Tag Archive | flash

Can’t You See I’m Busy: Word Gibi Breakout Oyna!

Breakout nedir desem ve etrafına baksam ne görmek istiyorum biliyor musun? İnan ben de bilmiyorum. Yani şunu görmek istiyorum desem yalan olur. O zaman bişey mi duymak istiyorum? Birisi “ya çok eski oyundur” falan gibilerden bi laf mı etse acaba? Yok valla. O da değil. Ama sanırım neden bahsettiğim anlaşılsın istiyorum olabilir. Evet bak düşündüm şimdi, bi laf ediyoruz, boşa gitmesin istiyorum abicim. Şu hayatta çok çektim bu boktan. Kalkıp anlaşılamamış müzisyen triplerine falan da girmiyorum ha, ama çok espiri boşa gidiyor, hadi boşa gitsin gitmesine de, bi de “ne diyo bu mal ya” bakışları oluyor. Bari onlar olmasa. Bari kıymet bilmiyorsunuz, bari biraz insan olun arkadaşım ya. Zaten zor günler geçiriyoruz millet olarak. Zaten vatanı koruyacak, onu yeni doğmuş bir bebek gibi kollayacak Nihat Doğan bile yok topraklarımızda allahım yarabbim!

Tüm söylediklerimin konumuzla bir ilgisi yok. Aslında var ama çok az var. Breakout’u bildin mi? Onu mesela word içindeymiş gibi oynamak istermisin? Hemen bir SWOT analizi yapalım. Güçlü yönü oyun oynadığın anlaşılmıyor, dolayısı ile müdüründen korkmana gerek yok, zayıf yönü grafikler biraz oynadıktan sonra sinir bozuyor, fırsat olarak böylesi gereksiz bir oyunu oynamanın vermiş olduğu spektaküler bilgi dağarcığının etkisi ile hiç tanımadığın bir erkek…

tam burayı yazarken gelip benim monitörümü aldılar, bişeyler denediler şimdi 1 saat geçti aradan ben ne yazdığımı bilmiyorum, hadi onu salla, direksatış için 1 saat içinde bi iş bitirmem gerekiyor o yüzden hızlıca toplarsak, al bak brakout oyununun word gibi gözükeni aman aman aman. Alttan start game’e basacan onu bil de.

 

Reklamlar

DNA Mimarlık Web Sitesi Açıldı!

DNA Mimarlık Antalya’dan hizmet vermekte olan mimarlık & iç mimarlık firmasıdır. Bir süredir üstünde çalıştığım web sitesinin açılışı bugüne kısmet oldu. Vatandaşlarımıza ve tüm insanlığa hayırlı olsun.

http://www.dnamimarlik.com.tr/

Uglydance.com ile Eşine Dostuna Dansettir, Yetmezmiş Gibi Facebooklarda Paylaş Ya da Üleştir!

Aynı eşim gibi, internet de gebe, ama eşim oğluma gebe, peki internet nelere gebe? İnternet türlü olaylara gebe, şimdi saydırtmayın bana ama bugünki gebeliğin ardında sıklamen rengi güzelliğinde bir flash sitesi mevcudiyet buluyor. Kısaca özetlemek gerekirse, ki gerekmez çünkü yazının başlığından daha kısaca özetleyen varsa beri gelsin, boru alsın!

Bir tanıdığınız önden çekilmiş bir fotografını upload etmemize müteakip site bize bu fotodaki suratı bir maskeye oturtmamız konusunda ısrarcı oluyor ve orayı da alıp dansçı avatarımızın kellesi haline getiriyor. Daha sonra 4-5 adet farklı modasal kılığı kimseye giydirtiyor ve ondan sonra da linki veriyor. Tabi işin interaktif kısmını sona sakladım. Aşşağıdaki butonlara meeeeaaauz ile kaktırmak sureti ile arzu edilen figürler, mankenine nakşediliyor. Bakınız ben burada kendimi mannequin etmişim!

 

Aaa Dedirten Siteler 15: Sufferrosa (Neo-Noir) Interactive Movie

Giriş paragrafındayız. Benim inancıma göre en önemli paragraftır, çünkü çoğunuz burada sıkılıp okumayı bırakacaksınız ama öyle birşey söyleyebilirim ki, merak uyandırıp okumanızı devam ettirebilirim. Ama bunu yaparsam kendimle olan bilek güreşini kaybederim o yüzden okuru hiç tınmadan yazarak egoma hizmet etmeyi tercih ediyorum. Sıkılanlar zaten sanatımı anlamamışlardır demek de beni klişede olsa, anlaşılamamış sanatçı yapar. O zaman sizi daha da sıkarak devam edeyim ki, ne kadar anlaşılamazsam o kadar sanat. Tart, Tartı, Turt, Turta, Tırt…….. Evet boşluğa gelecek kelimeyi bulalım.

Yok lan dur. Hiç istediğim gibi olmadı. Böyle durumlarda deus ex makinemi alırım ve süratla yazıya sokarım. Bak, sokuyorum.

“Yer sallantısı oldu ve ben de salladım yukarıda yazdıklarımı”

Ha ha ne kadar basit. Evet, girdiğimize göre gelişelim. Bu aslında bir süredir bookmarklarımda olan bir site, interaktif bir film dolayısı ile aaa dedirten site. Biz çocukken böylesi kitaplar vardı çok severdim ben. Biraz okursun sonra “bilmemne diyorsan 45. sayfaya, başka birşey diyorsan 89. sayfaya” diye seçenek sunardı ve sen ona göre okurdun. İşte o sistemin film olarak yapılmış ama web’e tıkılmış hali. Prodüksiyon gayet kaliteli. Hikaye bir dedektiflik hikayesi. Siz sahneler arasında gidip gelebiliyor, istediğiniz bir karakterin hikayesine takılabiliyorsunuz. Ben açıkça söyleyeyim bitirmedim. Bi gece epey bi kastım ama sonra bıraktım. Çok da odaklanamamıştım ama hakkını vermeliyim ki herifler epey uğraşmışlar. Sadece pause tuşu olmaması biraz kıl.

Şimdi ise takım elbise almak için dışarı çıkıyorum. Bu akşam karım beni bir iş yemeğine götürüyor ve takım elbise giymemi zorunlu kılıyor. Normalde resistans gösteririm ama şimdi gebe olduğu için suyuna gidiyorum. Siz de sufferrosa’ya gidin.

“Sabri Bey Ne Yapıyorsunuz? Evet, Alalım Dışarı Sabri Beyi” Oyunu!

Bazen salı günleri normalden 2.5 saat geç uyanırım. Çünkü uykumun sonlarında acaba ben neyi icat etsem tarzında bir rüya görürüm. Birşey icat etmek zordur. Çünkü ilk önce icat edeceğiniz şeyin ne olduğunu icat etmeniz gerekir. İşte bu kısım zor. Ne icat edeceğini bilsen, onu icat etme yolunda adımlar atarsın.

Tabi burada ihtiyaç da önemli, insan bazen öyle birşeyle karşılaşıyor ki hayatında, ahanda diyor, bu konuda bir “niş” var! Ben buradan ekmek yerim. Mesela newton, fizik hesaplamalarında matematiklerin sonuna gelince demiş ki, ulan ben şimdi difransiyel hesapları icad edeyim de emellerime uygun kullanayım. Değil mi? Ya da Dragon’s Den yarışması bu inançla dolu insanlarla dolu. Bir fikrin peşinde koşuşturuyor herkeş.

Evet Türk oyun piyasasında da böylesi yeni bir fikir ile ortaya çıkmış bir oyundur Uçan Sabri. Fizik motoru ve collision detection konusunda ufak tefek bug’lar olsada, özellikle yapay zeka ve eğlence konularında kafaya güreşiyor. Bir Black Ops tadı veriyor kekremsi tarafından. Tıkırda bu spektaküler oyun için. (Crack içinde saklı)

Andre Michelle Flash ile Negzel Şeylere İmza Atıyor!

Biz notaları Do Re Mi diye fransız hesabı biliriz. Ama aramızdan gitar çalan insanlar bunları bir de A B C diye ingiliz usulü de bilirler ve büyük ihtimalle ilk kez genç yaşlarında LaMinör’ün adını öğrenince kendi aralarında tıhıhı tıhıhı diye gülüşürler. Aynı durum bu sitenin adında da yaşanıyor, çünkü site Andre Michelle adında bir arkadaşın ve sitenin adı am laboratory.

Abimiz adeta actionscript’in dibine vurdurup oradan geri çekmiş adeta, ve evet biliyorum bu cümlede 2 kez adeta dedim ama hakediyor be hocam! Hatta bugün kullanacağım tüm adetalar arkadaşa feda olsun! Actionscript ve ses konusunda master yapan bir elektrik veriyor bana, alıyorum o elektriği ondan. Bakın projelerine, altında ileri-geri kısmı var. Acayip süper şeyler var. Commercial ürünlerin testlerinde ortaya çıkan bu ürünler ilk anda güzel gözükmüyor ama bazıları varki kurcalamaya başlayınca hasta ediyor. Dar alanda meaaauz eskitiyor adeta! Adeta linke gel sen dahi anlamındaki de.

Frontline Defense: Degaj Gibi Ofis Oyunu!

Dişçide bazen dişçi bize soru sorar. “Hassasiyet var mı?”, “Burası acıyor mu?” falan gibilerinde. Ama bu esnada hayat karartan oymakbaşı aleti ve elinin yarısı ağzımızın içindedir. Bu gibi durumlarda ancak inleriz. Kelimelerle ifade edemediğimiz durumumuzu, kaş gözle “ıuuhhhggğğ” gibi seslerle dışa vururuz. Ayrıca aramızda lady okuluna gitmiş olanlar ağız dolu iken konuşmamamız gerektiğini de bilirler. İşte bugün ilk paragrafta bu dramaya dikkat çekmek istedim. Yeteri kadar çektiğime inanıyorum o yüzden artık serbest bırakıyorum.

Aramızda her kim ki bilgisayar başında çalışıyor ve “1 salise boş vaktim yok cenk” diyorsa bana, onlara “o vakit iş akdini gözden geçir” yanıtını veriyorum. Zaten bu tür Taylor’cu yaklaşımlar ve çalışanları 2 saniye boş bırakmayan zihniyet, falan diye kalkıp bi de işletmeye klasik, neo-klasik yaklaşımları eleştiren bir cümle yazsam ne komik olur. Sanki umrumdaymış falan sanırsınız hahaha. Oysa ki benim umrumda her zaman için 1) Sucuklu Tost, 2) Karımın kenarında cep olan pembe çorabı ve 3) Paris-Dakar rallisine katılıp da Paris’i terkedip dakar’a yollanan insanlar vardır. Ama her zaman dediğime bakmayın, daha ilk defa umrumda bunlar. Hatta artık umrumda bile değiller!

Evet ofis’te oynamak için ya da evde oynamak için güzel bir oyun türüdür “Tower Defense” oyunları. Genellikle bir yoldan türlü farklı mahlukat gelir, biz de yol kenarına türlü farklı kuleler dikeriz ve bu kuleler mahlukatlara ateş etmek sureti ile adam öldürmeye teşebbüs ederler. Amacımız bazen bu mahlukların bir takım şeylerimizi çalmalarını önlemek, bazen de yolun öbür tarafından çıkıp gitme amaçlarının dibine kibrit suyu!

Bir sürü farklı versiyonu vardır bu türün ve ilk önce silahlarımızı ve düşmanlarımızı tanımalıyız. Ben ilk olarak hafta içi bir gün düşmanlarıma misafirliğe giderim ve üstlerine tek atımlık mermi, bomba, ateş, buz, sniper falan gibi saldırı türlerini tatbik ederim. Bakarım hangi yaratık hangi silaha tepki veriyor, hangisi tepkisiz kalıyor? Tepkisiz kalanların ağzının içine elimi sokup “Hassasiyet var mı burda?” diye sorarım ki beni tabip sansınlar ve fazla sorun çıkartmasınlar.

Son 2 gündür oynadığım bu nezih Frontline Defense’de işte böyle bir oyun. Farklı silahları yolun kenarına döşüyoruz ve gelen düşmanla asla mutabakat yapmıyoruz. Çözümsüzlük politikası izleyip onları öldürmek sureti ile Krom ya da Mitra’ya yolluyoruz! 3 adet nota ismi, 2 adet renk ve 4 adet rakam vererek yazımı sonlandırıyorum. Do, Mi, Fa (minör) – portakalrenk, kahverenk – dört, iki, sıfır, dokuz. Link burada olmasa burada der miyim?

Aaa Dedirten Siteler 14: Guitar Shred Show Mr. Fastfinger

Yine uzuuuuun zaman bookmarklarımda olan ve orada unutulan bir site ile karşınıza çıkmadan önce genizimde biriken genizotunu karelere böldüm ve ki kare testinden geçirdikten sonra dingin bir şekilde yazmaya başladım bu yazıyı. Bu dediklerimin hiç bir anlamı yok boşuna düşünmeyin.

Evet bu siteyi 2-3 ay önce bi şekilde keşif etmiştim bi ara ayrıntıları ile bakarım diye bookmark ettim ve onu orada unuttum taaa ki 15 dakika önceye kadar. 15 dakika önce postacı kapıyı sadece 1 kez çalıp bana bookmarklarını kontrol et, orada unutulmuş güzelliklerle de karşılaşınca pire için yorgan yakmayı ihmal etme, ikmal et dedi. Söylediklerini dinledim, komutlarını uyguladım ve bu siteye geri döndüm.

Siteyi kurcaladıkça, “böyle de bişi var” katagorisinden çok “aaa dedirten siteler” katagorisine girmesi gerektiğini düşündüm. Düşünce gücü ile kendime kumanda ettim ve görüldüğü üzre beyin gücü ile bunu sizlere açıklayan bir yazı yazıyorum. Beyin göçü ile ilgilenmiyorum. Beyini ise 6-7 yaşımdan beri yemiyorum. Ama çocukken annem yedirirdi hatırlıyorum.

Site gitar çalanlar için ilginç ve öğretici, gitar çalmayanlar için ise önce biraz ilginç sonra sıkıcı olarak hayat bulacaktır diye bir öngörü yapmama izin verilmediği için belki de asla HongKong’a gitmedim.

Bir takım lick shred bilmem ne dersleri ile dolu olan site, klavyenin tuşlarına kaktırmak sureti ile gitar çalmamıza olanak sağlıyor. Yanlız şunu söylememe izin verin. 15 yıldan fazla zamandır gitar çalıyorum, benim kadar gitardan anlamaz bir adam olamaz haa. Bakıyorum bazen milletin muhabbetlerine, internetlerde yazılara bilmem ne, yok gül ağacıymış, yok bilmem ne lickiymiş, aman çift hambakırmış, tek çinkoymuş, ben bunları bilmem. Alırım elime çalarım onu, tel kopunca tel takarım, yere düşürünce yerden alırım. Ama asla takside unutup gitmem hahahaha. Hele hele 2 kere takside unutup hiç gitmem hahahahahahah :P

Siteye itele buradan.

Kot:Bu yazıyı tüm hayatımda gördüğüm en iyi gitarist olan murat ünlü’ye ithaf ediyorum. Sadece artisliği bırakmasını ve birgün benimle müzik yapmasını diliyorum. Yemin ediyorum gremi almazsak!

Haxball: Internette Hızla Multiplayer Futbol Oynatan Bir Sitedir!

Uzunca bir yazı yazdım buraya sonra sildim. Sildim çünkü lüzumsuz bir “biz aslında ne ikiyüzlü bir milletiz” yazısına dönüştü. Çünkü serbest bırakıldığımızda, süperego biraz gevşedi mi hayvan gibi küfür ederiz ama toplum içinde “Recep İvedik çok küfürlü yaaa” diyerek “elitim ben” mesajı veririz. Peki bu küfür meselesine nereden girdim?

Tabi ki internet Türkü ile karşılaştım biraz dün haxball oynarken. Ulan küfür etmenin de bir usulü adabı vardır ama buradaki Türk arkadaşlar daha oyuna girince direk “takıma girsene amın oğlu” diye karşıladılar beni. Hahahahaha lafa bak ya. Adamın karşılayışına bak. Ezilmiş egoların internet anonimliğine saklı galvanoz patlaması falan diye bir yazı olarak devam etmeyecek bu yazı meraklanmayın. Hatta galvanoz ne demek diye hiç google’lamaya kalkmayın, ben uydurdum bu lafı şu an bence güzel oldu.

Herneyse Haxball aslında epey zevkli, hızla girilip oynanabilen bir flash multiplayer futbol oyunudur. Siteye gidersin, odalara bakarsın, sana kaç km uzaklıkta, hangi ülkede, şifreli mi falan gibi bilgileri görürsün ve bir odaya girip başlarsın oynamaya. Ok tuşları ile adamını yönlendiriyorsun, X tuşu ile vuruyorsun. Aslında tam futbol değil, futbol ile airhockey kırması, multi olduuğu için çok eğlenceli bir oyun. Hızla girilip oynanabilmesi ise süper. Yanlız oyun proxy-router sevmiyor o yüzden iş yerlerinde oynamak biraz zor olabiliyor. Hemen git bi bak sen yine de desem sana, inanır mısın bana…

Aaa Dedirten Siteler 13: We Choose the Moon!

Daha önceki Aaa dedirten siteler genellikle tasarımsal yönleri ile öne çıkan sitelerdi ama bu site devasa içeriği ile de göz dolduruyor diyeceğim. Bunu dememi engellemeye kalkmayın. Ama ilk önce ufak bir ara konu.

Bugün sabah gazetesinin web sitesinde okuduğum bir habere göre NASA Mars’ta yaşamak üzere insan yollayacak ve bunlar geri gelmeden Mars’ta yaşayacaklar falan filan. Bilim adamları dünyadaki kavga ve gürültüyü oraya taşımamak adına şöyle birşey yapmışlar: 1) İlk gidenler sadece ABD ve Fransa vatandaşları olacak ve 2) Müslüman götürmeyecekler. Hadi ABD vatandaşı iyi de Fransızı niye götürüyorsun? Onlar kavga etmez adamlar mıdır? Böyle mi bilinirler? Bence bunun sebebi şudur, ABD’li de insan, arada sinir yapar, dövecek adam olsun diye Fransız götürülüyor olabilir. Müslüman götürülmeme sebebi ise, din savaşları çıkmasın olarak belirtilmiş, ki ben de zaten boy abdesti alacak kadar su olmaz, cünup müslümanlar da uzay gemisine ancak bela getirirdi diye bir yorum yaparak olayı sulandırayım.

Evet we choose the moon, ünlü Apollo 11’in o ünlü görevini bizzat yaşamanız için adeta klavyeye alınmış bir site. 11 basamakta olayı süpersonik birşekilde, video ve ses dosyaları süper interaktivite ve biraz radyoaktivite ile tecrübe etmemiz için LCD tabakta sunulmuş. Tabi ingilizce bilmek gerekiyor bir miktar ki, gerçek video ve audio dosyalarının tadına bakabilelim diye. Ayrıca sitedeki basamakları bitirince size bir adet de diploma veriyorlar biz bunnarı yaptık diye pdf formatında ki adını yazıp çıktı alıp duvara asarsın diye.  We choose the moon sitesine doğru yörüngeye gir.

Entanglement: Tatlı Mini Oyun!

Mesela dün bir Serdar Turgut yazısında okudum ki, ya da o olmayabilir, belki de bir Mehmet Barlas yazısıdır, çünkü ben liboş yazarları okuyup kıl olmayı severim de, herneyse, Turgut Özal bir teknoloji seven olarak interneti göremeden gitti diye okudum, ben bunu okuduğum şeyler arasından okudum onu, ki oku dinimizin ilk inen suresidir peygamberimize değil mi?

Evet şu an ürperdim, dinle ilgili yazmaya korkuyorum çünkü çok ilingirli bir konu, hepimiz müslümanız hamdolsun diyerek bağlayayım. Dikkat “bağlamak” kelimesini kullandım. Oyuna referans verebilirim buradan, ki yapmayacağım, ama aynı zamanda benim gibi internet nobeline layık yazarların aklına gelen her iyi fikri kağıda dökmediğini, ve hatta hiç birşeyi kağıda dökmediğini ama monitöre döktüğünü, ya da dur lan 2 dakka.

Yani diyorum ki, o kadar süper bağlantılar yapıyorum ki yazılarımda, beni bile şaşırtıyorum sonra okuyunca, çünkü edebiyatın en önemli ilkesi olan düşünmeden hızlıca yazma okuluna tabi tuttuğumdan kendimi, tabiatı ile tabi olduğum şey aslında bana hem bir hediye olurken hem de bazen bir ceza oluyor. Ya da olmasa kime ne?

Dikkat neredeyse toparlıyorum, ya da en azından gayem bu, allah izin verirse bu paragraf son paragraf olacak ve oyundan 3-5 bahsedip link vericem ama biliyor musun sevgili okur, acaba başarabilir miyim hiç bilmiyorum, ki zaten bunu açıklamaya daldığım için hedeften sapmaya başladım bile, ki bunu da saptayarak konuya dönebilirim her an, yani demek ki, kabul etmek tedavinin ilk adımı diyebiliriz!

Ama diyecek miyiz? Şu rastsal yazı yazmanın diyetini ödeyebilecek miyiz? Al lan diyetini die kolunu kesen biri tanımıştım çocukken, keşke o kişi Sibel Can çimen suyu diyeti yapsaydı da kolunu kesmek zorunda kalma…oaaaoaaoaoa neler yazıyorum yaa…

Herneyse,

Entanglement tam ofislik bir dar alan oyunu. Bir flash oyunu. Sadece mouse’un sol tuşuna tıkladığımız (apple sahibi, pc’de tek mouse butonu yok, o yüzden şaşkın şaşkın bakma, cool’sun sen, yakışmıyor :P ) ve mouse’un wheel’ini ileri geri kaktırdığımız, aayyy bu da çok düz oldu be.

Evet Turgut Özal interneti göremedi ama Aşık Veysel’de bu oyunu göremedi, ki uzun ince bir yoldaydı o da! (Vay vay flashback’e gel) Bu oyunda da amacımız uzun ince bir yol yapmak, ve bu yolu mümkün olduğunca uzun yapmak, ki mümkün olduğunca ince yapmak diye bişi yok zaten. Duvarlara çarpmadan uzatabildiğin kadar uzatacaksın abicim, bu yazı gibi yani.

Yoksa tüm bu konuşup duran ama birşey söylemeyen, koşturan ama yerinde sayan yazı yoksa oyunun mekaniklerine bir gönderme miydi? Yoksa kendi içine düğüm olan, bu anlamsızlığın altında sadece anlayana bazı anlamlar mı gizlemiştim ben, hatta terleyince sırtına bez koymuş,  7 yaşına kadar altına işediği için yatağına torba mı sermiştim? Ya da hala saçmalıyor muydum? Yoksa oyunun amacı gibi, uzatmalıyım, ne olursa olsun uzatmalıyım diye kastırıyor muydum?

Evet bu bilgi benimle mezara gidiyor sevgili okur…Belki karım sorsa ona söylerim gerçi :P Sen onu bunu boşver de git biraz entanglement oyna. Zevkli lan. Uza burdan.

Paul Neave: Tümevardıran Flash Tripleri ve E-Halisünasyon

Paul Neave bir İngiliz interaktifçidir.

Yukarıdaki paragrafta informatif olduğumuza göre artık eğlenmeye başlayabiliriz. Ben epey eğleniyorum, siz de eğlenin. Haahahah….çok süper abi yeaaah!

Benim kadar eğlenemiyorsanız şunu deneyin, Paul’un sitede strobe kısmına bakın, tam ortaya bi 30 saniye baktıktan sonra göz kanserinden ölmediyseniz şimdi de meeeauz tutan elinize bakın, hahahaha süper değil mi? Ya da nereye bakarsanız süper zaten ama benim meeeuaz tutan elim bence en süper, bir davlumbaz efekti uygulanmış gibi oluyor.

Sitedeki diğer flash uygulamalar da oldukça ilginç, 3D filmlerin popülerleşmeye başlaması ile 3D gerçek zamanlı çizme uygulaması oldukça eğlendirici, webcaminiz ve mikrofonunuz varsa yine bazı uygulamar çok eğlendirici gelebilir ama ben artık yazmayı kesip tekrar strobe yapacam xD. Gel buraya tık et.

Eternal Moonwalk: Sonsuza Kadar Moonwalk Yapan İnternet Halkları…

Bu yazıyı kağıda dökerken ilk başlarda zorlandım. Üstüme başıma döktüm ama kağıda dökemedim, sonra dedim ekrana dökeyim ben, monitöre dökeyim dedim en iyisi. İçimi dökeyim monitöre, yoksa kağıda dökeceğim yok diye kendime gaz verdim.

Aldığım gazla monitöre şu yazıyı döktüm:

Bu yazıyı aslında “Aaa dedirten web sitelerine” koymayı düşünüyordum. Ama akıllıca bir fikir ve uygulama olsa dahi, bana aaa dedirtmedi. Bana şöyle ünlemi bol “LAN!?” dedirtti çünkü ben bunu açmış ve başka tablarda başka şeylere bakmaktaydım. Biraz uzun yüklüyor da site, sonra aniden şarkı başlayınca alttan “Lan!? Nöörrrüüüyo??” dedim ama Aaa demedim.

İşte bu süper site ise ölü olan Michael Jackson’a bir tribute niteliğinde ve fanların gönderdiği videoları arkaarkaya koymak vesaiti ile yapılmış ama hemen gaza gelmeyin çünkü artık daha fazla video kabul etmiyorlar. Girin bi bakın oldukça ilginç, ama tabi bi sorun benim zihnimde baki kalıyor.

“Ulan moonwalk moonwalk… bir Neil Armstrong, bir Edwin Aldrin böyle mi yürüdü ayda bilader? Bu olsa olsa kaypakwalk, ya da hizipwalk , olmadı bizansentrikasıwalk falan gibi, ileri gider görünüyor ama geri gidiyorum, sağ gösterip sol vuruyorum tarzı bi isimle taçlandırılmalı derken tam, ki taçlandırılmalı kelimesini yazıyordum, dedim ulan ne yazıyorum ben ya ne taçlandırmasıymış bu …diye monitöre döktüm içimden dışarı.” Çıtla buraya

Aaa Dedirten Siteler 12: Monoface

Yine bir süredir es geçtiğim bir kategori olan Aaa dedirten siteler’in dün gece rüyama girmesi sonucu gittim ve bir pergel, bir silgi, bir de kalemtraş satın aldım. Bir alışveriş, bir fiş almayı ihmal etmedim.

Monoface aslında ilk bakışta, “ne ki yani” dedirtecek basitlikte birşey olmasına rağmen uygulaması çok profesyönelce yapıldığı için bu satırlara konuk olmayı hak ediyor. Ramazan ayında da hak yemeği kendime yediremediğim için siteyi bloglarıma yedirmeyi uygun buluyorum. Parmak uçlarımla hafifçe siteye uyguluyorum. Klavyenin tuşları tıkır tıkır içeri gömülüyor ve harfler kelimelere, kelimeler cümlelere, cümleler paragraflara, paragraflar yazılara, yazılar da beni ben yapan halet’i ruhiyemi oluşturuyor. Voltran gibi oluşuyorum internetlere!

Önce buraya, sonra da açılan sitede kişinin ağzına burnuna tıklamanın zevkini yaşa be gamsız! Yemin ediyorum çok zevkli lan!

Sıkıldın mı İnternette Ali Rıza? Bak kewl.bz Var!

İnternet bir leb’i deryadır. Milyon tane şey vardır içinde. Aynı aşure gibi. Ben aşurenin içindeki şeyleri sevmem. Bir besinde aradığım “net olmalı” standardını sağlayamayan aşurenin suyunu severim ama. Bu minvalde internetin içindeki herşeyi de sevmem, suyunu severim internetin de. Ama nerede bu öz suyu internetin?

Bilemeyiz nerde olduğunu, ki bu yüzden bulalım diye arama motoru diye bişi var. Bunların en ünlüsü ise guugıl’dır. Sade arayüzü ile gönülleri kazanmış bu motor bile ama bazen internetin doğala özdeş aromasını çıkartmamıza yaramaz. Mesela ben sıkıldım, hadi google, yap numaranı. Bul bana ilginç şeyler, ama ardarda, çıt çıt çıt diye göreyim bunları. Sıkıntımı gerek şaşkınlıkla, gerek gülücüklerle, gerekte gerekli gereksiz türlü gerzekliklerle geçir.

İşte bu durumda da google bize yardımcı olamaz. Hele o “Kendimi şanslı hissediyorum” butonuna tıklayan var mı??? İşte bu durumlarda imdadımıza yetişen sitelerden birisi ise kewl.bz sitesidir. Ardarda next/previous/random butonlarına basarak loopları seyrediyoruz, hızla eğlenip tekrar başka şeyler seyrediyoruz. Şimdi de sizin için yaptığım bir potbori’yi sunayım.

Spor sağlıktır. Sağlam kafa sağlam vücuttur. / Bizim komutanlarda böyle olsa ya.
Birşeyler anlatan köpek / Rapçi köpek / Hayatında bir daha asla bu kadar fazla sevinemeyecek olan çocuk / Dünyanın en manyak ağlaması

Ya da bakın işte kafanıza göre

Rick Roll’da Type Animasyon Devri!

Belki de lolcat’lerden sonra en büyük internet meme’lerinden olan RickRoll, her ne kadar eskisi kadar popüler olmasa da, bugün denk geldiğim bu site ile kendini andırmayı başardı bana. Andım onu.

Peki neden bu şarkı meme’leştir diye merak edenler için de bir ara bilgi vereyim. “We know the game…” sözü ile meme’leşen bu nadide şarkı, bize “oyunu” hatırlatıyor. Bu hiç bitmeyen oyun, her an oynanan oyun, sadece kaybetmenin ve kazanmanın olmadığı oyun’un kuralı basittir. Oyunu unutacak, ve onu hiç hatırlamayacaksın. Oyunu hatırladığın zaman hemen etrafındakilere oyunu hatırladığını ve dolayısı ile kaybettiğini söyleyeceksin. Daha sonra tekrar başlayacaksın. Tek olay oyunu mümkün olduğunca hatırlamamak, ve hatırladığında da “kaybettiğini” etrafındakilere söylemek. Bir sürü kişi bunu epey saçma buldu şu an farkındayım, ama tınıyor muyum? yoo??? O zaman bugüzel rickroll’a bakalım, metini yandaki slider’ı yukarı aşağı iterek şarkı sözleri ve rick ashley arasında değiştiriyoruz. Ta burda.

Dünya’nın En İyi Sitesi Konusunda Yanılmış Olabilir miyim? Ya da Bu Konuda Endişelenmeyi Nasıl Bıraktım ve Polat Palet’i Sevdim!

Hayat süprizler ile dolu be gamsız. Bak az evvel dünyanın en iyi sitesini post ettiğimi düşünüyordum. Köpek köpek gülüyor ve artık karnımı doyurma planlarımı uygulamaya sokarım diye kendimi motive ediyordum. Sonra dedim ki, lan yıllardır tweeter’a bakmadım bi bakayım şuna ve Selçuk Erdem’in “internetlerin en güzel sitesi polatpalet.com” tweetine rastgeldim.

İlk önce “internetlerin” demesini sevdim Selçuk’un. Çünkü doğru bir kullanım ve Türk dilinde pek uygulanmıyor. Genelde internet diye geçiyor ki yanlıştır, doğrusu internetler olacak…

Herneyse dışarıktan sonra içeriğe geçersek, dünyanın en iyi sitesini 10 dakika önce post etmiş biri olarak başka birinin dünyanın en iyi sitesi şudur diye başka bir siteyi referans göstermesi nasıl bir his bilir misin be gamsız? Hemen düşündüm, kimimiz haklıyız acaba? Kimimize inanacak acaba kitleler ve okuyucular ve kamuoyları?

Tamamını Okuyun…

Interactive Music Video: Arcade Fire-Neon Bible

Geçenlerde Labuat diye bir siteden bahsetmiş, onu Aaa dedirten bir site olarak nitelendirmiş, eve giderken trafikten kurtulmak için köy yolunu tercih etmiş, yol kenarında vişne satan çocuktan 1 kilo vişne almış ve karıma süproz yapmış, karımın “onlar vişne değil kiraz ah safoğlan seni” söylemine maruz kalmış ve allahım keşke yaz bitse de şu sıcaklardan kurtulsam diye söylenmiş ve bir sürü yağmurun yağmasına sebep olmuştum.

O labuat yazısında “bundan sonra müzük fidyoları hep böyle interactive olmalı diye beylik bir şey demiştim. Dualarım sadece yağmur konusunda gerçek olmadı bu konuda da gerçek oldu. Ne kadar güzel, demek ki temiz bir kalbim var, ama bence yok, bir baktırsam damarlarına tereyağ sürülmüş gibidir bence kalbim. Olsun. Sorun çıkana kadar sorun yok felsefesi ile yeni interactive müzzzük fidyomuzu kullanımınıza sunuyorum. Ama ne Arcade Fire severim ne de bu şarkıyı sevdim, ama meeeeaaaauz vesaiti ile interactive olunuyor diye oldum ben de. Siz de olun.

Aaa Dedirten Siteler 11:Labuat

Bir süredir Aaa dedirten site olayına girmemiş idim daha sonra Aaa diye bağırdım bir gerilla gorilla gibi. Çünki labuat bana bunu yaptırdı. Basbas bağırttı beni, daha sonra da biz ne yapıyoruz adamlar ne yapıyor diye özgüvenimi sarstı, herşey bırakıp bir anadolu köyünde ırgat mı olsam diye düşündürdü.

Ama sonra dedim cenk ne tribe giriyosun olm lan, senin belin ağrır zaten ırgat olsan. Anadolu köyünde internette yavaş olur diye kendimi sakinleştirdim. Sonra 2 parmak kalınlığında bir sucuk kestim kendime afiyetle yedim.

Bakın bence artık ses sanatçılarının klibi olmamalıdır. Yani olursa olsun bana ne tabi de, TV’de falan çıksın, ama bilgisayar ortamlarında artık klipler böyle olsun. Yani bu site gibi. Bu da tek şarkı üzerine bir site, ama ne site bilader. 3 kez üst üste çaldım şarkıyı, şarkı çalarken de meeeaaauz’umu oynattım, çizgiler çizdim, bunu yaparken çok eğlendim. Site benim yaptığım hareketleri save etti, daha sonra yaptığım şeyleri izledim bi daha eğlendim. Paso cenk yazmaya çalıştım arada falan. Sitenin boktan kısmı ispanyolca olması, daha sonra yaptığınız şeyi mail falan atabiliyorsunuz galiba ama ben beceremedim ispanyolluktan nasibimi almadığım için. İşte müzik klibini müzik kliniğine çeviren site labuat…

Beatbox, Mix, Flash, Eğlence: Incredibox!

Ağzı ile ses çıkartan insanlara beatbox deriz. Yani dayakkutusu, ya da kutuyu döv olarak da çevirilebilir, ama bu çevirim hatalı olur çünkü bir diğer ağız ile ses çıkarma metodu şiirdir. Ben bu şiir olayından pek anlamam. Tek derdim kafiyedir şiir’de. Öyle Orhan Veli ayaklarına yatıp bodoslama yazılan şiirleri şiirden saymam. Redifi kolaya kaçmak olarak nitelendirir, tunç kafiye ve cinaslı kafiyeden haz alırım.

Peki bir site düşünün, bunda enstrümanlar, davullar, choruslar, vokaller vs var, ve siz bunları yukarıdaki insan görünümlü MovieClip objelerinin üstüne taşıyorsunuz meeaaauz ile. Bunlar da başlıyor çalmaya, neyi attıysanız üstüne. Sonra tabi başkaları geliyor, onların da üstüne atıyorsunuz sesleri, oluyor mu sana hoş bir seda, oluyor. Daha sonra bazılarını çıkarmaya başlıyorsunuz, çıkarıp çıkarıp başka ekliyorsunuz, bu kadar basit bir sürecin kulaklarınıza etkisi çok eğlenceli geliyor. Bununla oynuyorsunuz sonra saatlerce, bu esnada patron geliyor ve köpek dişinize iber yarımadasından mı yoksa po ovasından mı getirdiği belli olmayan bir çeşit vix ya da ben gay gibi bi şey sürüyor ve sizi işten atıyor, dur lan…konu kontrolümden çıktı, adam gibi bitirmeme izin verin:

Sonuç olarak http://www.incredibox.fr/ gerçekten çok tatlı ve bir o kadarda fermante olmuş bir site demek gerek diye düşündüğüm bir alternatif evren var ki, o evren de ben sinüzit olmuşum, sinüzit! Sinüslerim tıkanmış, karşı kenarı hipotenüse bölerken…

%d blogcu bunu beğendi: