Tag Archive | internet

İnternet Neden İnsanın Sahip Olup, Olabileceği En Önemli Şeydir.

Hayvandan farkı nedir insanın diye sorulduğunda bir çoğumuzun cevabı “beyin”, “zeka” vs olacaktır ve bunlar belli bir noktaya kadar kabul edilebilir yanıtlar olsa da, bugün ben biraz daha farklı bir cevap verip bunu “internet’in neden günümüzde insan için dünyanın en önemli şeyi olduğu” noktasına getirmeyi planlıyorum. Kafamda net olan bir konu olsa da, yazıya tam olarak dökebilecek miyim, emin değilim. Konudan konuya hızla atlama eğilimim bakalım beni yenecek mi…

Eskiden bir makale okuduğumu hatırlıyorum, yine bu soruya farklı bir yanıt veren. Ve o makalenin yanıtı bugün bir çoğumuzu şaşırtacak olsa da “baş parmak” idi. Derinlerine girmeye gerek yok diyerek ana fikirden farklı çok fazla birşey hatırlamadığım gerçeğini gizlememe izin verin, ama kısaca o yazının üstüne kurulduğu mantık şu idi: “Başparmağımız sayesinde nesneleri elimize alıp, onları istediğimiz gibi kontrol edip, kullanabiliyoruz.” Dolayısı ile taşdevri insanı eğer eline bir sopa alıp, bunun ucuna sivri bir taş takmayı beceremeseydi, çakmaktaşlarını birbirlerine sürterek ateş yakamasaydı, kısacası ilkel aletleri yapıp kullanamasaydı, insan belki de bundan onbinlerce yıl önce soyutükenmiş türlerden biri olarak tarihteki yerini alacaktı. Burada tabi ki o aletleri yapmayı, beraberce yaşayıp takım oyunu içinde avlanmayı/hayatta kalmayı “akıl etmek” önemli, ama akıl edip de sadece fiziksel olarak bunları beceremeseydi ne olacaktı? Kısacası ilkel yaşam şartlarında cisimleri eline alıp, bunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabileceği aletlere çevirmek, başparmak olmadan imkansızdır. Ve bu yüzden de ilkel insan için başparmak beyinden önemlidir diye bir önermesi vardı o yazının.

Gelelim benim cevabıma. Ama tabi o kadar hızlı değil :) Yine bir soru sormama izin verin. Varsayalım ki bir köpek var, adını tartışmamızı kolaylaştırması açısından “Zibidi” koydum şu an. Ve bu Zibidi diyelim ki, türlü sebepten dolayı (uzaylılar DNA’sı ile oynadılar, radyoaktif bir örümcek tarafından ısırıldı, CIA/NASA çalışmaları sonucu ortaya çıktı…vs) insan kadar zeki. Herhangi bir insanın yapabileceği herşeyi, konuşmak da dahil, yapabiliyor. Bir bilgisayara dikte ettirerek yazı yazabiliyor, ona özel yapılan bir arabayı kullanabiliyor, matematik desen difransiyel hesaplarına bana mısın demiyor…Bu bir mucize olurdu değil mi? Ama kimin için? Biz insanlar için tabi ki. Üzerinde testler yapılması falan gibi olasılıkları bir kenara atalım, Zibidi’yi TV programlarında görürdük, çeşitli seminerlerde karşımıza çıkardı, dergi ve gazetelerde hakkında yazılar, röportajlar okurduk. Tahmin ediyorum adına dini tandanslı bir kült falan da kurulur, müridleri falan olurdu.

Ama bir köpek olarak Zibidi’nin köpek ırkına ne kadar faydası dokunabilirdi? Cevap veriyorum : SIFIR! Zibidi bildiklerinin hiç birisini herhangi normal bir köpeğe öğretemezdi. Zibidi sayesinde diğer köpekler konuşmayı falan öğrenemez, zeka ve kültür geliştiremezdi. Ve Zibidi bir rockstar gibi yaşar, daha sonra da ölür giderdi. Bir anomali, bir ütopik istisna olarak hatırlanırdı, biz insanlar tarafından…Tahmin ediyorum müridleri “3000 yılında geri gelecek” falan gibi şeylere inanmaya devam edebilirlerdi, o ayrı…

Bir kısmınız konuyu sadece bu örnekten yola çıkarak nereye getireceğimi anladınız (diye umuyorum) ama üstünde konuşmaya devam edelim biz yine de. Aynı durumun insanlar için geçerli olduğunu düşünsenize. Hepimizde yine “beyin” var, hepimiz yine “bildiğimiz kadar şey biliyoruz”, hepimiz yine “olduğumuz kadar zekiyiz”, ama bir insan diğerine bu enformasyonu geçiremiyor! Gün geliyor, Yeni Zelanda’dan birisi Tanrı parçacığı olarak ünlenen Higgs Bozon’unun varlığı ispat etti ama bunu diğer insanlara aktaramıyor, aynı Zibidi’nin kendi bildiklerini diğer köpeklere öğretememesi gibi…Süper sicim teorisi sonuca ulaşmak üzere…ama ne yazık ki Yeni Zelanda’lı dostumuz bu yolda yanlız. CERN’dekilere bu bilgiyi ulaştıramıyor, ve hatta CERN falan diye bir yer de yok çünkü İsviçre diye bir yer yok! Çünkü dünyada ülkeler yok, sadece beraber yaşayan primitif insan klanları var (ona da umarım var diyelim). Peki nerede bu onbinlerce yıllık insan uygarlığı? Kısaca söylemek gerekirse uygarlık denilen şey üstüste konulan bilgi birikimi olduğu için ve insanlar birbirlerine kendi öğrendikleri/bildikleri/anladıkları informasyonu gösteremediği için hiç bir zaman oluşamayacak. (Peki Yeni Zelanda nasıl var? diye soranlar beni bulursa onlara kola ısmarlıyorum :P)

Yukarıdaki örneğe karşı çıkanlar olacaktır. “Eğer olduğumuz kadar zeki isek, Yeni Zelanda’lı arkadaşımızın (keşke ona da bir isim koysaydım :)) bu bilgiyi diğer insanlara geçirceğini iddia edeceklerdir, ki benim de bu yazıda bahsetmek istediğim şey tam olarak da bu aslında. Evet, bilinen evrende, zeka ve uygarlık geliştirmeyi başarmış, üstünde yaşadığı gezegenin dominant türü olarak insanız biz! Bu yüzden kendimizi çok önemseme gibi hafif hastalıklı bir eğilimimiz da vardır ama “bizi insanlık olarak biz” yapan şey, zekamızdan daha çok bilgiyi paylaşma becerimizdir!

Edison ampülü icad eder (Tesla konusuna hiç girmiyorum ne yazık ki:( ) hepimizin evinde ampüller yanar. Ford otomobil yapar, tüm insanlar araba kullanır, Fleming penisilin’i icad eder, milyonlarca insanın hayatı kurtulur…Örnekleri artırmamak için kendimi zor tuttum bu noktada :).

Kısacası konu “insanlık” olduğu zaman, sadece ama sadece 1 kişinin herhangi bir konuyu çözmesi/icad etmesi yeterlidir. Çünkü hemen bu bilgi paylaşılır ve tüm insanın yararına (zararına da olarak okuyabilirsiniz bunu örn. Oppenheimer ve Manhattan Proje’si gibi) kullanılır o bilgi. Bizi işte Zibidi’den farklı kılan asıl şey budur.

Sanırım üniversite yıllarında, bir yerlerde “Öklid’yen olmayan geometri” gibi birşeyler okumuştum ya da duymuştum. Çok merak ettiğimi hatırlıyorum, nasıl olabilirdi de bir üçgenin iç açıları toplamı 180 dereceden farklı olabilirdi? Matematik konusunda uzman falan asla değilim, hiç de olmadım, ama sadece bu üçgen sorusu bile beni çok meraklandırmıştı. Bursa’nın en büyük kitapçısı olan Altıparmak’taki Haşet Kitapevi’ne gittiğimi hatırlıyorum. Matematik kitaplarının olduğu bölümü dolaştım ama konu ile ilgili hiçbirşey bulamadım. Çalışanlardan birine sorduğumda ise “Matematik kitapları orada, varsa oradadır” cevabını aldım. Daha sonra 3-4 farklı kitapevini dolaşmama rağmen hiç bir kaynak bulamadım ve o merak da içimde patladı.

Bu olay 94-95 yıllarında falan oluyor, yani insanlık epey gelişmiş bir noktada diye düşünebiliriz. Şimdi de Newton’un dünyasını düşünün, ya da Galileo hatta Kopernik’in…Evet bir insan uygarlığı var. Feodal rejimler, şehirler, krallıklar falan olsa dahi, mağaralarda yaşayıp herkes kendi yemeğini avlamak, ekmeğini pişirmek zorunda değil. Veriyor parasını alıyor ihtiyacı olan şeyi, kısacası günümüze çok benzeyen bir sistemde yaşıyor insanlar, teknolojik olarak geride de olsalar. Ama herkes kendi dünyasına mahkum, %90’ı için bu dünya da içinde yaşadıkları mahalle ve şehirden ibaret. Çin’de birşey icat ediliyor, bunun Avrupa’ya gelmesi on yıllar alıyor, ki o da günlük hayatı değiştirecek bir bilgi ise. Bugünkü fiziğin ana problemi olan “Kuantum mekaniği ve Görelilik arasındaki uyuşmazlık” gibi, belki de bin yıl içinde insan ırkını kurtaracak ama günlük olarak hiçbir işe yaramayan bir bilgi ise sadece ve sadece önemsiz!

Geçmişten günümüze ismi kalan önemli bilimadamlarının hemen hepsi bir lord’un, arşidük’ün yanına kapağı atmayı başaran insanlar. Bilime meraklı olan bu soyluların aynı zamanda bu işle uğraşabilmek için paraları da var. Zamanının isim yapmış bilimadamları (bazen ne yazık ki astrolog olarak – astronom ile karıştırmayın!) da soyluların yanında günlük işlerle uğraşıp para kazanmak zorunda kalmadan, kendilerini bilimsel araştırmalara adayabilmişler. Bazen birisi kalkıp Macaristan’dan Almanya’nın bilmem ne düka’lığına gelmiş, ki orada konu ile ilgili diğer bir önemli bilim adamı ile tanışsın, onun bildiklerini öğrenebilsin diye. Bazıları diğerlerinin öğrencisi olmuş, notlarını okumuş, temize çekmiş, ustasından öğrendiklerini kitap haline getirmiş vs.

Bu adamların bundan yüzlerce yıl önce ortaya koydukları çalışmaların, onların günlük hayatında hemen hiçbir yararı olmadığı gerçeğini de unutmayın. Kimse kalkıp bugün facebook’u icad edip, 2 sene sonra milyar dolar falan da kazanmıyor yani.

Umduğumdan uzun, sandığımdan kısa bir yazının sonunu ise şöyle getirebiliriz. Bilgi paylaşımı, insan için -özellikle günümüz ortamında-, en önemli şeydir. Burada hem tüm insanlıktan, hem de tek bir birey olarak insandan bahsediyorum. Günümüzde internet sayesinde, bundan 20 sene önce öngörülemeyecek şeylere imza atılmakta. İnsanlar dünyanın farklı yerlerinde aynı proje üzerinde çalışabilmekte, gerçek zamanlı olarak konuşabilmekte ve sanki aynı noktadaymış gibi yapmaya çalıştıkları şeyi yapabilmektedirler. Bu tarz bir çalışma ortamının “insanlık” adına yararlarını saymaya çalışmayı bile, suyun neden ıslak olduğunu açıklamaya çalışmak kadar yersiz buluyorum. Aynı zamanda bireylerin internet üzerinden dünya’nın bambaşka bir yerinden bir iş bulup oraya taşınmalarını, evlenmelerini vs. dahi düşünebilirsiniz. Hem insan, hem insanlık için örnekler sonsuz. Kısacası bilginin gerçek zamanlı olarak paylaşılabilmesi, bugün insanın en önemli becerisi ve silahıdır. Bir tahminle de bu yazıyı sonlandırayım ki, eğer internet 100 sene önce kullanılıyor olsaydı, dünya çok daha farklı bir yer olurdu. Mars’ta bir kolonide falan okuyor olabilirdiniz mesela bu yazıyı şimdi.

Reklamlar

Opeth’in Yeni Albümü Heritage İnternete Düştü!

Saat sabah 5:30… cumayı cumartesiye bağlayan gece… ve tam yatıyordum ben ama bir anda içimde bir pıtırcıklanma potemkin zırhlısının kült merdiven sahnesinden yuvarlanırcasına önce diz kapağıma oradan dilimin altına oradan da parmaklarıma ilerledi ve ben son yılların crazyshark’dan sonra en manyak metal arşivine sahip sitesi bunalti.com’a gittim ve bir de ne göreyim? En üstte Rüya Tiyatrosu Dream Theater’ın yeni albümü, laf sokan ismi ile “Dramatic Turn of Events” (ki burada şair eski davulcusuna sesleniyor :D) , onun biraz altında da Opeth’in yeni albümü Heritage!

Ayın sonuna doğru çıkması beklenen albüm internetlere akmış bulunuyordu ve bu linklerin burada yer etmesi gerekiyordu! Yukarıdaki link bold olduğu için link olduğunu anlamadıysan değerli opethsever, TIK ET BURAYA, ki senin için 2.bir link eklemiş olayım. İster mp3 ister de FLAC olarak indirebilirsin ha onuda belirteyim her iki albümü de.

İnterweblerde Yasaklı Kelime Listesi!!! (Karakomedi’de Opus)

Resmen bu tripten çıkamıyorum. Duyduğumdan beri aklımdan çıkaramıyorum. Belki ben hayatımın çoğunu internette geçiren bir insan olduğumdandır ama düşününce çok acı bir uçurum kenarındayız aslında ve tüm facebook/tweeter tantanasına karşı hala çoğu kişi de durumun ciddiyetini anlamamış görünüyor.

Az evvel elma+alt+shift’te gördüğüm 138 kelimelik, ki yasaklı kelime adedidir bu sayı, hikaye yarışması adı altında bir yazı okudum. İlgilenenler hemen meauz’larını buraya sürtsünler. O konuya giremeyeceğim ama tüm yasaklı kelimeleri bir anda görünce vücudumda olmadık reaksiyonlar başgösterdi, beynim kamaştı, dilim topaçlaştı ve gerçek anlamda ilk kez götümle gülmeyi başardım değerli okurlar! Bildiğin göt-kahkahası attım (rectalus-rolflmao). Artık baktığını okuyabilen, okuduğunu idrak edebilen azınlık insanımız için haydar ve adrianne eskidi bile diyebiliriz ama tüm liste evlere şenlik. Yemin ederim bu listenin oluşturulduğu toplantıyı izleyebilmek için hayatımdan bi 2-3 sene verebilirdim.

Aralarında “etek, şişman, baldız, liseli, itiraf” gibi tek başına masum kelimelerden tut, “mastürbasyon”, “biseksüel”, “orgasm” gibi cinsellikle ilgili normal terimlere; “beat(ritm – dövmek), free (bedava), mature (olgun), naughty(yaramaz), animal (hayvan)” gibi düz ingilizce sözcüklerden tut, “impud , daşşağ, esbian, erotig” gibilerinden “aman bizim halkımız bunların doğrularını zaten yazamaz, yanlışlarını da tahmin edip yasaklayalım” zihniyetinde kelimelere kadar yok yok!

Kızıyoruz, facebook’ta falan atıp tutuyoruz ama herifler yapacaklar bunları yakında. İlk olarak bu kelimelerin “namuslu” kullanımını yapan siteler mağdur olacaklar, hem de Türkçe’nin ekli bir dil olmasından dolayı bir ton başka site “ansiklopedi (sik), hoplayarak(yarak), tugay(gay)” gibilerinden kelimelerin geçtiği domain isimleri yasaklanıyor olacak.

Olay aslında traji-komik. Yani düşünüyorum, hiç kimse, demokratik olduğunu iddia eden bir ülkede kimsenin yerine karar veremez de, bari biraz kafası çalışan, biraz internetten anlayan insanları koysaydınız o yasakları belirleyen grubun içine. Resmen orta 2 zekası ile hazırlanmış bir liste bu. Başında belki (sanmıyorum ama) iyi niyetle çocuklarımızı pornodan koruyalım falan gibi bir motivasyon ile hareket etmiş olabilirler ama üstünde 5 dakika düşündükleri zaman, normal bir ülkede, uygulaması imkansız bir durumla karşılaştıklarını fark edememişler mi? Ancak bir polis-devlet’te işleyebilir böylesi bir manyaklık!

Uzun uzun yazmaya gerek yok. Zaten hem okumayı sevmeyen bir milletiz hem de yeterince yazıldı çizildi nasıl bir faşizm ile karşı karşıya olduğumuz ama ben bari gülelim bu ağlanacak halimize diye elma+alt+shift‘ten alığım listeyi buraya koyuyorum biraz da gülmek isteyenler için. Şeytanın 138 kelimesi burada, Tevbe içerek tıkırdat meauzunu!

Sustum, Sustukça Sıra Bana Geldi: İnternetlerim 22 Ağustos’ta Öldürülüyor!

Bir insan olarak nasıl bir insansın sen Cenk diye sorsalar bana, “dünya sikine minare götüne” bir insanım derim. Çok az şey vardır umrumda olan, ve gerisi ile uğraşan insanlara da şaşırarak bakarım. Herşeyle dalgamı geçerim, tınmam, adamsendeci tavırlar sergiler, koy götüneci davranışların içinde olurum. Türlü sebep için hakkını arayan, haberlerde bilmemnerede buluşup bilmemnereye yürüyen ve bu esnada çeşitli pankartlar taşıyarak, tam başarmadıkları unison içinde “susma sustukça sıra sana gelecek” diye bağıran insanlara şaşkın gözlerle bakan, bu insan güruhunun nasıl böyle motive olabildiklerini, evlerinin rahatından çıkıp böyle şeylerin peşinde koştuklarını anlayamayan bir insanım ben. Ama demek ki yeterince sustum ki sıra bana geldi…

Garip bir ülkeyiz biz. AKP gibi dini tandaslı bir partinin nasıl olduysa bir şekilde “demokrasinin elçisi olan parti” konumuna geldiği çok garip bir ülke. Bu adamlar ilk seçildikleri zaman yurt dışında yaşıyordum ve bir anda adını dahi daha önce duymadığım bir parti ülkemde hem de epey büyük bir farkla iktidara geldi. Her eğitimli Türk genci gibi içim açıdı, acaba İran’a mı benziyecez lan sorusu bir anda kafamızda yer etti. Aradan yıllar geçti, ben Türkiye’ye döndüm, bi ton şey oldu ve içimden bir parça adamların hep “bizi yediklerini”, “takiye yaptıklarını” düşünürken, bir yanımda adamların “belki de samimi olduklarını”, “gerçekten değiştiklerini”, “muhalefetten atıp tutmanın serin sularından, iktidarın kızgın kumlarına geçince bir uyanış yaşadıklarını” düşündü.

Bugün bakıyorum ve anlıyorum ki, adamlar resmen salsan her türlü ideolijilerini sana empoze edecekler. Tüm bu demokrasi, özgürlük şarkıları yollarında yürürken kullandıkları bir silahmış. Anamızı da alıp gitme zamanı gelmiş de geçiyormuş.

Ve düşünüyorum ben başbakan olsam, bu türlü zamanlar aslında gerçekten değiştiğimi göstermek, samimi olduğuma insanları inandırmak, demokrasi golünü gerçekten atmak için yapılan bir orta olarak görürüm ve derim ki “hop arkadaşım sen bizi iran’da çin’de kullanılan boyunduruklara alamazsın, burası demokratik bir ülke”, ama sanırım olay yine “ben youtube’a girebiliyorum siz de girin” tarzı bi umursamazlığa doğru gidiyor.

Ben çok susmuşum artık susmak istemiyorum. Bu faşizan yaklaşıma karşı olabilecek hertürlü organizasyonun parçası olmak istiyorum. Yeter artık. Ayrıntılar için bak.

Şimdi de Vimeo’dan Korunuyoruz Türk Halkı!

Olm var ya, hak hukuk ne güzel bişi ya. Düşünsenize şimdi vimeo.com’a girdiğinizi, kim bilir ne türlü iğrençliklere maruz kalacaktınız. Gebe bile kalan var internetten lan! Meazunu dikkatli tıkla!

Evet bu gece garip bişi buldum internetlerde, sessel heykeller gibi..mtrak. Ne olduğunu tam anlayamadım o yüzden video’suna bakayım dedim ama bakamadım çünkü sansürlenmişti.

Düşünsene vimeo.com’a girdiğini şimdi. Saçma sapan videolar seyredecektim, acaba başıma ne türlü olaylar gelecekti. Belki beynim yıkanır aradan falan, güzel olurdu bahar temizliği hesabı. Ucube bişi olm zaten sanat falan ne işimiz var internetlerde “ses heykeli de neymiş” diye araştırma yapıyoruz.

Elbette Çin ve Kuzey Kore gibi gelişmiş bir ülke değiliz. İnternetin bir kısmı açık, herkes kendine dikkat etsin valla. Abdest almadan internetlere girmeyin, ne olacağı belli olmaz.

Mini Anı: Mahkeme Kararı ile Kaybolan Eşeğim!

Bu internette kapatılan siteler için bir Türk olarak utanıyorum. Sefilliktir bu, rezilliktir bu, ayıptır bu. Ondan sonra bizi Avrupa Birliğine almıyorlar, almazlar zaten, almasınlar da zaten. Biz bunlara layığız.

Herneyse siktir edin kasık muhabbetleri de, az evvel başıma gelen olay Nasreddin Hoca’nın da başına gelmiş bir olaydır…ama tersten. Hemen özetliyeyim, sonra halet’i ruhiyeme göre belki biraz küfür edip bitiririz yazıyı.

Opeth şu an hayatta olan ve müzik yapmaya devam eden, benim en sevdiğim gruptur. Ultrasonik duygu ile süpersonik tekniğin sadecesonik birleşmesinden fullsonik senfonik süper death metalimsi, ama temiz vokalle de benim diyen vokalistin belini kıracak tarzda, müthiş musiki yaparlar. Bunlar bir süre önce ünlü Albert Hall’da bir konser verdiler ve bu konserin dvd’sini yayınladılar. Ben bu dvd’yi edinmeye çalışıyorum bir süredir…ara ara. Yani işi gücü bırakıp kendime misyon edinmedim bunu, ama ara ara aklıma gelir, biraz aranırım ama sonuçta bulamam. En sonunda torrent programı kuracam bunun yüzünden tekrar. Ama kolayıma geldiği için hotfile ve rapidshare aramaları yapıyorum ki bulamıyorum. Bu sabah ama baktım megaupload linkleri buldum. Oooo-Aaaa diye bağırıp ofisteki herkesi kendime baktırdım ve sonra iki dirseğimi masaya dayadım ama yere doğru bastırıp durdum. İnsanlar bi süre sonra sıkılıp kendi işlerine baktılar ben de megaupload hesabım olmadığı için 45 saniye beklemeye başladım ve 1. DVD’nin linkini ele geçirip indirmeye başladım. Yarısı falan bittikten sonra, ki 20 dakika falan kaldı tümünün bitmesine, bir anda download hızım sıfırlandı! Lan ne oluyor falan diye hemen tekrar linkin olduğu siteye gittim ve linke sol meauzum ile sürttüm ve bir de baktım ki ne olmuş! Megaupload sitesi mahkeme kararı ile engellenmiş! Adeta kaderimde yok bu opeth DVD’sni edinmek. Tam indirme anında mahkeme kararı ile engellendim bir de ya! Ulan bu nasıl bir tayming? Bu nasıl bir hareket tarzı. Ayrıca düşünsene megaupload hesabın olduğunu, Türk Mahkemesi engelliyor seni hahahahaha! Artık gerçek hayatta da böyle engellemeler bekliyorum ben! Tam taksiye binerken taksi engelleniyor falan. Ya da kasaptan sucuğu alıyorsun, parasını veriyorsun, sucuk mahkeme kararı ile engelleniyor son anda….falan filan, sonuçta şansımı sikesi olan varsa buyursun. Ayrıca bu dvd’nin hotfile & rapid linkleri ile gelenlere cenkozmercan.wordpress.com üyeliği 12bin yıl bedava.

TTNET ile Telefon Görüşmemde Neler Öğrendim…

Bazen çok pişman oluruz hayatta ve ben şu an çok pişmanım. Peki neden? Az evvel TTNET Çağrı Merkezi ile 19 dakikalık bir telefon görüşmesi yaptım ve bu konuşmayı kaydetmediğim için çok pişmanım. Ama burada özetlemeye değer bilgiler edindim, en azından onu yapayım diyorum.

Daha önceki bir yazımda TTNET’den artık kurtulduğumu ve Superonline’ın 10Mb sınırsız fiber bağlantılı sistemine geçtiğimi bildirmiştim, ama nefes almaya bile üşenen bir adam olarak TTNET’i iptal ettirmemiştim henüz. Karım bugün hazretleri aradı bu sefil sözde-hizmeti kapattırmak için, ki kendisine internet hesabımızı telefonda iptal etmeyeceklerini söylediler. Bunun üstüne ben aradım kendilerini, ve genelde insanlarla karşılaşmaları sevmesem ve beyaz kalmak isteyen bir adam olsam da contalar çıkınca yerinden kafamda, hakkımı arama konusunda biraz agresifleşebiliyorum. TTNET ile olan ilişkimde hele bu çok kolay oluyor, işi bu noktaya getirmede hep çok başarılı bir şirket olagelmiştir Lübnan şirketi TTNET.

İlk önce çıkan arkadaşa standart bir şekilde internetimi iptal ettirmek istediğimi bildirdim, bana sonuçlarını tahmin edemeden “neden iptal ettirmek istiyorsunuz?” diye bir soru sordu. Sorularla ilgili şöyle bir düşüncem vardır: Bazen cevabı bilmek istemezsiniz ama sorarsınız, ki bu da bence öyle bir soru oldu onlar adına. Ben kibar bir dille, ama arasıra “boktan” , “rezil”, “sefil”, “asbest gibi”, “kanserojen”, “ur” kelimelerini de kullanarak yıllardan beri tekel oldukları için kendilerine muhtaç olduğumu, artık kurtulduğum için çok mutlu olduğumu, aynı fiyata 10 katı hızlı fiber bağlantı aldığımı, ne zaman kendilerini arasam bir cevap alamadığımı ve bunun gibi bir sürü sebep saydım. Karşımdaki şahıs ŞAHSEN bir Telekom Müdürlüğüne gitmem gerektiğini ve internetimi telefondan iptal edemeyeceğini sayıklayıp durdu konuşma boyunca. Kendisinden beni yetkili birisine bağlamasını istedim. Yetkili diye birisi olmadığını ve en yetkili kişinin o an konuşmakta olan müşteri temsilcisi olduğunu belirtti. Bu noktada ben TTNET’in organizasyon şeması ile ilgili sorular sormaya başladım. Nasıl bir şirkette herkes eşit seviyede yetkili olabilirdi? Bir müdür, bir şef yokmuydu? Bunun üzerine yetkili kişilerin aslında olduğunu ama şu an onlardan birinin orada bulunmadığını söyledi. Ben bu arada coştukça coşup çok hızlı ardarda sorular sorduğum için sanırım kendisini afallatmıştım (stun oldu). Ona yetkilinin nasıl yetkileri olduğunu sordum, cevabı bu sefer beni afallattı. Sinirli bir anda gülmeme sebep oldu. Cevap şudur: “Yetkili kişi müşteriyi ikna ediyormuş”. Yetki bu yani hahahah.

Daha sonra diğer sorularımda bu sıklıkla susup kalmaya  başladı ve bir süre sonra beni bir yetkiliye bağlayacağını ve “beklemem gerektiğini söyledi.

2-3 dakika süper müzikler dinledikten sonra telefonda karşımda bir yetkili vardı. Ona yetkisini sordum, internette bir sorun olursa onunla ilgilenme falan gibi konumuzla alakası olmayan şeylerden bahsetti ki sözünü balla kestim. Bahsettiği gibi sorunu çözme falan gibi bir becerilerinin olmadığını, kendisini kandırmamasını, geçmişte yaşadığım sorunlarda aradığımda böyle bir çözüm üretemediklerini falan anlattım.

Hatta bundan 2-3 sene önce kafalarına esip de herkesin bağlantı hızını 2-4 kat arttırdıklarında aradığımda da yine böyle sinirlenmiştim ve o kadar psikopatlaşmış olmalıyım ki, bu işleri sahada yapan bir mühendisin şahsi cep telefonunu almayı başarmıştım o zaman. Kendisini aradığımda ve 512K internet ile 90 ping aldığım serverlardan 1Mb hıza çıkarttıklarından beridir 350-400 ping aldığımdan bahsettim ve adamcağız bana altyapının o zaman bu hızları kaldıracak güçte olmadığından, yeni yapılan altyapı çalışmalarından ve bunun daha 3-4 ay süreceğinden bahsetti.

Yine 1-2 yıl önce başka bir agresif görüşmemde “sınırsız” diye satılan hesapların aslında kotalı olduğunu, kota dolunca extradan fiyat eklenmediğini ama hızımızın kesildiğini itiraf ettirtmiştim.

İşte tüm bu sebeplerden dolayı artık TTNET urundan kurtulduğum için çok seviniyordum ama bugünkü konuşmada bu da kursağımda kaldı. Yeni gelen yetkili diğer ilk konuştuğum adamdan daha sakin, daha kendini güvenli cevaplar vermek dışında hep aynı şeyleri söyledi. İstersem şikayette bulunabileceğimi bildirdi. Kendisine şikayette bulunmak istediğimi bildirdim. Hangi konuda şikayette bulunacağımı sordu. Rezil bir servis sunduklarını, günde 2-3 kez sanki 56K modem bağlantısı gibi internetin gidip geldiğini, hızın asla vaadedilen hızlarda olmadığını, günlük ping oynamalarının adeta bir Asena göbek dansı gibi oynadığını, kendilerini aradığım zaman hiçbir zaman cevap veremediklerini ve beni kanser ettiklerini bildirdim, istediğini seç bu şikayetlerden diye ekledim. Ayrıca şikayetimin takipçisi olmak istediğimi, şikayetim kime gidecek, onu kim okuyacak, bu konu hakkında ne yapılacak bunları bilmek istediğini söyledim. Bunun mümkün olmadığını söyledi. “Yani ben şikayette bulunacağım,  birisi bunu okuyup sonra siktir mi edecek?” diye sordum. Cevaplar artık iyice muğlaklaştı.

Bu noktada kendilerine küfür etmeye başlarsam ne olacak onu sordum. Beni bir kez uyaracaklarını ve daha sonra telefonu kapatacaklarını bildirdi. Peki ana avrat çok ağır küfürler etsem, “kaliteyi arttırmak amaçlı kaydettikleri sesimi mahkemede alehimde kullanıp kullanmayacaklarını” sordum. Gerekirse kullanacaklarını söyledi.

Bu noktada ben artık ses kaydımı istemeye başladım. Çünkü aradığınız zaman sizin rızanızı sormadan sesinizi kaydediyorlar. Ben böyle birşey istemiyor olabilirim, özel hayatım sonuçta. Bana bu kayda ulaşamayacağımı, eğer çok istiyorsam mahkemeye başvurabileceğimi söyledi. Bunun üzerine benim rızamı almadan sesi kaydediyorsunuz, neden bana vermiyorsunuz, işinize gelirse mahkemede delil olarak kullanıyorsunuz, ben sesimin kayıt edilmesini istemiyorsam ne yapacağım dedim. Konuşmanın başında kayıt ettiklerini bildirdikleri ve eğer istemiyorsam telefonu kapatabileceğimi söyledi.

Yani her cevap dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Bu noktada ben artık bana söylediği şeyleri bir yerden mi okuyorsun yoksa eğitim sırasında mı ezberletiyorlar sana diye sormaya başladım. Her hangi birşey okumadığını, sadece bana doğru cevaplar verdiğini söyledi ama herkesin aynı terminolojiyi kullanmasından ve cümle mimarilerinden bunun ezberletilen bir metin olduğunu anladım. Kendisini diğer arkadaş gibi takılmadan, kendine güvenen bir ses tonu ile cevaplar verdiği için kutladım, gerçekten TTNET yetkililerinin yetkisinin “insanlarla konuşup onları ikna etme konusunda daha başarılı bireyler” olduğunu anladığımı bildirdim. Ama benim tatmin olmaya niyetim yoktu. Sadece bu urdan kurtulmak istiyordum artık.

Tekrar başa döndük ve yine arkadaş bana sistemlerinde iptal ile ilgili bir arayüz olmadığından dalan bahsetmeye başladı. Benim artık sinirden ve konuşmaktan çenem ağrıdığından “herhangi bir database’in her türlü oluşabilecek aykırı durumlarla (exception handling) başedebilecek düzeyde olması gerektiğinden ve o sistemin bir yerlerinde iptal kısmı olduğunundan emin olduğumdan” falan bahsetmedim, ne söylersem söyleyeyim başa döndüklerini, sefil bir hizmet sunduklarını, bu ülkeye bir ur olduklarını, interneti iptal ettirmek istesek bile edemediğimizi ve böyle işin amına koyduğumu belirtip kapattım.

Sizde kurtulun bu heriflerden. Mahallenize superonline gelmişse (ki fiber olmayan diğer şirketler de TTNET altyapısını kullandığı için aynı bokun laciverti oluyorlar) hemen geçiş yapın.

Google Açıklıyor: Kullanıcıların Browser Boyutları

Alfa Centauri sisteminde ikamet eden bir uzaylıydı Kramer. Gerçek isminin insanlar tarafından telaffuz edilememesinden, “uzaylı” lafının yine insanlara ait saçma bir tabir olmasından falan bahsederek zaman kaybetmeyelim şimdi. Kramer, Alfa Centauri sisteminin kızıl devi Proxima Centauri’den sola dönünce bir 2-3 klik uzaklıkta yaşayan bir “uzaylıydı”. Ve bu sabah yataktan kalkarken, sol ayak küçük parmağını kapıya çarptı.

Yukarıdaki hikayeden çıkan ana fikir nedir? Tabiki şudur: “Adın, ırkın, cinsin, türevin, difransiyel hesabın, banka hesabın ne olursa olsun göreceksin abicim! Yoksa burnun boktan kurtulmaz”.

Peki bir websitesi yapıyoruz yada yaptırıyoruz ve hatta yapımına tanık oluyor da olabiliriz, bir websitesi enine boyuna ne boyutlarda olmalıdır? Hadi boyuna kısmını sallayabiliriz çünkü insanlar aşşaaaa dooru scroll etmeye alışmış bir yaşam formudur ama genelde saa-sola scroll etme konusunda gerekli eğitimlerden geçmemişlerdir. O zaman kartezyen koordinat sistemimizde x’i ne yapmalıyız tasarımımızda?

Bu sorunun cevabı tabiki kullanıcıların kullandığı browserlarda gizli, ve hatta onların ekran çözünürlüklerinde. Eskiden bu daha kolay bir durumdu ki, 640×480 – 800×600 – 1024×768 gibilerinden 4:3 oranlarında bir sabitlik vardı ama sonra widesceen çıktı, acayip-ül laptop’lar çıktı, şimdi de ayrıca diğer mobil cihazlar var. Dolayısı ile sitemize giren bir insanın nasıl bir çözünürlük kullandığını bilmemiz imkansız. Aslında imkanlı, bir script ile kullanıcının çözünürlüğü alınıp, sitenizin doğru versiyonuna yönlendirme gibi bir işlemle sitenizi herkesin görmelerini istediğiniz gibi gösterebilirsiniz, ama bu aynı sitenin 5-6 versiyonu olması anlamına gelir ki, maliyeti dolayısı ile bunu yaptırmak isteyen bir kişi ben şahsen tanımıyorum.

Peki o zaman ne yapıyoruz? O zaman şunu yapıyoruz, müşteriye anlatıyoruz “böyle böyle” diyoruz, ve ona diyoruz ki bakın google’a göre internetteki insanların %90’ı 950×500 çözünürlüğü görebiliyor (ben şu an %40’ın görebildiği 1250×650 görüyorum 1440×900 monitörümle, wide olmasa daha da görecem aşşa dooru :P) Peki monitör 1440×900 iken neden 1250×650 görüyorum? Tabiki browser’a harcanan alandan ve windows’un altındaki çemçük bardan dolayı. f11’e basıp tam ekran yaparsam browser’ı o zaman sadece %10’un görebildiği 1350+x800+’e bile ulaşıyorum ama siz sitenize girecek kullanıcılardan bunu beklememelisiniz. Peki bu sayıları nerden bulupta söylüyorum? Elbetteki ta buradan.

Telekom’dan Kurtulup Aynı Paraya 10 Kat Hızlı Superonline Alan Adam!

Evet o adam benim, ve sadece aynı paraya 10 kat hızlı internetler almak değil beni mutlu eden. TTNET denen urdan kurtulmak öyle bir his ki benim için, yıllardır yaşadığımız bu sefalet, bu eziklik, bu kölelik, tüm bunlardan kurtulmanın verdiği, kelimelerle açıklamanın zor olduğu bir his.

TTNET Türk internet kullanıcısı üzerinde, asbest etkisi yapmıştır. Yıllarca alternatifsizliğini, tekelliğini bize sefil servisi ile dayatmış, bir LÜBNAN şirketidir kendisi. Zavallı ülkemin internetini bombardıman sonrası bir Beyrut gibi yapmıştır bu şirket. Sadece altyapı rezillikleri ile değil, çoğu “bildiğin mal” çalışanları ile de traji-komik şeyler yaşamamıza sebep olmuştur. İzin verin bir anımı paylaşayım.

Bu telekom birgün durduk yere 512K olan internetimi 1MB yaptı. Normal şartlar altında güzel bir uygulama olmasını beklersiniz böyle birşeyin ama Lübnan’lı Telekom’dan gelince o kadar da iyi olmadı tabi. Altyapısı henüz hazır olmadan, sırf pazarlama hareketi olarak atladıkları bu hareket, bizim gibi hayatı internette geçen insanların suratında bir tekme gibi patladı. O günden beridir de toparlamadı. Hergün kafasına göre gidip gelmesi artık normal olan bir broadband internet sapladılar bize…

Hadi onu boşverdim, ben internette oyun oynayan insanım. 512k zamanı 90 ping aldığım server’larda bu “hızlanma” sonrası 300 ping almaya başladım ve bu arkadaşların helpdesk’ini aradım. Cevaplayan arkadaşa durumu anlattım, kendisi nasıl bir eğitimden geçmiş ise bana “götünden haberi olmadığını” şu söylemle kanıtladı. “Tamam işte beyefendi 90 ping 300 olmuş, internetiniz hızlanmış”……O-HA-RA!

Ya da ne kasıyorum hala bu heriflerle ilgili yazmaya ya, allah’tan bulsunlar, her hakkımı haram ediyorum, buraya yazmaya utanacağım küfürleri bana yıllardır ettikleri için de ayrıca allahtan belalarını diliyorum.

Ve superonline kapıma gelince pazar gecesi, ki ben zaten bunların ilanlarını görmüş ve telekom’un 1mb için aldığı 50TL’ye 10Mb internet verdiklerini ve ilk 3 ay bedava bir servis sunduklarını biliyor, ama üşengeçlikten edinemiyordum. Kapıya gelince bir tanrı misafiri gibi “hemen alıyorum” bunu dedim, bir satış konuşması yapmak zorunda bırakmadım onları, ki birisi aradan “ışık hızında internet abi” gibimsi bi laf etti, onu duymazlıktan geldim :D

Sabah geldiler, bedava modemimi bedava taktılar ve gittiler, hemen bir download denemesi yapıp 400K DL hızı gördüm ve sevindim, daha da hızlı olması lazım aslında teorik olarak ama çok kasmıyorum, telekom’dan kurtulmak yetiyor şu an zaten.

SONUÇ PARAGRAFI: Akıllı olun, eğer superonline’ın fiberoptik kabloları geldiyse apartmanınıza alın onu.

Firesheep: Wireless Networklerde Vatandaşların Hesaplarına Girdirtiyor!

Gerçek hayatta olabilecek şu senaryoyu düşünün: Gece uyanıyorsunuz ve canınız tatlı istiyor, mutfağa gidiyorsunuz ve cookie’lere yöneliyorsunuz ama o da ne? Cookieler gitmiş! Beterböcek bir durum!

Bundan daha da kötüsü olabilirdi, ki cookieleriniz gerçek hayatta değil de sanal hayatta çalınmış olabilirdi! Ama önce sanal lafına neden uyuz olduğumu anlatmak için bir paragraf yazı yazayım.

Sanal ne demek? Yani sanıyorsun sen onu, gerçek değil, bir hayaller alemi objesi…Oysa iddia ediyorum sanal gerçeğe koyar gerçeklikte sevgili okurlar! Bilgisayar ekranında olduğu için “sanal” olduğu varsayılan bu durum, aslında gerçekten farklı değildir. Yani 1 önceki cümlemden geri çekildim. Taktiksel geri çekilme (tactical retreat) askeri bir manevradır ve onu uyguladım çünkü sanal gerçeğe koyamayabilir, ama gerçek de sanala koyamaz. Zaten illa biri diğerine niye koysun? Ne gereği var? Sallayalım onları şimdi de, mesela sanal sanal diye hor görülen bu “siber durum”dan bir örnek verelim ve diyelim ki, girdin online banka hesabına baktın var ki orda 100.000.000 dölar, “yaa bu sanal yaaa” diye onu hadi bağışlasana yiyosa, sanalsa o madem yapsana bunu sezercik!

Evet firesheep bir firefox extention’ı ve yaptığı şey de şu: Ortamlarda birileri encrypt edilmemiş bir wireless bağlantı kullanıyorsa (cafe’de havaalanında otelde falan olur bu), kullanıcıların açtıkları hesapları görmenizi sağlıyor ve direk plinks diye sizin bilgisayarınızda da bu session’u açıyor! Bununla ilgili türkçe ne yazılmış diye baktım internetlere az evvel ki, bu aracı “insanların facebook şifresini çalma” olarak özetlemiş vatantoprağımda dünyaya gelme sureti ile insan sureti taşıyanlar! Yani insanımız internet=facebook olarak bir önerme sunuyor! Oysaki olay bundan tabi ki daha derin, ama şu an MT arkadaşımız Yıldız kafama dayandı, Özdilek logosu bir programın “sunar-sundu”suna eklenecek diye beni yok ediyor. Ben de onu yapmak üzere sözlerime son verirken kullanımı çok basit olan bu programla (kurduktan sonra gidiyorsun cafeye bilmem nereye ve capture tuşuna basyorsun o kadar) ilgili linkleri diziyorum. Ayrıca youtube’da falan aratırsanız çeşitli videolar da bulan biri olabilirsiniz. Burda installer / Burda blog /

CSS3 Flashı Yok Ediyor (Şaka lan şaka)

İlk duyurulduğundan beri css3 geliyor, html5 kapımızı çalıyor, flash öldü olm lan tarzı haberlere gülmeden önce eve gidip 23 numaralı dişimi çekiyorum ve içine 1 tatlı kaşığı tuz döküp dişimi bir merdane ile geri çakıyorum. Neden derseniz, cevabım “neden olmasın” da olabilir, şimdi saçma sapan birşeye neden olmayalım da olabilir ya da kısaca “avurtlarımın hoşuna gidiyor lan” da olabilir.

Evet bugün de spektaküler 25 CSS3 örneği diye bir makaleye denk geldim Cumhuriyet gazetesinde. Ama orjinalinde yoktu. Önce bir blogda görüp çıktısını aldım, sonra da gazeteye prit uhu ile yapıştırdım ve oradan okudum. Tabi işimiz gereği internetlerin teknolojileri ile içli dışlı olmam gerek. Dolayısı ile hemen bu vaad edilen süperselliklere doğru ilerledim. Baktım hakikaten 25 tane örnek olay var. Başladım tık’a. Tık tık tık tık. Gördüm ki, boşa kürek sallamışım, ya da çekmişim. Bunların hiçbirisi benim firefoxlarımda çalışmıyor. Hemen okumak sureti ile bilgi edindim ki, kısa süre sonra öğrendim bu deneysel animasyonlar sadece “webkit browser”larda çalışıyormuş. Yani Safari ve Chrome. Piyuuuu.

Kısaca webkit browser ne demek onu da anlatayım. Bu bir open source proje ve aslında Safari browser’ının motorunu kullanan ve bir nevi MAC OS X çeperi. Yani Steve Jobs’un Flash’a açtığı savaşta kullandığı “millet flash kullanmak için plug-ini indiriyor, bunu insanlara zorlamak saçma” demesini düşünüyorum ve ulan Steve alem adamsın diyorum, hatta ne gevşek adamsın, çok larç’sın lan diye de ekliyorum.

Sonuçta CSS3 deneylerini göremedim o yüzden yorum yapamadım ama bu mantıkla ben de şöyle bir iddia’da bulunuyorum. “Bloglarımı okuyanlara kurşun işlemiyor lan”…Ama tabi gidip bir kurşun geçirmez yelek alıp giyerlerse falan filan. Safariciler alsın bu CSS3 deneyleri ile eğlensin diye.

Internetten Film İzle: SeeIMDB!

IMDB yani Istanbul Menkul Deri Barosu gibilerinden bir giriş yapardım eğer 2002 yılında doğsam ve 8 yaşımda olsam, ki allahtan durum bu değil…

IMDB yani Internet Movie Database, bilindiği gibi internetlerin en kapsamlı film database sitesidir. Sen evinde handycam ile bir kısa film çek,burada çıkar bi şekilde adeta! Dolayısı ile filmseverlerin sıklıkla uğradığı bir uğrak yerdir. Uğradıkça uğrar insan buraya, uğrak uğrak olur içi.  İşi dışı, uğraşısı buraya uğramak olur bi bakarsın. Sonra bi an bakmazsın, sonra bi daha bakarsın, hala uğruyorsundur bu uğrak mekana.

Bu muğlak ilk paragraftan sonra bir de şu bilgiyi vereyim. Artık internetlerin ülkemizde yeterince(minimum) hızlanması sonrası bir çok insan download etmeden, internetten stream ederek film izlemektedir. Ben bunu yapmam o ayrı. Yapanları da biraz yadırgarım ama 2011’e bu kadar az zaman kala demokratik türkiye’de yapanların yapma haklarına saygı duyarım.

SeeIMDB ise öyle bir site ki, IMDB’de baktığınız bir filmin, adres barında başına “see” ibaresini ekledin mi, o filmi stream yapan adresleri buluyor ve sana alternatifleri sunuyor. Mesela, benim tüm zamanların en favori filmim olan Bufallo 66, IMDB’de şu adreste
http://www.imdb.com/title/tt0118789/, bunun imdb’sinin önüne see ekleyip, http://www.seeimdb.com/title/tt0118789/ olmasını sağlıyorum ve 5 alternatifte stream edildiğini görüyorum. Ne kadar basit, ne kadar kullanışlı.

Tabi isterseniz kendi sitesine gidip oradan da browse edebilirsiniz, tür ya da isme göre falan… Burada da sitenin kendisine giden bir kapıkulu askeri olsun.

Sıkıldın mı İnternette Ali Rıza? Bak kewl.bz Var!

İnternet bir leb’i deryadır. Milyon tane şey vardır içinde. Aynı aşure gibi. Ben aşurenin içindeki şeyleri sevmem. Bir besinde aradığım “net olmalı” standardını sağlayamayan aşurenin suyunu severim ama. Bu minvalde internetin içindeki herşeyi de sevmem, suyunu severim internetin de. Ama nerede bu öz suyu internetin?

Bilemeyiz nerde olduğunu, ki bu yüzden bulalım diye arama motoru diye bişi var. Bunların en ünlüsü ise guugıl’dır. Sade arayüzü ile gönülleri kazanmış bu motor bile ama bazen internetin doğala özdeş aromasını çıkartmamıza yaramaz. Mesela ben sıkıldım, hadi google, yap numaranı. Bul bana ilginç şeyler, ama ardarda, çıt çıt çıt diye göreyim bunları. Sıkıntımı gerek şaşkınlıkla, gerek gülücüklerle, gerekte gerekli gereksiz türlü gerzekliklerle geçir.

İşte bu durumda da google bize yardımcı olamaz. Hele o “Kendimi şanslı hissediyorum” butonuna tıklayan var mı??? İşte bu durumlarda imdadımıza yetişen sitelerden birisi ise kewl.bz sitesidir. Ardarda next/previous/random butonlarına basarak loopları seyrediyoruz, hızla eğlenip tekrar başka şeyler seyrediyoruz. Şimdi de sizin için yaptığım bir potbori’yi sunayım.

Spor sağlıktır. Sağlam kafa sağlam vücuttur. / Bizim komutanlarda böyle olsa ya.
Birşeyler anlatan köpek / Rapçi köpek / Hayatında bir daha asla bu kadar fazla sevinemeyecek olan çocuk / Dünyanın en manyak ağlaması

Ya da bakın işte kafanıza göre

Which Loads Faster: Web Sitelerini Kapıştırın!

İnternetin olayı tekdir ve nettir ve bağırsam ben teeekbiiiiiir diye, çıkacak ses yektir. O ses de şu : HIZ!

Evet hız herşeydir sevgili höşmerim severler. İlk internetlere (evden) girebildiğim 95-96 yıllarında 1K’ya ulaşamayan hızım ortalama 700-800b idi. Dolayısı ile bir resmin açılması dakikalar sürerken düz bir yazı için bile oldukça beklemek zorundaydım. O zamanlar internetten video izlemek diye birşey yoktu tabi. Artık allah’tan kullanılabilir bir internetimiz var. Gerçi hala hızı sorunlu, adam gibi hızlansa bu sefer kotası sorunlu, hadi onları da geçtik, bu sefer de sansürlü ama hiç yoktan iyidir. Haa bu arada biliyormuydunuz ki artık Diyanet İşleri de internetlerimizi sansürleme yetkisine sahip kurumlardan biri haline geldi. Dolayısı ile aranızdan cünup olanlar hemen gitsin abdestini alsın, sevgili bloglarımızı da sansürlemesinler sonra, ki ayrıntıları entiviemesenbisidatkom’dan alalım.

Genellikle urartu yazıtlarından beri kullanılagelen yazımtrak metinsel sözsöylemsi makalelernde karşılaşılan “giriş-gelişme-sonuç” 3lemesine bir türlü uyduramadığım, daha sonra milletin bana “cenk senin tarzın bu” diye misyon yüklediği, bodoslama yazıyoruz ve en sonunda birşekilde demek istediğimiz şeyi diyebilirsek ne ala, yoksa önümüzdeki post’lara bakıcaz tarzında gitmesinde sakınca görmediğim bu yazının konusuna da, allah seni inandırsın gelmek üzereyim.

Bakınız whichloadsfaster.com diye bir sitemiz var, gidiyoruz buraya 2 tane siteyi yazıyoruz yanyana hatta bir birlerinin doğal düşmanı olan bazı siteleri ise otomatik olarak öneriyor whichloadsfaster.com bize, ki ben hemen pis bir flashçı gibi adobe vs apple savaşını tercih ettim, sonucunu da yazının imajında görüyoruz ki, adobe sitemiz, hernekadar içinde flash animasyon olsa da %36 daha hızlı yüklendi ve “abi yeaaea, flash siteler çok yavaş oluyor yeaaaa” diye vızıklayan kitlelere cevap niteliğinde bir duruş sergiledi. Siz de gidin başka siteleri kapıştırın. Yoksa hayat boş yani, benden söylemesi.

Rick Roll’da Type Animasyon Devri!

Belki de lolcat’lerden sonra en büyük internet meme’lerinden olan RickRoll, her ne kadar eskisi kadar popüler olmasa da, bugün denk geldiğim bu site ile kendini andırmayı başardı bana. Andım onu.

Peki neden bu şarkı meme’leştir diye merak edenler için de bir ara bilgi vereyim. “We know the game…” sözü ile meme’leşen bu nadide şarkı, bize “oyunu” hatırlatıyor. Bu hiç bitmeyen oyun, her an oynanan oyun, sadece kaybetmenin ve kazanmanın olmadığı oyun’un kuralı basittir. Oyunu unutacak, ve onu hiç hatırlamayacaksın. Oyunu hatırladığın zaman hemen etrafındakilere oyunu hatırladığını ve dolayısı ile kaybettiğini söyleyeceksin. Daha sonra tekrar başlayacaksın. Tek olay oyunu mümkün olduğunca hatırlamamak, ve hatırladığında da “kaybettiğini” etrafındakilere söylemek. Bir sürü kişi bunu epey saçma buldu şu an farkındayım, ama tınıyor muyum? yoo??? O zaman bugüzel rickroll’a bakalım, metini yandaki slider’ı yukarı aşağı iterek şarkı sözleri ve rick ashley arasında değiştiriyoruz. Ta burda.

Noooooooo!

Hayat her zaman gülmece ile, eğlence ile, günü gün ederek, sucuklu yımırta yiyerek, adam sendeci tavırlarla, bir boşvermişlik içinde, taklamazlık, tınmazlık, sallamazlık yaparak geçmez sevgili internetçi.

Hayat bazen kasvetli, bazen basiretsiz, bazen tatsız, bazen keyifsiz, bazen internetsiz ya da sansürlü internetli, bazen karanlık, bazen bir bankta sakıza oturmuş gibi, bazen insan içinde hapşurup da elimize tükürük, hadi sadece tükürük olsa iyi, şimdi ayrıntıları ile açıklamak istemediğim yapışkan vücut sıvıları gelir ya, insanı açmazda bıraktırır, ki, bişey olmamış gibi davransan “herkes elime bakıyor” hissi ile dolduran, yok eğer gidip elini yıkasan insanlara  “ayı eline kustu resmen yeaaaahhh” diye düşündürtecek, bu cümleyi bitiriyorum aniden.

Artık ne zaman böyle beter bir his yaşarsanız, hemen şu siteye gidip oradaki mavi düğmeye basıyorsunuz. Ya da biri geldi uyuz uyuz bişiler anlattı, nasıl abi falan diye fikir sordu size, hemen onun yanında siteyi açıyorsunuz ve butona basıyorsunuz. İşte bu kadar. Çok yaşa interwebler. Adres burada

Dünyanın En Müthiş Sitesi

Internet bir garip dehliz sevgili okurlar. Bu dehliz bizleri bazen alır bir fırtınada bir oraya bir buraya savrulan bir bamya gibi, bir oraya bir buraya savurur. Peki bir dehliz nasıl savurur hiç merak ettiniz mi? Dehiz olmak nasıl birşey sordunuz mu kendinize? Dehliz, perhiz, perran, dediniz mi ard arda? Bakın bunu yapın, dehliz, pehriz, perran, deyin, sona değil konuştuğumuz dile, tüm varolan herşeye yabancılaşacaksınız. Ve tam o noktada sizi ancak bir site geri döndürebilir. O da http://themostamazingwebsiteontheinternet.com/ sitesi. Adından da anlaşılabileceği gibi dünyanın en müthiş web sitesi ile karşı karşıya kalmadan önce size bir tavsiye vermemi isterseniz, bu talebinizi gerçekleştiriyorum: En az 60 korumalı bir güneş kremini alın ve göz kapaklarınızın içine dökün hemen! Daha sonra da 1 kutu sakinleştirici için, diğer bir kutuyu da elinizde tutun, ki aniden o da gerekebilir. Sitemize girdiğinizde 60 korumalı kremi kullanmayanları düşünün, nasıl bir dehliz de savruluyor olsa gerekler. İşte en baştaki olay da bu. Çivi çiviyi söker sistemi ile tam tüm herşeye yabancılaşmış iken bu site sizi hayata geri sokacak. Tabi kolay bir süreç değil. İlk 1-2 hafta gözünüzden kusabilirsiniz. Normaldir.

Site ayrıca beynini yıkamak istediğiniz kişilere karşı da kullanılabilir. Beyni vileda’dan daha iyi yıkar, pür-ü pak kılar, durulamaya gerek kalmaz. Kremi sürdüyseniz başlayın.

%d blogcu bunu beğendi: