Tag Archive | manyaklık

Geviş Getirten Dev Minecraft Tren İstasyonu Yapılışının Timelapse Videosu Sayesinde Geviş Getirmekle Kalmadım, Geviş Götürdüm!


Ah minecraft sen içimde kalan bir uktesin cümlesindeki ukte lafı bana nedense vuvuzela adındaki sofistike afrika enstrümanını hatırlattı. Serbest çağrışım bile denilemeyecek derecede rastsal çağrışım ve hatta çağrışımın olmadığı yerde çağrışım adını verdiğim bir çağrışım türünü dünyaya getirmiş birisi haline gelmiş oldum ben de. Enter’e basıp yeni paragrafa geçmeden önce 1988 Avrupa Kupası’nın Almanya’da yapıldığını hatırlatmayı uygun buluyorum.

Minecraft oynadım epey sevgili okurlar. Sevgilisi olmayan abazan okurlar siz de gelin ve dinleyin hikayemi, ama öküzlük yapmayın! Evet ne diyordum yazayım ama aslında ne dediğimi biliyorum, daha 1 cümle geçmiş aradan, “ne diyodum” diye gerçekten unutsaydım ayıp olurdu ama konuya dönmek için “evet ne diyordum” deme ihtiyacı hissettim. Ama bunu da siktir edin aklıma süper fikir geldi!

SÜPER FİKİR:
Bakınız; değerli dostlarımdan bazen yorumlar kabul ediyorum bloglarımla ilgili. Genellikle ve sıklıkla duyduğum en büyük eleştri şudur: “Cenk senin blog iyi, gülüyoz falan ama çok ara şeylere dokanıyorsun, daha insanların anlayacağı şeylerden bahset, teknik olayları bırkalama”. Evet bunun üzerine son zamanların popüler olaylarından birinden bahsedeyim hemen! Değerli okurlar, globalleşen dünyamızın son zamanlardaki en önemli olayı tabi ki Hilal Cebeci’nin fotografları değildir de nedir? Bakın o konu ile ilgili Cenk Özmercan perspektifini ortaya koymaya izin verin! Size süper bir kıyak yapma arifesindeyim. Kimseni bilmediği bir site buldum adı biraz garip: Google. Hemen bu siteye gidip hilal cebeci yazın ve sol taraftan görsellere basıp 3131’e gönderin, cep telefonunuza apaçi müziği gelsin!

Gelelim asıl olay olan minecraft’a ki videoyu seyredenler ve minecraft oynayanlar zaten şu an itibarı ile “ohara” adını verdiğimiz sesi çıkarıyor. Ben de özlemişim minecraft’ı valla, gaza geldim adeta ve resmen ve filhakika!

İki Film Birden Kuşağı: Cyriak Diye Bir Adam Var Bildiğin Deli!


Bu yukarıdaki video aslında epey eski, ilk defa gördüğümde oha dedirtmişti bana. Önce kaskatı kesilmiştim, daha sonra 4 dakika bekleyip acaba daha da katılaşabilir miyim diye düşünmüş ve nihayetinde daha da kaskatı kesilmiştim. Eğer hiç kaskatı kesilmiş bir anda tekrar kaskatı kesilmemişseniz ne dediğimi anlamışsınızdır. Yok eğer hiç kaskatı kesilmemişseniz de daha yumuşak kesilmişseniz ya da ne biliyim sulu, bulanık, laçkamtrak kesilmeler yaşamışsanız çok şey kaçırmışsınız demektir.

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere bu bir, “iki film birden kuşağı” ise…ve itiraf etmeliyim bu kuşak lafını yazmadan bir an için “kara kuşak” falan gibilerden bir espritüel yapayım dedim ama bunu refleksif olarak fazlası ile avam bulup, kuiper kuşağı ile değiştirmeyi düşündüm ama benim gibi hayatının yarısını Bursa’da yarısını Neptün’de geçiren insan sayısı az olduğundan ve bu espritüelin boşa gitmeye namzet olduğunu atar damarımda, derinlerde bi yerde hissettim o yüzden vakit nakittir namına enter’e basıyorum.

Evet yukarıdaki video ortaya karışık tarzında bir animasyon ve kendi youtube channel’ında bundan eksiği yok fazlası var türlü manyak animasyonları daha var Cyriak dostumuzun. Ama 2 film birdenin vaadedilen %50’sini de koyunlardan yana seçip, sizleri “aman dostum sakın diğerlerini de es geçmeyesin ha!” diye uyararak da bu pastörize yazının sonuna geldik mi, geldik!

Burada kirve’nin kendi channel’ı var. / Burada da allah seni inandırsın web sitesi War ensamble!

İnterweblerde Yasaklı Kelime Listesi!!! (Karakomedi’de Opus)

Resmen bu tripten çıkamıyorum. Duyduğumdan beri aklımdan çıkaramıyorum. Belki ben hayatımın çoğunu internette geçiren bir insan olduğumdandır ama düşününce çok acı bir uçurum kenarındayız aslında ve tüm facebook/tweeter tantanasına karşı hala çoğu kişi de durumun ciddiyetini anlamamış görünüyor.

Az evvel elma+alt+shift’te gördüğüm 138 kelimelik, ki yasaklı kelime adedidir bu sayı, hikaye yarışması adı altında bir yazı okudum. İlgilenenler hemen meauz’larını buraya sürtsünler. O konuya giremeyeceğim ama tüm yasaklı kelimeleri bir anda görünce vücudumda olmadık reaksiyonlar başgösterdi, beynim kamaştı, dilim topaçlaştı ve gerçek anlamda ilk kez götümle gülmeyi başardım değerli okurlar! Bildiğin göt-kahkahası attım (rectalus-rolflmao). Artık baktığını okuyabilen, okuduğunu idrak edebilen azınlık insanımız için haydar ve adrianne eskidi bile diyebiliriz ama tüm liste evlere şenlik. Yemin ederim bu listenin oluşturulduğu toplantıyı izleyebilmek için hayatımdan bi 2-3 sene verebilirdim.

Aralarında “etek, şişman, baldız, liseli, itiraf” gibi tek başına masum kelimelerden tut, “mastürbasyon”, “biseksüel”, “orgasm” gibi cinsellikle ilgili normal terimlere; “beat(ritm – dövmek), free (bedava), mature (olgun), naughty(yaramaz), animal (hayvan)” gibi düz ingilizce sözcüklerden tut, “impud , daşşağ, esbian, erotig” gibilerinden “aman bizim halkımız bunların doğrularını zaten yazamaz, yanlışlarını da tahmin edip yasaklayalım” zihniyetinde kelimelere kadar yok yok!

Kızıyoruz, facebook’ta falan atıp tutuyoruz ama herifler yapacaklar bunları yakında. İlk olarak bu kelimelerin “namuslu” kullanımını yapan siteler mağdur olacaklar, hem de Türkçe’nin ekli bir dil olmasından dolayı bir ton başka site “ansiklopedi (sik), hoplayarak(yarak), tugay(gay)” gibilerinden kelimelerin geçtiği domain isimleri yasaklanıyor olacak.

Olay aslında traji-komik. Yani düşünüyorum, hiç kimse, demokratik olduğunu iddia eden bir ülkede kimsenin yerine karar veremez de, bari biraz kafası çalışan, biraz internetten anlayan insanları koysaydınız o yasakları belirleyen grubun içine. Resmen orta 2 zekası ile hazırlanmış bir liste bu. Başında belki (sanmıyorum ama) iyi niyetle çocuklarımızı pornodan koruyalım falan gibi bir motivasyon ile hareket etmiş olabilirler ama üstünde 5 dakika düşündükleri zaman, normal bir ülkede, uygulaması imkansız bir durumla karşılaştıklarını fark edememişler mi? Ancak bir polis-devlet’te işleyebilir böylesi bir manyaklık!

Uzun uzun yazmaya gerek yok. Zaten hem okumayı sevmeyen bir milletiz hem de yeterince yazıldı çizildi nasıl bir faşizm ile karşı karşıya olduğumuz ama ben bari gülelim bu ağlanacak halimize diye elma+alt+shift‘ten alığım listeyi buraya koyuyorum biraz da gülmek isteyenler için. Şeytanın 138 kelimesi burada, Tevbe içerek tıkırdat meauzunu!

Cloud GirlFriend: Ne Desem Boş XD

Tüm dünyadaki meslekleri 2ye ayırabiliriz basitçe. Bir ürün satanlar ve bir hizmet satanlar olarak.Peki yalan satanlar? Hatta bu yalanı size en başta söyleyerek satanlar? Ve müşterilerinin zaten bu YALANA para ödeyecek olması?

Şimdi bu yazıya konu olan sitenin sattığı şeyin bir yalan olduğunu biliyoruz peki ama ne yalanı? Tabiki yalandan kız arkadaş! Vaad hem basit, hem üzücü, hem korkunç ve aynı zamanda yeterince komik, ki bloglarıma girmek için altın anahtar bu. Site henüz açılmadı ve şu anda invite edilmek isteyenlerin email’lerini topluyor. Açıldığı zaman yapacağını iddia ettiği şey ise şu: Size facebook’da kız arkadaş oluyor! Üye olurken ideal kız arkadaşta aradığınız özellikleri yazıyorsunuz ve hooop! istediğiniz sosyal network’te, ki bu da facebook olacak muhtemelen, sizin kız arkadaşınız oluyor. Sizinle etkileşime geçiyor ve sap arkadaşlarınız da sizi kıskanıyor! Evet internet üzerinden satılacak en orjinal ve acayip şeylerden biri de böylece icat edilmiş oldu! Yap kendine sahte bir manita!

“Sabri Bey Ne Yapıyorsunuz? Evet, Alalım Dışarı Sabri Beyi” Oyunu!

Bazen salı günleri normalden 2.5 saat geç uyanırım. Çünkü uykumun sonlarında acaba ben neyi icat etsem tarzında bir rüya görürüm. Birşey icat etmek zordur. Çünkü ilk önce icat edeceğiniz şeyin ne olduğunu icat etmeniz gerekir. İşte bu kısım zor. Ne icat edeceğini bilsen, onu icat etme yolunda adımlar atarsın.

Tabi burada ihtiyaç da önemli, insan bazen öyle birşeyle karşılaşıyor ki hayatında, ahanda diyor, bu konuda bir “niş” var! Ben buradan ekmek yerim. Mesela newton, fizik hesaplamalarında matematiklerin sonuna gelince demiş ki, ulan ben şimdi difransiyel hesapları icad edeyim de emellerime uygun kullanayım. Değil mi? Ya da Dragon’s Den yarışması bu inançla dolu insanlarla dolu. Bir fikrin peşinde koşuşturuyor herkeş.

Evet Türk oyun piyasasında da böylesi yeni bir fikir ile ortaya çıkmış bir oyundur Uçan Sabri. Fizik motoru ve collision detection konusunda ufak tefek bug’lar olsada, özellikle yapay zeka ve eğlence konularında kafaya güreşiyor. Bir Black Ops tadı veriyor kekremsi tarafından. Tıkırda bu spektaküler oyun için. (Crack içinde saklı)

Mr.Beam Bana Söyleyecek Söz Bırakmadı!

Bazı günler bazı şeylerle karşılaşırız ve deriz ki, “lan bunu ben niye düşünemedim?”, sanki düşünsek yapacakmışı….bu giriş olmadı. Bi hak daha tanıyın bana.

Tasarık işinde olan insanlar, grafik olsun, mimari olsun, reklamcısı bilmemnecisi, toparlanın, hepimizi osurtturacak bir proje var karşımızda. Aramızda cırcır olanlar varsa onları ayrıca uyarıyorum, bi kaza çıkabilir çünkü bu seyrettiğim şey beni Gargantua ile Pantagruel gibi os-os osurttu! Mr. Beam sen ne manyak bir adammışsın ya.

Kısaca ve çok aşağılıkça özetlemek gerekirse Mr.Beam, adından da anlaşılacağı üzere ışık oyunları yapan bir hiperbol. Projektörlerle yapılan bir takım oyunları Michel Gondry gibi babalardan gördük ama ben böylesini daha önce görmedim, göreni de görmedim, göreni göreni de görmedim, Görene’ye de gitmedim.

Özellikle Gent Işık Festivalindeki çalışması ve Living Room projesi konkav beynimi konveks etti, içini dışına çıkardı, bahçeye indirip çişini yaptırdı daha sonra 2 porsiyon mezgit buğulama ile servis etti, bir boris becker gibi. Dikkat buyrun, anlamlardan ve sıtkı sıyrılmış bir hal almaya başladı metin…ali…feyyaz.

O zaman bloglarımda şu ana kadar yapmadığım bir şey yapacağım ve yazının sonuna video koyacağım! Hem de 2 video birden kuşağı başlatacağım, Kuiper Kuşağı gibi soğuk, bilinen karate-do siyah kuşağı gibi brutal, bornoz kuşağı gibi gerekli…Siper al, kafanı koru, press play on tape.

Burada Gent Işık Festivali

Burada da Living Room

Burada da resmi sitesi / Burada da blogları


Insert Coin StopMotion’da 3D Manyaklık!


Evet yüzlerce stopmotion animasyon gördük bugüne kadar. Bazıları sadece stopmotion olmanın verdiği güzellikte ve bu teknikle yapılmanın getirdiği enteresanlıkta kaldılar(benim sakal videosu mesela), bazıları ise işi 3-4 adım daha öteye taşıdı. Ama bugün denk geldiğim bu “insert coin” hem bizim eski c64 günlerimize dokunuyor ama asıl stopmotion animasyonun nasıl yapıldığını bilen adamlar için beyinsektesi yaratıyor. Demir paralar ile o 3D animasyonları yapmak mevlana’da olmayan bir sabır istiyor resmen.

Su ile Havaya Yazı Yazma Fikri Aklıma Gelse Bile Capon Değilim, Uygulayamam Candostlar!

Buraya bi takım şeyler yazıp yer kaplayabilirim ya da bunu yapmayabilirim. Yukarıdaki video başta biraz tırt başlıyor 15. saniyede olanaklar hakkında fikir veriyor ve sonra ipini kopatıyor. Bize de oha demek kalıyor.

Helvetica Cookie Cutter Kisvesi Altında İnanılmaz Yo Yo Yapan 10 Yaşındaki Çocuk!

Elbette Helvetica gibi popüler bir fontun cookie yapımında kullanılması kaçınılmaz olurdu diye tahmin ederdim ben de dünyamızı incelemey gelen bir uzaylı olsam. “Bunlar yakın zamanda Helvetica’lı cookieler yapacaklardır” diye yazardım raporumda daha 1970’lerde. “Herşey insan için, o zaman bu kalıplar da insan için” diye de eklermiydim ondan emin olmak zor.

Evet aslında bu konudan bahsetmek istemiyorum. Aslında az evvel wimp’de izlediğim ve hala aklımda çıkmayan 10 yaşındaki bir veledin yoyo ile yaptığı inanılmaz şovda takıldı zihnim. Zamanında bu yoyo olayına merak salmış ve sleeper, walk the dog falan gibi basit trickleri yapabilen bir hale gelmiştim. Bir sürü yoyo videosu izledim bu güne kadar. Çift yoyo falan takılanlar vardı ama böyle bişi görmedim ben. Çift yönlü yoyo yapıyor çocuk. Ne dediğimi videodan anlayacaksınız görünce. Son olarak ülkemizde olmayan yoyo kültürünün ülkemizde olan dandik yoyolardan kaynaklı olduğunu söylemeliyim. Türkiyede 3-4 tane yoyo aldım ben ama o kadar dandikler ki, sleeper bile 4-5 saniye sürüyor en fazla, vasat, pepe işi yoyolar olduğu içinde insanlar yoyo ile anca at aşşa, çek yukarı yapıyorlar, ki o da zevkli bi  olay olmadığı için ülkemizden başarılı yoyocular çıkamadan bıkıyor yoyodan. Oysa şöyle güzel yoyolarımız olsa dünya yoyo piyasasının tozunu atardık be!
Bu videoyu seyret, dikkat emir kipi kullandım ya da, seyretmelisin diye gereklilik kipi mi kullanmalıydım? Hadi olmadı, dilek-şart veya istek kipinde bırakmalımıydım?

Super Meat Boy!

Dünyanın en ciddi konularında bile yavşak tarzını koruyan, trollüğü elden bırakmayan, gerektiğinde küfüre başvuran ama ciddiyetsizliği kendine bayrak edinmiş bir blog olup çıktı bu blog dikkatle okuyan kımız içerler. Ben hiç kımız içmedim ama kımız lafını seviyorum. Kımız!

Peki biz hiç ciddi olamayacak mıyız burada? Ciddiyet de bir insan ihtiyacı değil mi? Elbette ama sadece ciddiyeti hakeden konularda ve bugün böyle bir konu ile karşı karşıyayız. Bir süredir Super Meat Boy isimli oyunun adını duyuyor, videolarını seyrediyor ve bu oyun hakkında yazılan “öyle süper, böyle addictive, şöyle zor” gibilerinden yazıları maket piçağı ile kesip buzdolabında yımırta konan yerde biriktiriyorum. Bakın dün gece ben bunu kurdum. Gece saat 12:30 falan gibi oynamaya başladım. Bi yarım saat bakıp yatma fikrim vardı, aşırı uykusuzdum. Sonra bi 15-20 dakka oynadım ben bunu, 2 elime de kramp girince bıraktım. Saat 3:30 olmuştu. O-Ha-RA!

En son böyle zaman mevhumundan bağımsızlaşmamın ne zaman olduğunu bilmiyorum. Resmen yarım saat diye 3 saat oynamışım, sürekli shift’e basmaktan sol elimin küçük parmağına kramp girmese sabah olacaktı resmen.

Abicim böyle bir oyun olamaz! O kadar manyak ki, iki saat oyun açıklaması falan yapacak değilim. Platform oyunu ve çok şirin ve kontroller süper ve zor ve çoğu kez ulan bu level geçilmez dedikten sonra geçmesi çok zevkli, ama geçene kadar bırakamıyorsunuz, dün gece bir boss level’ını geçene kadar kafamdan damar çıktı ama sonunda geçince Balalayka filminin çekildiği yere kadar koşmak istedim zevkten :D

Evet bu bir bağımsız oyun olduğu için, satın alınsa iyi olur, ama bende steam yok diyorsanız crack’lisi de burada. Haa unutmadan neredeyse hergün yeni bir update çıkıyor, bu update’leri ben kurmadan sorunsuz oynuyorum şu ana kadar ama siz eğer kuracak olursanız, UserData folder’ını save edin, yoksa tüm level’ları baştan oynamak zorunda kalırsınız.

Not: Şu an oyunun ilk prototipi olan flash versiyonunu buldum. Biraz oynadım normal oyuna göre epey ilkel levellar ve kolay olmasına rağmen bi bakın ona ama asıl oyunu edinmeyi es geçmeyin, kafatasınıza marul atarım.

100 Milyon Ay Çekirdeği ile Sergi…

Evet Çin yapımı ürünler uygar kapitalist dünyayı kendi silahı ile vurmuyor mu? Evet, vuruyor. Evet, evetle başlamak cümleye çok saçma evet ama evet demek ağıza pelesenk olmuşsa ne yapacaz, evet?

Hayır, sen yere 100 milyon çekirdek koyan bir kuratörsen o zaman da bu halk için mi sanat için mi diye sorarlar, yoksa hayır işi mi bu? Hayır, hayırla başlayan cümlelere “bu da bi saçmalık değil diyenlere” katılmıyorum, ama yoo hayır yalan söyledim. Arka arkaya hayır diyebilmek için bu saçmalığa hayır dedim, ki aslında fikrim “evet”di…mahalle baskısından korktum hayır dedim! O-HA! Nasıl siyasi yazı yazıyorum, kendi kendimin aklımı çıkartıyorum ho ho ho.

Evet Ai Weiwei Çin’li bir sanatçı ve kuratör ve Londra Tate Modern’s Turbine Hall’da vatandaşlara çok enteresan bir sunum yapıp, yerlere 100 milyon el yapımı porselen ay çekirdeği seriyor. Tek tek 100milyon çekirdeğin yapımında 1600 Çinli abla çalışmış, ve bu ne manyaklıktır derseniz, işin altında bizde ay çekirdeği olarak bilinse de gavurların Sunflower (güneş çiçeği – ki güneşe aydan çok benziyo valla :D) dediği bu tohumların açılıp güneşe yönelmesi falan gibilerden derin anlamlar var. Ben daha çok işin manyaklık kısmındayım ama videosunu seyredince işe olan saygınız artıyor.

Zaten biz de halk olarak severiz bu çekirdek işini. Son anda komik ayrıntı, amerikada çekirdek alırsanız, paketin arkasında nasıl yemeniz gerektiğini anlatan talimatlar var, baş parmağın ve işaret parmağınla tutup ucunu ağzına sok falan diye thtehehehe. Burada da linkimiz.

 

James Kuhn: Suratını Kanvas Etmiş, İzleyenleri Manyak Etmiş…

Böyle garip şeyleri kendime olay belleyip bir manifesto yazmanın zamanı geldi. Manifesto: Acayip ve ilgi çekici ise +rep dostum ve klavyene sağlık!

Haha bu tür söylemler bana aylar önce vaadettiğim Türk’lerin türlü forumlarda yazdığı komik şeyler ve signature’lar yazısını hatırlattı ki yazamadım onu hala. O yüzden kendime -rep veriyorum!

Herneyse bu James çok enteresan bir abimiz ki suratına boyadığı şeyler öyle böyle değil. Bildiğimiz düz facial painting yapmıyor yani. Anlatılmaz görülür tarzı bir durum oluşturuyor ki bir videosu var kesin bakılmalı. Dur şuraya linkini nakşedeyim. Burada da flickr’ları var.

Shitsenders.com: Yaratıcı Eşek Şakası!

İnternetin hayatımıza girmesi ile ortaya çıkan iş olanakları bu sektörden hızlı ve kolay para kazanmanın yollarını adeta roma imparatorluğu gibi döşedi. Bir takım insanlarda bu yolda kopup gittiler ve bugün yaptıklarına baktığımız zaman çoğumuz, lan bunu ben düşünmüştüm ya falan diyoruz. Ya da zaten 90’larda Amerika’da falan yaşamışsanız bir süre, orada olan şeyleri alıp buraya aynen monte etmeyi düşünmüş oluyorsunuz. Ondan sonrası “lan ben bunu yaparım Türkiye’de yaa” demeye ve peşine düşmeye bakıyor, ki o girişimci kişilik ise bambaşka bir kişiliktir. Herneyse, işte Türk girişimcilere benden bugün bir kıyak daha.

shitsenders.com uyuz olduğunuz ve Godfather gibi atkafası gönderemediğiniz insanlara, sizin seçiminiz bir mahluk-i hayvanatın bokunu seçtiğiniz miktarda göndermenizi sağlıyor. Tamamen anonim kalmanızın garanti edildiği sitede, gönderdiğiniz kutu da açılana kadar ne olduğu belli olmuyor. İnek, fil, goril bokları arasından istediğiniz bokları, ister tek tek isterseniz de bir potpuri (bu lafı da yıllarca potbori bildim aynı mönü’yü menü bilircesine) şeklinde yollayabilirsiniz. Paypal, kredi kartı falan gibi klasik yönetmlerle ödeme yapabilirsiniz. Boklar yaklaşık galonu 20$+10$ shipping ücreti karşılığında yollanmaya hazır bekliyor. Leş gibi koku garanti. Süs burayı meaauzla.

Kurşun Kalem Ucunda Heykeller: Elinin Ayarı 24 Ayar Dalton Ghetti!

Şimdi bir insan düşünün 49 yaşında olsun, büyüteç ya da özel aletler kullanmadan kurşun kalem uçlarından böyle heykeller yapsın, bazıları için 2.5 yıl uğraşsın, bazıları üzerinde aylarca çalıştıktan sonra kırsın falan…bana eskilerin bir deyimini hatırlatıyor: Scarlet O’HARA!

İşlerini sadece iğne, piçak ve jiletle yapan bu arkadaşımız şu anda ayrıca 10 yılda bitirmeyi planladığı, 9/11 saldırısında ölen herkes için 1 gözyaşı (yaklaşık 3000 kişi) yaptığı bir proje üzerinde çalışıyor. Kalemleri asla kendi satın almıyor, ya biryerlerde buluyor ya da arkadaşları falan veriyor.

Evet bu manyaklık değilse nedir manyaklık diye düşünmeye başladığınızı hissetmemi sağlayan, meeeaauz’unuzdan aldığım elektrik sinyalleri ve eloktrolit seviyenizden anlıyorum ki artık bildiğim 2 ceket ismini buraya yazmalıyım: 1) Kruvazör ceket 2) Düz ceket. Buraya gel / nerde gördüm ben seni

Salt OOS Update: Hayatımda Bir İlk!

Bilgisayar dünyasanın olmazsa olmazlarından birisi update’lerdir. Bir oyun veya program çıkar ve kısa süre sonra update’leri, fix’leri çıkmaya başlar. Buna şaşıran var mı aranızda? Sakın ha!

Konumuzdan alakasız da olsa şu an Iron Maiden’in son albümünü dinliyorum ve 2-3 tane güzel şarkı var onu aradan belirteyim.

Evet programların update olmasına alıştık, peki ya filmlerin? Buna alışan var mı? Bir film nasıl update edilir bir düşünün? Yapay zeka hataları gidermece, belli bir bölümde çakılma, grafikleri güzelleştirme falan…Tabi ki bunlar değil. Bu update LAP versiyonunda olduğu iddia edilen OOS için (OOS nedir diye bak, o kadar yazıyoruz lan!) gelen update, video audio mux’u yapıyor ve oos’i düzeltiyor. Bence oos yok onu söyliyim de. Millet ne kasıyor ya 2 milisaniye dudaklara uymayan ses için. Hatta dur .NFO da vereyim bu ilginç duruma.

  1. 2010-08-20 Salt.2010.R5.LiNE.SYNCFiX.XviD-LAP
  2. ###############INSTALL#################
  3. unrar in same folder with lap-salt.avi
  4. run fix.bat
  5. youre done.
  6. or
  7. mux yourself lap-salt-audiofix.mp3
  8. ###############NOTES##############
  9. this fixes minor oos of the movie
  10. …also now:
  11. 1.better lipsync
  12. 2.correct pitch,
  13. 3.timestrech more accurate,
  14. less distortion

İşte böyle, lan font değişti copy pasta sonrası..aaa ama. Herneyse ben de hayatımda ilk kez bir filme update görüyorum ve saat 13:22’deki buzuki hocamla buluşmaya gidiyorum. Haa dur lan linki de buraya konuşlandırayım.

Alex Queral: Alıyosun Telefon Rehberini, Jiletle Heykel Yapıyorsun!

Geçenlerde insan zekası diye başlamıştım bir yazıya. Ne fikirler var bilader. İşte alex queral arkadaşımızda alıyor telefon rehberini jiletle kazıyarak 3 boyutlu heykeller yapıyor. Zaten 2 boyutlu heykellere bir resim diyoruz! Kendi kendimi böyle özgüven dolu eleştirebildiğim için ise kendime teşekkürü bir borç bilirim. Bilinçli insanım. Yere çöp atarkende atacağım şey 2.5 cm.’den büyükse atmam, gider çöpe atarım, küçükse çaktırmadan yere bırakırım.

2 saattir bakıyorum bu alex’in bir sitesi yok mu diye, ki yok hakikaten. 150 blog’da adamın işlerine yer vermişler. 13 kişi tweet-re-tweet döngüsüne sokmuş, 21 kişi hakkında ileri geri konuşmuş ama web sitesi yok sanırım bu alexin. Sizde zaten google’da alex queral diye aratırsanız, kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Karpuz Soğutma Teknolojilerinde Teknolojik Atılım…

Karpuz hakkında az evvel saydım, 193 farklı giriş cümlesi yazabiliyorum, ki bu aklıma gelen 48.si.

Karpuz hakkında az evvel saydı, Emel Sayın sadece 23 adet giriş cümlesi yazabiliyormuş, ki bunu twitter’ında okudum. Az evvel lan.

Karpuz hakkı da, az evvel saydı 12 gol yemiş, mahalle takımının kalecisidir hakkı, paso gol yediği için karpuz hakkı deriz ona.

Evet, vatanımızda kapruzla bir yöre’ye gittiğimizde ilk yapılan şey karpuz meyvesini suya atmaktır. Bu bir deniz olabilir, ya da nehir , ve ya waterpark…Bir türk karpuzunu suya koyacaktır sevgili okur. Bu da bizi japonlardan ayrıan en önemli faktörlerden birisidir. Japonlar bu karpuz olayına kafayı iyice kasmış bir millet olarak karpuz teknolojilerinde dünya devi durumundadırlar. Daha önce küp şeklinde, piramit şeklinde, kalp şeklinde,  karpuzlar dünyaya getiren japon anneler, artık şekilciliği bir kenara bırakıp, fonksiyonaliteye yönelmeye karar vermiş olacaklar ki, bu yazının konusu olan portatif karpuz soğutucusunu yapmışlar. Hayatta en önem verdiğim şeylerden birisi bir takım besinlerin soğuk olmasıdır, yoksa tüketmem onları. Mesela domates, tuzlu ve soğuk değilse yemem. Pişmişini hiç yemem. Ve de su, soğuk değilse içmem, sorun ederim, sorun çıkartırıp, insanların gününü piç ederim.

İşte bir bavul gibi taşıma kolu bile çıkan bu karpuz soğutucusundan almak istiyorsanız, ve japonca biliyorsanız tıkırdayın buraya =====> ARIGATO GOZAIMASU!

Gif Animasyonlarında Açılan Çığır!

Şimdi ben bunu bi 4-5 gün önce bulmuş ve bloglara eklerim diye bookmark etmiştim. Daha sonra unuttum eklemeyi. Ekleyemedim dolayısı ile. İşte bu minvalde size süper bir sırrımı vereyim.

Ben ortaokulda falandım. Mr. Spoul diye yaşlı ve aksi bir ingiliz hodja’mız vardı, ki ben kendisini severim nedense. Adam çok terso idi ve diğer yabancı öğretmenler gibi şımarık türk öğrencilere müsamaha göstermiyordu. Birgün bu kitap kontrolü yapmaya başladı. Lan ben de o gün kitabı unutmuşum. Geliyor sırana, soruyor kitabı olmayanlara, kitap nerde diye. Cevap veremeyeni dışarı atıyor. Dışarı atılırsan da kapı önünde daha sonra ismail bey falan gibi müdür yardımcılarına denk gelip sorun yaşayabilirsin. Herneyse, bu geldi bana ve cenk senin kitap nerde dedi. Ben de unuttum dedim. TİKKAT! (işin sır kısmı burası), bu bana dedi ki “neden unuttun cenk” dedi, ben de dedim ki” neden unuttuğumu bilseydim unutmamış olurdum.” Bir an sessizlik oldu, sonra bu bana gülümseyip geçti, arkamdan milleti dışarı atmaya devam etti.

Sır ne lan iki saattir okuyoruz mal mal derseniz sır bu. Bir size bişeyi neden unuttuğunuzu sorunca “neden unuttuğumu bilseydim, unutmamış olurdum” diyorsunuz, genelde 2-3 saniye bi sessizlik oluyor ve bu lafı söylediğiniz kişi size arzu ettiği gibi kızamıyor, hatta bazen morarıyor, bazen ne dediğiniz anlamıyor, ama size kızamıyor. Bu lafı askerde kullandım. Kısa dönemlere tavsiye ederim.

Gelelim unuttuğum ama neden unuttuğumu bilseydim, unutmamış olacağım gif animasyonuna. LAN BU ÇOK ACAYİP BİŞİ. MANYAK YAPMIŞ BUNU YANİ.

Noooooooo!

Hayat her zaman gülmece ile, eğlence ile, günü gün ederek, sucuklu yımırta yiyerek, adam sendeci tavırlarla, bir boşvermişlik içinde, taklamazlık, tınmazlık, sallamazlık yaparak geçmez sevgili internetçi.

Hayat bazen kasvetli, bazen basiretsiz, bazen tatsız, bazen keyifsiz, bazen internetsiz ya da sansürlü internetli, bazen karanlık, bazen bir bankta sakıza oturmuş gibi, bazen insan içinde hapşurup da elimize tükürük, hadi sadece tükürük olsa iyi, şimdi ayrıntıları ile açıklamak istemediğim yapışkan vücut sıvıları gelir ya, insanı açmazda bıraktırır, ki, bişey olmamış gibi davransan “herkes elime bakıyor” hissi ile dolduran, yok eğer gidip elini yıkasan insanlara  “ayı eline kustu resmen yeaaaahhh” diye düşündürtecek, bu cümleyi bitiriyorum aniden.

Artık ne zaman böyle beter bir his yaşarsanız, hemen şu siteye gidip oradaki mavi düğmeye basıyorsunuz. Ya da biri geldi uyuz uyuz bişiler anlattı, nasıl abi falan diye fikir sordu size, hemen onun yanında siteyi açıyorsunuz ve butona basıyorsunuz. İşte bu kadar. Çok yaşa interwebler. Adres burada

%d blogcu bunu beğendi: