Tag Archive | ilginç

Uzun Zaman Yokluğumu Affettirircesine Yaptığım Bu Paylaşım, Sanki Bir Nar Gibicesine – Eve Geldim 1000 Tane Hesabı-, Aslında Tek Bir Yazı Olsa Bile, İçeriğinde Günlerce ve Hatta Haftalarca Yetecek İçerik Barındırıyor Diye Bas Bas ve Tiz Tiz Bağırıyorum!

“Türkçemizi koruyalım diye etrafta dolanan adamlardan olmadım hiç. Zaten, Türkçemizi kimse koruyamaz. Kollektif bir bilinçtir o, herkesten bağımsız ve herkese bir o kadar da bağlı… Kümülatif bir varoluştur, yaşanmışlıktır, semiramis pekkan’dır Türkçe’miz” diye düşünüyordum ki kendime geldim. “Ne diyorum lan ben” dedim sessizce kendi kendime. Sonra Sataguni, Ensiguri, Whathuh, Behir, FutaWhin! diye bağırdım…Kimse anlamadı ne dediğimi….henüz.

Henüz lafı ile havuz lafı çok yakın akrabadır bence. Ama sadece Türkiye’de…Mesela İngiltere’de falan “yet” ve “pool” bırak akrabalığı, sokakta görse birbirine selam vermez. İşte gördüğünüz gibi bizim halkımız ne kadar birbirine yakın, gavurlar ne kadar bireysel ve komşusuna gidip bir fincan şeker bile isteyemezler…Gün gelse “komşu külüne muhtacım” dese Yorkshire’da 351 Preston Drive’da yaşayan Gregory, komşusu ona ne der bilirmisin? “Go fuck yourself, you cocksucking, asslicking camelfucker” der! Hatta İngilizlikten gelen hisle bi yerlerine de “bloody” lafını ekler. Haa onu bilelim, ona göre konuşmalarımızı sürdürelim.

Bu paragrafta ise kefir isimli içecekten bahsetmeyi düşünüyorum ama bu düşünceyi aklımdan kovmayı başarmak için ibrahim tatlıses’in ayağında kundura isimli eserini düşünüp beyincik soğanımı resetliyorum.

Ve evet, artık konumuza gelebiliriz! Yazılarımda med-cezir yaklaşımını kullanıyorum. Gel-Git ama önce git. Önce ileri geri gidiyorum, en sonunda konuma geliyorum. Bu konuma gelince ne oluyor bak onu da sana anlatayım ki iyice sindir bu bilgiyi. Mesela İskender yemek için bir lokantaya gittik. İstender’e gitmediysek ve getirilen yemeğin ismi iskender ise, o zaman bir “copyright infringement” oluyor! Birincisi o yemeğin ismi artık Bursa Kebabı, İkincisi sadece copyright diyince kimse sorun etmiyorda copyright infringement deyince mi “ne diyo lan bu artis” düşünceleri hasıl oluyor? Yaa…İşte bu işler böyle.

Ki Bursa kebabı yemeği asla hızla gelmez. Bekletir bizi…Bekleriz bekleriz en sonunda gelince öyle acıkmışızdır ki yediğimiz en süper yemek o sanırız, sanırım. İşte Bursa kebabının ve benim yazılarımın sırrı budur! Hemen sunmam içeriği, okuyucu bekletirim ki konuya iyice acıksın, azsın diye! Sonra verdim mi konuyu, bir doygunluk, bir tatmin, sorma gitsin…

Az evvel de bu kuralımı iyice pekiştirdim bak. Konuya giriyorum dedim, girmedim! Niceleri “gir artık” diye bağırdı…hissediyorum olm. Zaten iyi bir yazar hissederek yazandır. Ve hatta zaten hissetmesen türk halkı bunu anlar, samimi değil bu der, türk halkı, kalpazan bu der, kolpa der!

Konuya girdin mi de, girip hızla çıkacaksın ha! Bak mesela. Çok iyi izle.

“Sataguini…” tam bookmark edilesi bir site. Bir sürü sitenin o gün için en yüksek oy alan şeylerini tek bir sayfada görebiliyorsuz. Mesela youtube, vimeo, amazon, cracked.com, collagehumor.com gibi bir sürü şey paylaşılan sitelerin, o gün için en popüler paylaşımları ne olmuş? Tek tık! Atıyorsun bookmark’lara, canın sıkıldıkça bakıyorsun…sonsuz içerik lan! Şimdi tıkla ve bookmark et adamın sinirlerini bozma!

Reklamlar

Can’t You See I’m Busy: Word Gibi Breakout Oyna!

Breakout nedir desem ve etrafına baksam ne görmek istiyorum biliyor musun? İnan ben de bilmiyorum. Yani şunu görmek istiyorum desem yalan olur. O zaman bişey mi duymak istiyorum? Birisi “ya çok eski oyundur” falan gibilerden bi laf mı etse acaba? Yok valla. O da değil. Ama sanırım neden bahsettiğim anlaşılsın istiyorum olabilir. Evet bak düşündüm şimdi, bi laf ediyoruz, boşa gitmesin istiyorum abicim. Şu hayatta çok çektim bu boktan. Kalkıp anlaşılamamış müzisyen triplerine falan da girmiyorum ha, ama çok espiri boşa gidiyor, hadi boşa gitsin gitmesine de, bi de “ne diyo bu mal ya” bakışları oluyor. Bari onlar olmasa. Bari kıymet bilmiyorsunuz, bari biraz insan olun arkadaşım ya. Zaten zor günler geçiriyoruz millet olarak. Zaten vatanı koruyacak, onu yeni doğmuş bir bebek gibi kollayacak Nihat Doğan bile yok topraklarımızda allahım yarabbim!

Tüm söylediklerimin konumuzla bir ilgisi yok. Aslında var ama çok az var. Breakout’u bildin mi? Onu mesela word içindeymiş gibi oynamak istermisin? Hemen bir SWOT analizi yapalım. Güçlü yönü oyun oynadığın anlaşılmıyor, dolayısı ile müdüründen korkmana gerek yok, zayıf yönü grafikler biraz oynadıktan sonra sinir bozuyor, fırsat olarak böylesi gereksiz bir oyunu oynamanın vermiş olduğu spektaküler bilgi dağarcığının etkisi ile hiç tanımadığın bir erkek…

tam burayı yazarken gelip benim monitörümü aldılar, bişeyler denediler şimdi 1 saat geçti aradan ben ne yazdığımı bilmiyorum, hadi onu salla, direksatış için 1 saat içinde bi iş bitirmem gerekiyor o yüzden hızlıca toplarsak, al bak brakout oyununun word gibi gözükeni aman aman aman. Alttan start game’e basacan onu bil de.

 

Talleye: Bir Yerden Kazmaya Başlasam, Nereden Çıkarım?

İnsanın başına bişey ya meraktan ya kürekten gelir diye bir atasözü vardır. Ben de dün gece rüyamda birşeyi merak ederken buldum kendimi. Mutfaktaydım ve kapalı gözlerle chokella yiyordum ve hayır bu rüya değil, gerçek olan kısım. Çünkü ben uyanmadan gece kalkıp tatlı yerim. Peki bunu neden böyle yapıyorum? Elbette yatmadan önce yemek sağlıksız diye! Yattıktan sonra yemek hakkında bir araştırma henüz yok.

Herneyse bazen bu şekilde yakalanıyorum ve insanlar şaşırıyorlar. Mesela karımın kardeşi funda bir gece beni uyuyuk bir şekilde tatlı yerken yakalamış ve “aaa inanmıyorum” falan gibilerinden laflarla beni uyandırmıştı. Görüyorsun işte, nesine inanmıyorsun allaam yaraabbim?

Evet dün rüyamda merak etmeye başlamamla elime bir kürek aldım ve başladım yeri kazmaya. Merak ettiğim şey ise, buradan dalarasam kazmaya, dünyanın arkasından neresinden çıkarım idi? Böyle bişi yapsan ve teorik olarak ortanın ıssı olduğu gerçeğini bir kenera bıraksak çok komik bişi olur hem. Deliğe buradan atlarsın aşşa, merkezi geçtikten sonra yavaşlamaya başlarsın böylece bir oraya bir buraya doğru sürekli düşersin.

Ama tabiki bu bir rüya olduğu için böyle bir kazma işlemi gerçekleştiremedim ben. Dolayısı ile kalkınca elime e-kürek olarak da bilinen, ya da bilinmemesine rağmen bilinmesinde sorun olmayacak olan, ki bilmemem ayıp değil, öğrenmemek kayık, meeeaaauzu aldım elime ve hemen Talleye’ın google tribi olan “kazacaksın kazacaksın nereyi kazacaksın, ayaanı yerden kesçem senin dibine gideceksin” bölümünden kazımı yaptım baktım ki ohoo okyanusların ortasına çıkıyorum. Siz de bir yerden kazarsak arkadan nereden çıkarız olayını merak ediyorsanız hemen şu adresten kazınızı yapın.

Irina Werning: Back to the Future Fotograflar!

Bir fotograf photoshop’lu olabilir. Peki neden olur bu böyle? Arzu edilen bir görünümü yakalamak, ya da arzu edilmeyen bir görünümden kurtulmak için değil mi? Burada ufak bir ara verelim ve Douglas Adams abizimizin Otostopçunun Galaksi Rehberi isimli ultrakomik kitabından robot marvin’in başına gelen ufak bir anı ile devam edelim. Bunlar zaman makinesi ile geçmişe giderler ve marvin’e derler ki, “sen 2 dakka dur burda biz geliyoruz şimdi”. Sonra marvin’i unutup zamanda yine ileri giderler, yani geleceğe geri dönerler, sonra bi bakarlar marvin hala orada. Nerdesiniz abicim ya 100.000 yıldır bekliyorum sizi der marvin.

Evet insanların fotograflarını fotoşoplar ile daha genç, daha yaşlı, daha az sivilceli, daha az şişko falan gösterebilme teknolojimiz var. Ama buna gerek kalmadan yapacağımızı yapsak ne kadar da güzel olmazmıydı diye düşünümüş olsa ki Arjantin’li Fotografçı Irina Werning, böyle bir yolun yolcusu olmuş. Ne zaman bir eve girsem, o evdeki eski fotograflara bakmaktan kendimi alamıyorum and olsun diyen Irina en sonunda almış bu insanları ve yıllar öncesinden kalan fotografları ile aynı kılıklarda aynı pozda fotograflarını çekmiş ve ortaya böylesi nezih bir çalışma çıkmış. Ben baktım ve ağladım. Bu sıralar duygusalım çünkü, hamilelik böyle birşey. Alın sizde geleceğe geri dönün, ya da almayın.

Bazı Görseller 2 (Zombiler hakkında inanılmaz brainstorming)

25 Kasım 2010 günü yeni bir yazı dizisine başlamıştım, ama bir diziyi oluşturan ardışıklığı becerememişim ki, buna dizi demeye 1000 şahit gerekir! Hatta o şahitler yalancı şahitlik yapmalıdırlar. İşte bu kadar basit.

Ayrıca hemen hemen bütün dergilerde bir arzu nesnesi olarak, ya da aslında yer kaplaması açısından yüksek topuklu kadın ayakkabısı görürüz. Olmazsa olmaz. Bunun internetlerdeki karşılığı ise Darth Vader’dır. Türlü türlüsünü görürüz her gün. Eski bir internet atasözü derki, “Sörfünde Darth Vader görmeyenin, götünde hareketlenme olur”. Yani demek ki neredeyse 2 paragraf yazı yazdım ve random görsellerimi sunmaya geldim. Tamamını Okuyun…

James Reynolds: Son Yemek ve Diğer İşler

Çok korkunç birşey olsa gerek idam edilecek olmak, ve ben korkunç şeyleri sevmediğim için işin o kısmına değinmiyorum. Zaten kimi idam ediyolar? Haketmişti piç, gibilerinden de olayı haklı çıkartarak kendimi iyiden iyiye rahatlatıp, bi de üste çıksam mı, “asmayalım de besleyelim mi?” gibilerinden…dar alan ciddi notu buldum yatağımda bu sabah, ki idama karşı bir insanmışım.

James Reynolds ise en ünlü işi olan “Son Yemekler” fotoları ile ünlü bir miktar ama ben asıl lastik bant ile şarkılar çaldıran çalışmasını daha beğendim, ama sonra düşündüm, bu bloğu günde 250.000.000-250.000.003 kişi okuyor, kendi zevklerimi öne almam çok bencilce olur dedim ve yine de bu son yimak resmini koydum, hatta yazının adını bile öyle yaptım, daha ne yapayım lan? Ha? Daha ne? Artis!

Son olarak ben idam edilecek olsam son yemeğin ne olsun deseler, acaba ne derim? Lan ben yemek falan yiyemem idam edilecek olsam. Ayrıca idamı kabullenmeyerek olmadık işlere bile imza atabilirim, yani idam edeceklerse beni, mücadele etsem ya, paso girişsem güvenlik görevlilerine, nasıl idam edecekler o zaman? Dert olsam, tasa olsam onlara, akşam eve gidince “ulan bugün bir manyak vardı, idam edemedik resmen, yarın bir daha deniyecez” dedirtsem karısına bu heriflerin? Evet bence son anda böyle bir mücadele komik olabilir. Yemek olarak ise 3 kangal sucuk, 3 kangal köpek, 3 kangele isterim sonunda. James’s gel sen buradan.

Yeni Yazı Dizisi: Bazı Görseller -1

Yazıya ilginç bir şekilde girmenin önemini bana anlatan Prof. Derek Hindgreen adında bir hocam olmadı. Ama olsaydı “yazının başı ilginç olursa insanlar okumaya devam eder” gibilerinden birşeyler söylerdi. Eminim bundan. Bu biiiiir.

İkincisi, bir görsel bin yazıdan iyidir falan tarzı atasözleri vardır. Buradan hareketle yazının başına ilginç ve görsel birşeyle başlarsan inanılmaz okunma oranlarına ulaşırsın diyebiliriz. O zaman şimdi üstteki fotografa tekrar bi bak bakayım, ben sana desem bunlar sepultura desem epey gülmez miyiz? Bu da süper bir yazı başlangıcı olmaz mı? Olur.

Evet yeni yazı dizisi bazı görsellere böyle başlamış bulunuyorum, ki internetlerde dolanan insan bazen komik, bazen ilginç, bazen iğrenç, bazen güzel ve hiç bir zaman sıkıcı olmayan bazı görselleri save eder. Bende de bunlardan bir miktar mevcut, ama herhangi bi konuya alet edip de buradan gösteremiyorum diye böyle bir yeni yazı dizisine başladım. Tamamını Okuyun…

Gökyüzünden Harfler Yapan İnsan Olmaz Olur mu?

Lisa Rienermann Barcelona’da geçirmekte olduğu bir sömester esnasında başını kaldırıp havaya bakıyor ve binalar arasındaki negatif alanda gökyüzünün Q harfini oluşturduğunu görüyor ve eğer Q varsa diğer harflerde bir yerlerde olmalı diye düşünüyor ve kendini yola vuruyor. Sonra bütün harfleri buluyor ve bu aşk hikayesi böyle başlıyor. Sadece, aşk hikayesi falan yok, ne diye öyle yazdım bilmiyorum :P

Ben sana buradan bakan biri olamazsın demedim, bayındırlık ve iskan bakanı olamazsın dedim, dedi bana Dominique abi.

Güzel & İlginç Düğün Davetyeleri

Yaz ayları, sanki sıcakların pisliği yetmiyormuşçasına bir diğer uyuz etkinliğe gebedir genellikle. Bu etkinlik ise düğünlerdir. Herkes yazın evlenir ve bazı yazlar arka arkaya 3-4 düğün olur. Ben düğünleri sevmem. Altınımı takıp gitmek isterim. Ama altını takmak da kolay değildir bazen. Sıra olur. Sıraya girip birilerinin göğsüne altın iğneleyen bir insana dönüşürüm! Son zamanlarda ise gelinlerin bir torbası oluyor bazen onun içine de atabiliriz altını. Ama ben hemen arkamda sabırsızlanan insanların verdiği helecanla göğse iğnelemeyi daha cool bulurum. Baskı altında böylesi eylemler ve adrenalin hayatta olduğumu hissettirir bana. Böyle bir adrenalin hastasıyımdır. Bazıları bungee-jumping yapar, bende düğünde göğse altın iğnelerim.

Herneyse bu düğün davetyeleri yok mu? Bunlar da olay olabiliyor bazen düğün öncesi, aman öyle olsun aman böyle olsun diye. Benin düğün davetyesini yapan Tolga arkadaşımıza da teşekkür edeceğim ama gerçek hayattan emekli olup, hayatını AION’da yaşayan bu candostumuz 32. karakterini 50. level yapma savaşı verdiği için ona teşekkür edemiyoruz, çünkü o artık yok. Ulan bu online gaming bağımlılığı hakkına çok komik anılar var gerçi ona da bi yazı yazayım diye fikir geliyor aklıma unutmamak için buraya not düşüyorum. Burada da farklı ve güzel davetyeler var. Seçin davetyenizi, evlenin, ama mümkünse beni çağırmayın düğüne. Balayınıza da çağırmayın.

IOGraphica: Meeeaaaauz’un Yolculuğunu Çizburger!

…bakınız solda ne var” demiş. Bu da demiş ki, “nasıl balık lan bu demiş?”, o da kıs kıs kıs sesler çıkarmış sonra demişki, “etrafta” demiş “bu müthiş anı hafızalarına kaydedecek insanlar varsa” demiş, “lafımı öyle bir sokayım ki demiş, excalibur’u çıkaranlar çıkaramasın” demiş. Sonra gerilip demiş ki, bağırarak tabi ki herkesler duysun diye ” Bu” demiş “balık değil” demiş, “resim bu resiiiim” demiş.

İşte siz de bu anı yaşayabilesiniz diye sürrealizmin doruklarından “she’ll be coming down the mountain when she comes” şarkısını söyleyerek geliyorum ve diyorum ki. Bak bu siteye git, orda bir programcık var, al onu kur, PC-Mac farketmez. Sonra takıl bilgisayarında ne yapıyorsan, sonra 3-4 saat sonra falan bi bakıyorsun ne oluyor? Tabi ki, senin meeeaaauuz’unu götürdüğün yerleri bu program ile görüyoruz, nokta olan yerler meeeeeauz’u sabit tuttuğun yerler. İşte bakın ne güzel program değilse nedir bu. Hatta bir programda en çok tıbıkladığın yerleri falan da görebilirsiniz, ama yok ben klavyeden kısa yol tuşu ile çalışıyorum derseniz o zaman size ben artık “böke” takma ismi takarım. İşte siteye giden internet havayolu.

Hırsızlara Karşı Yapışkan Çözüm!

Streamline denen bir kitaptı, hazırlık sınıfında elimize tutuşturulan ve daha ilk chapter’ında “Hello I’m student, Are you a teacher?” diye bizi ingilizce yollarına sokan. Yaklaşık olarak her 2 sayfası yeni bir chapter olan kitapta, hem fotografsal hemde illüstrasyon görseller kullanılırdı.

Genç öğrenciler olarak bir ara kendimizi çıkartma-yapışkan adı verilen şeylere vermiştik. Blue Jean dergisinden elde ettiğim çıkartmaları çalışma masamın her yerine yapıştırmıştım. Daha sonra farklı çıkartmalara kırtasiyelerde oldukça yatırımlar yaptık. Bunları da streamline kitabımızdaki görsellere denk gelecek şekilde yapıştırdık. Yada neden böyle çoğul konuşuyorum lan ben. Ben yaptım bunu. Her sayfaya bişiler yapıştırdım. Keşke bulabilsem o kitabı şimdi, ama biz hazırlıktayken sene 1988.

İşte birileride hırsızlıkla savaşmak için böyle çıkartmalar geliştirmişler. Yapıştırıp arabanıza, bisikletinize ona dandik yaftası yapıştırıyorsunuz aslında. Dolayısı ile eski diye de çalmıyor kalite kontrol çemberlerinden haz eden hırsız dostlarımız. Bak burdan.

Fotograflarda Perspektife Odaklı Komedi Zımparası

Bir insan tanır mısınız ki, Fransa’ya gitsin ve Eyfel Kulesine dayanmış, yada itiyormuş tarzı bir fotografla dönmesin yurt topraklarına ? Yada şöyle sorayım bu soruyu, bir kişi gelse Fransa’dan, baksanız bunun fotograflarına ve bir tane fotografı olmasa bunun Eyfel Kulesine dayanmış ya da itiyormuş gibi, “Seni tanıyamıyorum artık? der misiniz ona?

Yada bugün çarşamba, ben neler yazıyorum ya? Aslında Lost günü yazısını ilk yazmam lazım değil mi Çarşambaları? Dur 3 cümle daha kurayım , sonra hemen Lost’a geçeyim.

1)Rakun denen hayvanlar asla nabza göre şerbet vermez. 2) Nabız atmıyorsa bir kleptoman’da, onun artık aramızda olmadığını söyleyebiliriz.3) Nebze asla çoğul olmaz ve hep bir adet olur “Bir Nebze rahat ver bana Vehbi” örneğinde olduğu gibi. Bonus cümle: Nebiz nedesiz kelimeleri ayrı yazılmalıydı.

Böyle fotograflara bakacam diyenlerin meeeeauzu buraya gelecek.

Stormtrooper 365: Dekonstrüktif Yazı!

Mentos’u kolaya attığınız zaman bir kimyasal reaksiyon oluşturusunuz. Reaksiyon kendini devam ettirdiği sürece zincirlenir. Zincirleme reaksiyon, kışları Uludağ’a giderken sıklıkla yaptığımız şeydir. Lastiklere uygulanır.

Stormtrooper’ları ufak bir insan iken robot sanırdım, onların İmparatorluk er ve erbaşları olduklarını bilmezdim. Bu insanlar peki insansa, onların insani yönlerini de görmemiz gerekmez mi? Sanırmısınız ki, sadece bizim gibi insanlar kola ve mentos roketi ile uçuyorlar ? Stormtrooper’lar da hepimiz gibi bu hobiye gönül vermiş insanlardır.

“Bak Berk bu nasıl mail lan? İnsan 2 kelime laf yazar”.

Berk bana ilk mail attığı zaman onun bu umarsız kısa maillerine uyuz olmuş, bunu kendisine yukarıdakine benzer bir nida ile belirtmiş ve kel kafasına rocket launcher’ım ile 3lü roket atmıştım. Onu öldürmemi sorun etmeyen berk, vücudunu parçalamamı sorun etmiş ve, böyle yapçaksan oynamayalım hacı demişti. Berk eski ev arkadaşımdır ve bu yazıya konu olan postu bana mail atmıştır.

Bu hafta sonu bir miktar yoğunluk yaşadığım için bloglarıma yeni öğeler ekleyemedim kusura bakmayın diyeceğimi sanıyorsanız yanılan bir insan tanıyorsunuz demektir demek zorunda kalmamak için internete girdim ve maillerimi kontrol ettim. Berk’ten gelen bir mail ile karşılaştım.

Stefan diye bir arkadaşımız hergün farklı bir stormtrooper resmi çekersem ve bunu 365 gün ardarda yaparsam acaba nasıl bir çalşma ortaya çıkar demiş ve hergün bu fotografları çekmiş bir stormtrooper paparazzisi gibi.

Süper fotolar burda / Burdada bir takım olsa gerek

Aaa Dedirten Siteler 8: Mathieu Badimon LAB

Bahar aylarından bir ton nefret ediyorum sevgili insanlar. Hem üstümde bir sürekli yorgunluk & uykusuzluk hissi oluyor, hem de allerjiler imanımı gevretiyor. Hiçbirşey yapasım yok ruh halim, yapılacak şey çok gerçeği ile çatışıyor ve şöyle sanayi tipi bir rende alıp elime, kendimi suratımdan başlayarak rendelemek istiyorum…bitene kadar rendelemek istiyorum kendimi.

Ama Mathieu Badimon böyle düşünmüyor. Gerçi ben nerden bilirim ne düşünüyor, ne düşünmüyor ama bence öyle düşünmüyordur. Kendisi bir deneysel site yapmış, pseudo 3D dediğimiz, yani yapay 3 boyutlu. Siteye girince sağda solda altta butonlar var ve bunları çekiştirerek siteyi, roll&tilt ederek bakış açımızı değiştiriyoruz. Daha sonra sitede olan 7 adet farklı teste bakabiliriz. En güzeli bence block clock ama çekiştirmeye dayalı diğer şeylerde ilginç.Sonra bunlarla biraz oynuyoruz ve site bitiyor ama bitmeden önce ben şöyle diyorum: Aaa. Ta burda

Canstruction: Yemek Kutularından Heykel Yapma Sanatı

İngiliz dili kelimeleri birleştirmek sureti ile yeni kelimeler uydurmaya müsait bir dil olagelmiştir ki, adamlar isimlerini Beatles koyabilmişler. Beat  ve Bettle kelimelerinin birleşimi olan Beatles gibi Can(konserver kutusu) ve Construction (İnşa Etmek) kelimelerinin birleşiminden de canstruction kelimesini uydurmuş bu yemek kutusundan heykel yapan abilerimiz.

Aslında açlığa karşı bir charity çalışmasının bir parçası olan bu oluşum, 1992 yılında Denver ve New York’ta başlamış ve toplam 10 milyon pound gıda açlık çeken insanlara gönderilmiş bu sayede. Tabi her ne kadar duyarsız değilsek de biz, bizi asıl ilgilendiren olayın bu heykeller olduğu gerçeğinden yola çıkarak sizlerin değerli vakitlerinden daha fazla çalmayayım isterseniz.

Bakın bu canstruction sitesi / Burda da 2003-2008 yılları arasında yapılan seçmeleri kazanan eserler ve videoları var

WhatPoll?

“Çocukluğum deniz kenarlarında geçti demek böyle bir yazı için uygun bir giriş cümlesi olacaktır dedi kendi kendine. Banyoda aynaya bakarken ilk defa fark ettiği beyaz saçı hala aklındaydı. Demek ki yaşlanıyorum, zaten baksana sürekli çocukluğumdan dem vurduğum cümlelerle yazılarımı bezer oldum diye hayıflandı. Yavaş yavaş kendini belli etmeye başlayan bahar ayı allerjileri başlamış, dizleri kaşımaktan yara olmuştu. Daha sonra tekrar dragonsal kale resmine bakıp, tamam artık, bu paragrafı sonlandıralım diye düşündü.”

Çocukluğum deniz kenarlarında geçti. Az evvel aynada fark ettiğim beyaz saçımı ise daha önceden de fark etmiştim o yüzden bu ufak yalan için kusura bakmayın. Demek ki yaşlanıyorum, zaten baksanıza paso çocukluğuma göndermeler yapıp duruyorum bir sürü yazıda. Dizlerimde yara oldu lanetlik bahar geldiği için.

Bu gördüğünüz resim, deniz kenarında kumdan kale yapma olayını “next level”a taşımış bir şaheser değil mi ya? Ben bu kumdan kale işini severdim. Ama tabi bununla kıyas kabul etmez kaleler yaptım. Buna kumdan kale dersek, benimkiler kumdan gettosal mimari örnekleriydi. Peki kimdir bunu yapanlar, ve WhatPoll başlığı ile ne alakaları var?

WhatPoll, internetlerde ilginç bazı konularda oylama yapan bir nezih sitedir sevgili cam kabuğundan gemiler yapanlar. Bu da kumdan kaleler oylamasındaki kalelerden biridir. Daha bir sürü farklı, ilginç oylamanın devam ettiği sitede sıkıldığınız an gidip 3-4 oy veriniz, kendinizi demokratik hissediniz dedikten sonra linklerimizi sıralayalım.

Whatpoll / Kumdan kale oylaması / Bu dragonkalenin farklı resimleri

Ağaç Ev Dedin mi Dur Diyen Ağaç Ev!

Ben ufak bir oğlan çocuğu idim. Video denen meret hayatıma yeni girmişti ve her yeni oyuncağım olduğu zamanki gibi sabah erkenden kalkıp aynı filmleri seyreder dururdum. Bu filmlerde karşılaştığım ve çok kıskandığım 2 şey vardı. Birincisi çocuklar için olan örümcek adam kılığı, ki bu şu an çok tırt bile sayılabilecek birşey. Her yerde bulunabilir ve genelde çocuğa tam olmadığı için onu bir pepe gibi yapan bir kostümdür.

Gelelim 2 numaralı kıskançlık objesine. O da ağaç evdir, tahmin edilebileceği üzre. Aranızda bunu tahmin edememiş varsa hemen bilgisayarını kucağına alsın ve ivedilikle içini açıp tuzruhu ile yıkasın. Bunu yapmaya üşeniyorsa elinin tersi ile kendine bir tokat atsın ağzının orta yerinden!

Bu filmlerdeki çocuklar bir ağacın üstüne konuşlandırılmış bir platformun etrafı 4 duvar ile kapatılmış, ağaç ev değil de, ağaç gecekondusu tarzında bir mimariye sahip olurlardı olmasına ammaaa, ben bunu çok kıskanır, keşke benim de ağaç evim olsa diye iç geçirirken kendi yerim olan salon masasının altında olurdum. Çünkü çocuk iken bir “yerinin” olması iyi birşeydir. Masanın altına girer ve orada kim bilir neler yapardım. Ben bilmem örneğin. Yani saatlerce orada durduğumu hatırlıyorum ama niye olduğunu hatırlamıyorum. Ne yaptığımı da hatırlamıyorum.

İşte bu postun konusu ağaç ev ise, değil benim, Donald Trump hanzosunun bile kıskanacağı tarzda bir ağaç ev sevgili narenciye severler. Kim 500 milyor ister yarışmasına katılsam, kutumda büyük hissetsem ve kutuma gitsem, ve hislerim beni yanıltmasa ve 500milyor kazansam edinmek isteyeceğim tarzda olan bu ev Portland adı verilen yerde olup, Robert Harvey Oshatz Mimarlık tarafından yapılmış, ki bu arkadaşların tarzı da bu imiş dedikten sonra linkleri vererek aramızdan ayrılayım.

Bu ev burda / Organik Mimari Robert Harvey Oshatz da burda

Scott Wade: Kirli Arabaların Sanatçısı!

Hepimiz görürüz kirli araba camlarına “beni yıka” yazılır eski bir gelenek gereği. Ben de bazen tanıdıklarımın arabalarına utanç verici şeyler yazıp çizerdim, isim verip kendimi riske atmayayım bu kasvetli pazar günü. Herneyse, Scott Wade ise bunu bir adım daha öteye götürüp bir araba kiri sanatçısı olup çıkmış sevgili meslek erbapları. Sitesinden edindiğim bilgiye göre, evi 1.5 mil tozlu ve kirli bir yolun sonunda olduğu için arabası paso kirleniyormuş. Tabiki bir sanatçı olan scott dostumuz da bu araba kirlerini bir medium olarak kullanmaya başlamış bir süre sonra.

Scott’ın beter bir yönü ise sitesindeki font seçimi ve hardalsı flash kullanımı olmuş. Bakın sitesindeki galeride 149 resim daha var.

Midemi Kaldıran Sanatlar: Besintraşlık!

Eski ev arkadaşım berk dün gece bir mail ile bana critical vurdu sevgili yemek seçmez insanlar. Yolladığı linke bakarken aklım tarafından oynanan oyunlar midemi harekete geçirdi, kendimi öğürürken buldum. İnsan beyni garip bir insan, nelere kadir resmen…

Bakınız ben yemek konusunda çok hassas bir adamımdır, ve asya mutfağına istemsizce yakın kaldığım yıllar boyunca bu tarz şeyleri görünce anında kafamda kokularını duyuyor daha sonra ağzımın içine istifra edip bunu geri yutuyorum. Peki benim bu şahsi deformasyonum sizlerle aslında böylesi sanatsal şeyleri paylaşmama engel mi olmalı ? Bence olmamalı…

O zaman bakın size bir miktar yemek sanatları göstereyim.

Sonra toxel’e baktım, sanki orada da vardı böyle şeyler diye ve çok daha güzellerini buldum, hatta bazıları iştahımı bile açtı, özellikle bazı kekler ve nike ayakkabı-burger. Siz bence buraya bakın.

Aaa Dedirten Siteler 7: Bio-bak.nl

Bu nasıl bir sitedir abicim ya! Resmen hastalıklı bir beynin ürünü. Bir süre ne yapmam gerektiğini bile anlamadığım sitede biraz daha zaman geçirdiğim zaman şöyle demekten kendimi alıkoyamadım: Aaa!

Bu tasarım işindeki insanlarda iki kutup vardır. Halet-i ruhiyemiz arasında sallanır durur. Bazen “Ulan ben resmen şovdayım be” deriz bazı işlerimiz ardından, ya da başka insanların yaptığı vasat işlerle karşılaşınca. Diğer durum ise “Olm ben resmen sıfırım, en iyisi gidip artık balıkçı olayım, adamlar neler yapıyor yaaa” deme durumudur. Bu bio-bak.nl sitesi bende tam bu hissi uyandırdı. Adamlar neler yapmış ya, oha be!

Tabi bir sürü bu tarz site “anlaşılamama” sendromundan muzdarip kalıyor olabilir, ama zaten bu sitenin olayı araştırTmak adamı. Bir nevi showcase olan site, amacına hizmet ediyor ve show’unu yapıyor resmen. Helal olsun abicim diyor ve çapari almak için balıkçı dükkanının yolunu tutuyorum. Burdan bak bio-bak

%d blogcu bunu beğendi: