Tag Archive | film

Fotograf Makinesi ile Profesyönel Video Çekelim (EOS) Testi Başarılı Geçti!


Bugün televizyonlarda kullanılan kameralar ile sinemada kullanılan kameralar arasında en büyük fark, yarattıkları his açısındandır. Video ile film arasındaki bu görüntüdeki doku ve ayrıca depth of field kontrolü “vay vay riddley scott sahnesi gibi” ve “oyy oy inegöl tv gibi” arasındaki lafları söylettirir bize.

Geçen gün Gökhan yanıma gelip bir program vesaiti ile fotograf makinesini USB’den bir bilgisayara bağlayıp, video çekebildiğini belirtti bana. Ben başta pek tınmadım ama 1-2 gün sonra gelip yaptığı şeyi gösterince hemen gidip bir sucuklu tost söyledim ve olasılıklar üzerine düşündüm. Sonra da permütasyonlar üzerine düşündüm. 3. kartil’den geri geldim.

Alıyorsun abi kamerayı, kuruyorsun EOS adındaki programı ve sonra bilgisaayarın işlem gücü ile foto kameranın renk & depth of field güçlerini birleştiriyorsun.Sonra üstüne biraz grain attın mı oluyor sana voltransal süper görüntü. Monochrome edip, biraz kontrast dayadın mı falan da leziz oluyor. Yukarıda gökhan’ı “doğal olmaya çalışırken” görüyorsunuz :DDD

Reklamlar

Aaa Dedirten Siteler 15: Sufferrosa (Neo-Noir) Interactive Movie

Giriş paragrafındayız. Benim inancıma göre en önemli paragraftır, çünkü çoğunuz burada sıkılıp okumayı bırakacaksınız ama öyle birşey söyleyebilirim ki, merak uyandırıp okumanızı devam ettirebilirim. Ama bunu yaparsam kendimle olan bilek güreşini kaybederim o yüzden okuru hiç tınmadan yazarak egoma hizmet etmeyi tercih ediyorum. Sıkılanlar zaten sanatımı anlamamışlardır demek de beni klişede olsa, anlaşılamamış sanatçı yapar. O zaman sizi daha da sıkarak devam edeyim ki, ne kadar anlaşılamazsam o kadar sanat. Tart, Tartı, Turt, Turta, Tırt…….. Evet boşluğa gelecek kelimeyi bulalım.

Yok lan dur. Hiç istediğim gibi olmadı. Böyle durumlarda deus ex makinemi alırım ve süratla yazıya sokarım. Bak, sokuyorum.

“Yer sallantısı oldu ve ben de salladım yukarıda yazdıklarımı”

Ha ha ne kadar basit. Evet, girdiğimize göre gelişelim. Bu aslında bir süredir bookmarklarımda olan bir site, interaktif bir film dolayısı ile aaa dedirten site. Biz çocukken böylesi kitaplar vardı çok severdim ben. Biraz okursun sonra “bilmemne diyorsan 45. sayfaya, başka birşey diyorsan 89. sayfaya” diye seçenek sunardı ve sen ona göre okurdun. İşte o sistemin film olarak yapılmış ama web’e tıkılmış hali. Prodüksiyon gayet kaliteli. Hikaye bir dedektiflik hikayesi. Siz sahneler arasında gidip gelebiliyor, istediğiniz bir karakterin hikayesine takılabiliyorsunuz. Ben açıkça söyleyeyim bitirmedim. Bi gece epey bi kastım ama sonra bıraktım. Çok da odaklanamamıştım ama hakkını vermeliyim ki herifler epey uğraşmışlar. Sadece pause tuşu olmaması biraz kıl.

Şimdi ise takım elbise almak için dışarı çıkıyorum. Bu akşam karım beni bir iş yemeğine götürüyor ve takım elbise giymemi zorunlu kılıyor. Normalde resistans gösteririm ama şimdi gebe olduğu için suyuna gidiyorum. Siz de sufferrosa’ya gidin.

Tron Legacy Dvdrip Çıktı! (Önce Evo Sonra Vision)

İnsanın kendini olduğu gibi kabul etmesi, olduğu kişi ile olmak istediği arasındaki kişi arasındaki farkı üstüne yük etmemesi zordur. Ben hala tam başarabilmiş birisi değilim, hala bazı şeylerden utanabilirim ama eskisi kadar değil. Artık bu gibi şeyleri fark ettiğim zaman hemen birisine söyleyerek tedavi yolunu seçiyorum. Örneğin: Ben ilk Tron’u seyretmedim!

O-ha-ra değil mi? Benim gibi bir adam Tron’dan bihaber olsun. Etrafta türlü haberlerini görsellerini görsün, konuyu bilsin, bilim kurgu konusunda kendi çapında doktora versin ama tron dedin mi “Ne, Elektron mu?” diye yanıtlasın…Çok ayıp biliyorum.

Ama ne demişler, binmemek ayıp değil, başka bişey ayıp. Mesela insan içinde yellenmek ayıp. Ya da farklı kültürlerde “yemeği çok beğendim” anlamına da gelebilir, herneyse. Ben tron’a giriş yapıyorum, ki o yüzden screener’larına falan yüz vermedim ama bugün dvdrip’i ile karşımızda. Önce Evo tarafından release edildi, daha sonra ac3 audio ve daha yüksek bitrate’li video ile vision tarafından salındı internetlere. Ama evo’nun da türkçe altyazısı var, acaba vision versiyonu senkronize edilecek mi? Hatta şu an iyi oku bunu ilker. Ne diyordun? Yazayım mı? Evet ilker şu an sandalyemi itmek ve kakmak sureti ile bunları buraya yazmamı söylüyor, inanmıyor yazacağıma, ben de yazıyorum. Hangi ilker mi? Tabiki bursanın en iyi kameramanı ilker! :P

Linkler(vision) / Başka linkler / Altyazı / imdb / Online izle!

Çift Oscar’lı The Fighter DVDRip Amiable Tarafından Yayınlandı!

Rocky Balboa bizim gibi 70’lerde doğanlar, 80lerde çocukluklarını geçirenler için ikonik bir karakter değildi diyen 2 tür insan vardır. 1) Kızlar, 2) Kızlığa özenen erkekler, ki bunlar hayatlarının ilerleyen dönemlerinde kızlığa özenme işini abarttılar!

Evet Rocky Apollo’yu, Clubber’ı, Ivan Draga’yı yere serdi, sonra oğlunu eğitti falan. Bu esnada da Rocky 1’de 8.1 olan IMDB skoru ise sürekli azalarak 6.8 , 6.2, 6.0 ve 4.5’e kadar geriledi. Peki bunları neden anlatıyorum? Hatırlamıyorum tam yazmaya başladım bunu odaya birileri geldi, 45 dakika sonra gittiklerinde herşeyi silmektense buraya 2-3 cümle daha yazarım konuya girerim diye düşündüm.

Evet hem kadın da hem de erkek’te en iyi yardımcı oyuncu oscar’larını alan fighter’ın ise bugün amiable tarafından dvdrip’i piyasaya sürüldü. Divxplanet’e baktım altyazısı da senkronize edilmiş. Eee daha ne bekliyoruz? Filmde Amy Adams gibi bombastik bir arkadaşımız da var! Burda linkler / Burda resmi sitesi / Burda imdb / Burada altyazı / Burada online izle

Alex Eylar Lego’dan Oscar Adaylarını Yaptı Desem, Alex Kim Dersiniz!

Biliyorsunuz kısa bir süre önce Oscar’lar dağıtıldı. Kes Kolunu 127 Saat, Kekeme Kral, Kara Kuğu Olaman Sen, Kavgacı, Facebooklar gibi filmler türlü dallarda aday oldu, kimisi kimi ödülü aldı falan filan. Hatta hepsinden önemlisi kim hangi kılığı giydi ve o bolonez tayt, o renk beşamel pantulla oldu mu allasen gibi eleştirilerin dalbudak saldığı kırmızı halı töreni…

Bunları biz ve ben tınmıyoruz. Hatta kıskıs gülüyoruz ve bizim için daha önemli birşey varsa o da legolardır, değil mi? Alex Eylar isimli lego hastsası bir arkadaşımız ise kalkıp Oscar adayı filmlerin legolardan önemli sahnelerini oluşturmuş. Örnek misal söz temsili, yukarıdaki fotografta Inception filminin “rüyalarda yamuluruz” sahnesinin dışavurumcu bir şekli yer alıyor. Bunun gibi diğer filmleri görmek isteyen lego severler için, ya o değil de, niye lezbiyenlere “sevici” denir? Ne demek yani bu? Gerekli altyapı yok, ancak sevebilir onlar mı demek? Ya da sexist bi yaklaşımla, işte kadının sevgisi gerçek sevgidir ama erkek odundur gibilerinden bi gizli laf sokmasımıdır bu? Erkek eşcinselleri içinde çok acayip şeyler söylenir ama sevici denmez. Onlar sevmeye kadir olamazlar mı?

Dedikten sonra işte burada oscarlar, burada da diğer farklı Alex Eylar çalışmalarını görelim.

Due Date BDRip Xvid – Arrow

Öngörmek durumunda kalırım bazen. Arkagörmek diye bişey zaten yok. Ona tecrübe diyorlar. O yüzden dikkat kesil, öngörüyorum: Bu film çok komik bence. Az evvel BDRip’i sevilen&sayılan scene gruplarından arrow tarafından release edildi ve herkesin sevdiği, besleyici lezzetli Robert Downey Jr ve benim şahsen son zamanlarda epey gözüme giren (bknz. Bored to Death)ve sakallarına hasta olduğum Zakk Galifianakis tarafından başrolleri ile diye yazıyordum ki, baktım bu cümlenin başı nasıl başlamış, sonu nasıl gelecek, o yüzden bence önemli olan sağlıktır! Gerisi yalan.

Evet bu bir yol filmi, ve Robert’ın karakter 5 gün sonra doğacak oğlunu görmek için yola çıkmasına müteakip bir de bakmasın mı ki, uçmak ona yasak, ve o da Zakk’in karakteri ile yola çıkmak zorunda kalıyor ve bu onun zoruna gidiyor. İlk kez askerde duyduğum bu zamir tümleç tamlaması olan zoruna gitmek ise benim bazı günler hoşuma gidiyor, bazı günler ise “yoksa ben gizli kıro muyum?” diye düşünmeme sebep oluyor. Her türk’ün yaşadığı bir dilemma olsa gerek diyor ve paragrafın son kelimesini düşünmeye başlıyorum: tretuar.

Gelelim iş konuşmaya. Linkler şu aşşada toplanası şekilde bekliyor ve filmin şu an ki imdb’leri 7.0, eee, ne duruyorsun helvatica yapsana! burdan download / imdb /altyazı / online izleyeceğim diyen azınlık

Fair Game DVDSCR Toxic-Ink AC3

Komadan uyandığımda ilk sorum şu oldu: “Mankenden oyuncu olur mu anne?”. Cevabını beklemeden başucumdaki 1 tas dolusu tas kebabını ağzıma boca ettim. Uzun bir uyku idi benim için bu. Kimin için değil ki? 1995 senesinde başrollerini Cindy Crawford ve Baldwin kardeşlerin tırtlarından olan William Baldwin’in paylaştığı Fair Game filmini izlemiş ve komaya girmiştim. Tekrar kendime gelmem için güneş sistemindeki tüm gezegenlerin aynı hizaya gelmesi ya da eski fair game filmini unutturacak yeni bir fair game filmi yapılmalıydı. Ve o filmin screener’ı internetlerimize enjekte edildi ve görüyoruz ki p2p grubu toxic-ink tarafından release edildi. Toxic inc son zamanlarda scene’i tekten alaşşa etmiş görünüyor, pey pey pey.

Ayrıca neler oldu bugün, mesela the office verdiği kısa araya son verdi. Burzum yeni albümünden tadımlık bir yayın yaptı. Ayrıca 30 Rock günü bugün. Vay be internet kazan, gir içine para kazan, ya da biz kepçe veyahut tümdengelirken nefesin kesilmesi.

Evet bu fair game filmleri ise naomi watts ve sean penn ile gözümüze giriyor. Girmese seyredilmez zaten. Offf inanılmaz çift anlam yaptı bi önceki cümle be! Hem seyretmeye değmez, hem de seyretme/görme göze giren fotonlar baabında. Vay vay vay, kendimi şaşırtmaya devam ediyorum bunu da açıklayarak, why why why? İşte bazen, böyle şeyler çarçur olmasın, herkes anlasın istiyor insan, that’s why…

Evet pepen pepen bizi unutuyorsun, vakit tamam diyenler için link zamanı. Ta burada / imdb’si / altyazı (gelcek lan)

SAG Screener Nedir? 127 Hours, Kings Speech, Black Swan 720p Sag Screener

Gün geçmesin ki, ya da geçsin, zaten geçecek, sanki mani olabilirmişiz gibi, ya da sen farkında olmasan geçip geçtiğinin senin için geçmiş sayılır mı ki? Ormanda bir odun yere kapaklansa ve kimse duymasa o odun yere düşmüş sayılır mı?

Evet gün geçmiyor ki, yeni bir release türü ile karşılaşıp “bu da neyin nesi? “sorusunu kendimize yöneltmeyelim. Zaten standart olan r5, dvdrip, cam, gibi şeylerin ne olduğunu, hatta ppvrip’in ne olduğunu, daha önceki derslerde görmüştük. Bugünkü konumuz ise nedir SAG Screener? Çünkü son zamanların önemli 3 adet filmi, ki bunlar 127 Hours, Kings Speech ve Black Swan’dır, bugün SAG Screener olarak yayınlandı ve işin ilginç kısmı, daha dvdrip’leri çıkamadan, 720p HD versiyonları bu sayede bizlerle buluşmuş oldu.

Evet gelelim sag screeener nedir olayına? Sag, Screen Actors Guild, demek olup, sakın bir WOW guild’i falan olduğunu sanmayın! Bu 100.000 kişiden fazla üyesi olan bir aktör derneği olduğu için bunların herbirine bir dvd ile screener göndermek biraz pahalıya kaçıyor. Dolayısı ile fox bu sene biz bu kişilere dvd ile screener göndereceğimize, iTunes ile download edip, ipad’de, bilgisayarda izleyebilecekleri gibi bir versiyon gönderelim dediler. Bana inanmayan rembetiko severler buraya bakabilirler.

İşte olay bundan ibaret, şimdi de yukarıda adı geçen ve imdb’leri 8’in üzerinde olan 3 nadide filmin download linklerini vermek sureti ile narenciye sevmememi bir pikapta birleştirelim. 127 Hours / King’s Speech / Black Swan

Tillman Story: Bir Başarı Öyküsü!

Kıssadan hisse, Bossa’dan Nova, eğer ki sen amerikan fitbolundan milyor dolar kazanan bir insan isen, girme orduya, vurulma afganistanda yoksa filmini çekerler.

Evet Pat Tillman feçes gibi para kazanırken, kardeşi gibi ranger (powerranger deil yanlız) olup, afganistana gitmiş, orada boom headshot yemiş ve tekrar spawn olamamıştır. Çünkü save etmemiş. İlginç kısım şudur ki, ünlü olduğu için ordunun kendisini işçi işe alımlarında kullanacaklarını tahmin etmiş ve furulursa askeri bir törenim olmasın demiş, hatta yazılı olarak bırakmasın mı bu pat? Biz küçükken pat cips vardı o aklıma geldi şimdi bak.

Tabi bu vurulunca “işte amerikan kahramanı, çatışmada kahramanca vuruldu niyazi” tarzı propaganda yapan amerikan ordusu ise, pat’in aslında “friendly fire” tarafından vurulduğu ortaya çıkınca da olayı bir generalin üstüne çakıp, aradan bir paseyans gibi sıyrılmasın mı? Ateist olan Pat’in kardeşi ise bir duygusal gibi ” Pat isn’t with God he’s Fucking Dead He wasn’t religious but thank you for thoughts but he’s Fuckingg Dead” demesin mi? İşte gerçek bir amerikan kahramanı kardeşi! Ben amerikan dedin mi aklıma şu güzel jpg geliyor onu da aradan çıkartayım linkleri verdikten sonra.
Buradan indir / Buradan da olur / imdb /altyazı olursa burda olacak

The Tourist R5 Toxic-ink AC3 Line Ses ile Daha Ne?

İlginçtir, her gece yatmadan önce 1 kez tamba tumba esmer bomba şarkısını, her sabah uyanmadan önce de ooo ooo turiste gel şarkısını dinlerim, gözlerim kapalı…haliyle.

Geçenlerde bu blogların neredeyse yazarı haline gelmiş yorumcularından ve bilinen cosmos’un en marjinal isimlerinden ervon bey bu filmin çok ultra iğrenç olduğunu ve bunun gibi birşey. Ama sen kalk benim kuzenim olan batu, ki haftada 3 kez spora, 1 kez halı sahaya gidiyormuş, bu filme sinemada defalarca git. Demek ki şöyle olsa gerek: Pazartesi:cim, Salı:Turist, Çarş:Cim,Perş:HalıSaha,Cuma:Cim,C.tesi:Turist,Pazar:Serbest.

Evet bu film bizlere bir R5 olarak sunulduğuna göre, ve bir scene release değil de p2p release olduğuna göre ilk işimiz “ses acaba nasıl” diye kıllanmak olmalı. Ama release isminden AC3 line olduğu iddia edildiği ve Toxic-ink gibi bilinen bir p2p grubu tarafından release edildiği için ise “iyidir herhalde” diye düşünmeliyiz.Filmde oğlanlar ve lezbişler ancelina’ya, kızlar ve pilavlar ise coni’ye baksın diye oluşturulan cast ise görmeye değer. Değerli oyuncular nede olsa, kim değmek istemez? Vakit, zaman link zamanı artık.
Burada varimdb / online izle /altyazı

Matt Busch Popüler Film Posterlerinin Zombisel Versiyonlarını Yapıyor

Zombi.

Daha hem büyük hem de küçük sesli uyumuna uyamayan bu kelime ne kadar da Türkçe olmuş durumda değil mi? Zombi dedin mi, herkes ne dediğini anlıyor. Zombi bir yaşayan ölüdür!

Tabi bunun ne demek olduğunu anlayan insan sayısı daha az. Nedir yaşayan ölü değil mi? Evet nedir hakikaten? Ben de bilmiyorum. Bildiğim şu, sinema bize farklı türlerde, farklı davranış tarzlarında zombiler sundu. Bunlardan bazılar oldukça mal zombilerdir. Dakikada 10 metre gidebilme hızında, zeka namına minimalist yaklaşımlarda olan, sorunsuz zombilerdir. Ama birde hızlı, atik, sportmen zombiler vardır. İşte bunlar problem yaratabilir hayatımızda. Mesela “28 Gün Sonra” filminin zombileri bugün koysan bir Barcelona, bir Manchester United takımında oynayacak kondisyona sahiptirler. Her teknik direktörün kadrosunda görmek istediği türden zombilerdir bunlar.

Bu noktada aklıma şu soru geliyor. Mesela obez veya kalp sorunları olan bir zombi böyle ayarsızca koştuğu zaman ne oluyor ? Ölecek hali yok. O zaman belki de bu zayıflamak için Sibel Can çimen suyu diyeti falan gibi birşey olabilir. Hem zombi olduğun zaman insan beyni yemek zorundasın onu da fazla bulamazsın demek ki zorunlu bir diet içine giriyorsun. Bak şu an bunun süper bir fikir olduğuna inandım ve cenk özmercan zombi diyeti diye birşey buldum: “Zombi ol, zayıf kal”

Herneyse Matt Busch arkadaşımız ise popüler film posterlerini alıp, fotoşopla değil, eliyle zombileştiren bir sanatsal dışavurumcudur. Buraya sürtersen meeaauzunu görebilirsin internetinde.

Liveplasma: Onu Sevdiysen Bunu Da Seversin!

Sevgili İnternet,

Neden elektronik müzik sevemiyorum biliyor musun? Bir sürü sebep sayabilirim ama bugün odaklanmak istediğim sebep şu, sadece tek bir program sayesinde (reason, fruityloops falan gibi), tek bir kişi tarafından yapılabildiğinden, 1.000.0000.000.000.000 adet grup/albüm/şarkı olduğu için. Yani bunu sevmek bir dert, ya da henüz değilse bile bir potansiyel dert. Ben nereden bileceğim neyi nasıl dinleyeceğimi, o kadar çok var ki, tabi bunların arasından ünlü olan, isim yapanlar var. !ma ben 90’larda sevdiğim grupların belli ve net olduğu, o grupların cılkını çıkarana kadar albümlerini, hangi şarkının kasedin hangi tarafında kaçıncı şarkı olduğunu, gitaristini, davulcusunu bilmemnesini kısacası her bokunu bildiğim NET zamanları özlüyorum. Nedir? morbid angel, her albümünü bilirsin, şarkılarını bilirsin, elemanlarını bilirsin…

Ama bugün  artık 3-5 kişinin bir araya gelmesini gerektiren, o kişilerin enstrüman çalabilmesini gerektiren, ortaya 3-5 albüm koyacak kadar dağılmamasını gerektiren tüm kısıtlamalara rağmen, metal aleminde bile 3 katrilyon grup/albüm var ve ben bundan aslında rahatsızım. Mesela artık çok sevdiğim bir grup var Gojira diye, ben bu adamları bilmeden yıllarca yaşamışım. Niye bilemedim bunları peki? Çünkü her grubu dinlemeye kalkamam bu yaştan sonra ben. Çünkü kalksam bile 100’de 95’ini sevmeyeceğim, eee? O zaman ben de bildiğim grubu dinlerim abicim. Kısacası nerede çokluk orada bokluk. Dolayısı ile bence şöyle bir kanun falan olmalı, eğer sen dandik müzik yapıyorsan bunu çeşitli kolluk kuvvetleri önlemeli, Jandarma falan gibi.

İşte bu yaraya süper bir merhem olacak bir site karşımızda duruyor bugün ve sadece müzil için değil, film, yönetmen, aktör falan gibi aramalar da yapabildiğimiz, amazon.com’dan falan “onu seversen, bunu da seversin sen” tarzı “recommendations” tarzı bir arama motoru bu liveplasma. Gidin bakın, arayın sevdiğinizi, o da size sevdiğinizimtrak şeyler önersin. Meaauz’u sürt buraya.

Dvdriprl.net: Rlslog yokken…

Zerosec bitti helvasını yedik. Şu son 5 gündür falan da releaselog ortada yok. Ha bugün ha yarın diye yazmayayım diyorum, zaten onlar da son zamanlarında abartılı reklam basıyorlardı ve hatta google tarafından malware dağıtan site olarak işaretlenmişlerdi ki, Universal Music tarafından Alman servis sağlayıcıları yeterince pusturularak site kapatıldı. Sitenin sahibi bir süredir farklı bir server arayışında ve hala geri dönemediler.

Peki biz bu arada ne yaptık, diğer release sitelerimize yöneldik değil mi? Ne yazık ki hiç biri zerosec ve releaselog kadar anlık update edilmiyorlar ama hiç yoktan iyidir diyoruz, günlük release dozajımızdan payımıza düşeni alırken.

Bu arada ben sadece filmler üzerine yoğunlaşan bir siteye denk geldim ve hemen dedim sanatsever halkımla paylaşayım bu siteyi. İçerik çok yoğun olmasada (500-600 adet), şirin arayüzü ile gönlümü kazandı ve işte tam buradan kendisine ulaşabilirsiniz. http://dvdriprl.net/

%d blogcu bunu beğendi: