıklarım, olsun be istatistik sevmez çoğunluk. Herneyse yakında biraz oğlan videoları da koyacam buralara bi yere.

Aaaa bi türlü jenerikten bahsedemedim. Yine anlaşılacağı gibi EOS projesi. Yine sefil gibi laptoplar yanımda taşınıyor ben güneşten bişey görmeden omuz bel ağrıtarak kastırıyorum ama yine bence çıkan sonuca değiyor. Desature edip veriyorum fırına ooohh just like cillop!

Reklamlar

“İnternetime Dokunma” Yürüşü ile Taşak Geçen “Bilinçli Türk Genci” ile Arabadan Arabaya Röportaj Yaptım!

Yürüyüşe 15 dakika geç kaldım. Bu video’da yolda yürüşe geçenleri görmem, araba ile yanlarından geçerken “değer mi lan porno için tıhahahah” diye bağırarak onlarla kendi akılları sıra dalga geçen gençler ile yapılan kısa röportaj ve en sonunda protestonun en anarşist kısmı olan yere serilen halı üzerinde CRT monitör kırma bölümlerini görebiliyoruz.

Seçim 2011 Teaser


CanonEOS 40D işine iyice gönül verdim. Laptopa bağlı olmak ve laptop ekranın gündüz aşırı parlaması dolayısı ile montun içine girerek çekim yapmak epey bel/boyun ağrılarına sebep oluyor ama sonuçta elde edilen görüntü kalitesi / odaklama buna değiyor. Bu arada bu projeler yüzünden aktüel kamerman olduk o ayrı :)

İkbal Sucuk Carrefour Beni Mahkemeye Veriyor

7 Mayıs 2010 günü yazdığım bir yazıda, Bursa Carrefour İkbal Sucuk’da başıma gelenleri dile getirmiştim. Aradan 7 ay geçtikten sonra dün sevgili müdürüm Dilhun öğretmen bana “Cenk sen ikbal sucuk diye yazı mı yazdın bloglarına?” diye sordu. Ben de “evet” dedim ve ekledim “ne alaka?”.

Meğer bu müessesenin sahibi kendisini aramış, “benim gibi bir insana nasıl iş verdiklerini” , “bir üniversite mezununun nasıl böyle şeyler yazabildiğini”, “gerekirse celal bey’e dahi gideceğini (celal sönmez medya s’in sahibi),  “beni mahkemeye vereceğini” ve bunun gibi bir takım şeyler söylemiş.

Bunları duyunca kulaklarıma inanamadım ve aynı anda 3-4 duygu birden yaşadım.

Birinci duygu gülmece duygusu: Evet ilk önce bir zerrin gibi güldüm çünkü hayatımda ilk kez biri beni mahkemeye veriyordu ve bunun sebebi ise yazdığım bir yazı idi. Kendimi bir Emin Çölaşan gibi hissettim bir anda. Daha da güldüm sonra.

İkinci duygu şaşkınlık 1 no’lu duygusu: “Yuh be abicim” diye düşündüm, sen bir müşterini o yazıda açıkladığım gibi resmen kazıkla, soğuk pilavı, milimetrik sucuğu 16-17 TL’ye sat. Sucuk döner vaadedip, tavuk döner ver, “bu sucuk olmalıydı” diye hakkımı arayınca “bi dakika hemen değiştireyim” diye tabağı alıp, tavuk döneri dök ve tabağı geriver… Tüm bu olanlardan sonra da böyle bir yazıyı 7 ay sonra internette bul ve tüm bunlardan çıkarımın “ben bu cenk’i mahkemeye vereyim, ve hatta iş yerini arayayım buna nasıl iş verirsiniz siz, çalıştığınız adamları tanıyın” falan tarzı konuşmak gibi birşey olsun…..vay vay vay

Üçüncü duygu şaşkınlık 2 no’lu duygusu: Sonra işe profesyönel açıdan bakıp, Türk şirketlerinin PR konusundaki başarısızlığına şaşırdım. Bu olay amerika’da olduğu zaman “gel abicim sana biz istediğin hediyeyi verelim” falan diye olayı minimal bir şekilde kapatmaya çalışıyorlar. Burada ise adam beni mahkemeye verip bir de kayıtlara geçirmeye çalışıyor. Niye? Ben o yazıda kendisine küfür etmişim diye. Bu yazının sonunda bahsi geçen küfürlere ayrıntıları ile değinip irdeleyeceğim. Ama adamın kendisi için doğru hareket olacak olan alttan almaması ile şimdilik 4 no’lu duyguya geçelim.

Dördüncü duygu “rahatlama” duygusu: Aslında allahtan benim için en korkunç ve beni belki de en zor duruma düşürecek tek hareket olan “özür dileme” ya da  “cenk gel sana sucuk ısmarlayalım, sen bizi yanlış anlamışsın” falan gibi bir yaklaşım içine girmemişler. Bu durum, uyuz olduğum adamın alttan alma durumu, beni çok acayip kontrpiyede bırakıyor. Çünkü çok utanıyorum benden özür dilendiği zaman falan da. Bi kere bu durumu pidefabric’de yaşadım. Herifler 1 saat yemek getirmeyip bize, 1 saat sonra herkesin pidesini getirip benimkini unuttular. Herkes bitirdi, hesap istiyoruz benim pide daha gelecek. Çok sinirlenip, degaj yapmak istedim o pidelere ama adam hep aşırı alttan alıp, hesabın yarısını almamak, benim evime tatlı göndermeye çalışmak falan isteyip içimde oluşan “sinire kesme” hissimi bana “suçluluk hissi” olarak geri döndürmüş, tüm o sinir içimde patlamıştı.

Hahaha allahtan ikbal sucukta bunları yapacak bi adam yokmuş diye şükrediyorum :D

Beşinci duygu “korku” duygusu: Evet mahkemeden korktum, çünkü oraya gitmem lazım olursa, ya sabah çok erken olursa ? Ya da çok kalabalık olursa ? Orada tanımadığım insanlarla konuşmak zorunda kalacam falan…çok pis.

Türkiye’de yegane mahkeme olayımı askerde yaşamıştım, yurtdışında iken askerliğimi ertelettirmediğim için bakaya mı nedir ondan olmuştum, bir mahkeme oldu, evlere şenlik… gerçi öyle mahkeme olacağını bilsem korkmam mahkemeden. O mahkemede sıfatının ne olduğunu bile bilmediğim bir adam (hakim midir, savcı mıdır, yoksa çaycımıdır belirsizdi) beni bir bir odaya alıp, bu yazıyı sen mi yazdın dedi, benim çok önceleri yazdığım bir “ben amerikalardaydım o yüzden gelemedim askere yani, biraz durun yahu 2 dakika” tarzı bir yazı için. Ben “evet benim savunmam bu” dememle mahkemem bitmişti. Süper hızla, bi de Türkiye’de bu işler yavaş diyolar hahaha :D

Sonuç olarak bunu yazmaya sıkıldım ben artık o yüzden küfür tahlilini de yaparak bu yazıya son verelim. Evet söz konusu yazıda 1 kez “cağ döneri boku”, 1 kez “göt”, 1 kez de “amına koyayım” demişim. Demişim diyorum çünkü sildim az evvel çünkü “ikbal sucukları” diye arayınca google’da tepede çıkıyor ve bütün ikbal sucuklarını bir battalgazi için töhmet altına sokmayayım diye yapıyorum böyle.

Cağ döner boku: Evet arkadaşım şimdi de cağ dönerciler beni mahkemeye verecek herhalde haha. Ama cağ döner beni çok uyuz ediyor. Belki ona bok demek yanlış, evet yani kesin yanlıştır da, ben burada ikbal ve sahibi hakkında konuşmuyorum. İçinde öbek öbek yağ olan ve iskender ile kıyas kabul etmez bir cisime “döner” denmesini eleştiriyorum. Dolayısı ile ikbal sucuk ile alakasız bir “bok” kelimesi bu. Direk cağ dönere giden bir laf sadece.

Göt: Bunu direk olarak pilavın üstünden “döneri sucuk döner ile değiştiriyorum” diyip “tavuk döneri döküp boş pilavı bana geri veren” arkadaşa demişim. Bu göt lafının başka açıklaması yok, direk şahsa gitmiş. Oysa ki yanlış bir kelime kullanmışım, doğrusu “hırsız”, “yalancı”,” riyakar” falan olmalıyken, ben bir organ adı vermişim. Ki aslında belli açılardan bakınca bırakın küfür ya da aşağılayıcı olmayı, güzel bir şey olduğu dahi söylenebilir götün. Seveni çok vardır.

Amına koyim: Buradaki kullanım şu “…ya da ne helal olsun ya, haram olsun amına koyim”. Yani amına koyulan şey durum. Bunu açıklamak bile komik, her Türk bilir ki, kızgınlıkla söylenen her lafın sonuna bu küfür gelebilir. Örn: “Mikrodalga fırına metal koyunca patladı amına koyim”. Burada amına koyulan ne mikrodalga fırındır, ne metaldir ne de herhangi bir diğer fiziksel objedir. Burada bu “durum”un amına konur. Aynı benim o gün carrefour’da düştüğüm durum gibi.

Sonuç olarak heyecanla gelişmeleri bekliyorum. Bakalım beni arayacaklar mı? Yoksa farklı müdürleri arama, patronu arama falan gibi durumlar mı olacak ? Bu arada ben de acaba tüketici hakkı falan gibi bi olaya mı girsem. Gazete de üst kat haa..2 dakika’da çıkabilirim yukarı hhahahhaah..

Süper Outdoor Reklamlar: Türk Reklamcılığına 2 Sürt 1 Dürt Yazısı!

Daha önce 2-3 kez bu tarz yazılar yazdım ve böyle süper uygulamalardan dem vurdum. Demi Moore’dum sonra Cenk Özmercan oldum, saçlarımı maviye boyadım, sıfıra kazıdım, 3 numara saç ektirdim daha sonra balyaj yaptım. Hepsi 20-22 dakika sürdü.

Reklamcılık işinde olan insanların, her meslekte olduğu gibi reklamcılığı yere göğe sığdıramadıklarını görünce eskiden her ders kitabının ilk ünitelerinden  “Vatandaşlık Bilgisi’nin Önemi ve Diğer Bilim Dalları ile İlişkisi” falan gibilerin tırtmasyon kısmını hatırlarım. Her kitapta vardı bu. Ders ne ise o, o kadar önemli idi ki bunun altını çizen bir bölüm vardı. Ama reklamcılık asıl üründen çok, o ürünü yıkama yağlama kısmı olduğu için, kendini yıkayıp yağlarken bence epey komik durumlara düşebiliyor. Öyle önemli, böyle önemli, ama sonra ne oluyor? Kalkıp 2 ilan, 2 billboard yapılıyor. Pıffffssssstttttt…. sesi bu işi küçümsememdeki o alaycı dokuyu resmetsin kulaklarınıza!

Benim işim olmadan önce bu iş, ben pek billboardlara bakmazdım. Gazetenin arka sayfası tam sayfa reklamsa, bakmadan direk öbür gazeteye geçerdim. Cover falan zaten direk çıkartılıp çöpe giderdi. Televizonda da reklam çıkınca aynen diğer kanallar zapata!

Sektörde olan insanlar millet ne yapmış diye sürekli bakarlar bunlara, kim hangi billboard’a ne girmiş, hangi gazetede kim kaç sütün falan…ama hedef kitle olan halkın böyle yaşadığını hiç sanmıyorum. TV’de reklamlar çıktı mı anında değiştiriyorlar kanalı, kimse de yollarda billboard’lara bakarak dolanmıyor. Çünkü artık konvansiyonel anlamda reklamcılık bence öldü. Ya da o kadar karamsal olmayayım, komatozda diyeyim.

Hikaye belli, çok hızlı bir şekilde amcanın ilgisini çekeceksin, bakacak sana ilk. Zaten çoğu ilan, daha bu noktadan eleniyor. Kim baksın senin ilanına, aynı bokun lacivertinden 1000. tasarımına…Hadi baktırdın, 5-10 saniyen var en fazla. Ne satıyosun, ne diyosun, derdini anlat, bu arada ilginç ol, 2 gülümset falan… Ne yazık ki aile şirketlerinin, ve kurumsallaşAmamanın mekke’si olan Yeşil Bursa’mızda müşteri 1000 tane şeyi dar alana sığdırmak isteyecektir. 30 tane ürünü koyduracaktır ilana, bununla da savaşamazsın, çünük o parayı verendir, o altını bulandır!

Ayrıca daha önce bir sürü reklam verdiği, ve senden önceki reklam ajansı tarafından “Bilmem ne hanım, siz bu işi çok iyi biliyorsunuz, eee tabi bu kadar zamandır, bu kadar reklam vere vere çözdünüz bu işi” gazı verilmiş müşteriniz de bu söylenenleri gerçek sanmaktadır. O bu işi bilmektedir, siz grafikersinizdir, hatta ne grafikeri, stajersiniz stajer!

Ulan durduk yere yine ciddi bir yazı yazdım ki, bazen birisine sinirlenip yazarım böyle yazıları, bu öyle olmadı. Baktım şu posta konu olan outdoor uygulamalara ve bizi düşündüm, Bursa ve hatta Türkiye reklam dünyasına, içimde bir acıma hissi oluştu. Gerçi İstanbul’u pek bilmiyorum o yüzden o kadar coşmayayım ama İstanbul’da da böyle uygulamalar görmedim pek açıkçası, yine de ben bildiğim Bursa’mdan devam edeyim.

Ya da ne edecem ya, sıkıcı…Bursa’da da böyle akıllıca uygulamalar görmek istiyorum artık sadece. Ama biz ancak ilan yaparız, raket yaparız, totem yaparız, sonra da kendimizi bi bok sanarız. Müşteri de hala parayı adete verdiğini sanar. Tasarım nedir ki zaten? Adamın eline 20.000 tane booklet verdin mi herif parayı ona veriyor yani…Pıııffssssttt: Buraya bak da hizaya gel.

Bursa FSM Goodfellas: Fatih Sultan Mehmet’te Bir Lezzet Karadeliği Adeta!

Başlığı attıktan sonra düşündüm. “Ulan karadelik diyip deyanlış bir algı oluşturmayayım.”

Hemen açıklayayım. Karadelik dediğin şey evrende en yüksek kütle/hacim’e sahip olan şeydir. Yani bunu “bu kadar bir yere bu kadar fazla lezzet nasıl sığıyor lan?” tarzı anlayın. Bunu dedikten sonra devam edelim.

Şu kadar net söylüyorum ki, Eğer Bursa’da yemek yiyecekseniz, en iyi yer Goodfellas’dır arkadaşlar. Bir kere pizza’da 1 numaralar. Dominos, pizza hut, big mammas gibi pizza üstüne kurulmuş yerlerde rezil pizzalardan bıkanlara direk goodfellas diyorum. Diğer bir favorim Etli Wrap. Bir dürümsel obje bu kadar mı güzel olur bilader. Ayrıca diğer yemekler, fajita’lar, makarnalar, salatalar süper. Resmen lezzetle ve severek salata yiyorum son 3-4 gündür. Önceleri genelde pizza+wrap kombosundan giderdim, artık 120 kiloya dayandığım için salata olayına girdim ve ceasar salad resmen bombastik birşey. Yanına da sucuklu sarımsaklı ekmek alıyorum. Oda ayrıca süper. Herşey süper lan resmen. Servis de çok iyi. Yeri de çok iyi. Telefonla sipariş veriyorsun, 1 kere vermişsen önceden tekrar adres anlat falan derdi de yok. En hızla eve gelen siparişlerde bu adamlarda…

Sahibi olduğunu sandığım abimiz de aynı zamanda yemekleri de kendisi yapıyor, dolayısı ile anlıyorsunuz ki bu bir “ticari müesseseden” çok bir “sevgi müessesesi” resmen. Tanımam etmem ama helal olsun diyorum resmen ve az evvel yaşadığım ikbal sucuk rezaletinden sonra telefonla bir ceasar salad ve sucuk-sarmısak ekmek söylüyorum.

“Lezzetlerin sıkı dost olduğu bir yer” olarak geçen goodfellas için bir de telefon numarası vereyim de bir sipariş verin bence hemen : 249 75 05.

%d blogcu bunu beğendi: