Tag Archive | fotograf

Fotograf Makinesi ile Profesyönel Video Çekelim (EOS) Testi Başarılı Geçti!


Bugün televizyonlarda kullanılan kameralar ile sinemada kullanılan kameralar arasında en büyük fark, yarattıkları his açısındandır. Video ile film arasındaki bu görüntüdeki doku ve ayrıca depth of field kontrolü “vay vay riddley scott sahnesi gibi” ve “oyy oy inegöl tv gibi” arasındaki lafları söylettirir bize.

Geçen gün Gökhan yanıma gelip bir program vesaiti ile fotograf makinesini USB’den bir bilgisayara bağlayıp, video çekebildiğini belirtti bana. Ben başta pek tınmadım ama 1-2 gün sonra gelip yaptığı şeyi gösterince hemen gidip bir sucuklu tost söyledim ve olasılıklar üzerine düşündüm. Sonra da permütasyonlar üzerine düşündüm. 3. kartil’den geri geldim.

Alıyorsun abi kamerayı, kuruyorsun EOS adındaki programı ve sonra bilgisaayarın işlem gücü ile foto kameranın renk & depth of field güçlerini birleştiriyorsun.Sonra üstüne biraz grain attın mı oluyor sana voltransal süper görüntü. Monochrome edip, biraz kontrast dayadın mı falan da leziz oluyor. Yukarıda gökhan’ı “doğal olmaya çalışırken” görüyorsunuz :DDD

Reklamlar

Irina Werning: Back to the Future Fotograflar!

Bir fotograf photoshop’lu olabilir. Peki neden olur bu böyle? Arzu edilen bir görünümü yakalamak, ya da arzu edilmeyen bir görünümden kurtulmak için değil mi? Burada ufak bir ara verelim ve Douglas Adams abizimizin Otostopçunun Galaksi Rehberi isimli ultrakomik kitabından robot marvin’in başına gelen ufak bir anı ile devam edelim. Bunlar zaman makinesi ile geçmişe giderler ve marvin’e derler ki, “sen 2 dakka dur burda biz geliyoruz şimdi”. Sonra marvin’i unutup zamanda yine ileri giderler, yani geleceğe geri dönerler, sonra bi bakarlar marvin hala orada. Nerdesiniz abicim ya 100.000 yıldır bekliyorum sizi der marvin.

Evet insanların fotograflarını fotoşoplar ile daha genç, daha yaşlı, daha az sivilceli, daha az şişko falan gösterebilme teknolojimiz var. Ama buna gerek kalmadan yapacağımızı yapsak ne kadar da güzel olmazmıydı diye düşünümüş olsa ki Arjantin’li Fotografçı Irina Werning, böyle bir yolun yolcusu olmuş. Ne zaman bir eve girsem, o evdeki eski fotograflara bakmaktan kendimi alamıyorum and olsun diyen Irina en sonunda almış bu insanları ve yıllar öncesinden kalan fotografları ile aynı kılıklarda aynı pozda fotograflarını çekmiş ve ortaya böylesi nezih bir çalışma çıkmış. Ben baktım ve ağladım. Bu sıralar duygusalım çünkü, hamilelik böyle birşey. Alın sizde geleceğe geri dönün, ya da almayın.

Alex Eylar Lego’dan Oscar Adaylarını Yaptı Desem, Alex Kim Dersiniz!

Biliyorsunuz kısa bir süre önce Oscar’lar dağıtıldı. Kes Kolunu 127 Saat, Kekeme Kral, Kara Kuğu Olaman Sen, Kavgacı, Facebooklar gibi filmler türlü dallarda aday oldu, kimisi kimi ödülü aldı falan filan. Hatta hepsinden önemlisi kim hangi kılığı giydi ve o bolonez tayt, o renk beşamel pantulla oldu mu allasen gibi eleştirilerin dalbudak saldığı kırmızı halı töreni…

Bunları biz ve ben tınmıyoruz. Hatta kıskıs gülüyoruz ve bizim için daha önemli birşey varsa o da legolardır, değil mi? Alex Eylar isimli lego hastsası bir arkadaşımız ise kalkıp Oscar adayı filmlerin legolardan önemli sahnelerini oluşturmuş. Örnek misal söz temsili, yukarıdaki fotografta Inception filminin “rüyalarda yamuluruz” sahnesinin dışavurumcu bir şekli yer alıyor. Bunun gibi diğer filmleri görmek isteyen lego severler için, ya o değil de, niye lezbiyenlere “sevici” denir? Ne demek yani bu? Gerekli altyapı yok, ancak sevebilir onlar mı demek? Ya da sexist bi yaklaşımla, işte kadının sevgisi gerçek sevgidir ama erkek odundur gibilerinden bi gizli laf sokmasımıdır bu? Erkek eşcinselleri içinde çok acayip şeyler söylenir ama sevici denmez. Onlar sevmeye kadir olamazlar mı?

Dedikten sonra işte burada oscarlar, burada da diğer farklı Alex Eylar çalışmalarını görelim.

Avustralya Sel Felaketi ile İlgili Karşılaştırmalı Görseller

Doğa anayı kızdırmaya gelmez gugukkuşu diye titreyen sesi ile fısıldadı annesi. Gugukkuşu annesinin devasa terbezi altında kalmış bedeninin dışarıya sarkmış kısımlarına son bir kez sarıldı ve kurumsallaşabilseydik bunların hiç biri olmayacaktı diye düşündü.

Güliver cücükler ülkesinde romanında geçen bu pasajda adı gugukkuşu olan bir yerlinin annesinin, güliverin annesinin terlediği için sırtına koyduğu devasa terbezi altında ezilerek ölmesi anlatılıyor. Şimdi düşünün bir. Anneniz terleyince sırtınıza bez koyuyor. Bundan daha doğal ne olabilir? Demek ki bu olay doğalsa, bu olaydan doğan olaylarda doğaldır ve hatta birisi bu terbezi altında kalırsa da bu da bir doğal felakettir. Yani kısacası, doğala dağ dayanmaz. Avustralya’da da bu oldu. Sel oldu heryer ve ABC News bir nevi “öncesi & sonrası” fotografları yayınladı ki, meauzu üstüne sürterek selden önce ve selden sonra aynı ortamların durumlarını görebiliyoruz. Tabi ortamlar eskisi gibi değil, daha sulak ve ıslak. İşte buradan siz de tatbik edin saç diplerinize.

James Reynolds: Son Yemek ve Diğer İşler

Çok korkunç birşey olsa gerek idam edilecek olmak, ve ben korkunç şeyleri sevmediğim için işin o kısmına değinmiyorum. Zaten kimi idam ediyolar? Haketmişti piç, gibilerinden de olayı haklı çıkartarak kendimi iyiden iyiye rahatlatıp, bi de üste çıksam mı, “asmayalım de besleyelim mi?” gibilerinden…dar alan ciddi notu buldum yatağımda bu sabah, ki idama karşı bir insanmışım.

James Reynolds ise en ünlü işi olan “Son Yemekler” fotoları ile ünlü bir miktar ama ben asıl lastik bant ile şarkılar çaldıran çalışmasını daha beğendim, ama sonra düşündüm, bu bloğu günde 250.000.000-250.000.003 kişi okuyor, kendi zevklerimi öne almam çok bencilce olur dedim ve yine de bu son yimak resmini koydum, hatta yazının adını bile öyle yaptım, daha ne yapayım lan? Ha? Daha ne? Artis!

Son olarak ben idam edilecek olsam son yemeğin ne olsun deseler, acaba ne derim? Lan ben yemek falan yiyemem idam edilecek olsam. Ayrıca idamı kabullenmeyerek olmadık işlere bile imza atabilirim, yani idam edeceklerse beni, mücadele etsem ya, paso girişsem güvenlik görevlilerine, nasıl idam edecekler o zaman? Dert olsam, tasa olsam onlara, akşam eve gidince “ulan bugün bir manyak vardı, idam edemedik resmen, yarın bir daha deniyecez” dedirtsem karısına bu heriflerin? Evet bence son anda böyle bir mücadele komik olabilir. Yemek olarak ise 3 kangal sucuk, 3 kangal köpek, 3 kangele isterim sonunda. James’s gel sen buradan.

Yeni Yazı Dizisi: Bazı Görseller -1

Yazıya ilginç bir şekilde girmenin önemini bana anlatan Prof. Derek Hindgreen adında bir hocam olmadı. Ama olsaydı “yazının başı ilginç olursa insanlar okumaya devam eder” gibilerinden birşeyler söylerdi. Eminim bundan. Bu biiiiir.

İkincisi, bir görsel bin yazıdan iyidir falan tarzı atasözleri vardır. Buradan hareketle yazının başına ilginç ve görsel birşeyle başlarsan inanılmaz okunma oranlarına ulaşırsın diyebiliriz. O zaman şimdi üstteki fotografa tekrar bi bak bakayım, ben sana desem bunlar sepultura desem epey gülmez miyiz? Bu da süper bir yazı başlangıcı olmaz mı? Olur.

Evet yeni yazı dizisi bazı görsellere böyle başlamış bulunuyorum, ki internetlerde dolanan insan bazen komik, bazen ilginç, bazen iğrenç, bazen güzel ve hiç bir zaman sıkıcı olmayan bazı görselleri save eder. Bende de bunlardan bir miktar mevcut, ama herhangi bi konuya alet edip de buradan gösteremiyorum diye böyle bir yeni yazı dizisine başladım. Tamamını Okuyun…

Romain Laurent: Fikirbaz Fotograflar…

Teknolojinin dramatik olarak değiştirdiği bir meslek fotografçılık. Analog zamanların, filmli zamanların, kimyasallarla, baskı ile, manuel yapılan işler ile öne çıkan artıları artık bir miktar photoshop bilgisi ile ikame edildi ve fotografçılık artık iyi kamera+dikkat edilmesi gereken ve 10 dakikada özetlenebilecek bazı kurallardan mütevellit hale geldi. Ayrıca 1000 kez deneyebilirsin aynı pozu, nasıl olsa film derdi de yok.

Zaten kendine fotografçı diyen bir adamın bilmesi gereken kuralları bir kenara bırakırsak olay iyi kamera+iyi photoshop bilgisine dönüşmüş durumda. Ama bu digital değişim sonucu ortaya çok daha ilginç bir zorunluluk çıkmaya başladı o da şu: fikir’in önemi. Yani aslında “fotografçılık öldü yaa, olay artık photoshop” diye ağlanan eski kafaların farkına varması gereken “aslında olay kolaylaştı” ve ortalama bir digital kamera ile ve iyi bir fikir ile çok güzel sonuçlar elde edilebiliyor. Tabi “commercial” olarak kullanılacaksa, o “commercial”lığı sağlayacak makinelerin gereksinimi ayrı bir olay ama ortalama insan için, iyi bir fikir belki de bu değişen sanata yönelmesi için bir çok kapıyı açan bir anahtar olabilir.

Herneyse konu aslında eski vs. yeni fotografçılık değil. Konu Romain Laurent’in fotogaflarına baktığım zaman hissettiğim “lan çok akıllıca be” hissi, ki kendisini bazı tasarım bloglarında “eğik fotografları” ile ilk defa gördüm. Sonra sitesine bakınca bir sürü fotografı “sadece güzel gözüken kareler”den daha da öteye taşıdığına tanık oldum. Hem kişisel, hem de çeşitli işleri için bakın sitesine.

James Kuhn: Suratını Kanvas Etmiş, İzleyenleri Manyak Etmiş…

Böyle garip şeyleri kendime olay belleyip bir manifesto yazmanın zamanı geldi. Manifesto: Acayip ve ilgi çekici ise +rep dostum ve klavyene sağlık!

Haha bu tür söylemler bana aylar önce vaadettiğim Türk’lerin türlü forumlarda yazdığı komik şeyler ve signature’lar yazısını hatırlattı ki yazamadım onu hala. O yüzden kendime -rep veriyorum!

Herneyse bu James çok enteresan bir abimiz ki suratına boyadığı şeyler öyle böyle değil. Bildiğimiz düz facial painting yapmıyor yani. Anlatılmaz görülür tarzı bir durum oluşturuyor ki bir videosu var kesin bakılmalı. Dur şuraya linkini nakşedeyim. Burada da flickr’ları var.

Tehlikeli Sanatlar: Camera Toss Photography

Soldaki şey ne olabilir diye mistik ve gizemli bir başlangıç yapmamı engelleyecek bir başlık atmış bulundum. Boş bulundum. Hiç Fransa’da bulunmadım. Soldaki şey ise bir fotograftır, photoshoplarda imal edilmiş abstract bir görsel değil, fotografın kendisidir. Şimdi ben bu bloğu okusam şu soruyu sormadan edemezdim.

Bu eğer bir fotograf ise, şöyle bir fotograf olabilir mi ki, photoshoplarda yapılmış abstract bir görselin çıktısı alınıp da onun fotografı çekilmiş? Cevap basit: haıyr…hmmm, o kadar da basit değilmiş bak yanlış yazdım. Demek ki cevap basit değil, ama cevap hayır.

Bu bir tekniktir değerli okuyucu. Ve tehlikeli bir tekniktir, adı camera toss, yani türk dillerine kamera fırlatma, kamera sıpıtma tarzında çevrilebilir. Alıyorsun kameranı, bir miktar pozlu (ne kadar uzun pozlu o kadar abstract) bir ayarda atıyorsun kamerayı havaya. Bu kısım kolay zaten, asıl olay tutma kısmı, sonra da tutacaksın, tutamazsan tutan kamon. come on tut it!

Zamanını artık boşa harcama, çünkü bu yazı bitti ama ben hızla yazarken enter’a basıp yeni pararafa geçtim, aynen 1990’lara saçlarının arkasını uzatan efsanevi Trabzonspor kadrosunudan (Ogün, Abdulla, Ünal falan) sol açık Orhan gibi duramadım. O da soldan süpersonik hızlarda gider, herkesi geçer ama kaleye dönemez, o hızla topla birlikte auta çıkardı. Burada da bir sürü süper cameratoss var.

Ben Heine: Pencil vs Camera

Ben Heine Belçika’lı bir fotografçı, illüstratör. Geçenlerde bir blog’da karşılaştığım pencil vs camera diye bir çalışması var ve böyle şeyleri görünce çok seviniyorum. Niye seviniyorsam artık. Güzel bir şarkı dinlemek gibi bişi, sebebi yok, seviyorsun işte…

Yaa o değil de, midem yanıyor bugün. Çok uyuz bişey bu mide yanması. Başka bişi yazasım yok. Midem yanmasa dünyanın en ilginç postunu yazacaktım bak valla lan. Herneyse kısmet değilmiş diyelim ve dar alanda bunu taklit ettiğim tribi buraya koyarak zincirlerimden boşalayım, gerçi benim versiyon biraz boktan oldu ama zorlamakla akmaz sahte gözyaşı ne yapalım artık. Burada da orjinali var.

Eric Johansson Photo&Retouch: Breh Breh Brehme!

Eric kardeşimiz 25 yaşında İsveç’li bir fotografçıdır….dedim ve bu adamla ilgili söyleyebileceğim herşeyi söylemiş oldum. Beklediğimden kısa oldu. Beklemediğimden uzun oldu. Belkemiğimden hallice oldu.

Evet bu arkadaşı sadece fotografçı olarak nitelendirdim ya, ona haksızlık etmiş oldum. Bakın sıfatını açıklayayım. Bir ismi sıfat yapan ekler vardır. En ünlüleri ise “-cı, -lı, -lık, -sız” ekleridir. Hak kelimesine önce -sız eki ekledim, daha sonra da -lık eki ile duble sıfat ettim onu. Türk Dil Kurumundaki ebedi edebi insanlar şimdi bana “cık cık cık” sesi ile tepki koyuyorlar, Türkçe’de duble sıfat yok diye, ama bence olmalı. Duble sıfat tam vuku bulmazsa o zaman dublemtrak da diyebiliriz buna.

Ayrıca daha küçük bir çocukken anlamadığım bu “cık cık cık” sesi çıkartma olayını yazarken “cık cık cık” yazıyoruz ya….ne lan bu? Ne cık cıkı ya, cık cıkla alakası yok o sesin. Anlayın diye cık cık yazıyorum yoksa bana kalsa bence o ses “nıczç” diye yazımlalı. Hadi son harf imkansız da, ilk iki harfin “nı” olduğu çok belli. 2010 Türkiye’sinde %58 evet çıkmış, biz hala cık cık yazalım..piyuuuuu

Burada ise eric’in süper fotograf retouchları var.

Masaüstü Görselini Hayat Görseli ile Birleştirdiler Sonunda!

İnsan zekası gerek tekerlek gerek de üstübü gibi müthiş şeylerin icat edilmesinde kritik rol oynamıştır diye düşündüğümü sizlere söylemem de herhalde yadırganacak bir durum yoktur. Varsa yoksa zeka…Ama işin acısı icat edilen birşey, geri icat edilemez. Mesela güneş… Onu ingilizlerin söylediği şekilde un-icat etmek isterdim!

İşte bazen bu zekanın içinde çok hoş fikirler mayalanır ve hayat bulur. İnsan zekası çok acayip bir şeydir değerli internetçi. Bak yemin ediyorum, bazen ben FearFactor yarışmasına katılmayı düşünürüm, ama orada insanların öküzgözü falan yediğini bildiğim için zekam beni uyarır ve katılmam böyle yarışmalara. İşte zeka böyle bir şey.

Bu zekaya bakın nasıl bir şey peydahlanmış? Demişki elin oğlu “ula ula ben bir fotograf çeksem, bunu laptopuma desktop resmi yapsam, sonra o laptopu fotografı çektiğim yere götürsem ve doğru açıdan bunun tekrar fotografını çeksem nasıl olur?” İşte zeka pırıltısı değilse nedir bu?

Kreatif Uyuyan Bebek Fotoğrafları: Mila’s Daydreams!

Bu bloğa hemen hemen her gün birşeyler eklemeye çalışıyorum ve bireysel bazda ultra yorumlar alıyorum ama blogsal bazda alamıyorum diye attığım popülist bir adımdır bu yazı diye başlayıp, turnayı gözünden vurmaya çalıştığım hissini sen okuyucuda uyandırdıktan sonra, aslında içerik olarak da oldukça ilginç bir konunun kapsanak olduğu bu yazı, bir anlamda kendi aranızda “ulan kralın kıyafet süper yaaa” ve “kral çıplak lan” diye bağırarak çatışan bir okur kitlesinin, gizli kapaklı, ama daha ilk paragraftan kendinidi açıkladığı için de o kadar da gizli kapaklı olmayan bir tohumudur. Anlamayanlar bir daha okumakta özgür, ben gayemi net olarak ortaya koydum!

Bu bloğa sadece dünyadan yorum alıyorum sevgili okurlar, yani bildiğin samanyolu galaksisi, orion takım yıldızı, güneş sistemi 3. gezegen dünya! Ulan bu benim gibi bir adama yakışıyor mu? Dolayısı ile daha popülist konulara dalayım diye bir düşünce akımının takipçisi oldum ve düşündüm, ne popüler kılar beni?

Tabi ki sokakta şirin köpek dolaştıran insanlar ve şirin bebek dolaştıran insanlar popülerdir değil mi? Demek ki benim izlemem gereken plan dahilinde bunlara bulaşmam lazım. O zaman mila’nın gündüz rüyalarına bakacaksınız sevgili okurlar. Bebeği uyutup yerde, sonra ona mizansenler kuran bir kuran kursu sitesi bu! İşin safsata kısmı bi yana çok akıllıca bir fikrin çok akıllıca uygulamaları olmuş bu fotograflar diyor içimdeki ciddi cenk.

Dokan buraya şirinliğe gel.

National Geographic Fotografları Ne Güzeldir Be!

Sarı kutusunun bir pencere olduğunu öğrendiğimde elimde salamuralı bir pandispanya vardı. Otuzlu yaşlarıma yaklaşmış ama hala bir beyaz saç çıkartmayı kafamda becerememiştim. Bugün düşününce o günlerli aklıma gelen ilk şey zıvanadan çıkmış sivri sineklere yaptıklarının yanlış olduğunu anlatmamdaki o naif, başıbozuk, duygusallığımdır. Ağzımda hep kekremsi bir tat bırakır diyecem ama kekremsi tadı bilmediğim için yalancı durumuna düşmeyeyim diye böyle bir söylemden uzak kalan bir hayata mahkumum.

Bazen bu blogda fotograf adı verilen sanatsal izdüşümlere yer verdim. Bazen de kendisine sanatçı diyen insanlara ayar verdim. Ve yine bazen gemi azıya aldım, daha sonra internette aradım ne yaptım lan ben diye. Gemi azıya almak zaptolunmaz davranışlar içine girmek demekmiş, bilenler bilmeyenlere e-mail atsın. Şimdi 8’e kadar sayıp 31 tane çok güzel fotografın linkini vereceğimi söylüyorum size. 1/2/3/4/5/6/7/8=> gözükmez link aynı gözükmez adam gibi hahayyt

Hayvanlar da Fotograf Bombalar Semiramis!

İlk önce fotograf bombası (photobomb) nedir ona bir bakalım isterseniz. İsterseniz bunu sizin için yapabilirim. İsteyin yeter. Bu konuda isterik tavırlar sergileyin. İsterseniz de istemezsiniz, ona sadece mahalle muhtarınız ve noteriniz karışabilir. Benim karışabileceğim bişey değil bu.

Photobomb bir fotografa, fotografı çekilen kişinin haberi olmazsızın sızmak anlamında dilimize karsça’dan geçmiş bir sıfat-fiilimsi kiptir. Bazen bazı örneklerde photobomb’layan kişide olayın farkında olmayabilir. Mesela benim en çok güldüğüm, ama şu an bulamadığım için post edemediğim, bir partide 3-4 kişi kameraya poz verirken, arkada partinin orta yerinde dalgayı çıkartıp şarıl şarıl işeyen bir adam fotosu vardır. Herneyse fotobombing hadisesinin ne olduğunu öğrendiğimize göre, devam edelim.

Bu postun konusu ise photobomb yapmayı kendilerine görev vazifesi bilmiş hayvanlar. Linki veriyim sonra da bir bonus photobomb koyayım.

Alexa Meade Acayip Şeyler Yapıyor…

Alexa abla diye başlayacaktım ki, kendisinin 23 yaşında olduğunu hatırlayıp, Alexa bacı diye döndürüyorum cümleyi. Alexa bacı 23 yaşında Washington DC’de yaşayan bir sanat innovatörüdür arkadaşlar. Kendi icadı olan tekniği ise aslında çok basit bir fikir ama çok akıllıca.

Bu arkadaşımız alıyor bir insan evladını ya da cansız bir objeyi, sonra onu sanki bir yağlı boya resimde nasıl görünecekse öyle boyuyor. Daha sonra da fotograflarını çekiyor, böylece fotograf sanki yağlı boya gibi oluyor bi de istediğin açıdan tekrar tekrar çek, oh ne ala. Ben bunu görünce hemen, ulan böyle boyanmış şeylerle bir stopmotion bişi yapılsa acayip olur haaa diye düşündüm. Boyalı bir adam ortamlarda dolanıyor falan, süper klip falan olur ha bu.

Alexa’nın Sitesi / Flickr

Bir Foto Photoshoplanmış mı Anlayalım: Forensics Metodu

Şimdi biraz geç de olsa Fringe’in son bölümünü seyrettim ve 2. sezonu bitti bu nadide dizinin. Gayet memnunum, ilk sezon bazı dingilsel bölümler olsa da 2. sezonda olay güzelleşti. Fringe ise bir nevi acayipsel olayların olduğu, ve FBI’ın gizli kapaklı çok acayip olayları araştırdığı, çok acayipsel bir dizi olduğu için hemen her türk erkeği gibi gaza geldim. Çocukken karate filmi seyredip filmden sonra karate yapardım, artık forenzik filmi seyredip filmden sonra forenzik yapıyorum. Demek ki insanlar değişmiyormuş, sadece aynı nehirde 2 defa yıkanamadığı için tribe giriyormuş!

İşte forenzik yapmak istiyorsanız sizde, mesela bir fotograf fotoşoplanmış mı yoksa fotoşoplanmamış mı diye merak ediyorsanız, hemen  o fotografı bir yere upload ederek başlıyorsunuz. Daha sonra http://errorlevelanalysis.com/ adresine gidip, bu fotografın URL’sini buraya yazıyorsunuz ve site de bu fotografı analiz ediyor ve analiz sonuçlarını sizlere bildiriyor.

Tabi aslında iş bu kadar basit değil. Çalışma prensibi olarak site, sizin upload ettiğiniz jpg’i tekrar kalitesini hafif düşürerek save ediyor ve jpg sıkıştırmalı bir format olduğu için her tekrar üstüne save etmede kalitesinde değişiklik oluyor, dolayısı ile bu yöntemin dayandığı metod da şu “bir forograflar birden fazla fotograf kullanılmışsa (başka fotodan parça apartıp ekleme flaan gibi), bunlar farklı sayıda kez üstüste save edilmiştir ve dolayısı ile jpg bozulma farkları olacaktır. Tabi ben hemen bu olayı test edeyim dedim ve aldım bir fotomu önce orjinalini sonrada üstünde oynama yaptığım halini upload edip test ettirdim.

Burada orjinal : http://errorlevelanalysis.com/permalink/be448ff/
Burda da fotoşoplu hali : http://errorlevelanalysis.com/permalink/576574a/

tabi fotograflardaki edge’ler (sınır yerleri) jpg damage’in en fazla olduğu yerler olduğu için oralar abarıyor yani fotograf bir nevi outline edilmiş gibi oluyor, ama mesela 2 foto arasında gözlere bakarsak farklı olduklarını görebiliyoruz, alındaki dragon ise bence bi boka dalalet olamıyor. dolayısı ile sadece tek foto olsa ne anlarız bu işten söylemek zor, o zaman bende Almanya’ya örovizyonu kazandıran “satellite” şarkısını söylerim. Yok siz söylemek istemezseniz aşağıdaki siteden bir olay yeri inceleme timi gibi forenzik yapın o vakit.

http://errorlevelanalysis.com/

Gizsiz ama Yine de Gizli Kamera

Tanık oldum defalarca kez, bir kişi rahat olsun, huzurlu olsun, kendi olsun. Buna sen kamerayı doğrult hemen boğazına üstübü kaçmış gibi bir davranış sergilemeye başlar. Bunu yapmıyorsa anla ki o bir celebrity’dir ya da kamera’nın farkında değildir.

Yukarıdaki cümle çok önemli, ve şöyle birşey öneriyor. Kameranın farkında olmamak, celebrity olmayı ikame etmekte, ve bu anlamda onunla aynı şey haline gelmektedir. Aynı Genel görelilikte belli bir yöne doğru hızlanarak gitmenin, kütleçekimini ikame edip onunla aynı şey haline gelmesi gibi yani! Asansör yukarı çıkarken, vücudumuzun ağırlığının arttığını ayak tabanlarımızda hissederiz ve bu yukarı hareket kütle çekimi olur. Yine aynı mantıkla kameraya çekildiğini bilmeyen kişi kendi olur ve bu farkındasızlık yüzünden celebrity olur. Artık IMDB’de tepeye oynamanın gizli formülünü biliyorsunuz!

Sonuç olarak, bir fotografçı olarak, sokakta olarak, tanımadığınız insanların olduğu yerde olarak, onların fotograflarını çekmiş olmak zor olarak zorluk çıkarmata ve tam da ulan spektaküler bir kare yakaladım dediğiniz anda kişinin kaçınması ile babasını bilememekte, ya da halk arasında bilinen adı ile piç olmaktadır. Haa bunda da hem fikirsek o zaman yukarıdaki adaptörü&lensi ki adı “super secret spy lens” yani super gizli casus lensi, ki buda bizi süper gizli casus yapar, o zaman bu cüme bitsin. Hee ne güzel dimi süper gizli casus olmak. Fiyat olarak da 50-55$ dolara satılıyor sizin milimetrenize göre :D

bak burdan ki pulitzere yol al

Tayland’da Protesto Böyle

Aslında Banghok’da 1 gece geçirmenin zamanı hiç değil çünkü yaklaşık 2 aydır devam eden protesto mini iç savaşında 36’sı son 3-4 günde olmak üzere 60 kişi öldü.

Ama tabi burada biz politika ile ya da ölüm gibi üzüntülü konularla ilgilenmiyoruz. Tabi ölüm müziği olan death metal değilse konu ho ho.

İşte bu nadide sitede bazı güzel fotograflar var. Biz yani ben ve cenk, ki o da benim, yani kısacası biz diyebiliz veya diyebilirim, ki neden demiyekim ki, ki ki bağlacı ile zorlama bir cümleye gark olayım ki, olayım bu olsun bu yazıda, ki düz ve/veya sıkıcı olmasın, ki bi işe yarasın, ki kitap kimono kitaro ki ki kiki.

Ha işte bu paragrafların altına zımbaladığım linke bakın görün, ki favorilerim “ev yapımı panzerfaust” ile 3. foto, kafaya gaita çizen 6 numara, “kötülük yap kötülük bul kombosu 7-8”, fotograf olarak da 18. Hadi şimdi eve gidip ne yesem ki?

bu fotograflara bakacak olanların tıklaması gereken kısa metin bu

Ben Heine: Pencil vs Camera

Bazı geceler yataka dönüp durarız, sonra bi bakarız sabah olmuş. Hiç uyumadık gibi hissederiz ama bir yandan da o kadar zaman yatakta nasıl durduk, kesin ara ara uyumuşuzdur diye düşünürüz.

Bana 2 gündür böyle oluyor da çok pis bi durum. Tam sabaha karşı biraz uyuyor gibi oluyorum, sabah oluyor, saat ötüyor falan çok pis durumlar. Bilmiyorum Ben Heine’ye de böyle şeyler oluyor mu? Ki kendisi Belçika’lı bir ressam, fotografçı, illüstrat…ulan bak aklıma ne geldi… biz çekoslavaklara (ki bunlar kalmadı çek cumhuriyetlilere falan aslında) Çek diyoruz ya, bunu bence Belçikalılara da kullanalım ve Belçikalı değil de Belçik diyelim. Bak ben elimi taşın alına koyuyorum. “Belçik sanatçı Ben Heine” Bence daha iyi oldu.

Bu Belçik sanatçıyı ünlü yapan şey ise konuya da adını veren pencil vs camera serisi çalışmaları. Alıyor bu bir fotografı, üstüne bişiler çiziyor, sonra çizdiği şeyi eline alıp tekrar fotografı çekiyor. Düşünürsen sineğin yağının yağını çıkartıyor sanatsal anlamda. Bak sen belçiğe be.

Blogları / Şahıs sitesi / Flickrlar

%d blogcu bunu beğendi: