Tag Archive | cenk

Cenk Çavuş Taşınıyor!

Haa şimdi kısaca olanları anlatayım. Dün Ikea’da 14535 saat geçirdim karımla. Bin kez karar değiştirdi bin ürün için. Bana bişey seçtiği zaman “bu nasıl sence” diye soruyor. Ben “sen bilirsin istediğini alalım” diyorum, kızıyor. “Şunu beğendim ben” diye ben bişey seçersem onu da beğenmiyor ve kızıyor. İki ucu feçes değnek…

Sonra seçimler bitti ve Ikea’dan seçtiğimiz şeyleri alma bölümüne gelince bir de ne oldu beğenirsin? Bu gitti o anda oradan farklı şeyler aldı! Evet ilahi Fullabıdık!

Herneyse, biz taşınıyoruz ve odada sadece bu pc kaldı şu an ve ben bunu sökmek üzereyim. Yeni evimiz Balat ormanının orada ve yeni yapılan bir site olduğu için internetler yok! WA-TA-FAK! Dediğinizi duyar gibiyim…Evet ne yazık ki gerçekler böyle. O yüzden zaten bisüredir pek update edemediğim bloglarımda bir süre daha update yapamayacam sanırım.

Haa halböyleyken telefunken biliyosun baldudak.

Sıcaklardan Dolayı Yok Oldum Adeta Diye Durum Bildiren Yazı…

Allah kahretmesin…ya da dur etsin lan. Daha beter nasıl edecekse?

Bak yeni baba olduk, iş yerinde bi ton iş var, bir dişim kırıldı dişçide,  bu hafta sonu apandistim patladı zannı ile 2 gün doktordan doktora, testten teste koşturdum, hiç birisi koymadı bana sıcakların koyduğu kadar. Bloglarıma elleşemiyorum bile. Klima olmadığı an motor becerilerimi kaybediyorum ve sadece elime bir falçata alıp sokakta herkesi kesmek istiyorum. Cinnet çok tatlı bir şarkı sanki kulaklarımda…

Bu yazıya görsel yapma adına fotoşopları dahi açamadım lan o kadar sıcak. Eski bişey buldum, eski yazılardan birinden. Kış gelsin artık yeter.

Cenk Özmercan Baba Olduğu için Ufak bir Mola Veriyoruz!

Evet kendimden 3. şahıs olarak bahsettim başlıkta ama bahsedemem mi? Ederim, tillahını etme hakkını görüyorum kendimde ya da Cenk tillahını görüyor mu deseydim? Sürekli 3. şahıs bahsetmek de çok malca aslında. O yüzden son bi kez daha yapıp insan gibi devam edeyim. Cenk’in oğlu Mert Kuzey Özmercan 27.06.2011 tarihinde 3.455 kg ağırlığında ve 50 cm boy ile sezercik sistemi ile orion takım yıldızı, sol güneş sistemi 3.  gezegeninde spawn’lanmıştır. Class olarak smg engineer düşünüyoruz ama olmazsa Field Ops da olabilir.

EAAAAAAAHHHHAAHEAHAHAHAHHAAAAAAAAAAAAA!!!!!!!!!

Evet ne diyeceğimi bilemiyorum çok acayip, çok polarize bir his. Bir an inanamıyorum gerçek olduğuna sonra ağlıyorum, sonra yine inanamıyorum. Bi süre böyle olacak sanırım. Gereksizce duygusallaşmayalım burada şimdi, kısa ve öz mesajımızı verip gidelim. Dikkat edin bi anda da 1. çoğul şahısa döndük. Tevbe tevbe! Herneyse bi süredir zaten hergün yazamamıştım, bundan sonra da bi süre hergün yazmazsam, yazmassak, yazmassa cenk sorun etmeyin. Geri dönüşüm speaktaküler olacak lan!

cenkozmercan.wordpress.com 1 Yaşında! Kutlamalar Başlasın!

Bir evlat sahibi olma arifesindekilere bir çağrım olacak, ama sakın bu blog benim evladımdır, çocuğumdur falan gibi bi laf beklemeyin benden. Herşeyden önce ben bir insanım, blog ise bir css/html internet sayfası. Dolayısı ile benim evladım teknik olarak olamaz, ama ben hemen konuya dönip ebeveyn adaylarına bir uyarı yapayım: Bakın, benim adım Cenk, tek heceli ve bugüne kadar doğum günlerimde “iyi ki doğdun” şarkıları benim adımla olmadı, olamadı, çünkü cee-eeeenk diye 2’ye bölündü hep. O yüzden çocuya su, sarp, kurt gibi isimler koyarken bunu aklınızda bulundurun.

Geçen sene 19 Ocak’da işe geldiğimde aklımda olan bir fikir dahi değildi blog sahibi olmak, ama yanlış hatırlamıyorsam öğlen saatlerinde doğru bi his geldi, ya açlık, ya da blog açma isteği…ikisinden birisi, ben ayrım yapamadım tam, blog açmış bulundum. Oldukça kolay oldu, zaten wordpress CMS (Content Management System)’de bir şahmaran durumunda olduğu için, hem yapımı, hem yönetimi, hem SEO(Search Engine Optimization)su falan cillop gibi. O yüzden…tam bu arada birisi geldi odama bişiler sorup gitti, o yüzden, cümle başındaki “o yüzden” lafını nereye getireceğimi hatırlayamadım, o yüzden bu paragrafıda geçtik.

Biraz istatistik vereyim o vakit. 1 senede şu an itibarı ile 50,894 hit aldık. İlk 6-7 ay çok az kişinin haberi olduğu için, yeni başladığımız için falan günlük ortalama 100-150 arasında iken son aylarda günlük ortalama 250 hit almaktayız. En çok hit alan ay ise 7.873 ile Eylül 2010 oldu. Bursa’nın Yıldızı yarışması için arama yapan bir sürü insan, jeneriğini yaptığım için buraya geldiler, lüzumsuzca…Yine 1 Eylül’de 521 kişi ile günlük hit rekoru kırık.

Bu arada Dilhun geldi şimdi ve yarına bitmek üzere BTSO için bir film yapıldığını, buna bir jenerik, bir KJ, bir geçiş bir bilmem ne gerektiğini söyledi. İşte böyle geçiyor günler, ani olaylarla sevgili ya da sevgisiz okurlar. Herneyse.

Ne yazacağımı tamamen unuttum o yüzden şimdi gidiyorum ben.

19 Ocak 2011’de 1 Yaşına Basacak Olan Bloglarımdan 777 Kişiyi Dünyanın 7 Harikasına Gönderiyorum!

Geçen yıl 19 Ocak’ta sabah yataktan daha bir dinç, daha bir kudretli, daha bir birey, dahabir muhabir uyandım. Öğlen 1 gibi falan sırtımı duvara yasladım ve yere çömdüm, düşündüm. “Ulan Cenk” dedim 234 desibel sesle, ki ben sesli düşünürüm, “Artık 34 yaşındasın ve demek oluyor ki, 6 sene sonra 40 yaşında olacaksın, yani çocukluğunun bitmesinde 6 sene kaldı, kaldı ki, kimse 40 yaşında çocuk değildir!”. Yavaştan dizim ve belim ağrıdığı için çömük poziyonu mum duruşu pozisyonu ile değiştirdim ve pipetle ıhlamur içerek düşünmeye devam ettim. “Öyleyse, dedemin mirasında belirttiği gibi ya muhtar olacağım ya da bir blog açacağım.” Dedemin bana vasiyeti bu idi. “Cenk” demişti 1978 yılında bana, “İleride senden ya noter olmanı, ya da blog açmanı bekliyorum”. “Ama dede” diye karşılık verdim, “noter olmak istemiyorum”. “O zaman muhtar ol” dedi dedem. “Peki ama bana düşünmek için 30 yıl ver dedeciğim”. Kelimeler ağzımdan lıkır lıkır çıktı, çünkü 2 yaşında olduğum için bir yandan biberon ile süt içiyordum. Diğer elim balda idi. Ayağım da yağda…Çocukluk işte.

Ve sonunda geçen sene bu bloglara başladım, çünkü hayatta ikemetgah ilmuhaberi vermekten hiç hazetmiyorum.

Ve evet, çok yakın zamanda 1 yaşını kutlayacak olan cenkozmercan.wordpress.com’da 1 yılın muhasebesini yapacağım, üşenmezsem domain adı almak falan gibi hareketler de yapabilirim. Kaç hit aldık, günlük ortalamalarımız ne oldu, kaç yorum yazıldı, blog okurken dişi çürüyen var mı yok mu, hangi ünlü futbolcu bloğu okumadan maça çıkmıyor gibi soruların yanıtlarını vereceğim.

Bu arada dünyanın 7 harikasını bilinen harikalardan seçmedim onu bilin. Maçu Piçu falan değil yani gönderdiğim yerler. Mesela 1. harika bence harika avcı’nın evi! Harika hatta harikulade!

Haftasonlarını Birleştiren Bayramlar En Hüsnü Mübarek Bayramlardır!

Sezar’ın hakkı Sezar’a, hepimiz insanız! Herşey insanlar için, sadece bazı şeyler insanlar için değil. Örneğin, söz temsili, denizin 20bin fit derinliklerinde yaşamak. Orada insan yaşamaz, basınçtan düzleşmiş ileri derece dil balıkları falan yaşar. Acaba denizin 20bin fit derinliklerinde insan ne yapar? Orası insan için değil, sittir edelim orayı şimdilik.

Hep merak ediyorum, bir bayram tam hafta sonuna denk gelince resmen çarçur olur, ve bu esnada bu ülkeyi yönetenler buna nasıl katlanıyor? Ama tam hafta ortasına oturan bayramlar spaktaküler şekilde 2 hafta sonunu birleştirip 9 günlük tatillere falan imza atarlar. Peki böylesi bir olay tamamen 2 farklı takvim arasında gün farklarının rassalığına nasıl bırakılıyor? İddia ediyorum ben dünya komutanı olduğum gün tüm bayramlar ve hatta yılbaşları hafta içine denk gelirdi ve hep 9 gün tatil oluşurdu.

Bunu da aradan çıkardıktan sonra, bu bayram, sevgili karıcığım olan Fulya hanımefendinin memleketi olan Çorum ilimize gidiyorum. O yüzden 1 haftalık falan bir tatile girecek olan bloglarımda paniğe yol açılmaması dilekleriyle.

Ayrıca bir başbakan okullara tatilken iş yerlerine de tatil kuralını çıkarırsa sürekli ona oy verirdim, onu da bilahare tebliğ edeyim. Kal sağlıcakla.

Yaşayan Bursa Dergisi Kasım Sayısı…

Dün değil de, bir önceki gün daimi dostum, Bursa sosyetesinin mihenk taşı ve ilimizin tanınmış siması Teoman Çıtır bey ile telefonda irtibat haline geçmiştim. Konu ise Bursa’nın bir diğer medal of honor’u Sedat Savu idi. Ben Starbucks’ta eşim olan Fulya hanım ile birlikte oturmuş, adını şu an hatırlayamadığım çikolatalı buzlu ve 2500 kilokalorili içeceği yudumlarken Sedat’ı karşı masada otururken gördüm. Hemen kendisine telefon ettim, telefonu açtı ve duştan yeni çıktığını, söyledi bana. Kendisinin aslında starbucks’ta karşımda oturduğunu bildirdiğimde ise bana şöyle söyledi “Cenk, şu an ben sağ elimi yukarı kaldırıyorum, görüyor musun?”. Karşımda oturan kişi ne sağ elini yukarı kaldırıyordu ne de duştan yeni çıkmış bir hali vardı. Olayın iyice David Lynch filmlerine benzemesi beni biraz korkutmaya başladı. Sedat’a “many mahalos” dedikten sonra telefonu kapattım ve ortak dostumuz, hatta izin verin büyük harfle yazayım, Ortak Dostumuz Teoman’ı arayıp ona durumu özetledim. “Böyle böyle abi” dedim. Güldü.

Teoman onu özel kılan bir gülücüğe sahiptir sevgili okurlar. Bu gülüş sonrası “Cenk olm sosyete dergilerinde yazıların çıkıyormuş lan, pilav mısın lan sen ha niohhahaha” gibilerinden devam eden görüşmemizde, kendisine uğrayacağımı, yakın zamanda görüşmemiz gerektiğini bildirdim. Biz yakın dostlar hep böyle yaparız. Yakın zamanda görüşmemiz gerektiğini, arayı çok açtığımızı falan tebliğ ederiz ama ben kimseyi görmeyeli yıllar oldu sevgili okurlar. Onu da belirteyim.

Yaşayan Bursa dergisi de, Kasım ayında çıkmış bulunuyor, hatta daha önce çıkmış ama benim haberim olmamış, ki bu yazımda dünyanı ele geçirme planlarımdan bahsettiğim Civilization 5 yazım adeta nobel’e aday olası bir yazı olmuş ben daha okumadım, okuyanların yalancısıyım. Kapakta da Demet Akalın var.

Dar Alanda Hem İnsanlığı Hem de Tüketim Toplumunu Eleştiren Vokali İçinde Beste’de Tek Rif Vardı!


Evet eskiden (90larda falan) bir şarkı dinlerken bir sürü rifler olurdu. Sonra değişti bu. Hemen daha ilk dinleyişte sevilen, 2. dinleyişte sözlere refaket edilen, 10. dinleyişte de yeter artık ya da doğum yerimize göre its enough ffs dedirten bir mimariyi kendime kıble yaparak bastım gitarın tellerine! Ortaya çıkan esere “opusumtrak” oldu diyebilirim. Arka arkaya en fazla 2 kere dinleyin yannız!

Yeni Gitar Aldım Yeniden Metalci Oldum (mu yoksa anne?)

Evet en son 2003 yılında bir BC Rich gitarım vardı. Yurda dönerken 100kilo kitapla birlikte onu da taşıyamayacağımdan bir arkadaşa hediye etmiştim. Şimdi 7 sene sonra tekrar bir gitarım oldu ki bir thrashçi gibi jackson oldu. Bir de amfi ve zoom bilmemne pedalı aldım. Eve geldim, açtım fotograf makinesinin video kayıt sektörünü ve bastım record’a. Bu da bu gitarla bulduğum ilk riftir. Kayıdı da gece 2 de yaptığım için kulaklıkların yanına inşa ettim fotograf makinesini. Bu oldu. Pepe bir gitarcı gibi elim acıdı ama 2 saat sonra. Dur sen ben eski günlerdeki gibi asılcam buna biraz ho ho ho…

10 Mayıs Bugün Benim Doğumgünüm!

“Herkes gibi diyemem…Çünkü kızlar için geçersiz bir cümle olur, ama her erkek gibi diyebilirim sanırım” diye başladı sözlerine zaman makinesine adımını atmadan önce. Onu 2010 senesine gönderecek olan bilim adamı başını okşadı.

“Her erkek gibi bir zamanlar ufak bir oğlan çocuğu idim ve 2000 yılında kaç yaşında olacağımı hesaplıyordum. 13-14 yaşlarında olmalıyım herhalde çünkü hesaplamalarım 24 yaşını gösterdiği zaman OHA diye düşünmüştüm. 2000 yılında 24 yaşında olacaktım, resmen abi olmuş olacaktım! O zamanlar bilemezdim ki 24 yaşımın doğum gününde Hawaii’de olacak ve çok garip bir doğumgünü yaşayacaktım…”

Evet yukarıda 56. kısa film senaryomu okudunuz umarım beğenmişsinizdir. Şimdi kısa filmi falan kısa keselim de konuya gelelim. Michael Scott (the office)’in de söylediği gibi “birisine doğum günü hediyesi alırken, o kişiyi kaç paralık sevdiğinizi düşünür ve ona göre bir meblağlık hediye alırsınız”. Ben de böyle düşünüyorum ve tüm sevenlerimin işini kolaylaştırmak için bir liste yapıyorum. Bu listedeki hediyeleri alanlar arasında yapacağım bir çekilişte kazanan ile bir öğle yemeğine çıkacağım.

Liste: 1) Projektör, 2) Elektro gitar, 3) Klasik gitar, 4) CERN Hadron tokuşturma deneylerine bir bilet, 5) UFO.

Yukarıdaki sıralama önem sırasına göre yapılmamıştır onu söyliyim de, aklıma gelme sırasına göre yapılmıştır.

“İlk defa zaman yolculuğuna çıkmış bir çocuk için oldukça heyecanlıydı, hemen acaba bana neler oldu diye kendi ismini google’ladı “cenk özmercan”. Kendi kendine yazdığı bu acınası doğum günü yazısını görünce gözleri doldu. “Bu kadar da olmaz lan…Bu kadar da olamaz” diye ağlamaya başladı. “Bu nası bir surat be kıl içinde ayı gibi…” derken sözleri hıçkırıkları ile kesildi…”

%d blogcu bunu beğendi: