Tag Archive | metal

Türk Müziğinde Kallavi Açılım! (or How I stopped Worrying and Loved Thrown to the Sun)

Tarihi unutanlar onu tekrar yaşamaya mecburdurlar diye bir laf vardır, ki başıma tam da bu geldi bak. Anlatayım. Sene 1990-91 falan, biz çok metalciyiz o zamanlar. Liseliyiz. Hakkını veriyoruz liseliliğin her türlü. Herneyse, o zamanlar İstanbul’da efsanevi Laneth dergisi çıkıyor. Öyle internet falan yok tabi. Metale ve metalciye ait yaşanmışlıkları Laneth’ten takip ediyoruz hahaha. Bi de denk gelirse sahaflardan falan eski Metal Hammer, Kerrang falan bulursak ne ala…

Konuyu yine hafif pembeleşinceye kadar karıştırdım bak. Ne diyodum. Ha biz de gençlik ve liselilikle harmanladığımız metalciliğimizi alıyoruz ve bir underground metal fanzine yapıyoruz. Fikri kuzenim Batu’ya aittir. En başta aklımda ben, Batu, Hasan, Turgut ve Yiğit diye arkadaşlardan da oluşan bir çekirdek kadro kalmış bak, başkası varsa çıkıp cenk hakkımı yeme desin! Daha sonra bi sürü başka adamlar bu projeye dahil olacak ve birgün şu an düşündükçe inanamadığım bir şekilde bir sayının tüm parasını birlikte yemek sureti ile dergiyi batıracaklardır bunlar. Lan ilk parayı biz ortaya koymuşuz, kazandığımız para ile de yeni sayının giderlerini karşılamışız. Şu an hatırlamadığım yaklaşık 10 sayı falan mı ne sonra, sonradan dahil olan bu adamlar dergi parasını harcayıp bitirmiş dergiyi..Vay amına koyim ne mal adamlarız biz değil mi?

Evet işte o dönemler ben de kalkıp bilmem ne grubunun tarihçesi, yok efendim bilmem ne albümünün kritiği falan gibi şeyler yazıyorum haliyle. Bi de adam gibi ingilizce bilen tek adam olarak Metal Hammer’dan falan çeviri yapıyorum. Ya ne yapacaktım ki? Kalkıp heriflerle röportaj yapacak halimiz yok ya hahaha. Herneyse işte ben bu geçmişimi tamamen unutmuştum bak tekrar yaşamaya mecbur kaldım bugün itibari ile ki, Thrown to the Sun diye bir grup çıktı ve “Of Oceans and Raindrops” diye bir albüm çıkardı 2 gün önce…Ben de bunu yazayım dedim. Yazmalıyım dedim. Onu yapıyorum şimdi bak. Gerçi daha hiç yapmadım henüz. 3 paragraf yazdık…hikaye.

Bak yemin içiyorum 2 gündür paso dinliyorum. Lan bir Türk grubu mu dinliyorum yoksa Florida’nın bağları vardır siz bilmezsiniz ho ho ho, Tampa’nın oralarda leb’i derya bağlar, işte oradan kopmuş gelmiş bir grup mu dinliyorum karar veremedim. Yok lan yalan söyledim, ya da söylemiş olabilirim… ben de bilmem Florida’yı…Ama nedense bana insanlar hep “Cenk sen Florida’ya gitmiştin di mi” derler. O beklentileri karşılayayım dedim yoksa Florida dediğin abede’den penis gibi sarkan bi coğrafya bana ne alla allaaa.

Evet bu Thrown to the Sun, http://www.pasifagresif.com isimli takip ettiğim bir sitenin yazar ve okurlarından oluşmuş, ve yukarıda da dediğim gibi 2 gün önce albümlerini interweblere indirilebilir olarak sunmuş arkadaşlar. Kısaca belirteyim albüm internet dilinde “epic” lafını hakeden bir albüm olmuş. Tanımam etmem hiç birini, aranızda yalakalık ettiğimi düşünen varsa diye söylüyorum. Ayrıca böyle düşünenler düşünce suçu işli…..sonunu getiremiyorum.

Zaten 2 şarkıyı mı ne önceden yayınlamışlardı. Bakın ayağınızı denk alın tarzı bi gösterme ama vermeme durumu yapmışlardı. Nasıl birşey ortaya çıkacağı hakkında fikir veriyordu. Özetlemek gerekirse, ki böyle şeyleri de pek beceremem bi de komik bulurum, yok efendim Kuzey Avrupa death metal tandanslı, black etkileşimli, gotik brutal, progresif oryantel atomistik pandizot tarzında tınlıyor falan diye hahaha ama yapayım bak becerebildiğim kadarını.

Thrown to the Sun, özüt death metal yapıyor. Doğala özdeş aromada progresiflik var. Yer yer bana en çok death ve gojira’yı anımasttı ama ufaktan ha. Yoksa bu grupların da taklidi de değil. Kendine has, gayet leziz bir tarzı var. Herkes enstrümanını adam gibi çalıyor. Bakın biz sikertiyoruz ha diye sıkıcı progresiflikler de yok. Melodi var abicim ya. Zaten olay da bu bence. Müzik dediğin benim düşüncem rif’tir haha :D Dinliyoruz da ne dinliyoruz? OOoo adamlar süper çalıyor ama ne çalıyor melodi yok tribi değil! Thrown to the Sun’da teknik/melodi/run kombosu çok güzel harmanlanmış ve ben 2 gündür deli gibi dinliyorum. Tam ulan bu şarkı tam olmamış mı diye düşünürken bile bi olay oluyor ve vay babayuun kemüü dedirtiyor mesela Laceration şarkısında “ulan bu doldurma şarkı galiba” diye düşünüyorum ve bir anda 1.30’da bir son rif geliyor osurtuyor. Genç gibi kafa sallayasım geliyor :D

Tek tek şarkıları yorumlayacak kadar hakim değilim henüz çünkü ortada gerçekten defalarca dinlenip hazmedilecek bir OPUS var! İlk dinlememde ilk şarkıyı mesela 10 kere falan üstüste dinledim, ilerleyemedim çünkü tek rif’ten oluşan intro gibi bir şarkı bu ama öyle bir rif’ki Türk metali bugünleri de gördü ya şükürler olsun dedirtiyor resmen. Sonra tüm albümü 2 gündür döndürüyorum ve diyorum ki kısacası ey arkadaşım, sen bir metal müzik dinleyicisi misin, illa death metal fanı olmana gerek yok tabi, zaten death metal fanıysan erken boşaltıyor albüm uyarırım, ama rock/jazz falan dinliyorsan da müzikten anlarım diyorsan da al sana günün fırsat ürünü! Hatta bakınca bu sene opeth, machine head, mastadon gibi çok beklenen albümlerin yanına sırıtmadan konacak bir albüm açıkçası. Al koy sen de. 2 dakika insan ol. Daha da konuşturtma cenk abini.

Son paragrafta biraz da kendimi övmek sureti ile yazıyı sonlandırayım diyorum bir yavşak gibi. 1994 senesinde Türkiye’nin ilk death metal albümünü Death Project olarak “Mission Accomplished” adıyla çıkarmıştık. O zamanlar şartlar çok zordu bugüne kıyasla. Akustik davul kaydetmek diye bişey yoktu. Bi sikim yoktu ya bugüne oranla. Kısacası bu yolu biz açtık biz olmasak dünya olmaz demeye getiriyorum hahahaha. Aradan 17 yıl geçmiş bak. Bu zaman zarfında “lan Türk grubudur destek olalım işte” mantığı dışında alıp da dinlediğim bir Türk grubu olmadı (Dr. Skull vardı lan gerçi…hmmm evet Dr. Skull’da hakkını vermişti valla onu da not düşelim buraya) Herneyse demek ki 1 grup varmış harbiden takdir ettiğim. Thrown to the Sun’da destek mestek hikaye, severek, zevk alarak dinlemek için yapılan bir müzik koyuyor ortaya.Alın dinleyin. Şimdi de link vereyim de bu Orhun yazıtları gibi uzayan yazıya son vereyim. Albümü aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz hem mp3 hem kayıpsız flac olarak.
resmi site / bandcamp / pasifagresif

Reklamlar

Morbid Angel “Illud Divinum Insanus” Çıktı! (BERC)

Sene 90’ların başı mı nedir, Morbid Angel’ın “Blessed Are The Sick” albümü ile death metal yoluna saptım. O zamana kadar bir thrashçi idim, daha sonra baktım bu ne böyle dedim lan, bu nasıl bir müziktir dedim ve hasta oldum Morbid Angel’a.

Kalkıp 2 saat Morbid Angel anlatacak halim yok ve az evvel tam yatarken lan acaba çıktı mı son albüm diye bir araştırmacı gazetecilik yaptım. Önemle ve seferberlik halinde beklediğim bir albümdü bu çünkü benim en sevdiğim death metal vokalisti olan David Vincet geri gelmişti! Bu David’e ne desem az. Peki ya Trey’e çok mu? Yooo asla, Morbid’in beyini olan Trey herşeye layık bir abimizdir ve bu yazıyı yazarken 2. şarkı olan Too Extereme’i ilk kez dinliyorum ve bu ne lan diyorum. Dan dan dan dan gidiyor, bildiğimiz Morbid değil ama çok acayip, tam hastalıklı bir beynin ürünü bişi resmen….Sadece yılların komandosu Sandoval’ın olmamasından hafif kıllanıyorum. Belimi nedir bi sakatlığı varmış o yüzden ara verdi komando. Bu arada Jeff Hanneman’da böyle, allah allah bi sakatlık sezonu var extereme metal aleminde, tabi idmanlarda kaytarıyorlar, kendilerine bakmıyorlar falan filan…

Herneyse BERC tarafından internetlerimize sunulan bu leziz release için 2 de link vereyim ve kefir almak için bakkalın yolunu tutankamon. Tıklamalısın tam olarak buraya / Burada olur pertevnihalim benim

Burzum’un Yeni Albümü Fallen İnternetlere Düşük Yaptı!

Norveç’te yenilebilecek en ağır cezalardan birini yiyip 21 senesini hapiste geçirdikten sonra, geçen sene dışarı çıkan Varg abimiz Belus diye bir albüm yayınladı ki üzerimde acayip bir etkisi oldu bu albümün, ona da ayrıca gelecem. Ama kısa bir süre sonra şimdi de Fallen internetlere aktı, hatta bi süre oldu da ben dalmışım, kusura kalma emily.

Black metale güldüm ben hep. Death çalamayan adamların, müzikle çekemedikleri ilgiyi surat boyayarak çekmeye çalıştıkları zibidi müziği olarak gördüm ve black gruplarının da çoğu beni haklı çıkarttı bence. Salakça klise yakmalar, birbirlerini öldürmeler bilmem ne her zaman yapılan bir black metal albümünden daha çok ilgi çekti de zaten. Dolayısı ile komik pepeler olabilirlerdi bu herifler. Gerçi aradan ciddi şeyler yapan adamları çıktı da ben bir türlü ısınamadım bunlara. Herneyse ya ne diye anlatıyosam bunları…

Bu gerizekalılarda bi de kötü prodüksiyonculuk vardı ki beni uyuz ediyor, ulan yapmışsın birşey adam gibi kaydet. Yok bok gibi tonlar çekecek, bok gibi aletler kullanacak, bok gibi mix yapacak, sonra da underground’uz biz. Ulan o zaman onu da kaydetme, underground’luktan mağmaya ulaş be hanzo, ayrıca makyajın akmış!

Ama belus ile resmen olayın rengini değiştirdi Varg ve bu Fallen da onun devamı niteliğinde bir albüm. Blackçiler zaten kapmışlardır da black’e bir şans vermek isteyenler bi baksın. Ya da bakar gibi yapsın bakmasın, ya da bakmaz gibi yapsın baksın, yada bakar gibi yapsın bakamasın ama bakar kör gibi. Al linkler.

Metalin Haritasını Çıkaran Site: Map of Metal

Mezarkabul…

Bu ünlü türk grubu pentagram’ın sonradan adını aldığı komik laftır. Peki neden pentagram adını değiştirmiş ya da değiştirmek ve değiştirmemek arasında kalmış bir sakillik sergilemek durumu ile yüzleşmiştir? Çünkü amerikada pentagram adında bir grup vardır diye.

Tüm bunları ise nasıl bağlıyorum ben bu yazıya? Şu an amerikan pentagram’ını dinliyorum ve bunu da map of metal sitesinden yapıyorum ki, bu site şirinsel bir arayüz ile bizlere metal türleri ve bunlar arasındaki bağlantıları sunuyor, hatta her türden bir miktar örnek playlistler veriyor.

Yanlız şu an şunu söyliyeyim ki bu amerikan pentagram da çok rezil bir grupmuş, ki kendileri traditional doom metal türü altında beni o kadar sıktı dövmek istedim tüm bu adamları. Doom ve yavaşlık olayları beni zaten uyuz eder, bıy bıy bıy… Hepsinin gitar tellerini bir balta marifeti ile kopartmak istedim şu an.

Site kurcalaması zevkli ve drone metal, unblack metal falan gibi hayatımda duymadığım türleri de bana öğretmiş bir hizmet sitesi adeta. Gerçi bu isim koyma olayına uyuz olurum bi röportajda “biz aslında norveç black metali etkileşimli, funeral doom sentezli, tekno, prograsif atomik brutal death metal yapıyoruz” falan gibi laflar okudum mu sinirlenir ve sol burun deliğime paspas yaparım.

Bu arada bu siteyi pasifagresif’te gördüm. Sitede tam burada.

Ayrıca

Pasifagresif: İnternetlerin Metal Fışkıran Damarı

Ben kendi dünyasında yaşayan bir adamımdır sevgili Ahmet. Sevdiğim şeyleri severim, sevmediklerimden tiksinirim değerli Ayşe. Eğer bir iyiyse on çok daha iyidir diye çalışır kafam Fatma abla. Griye pek yer vermem, netlik ararım hayatımda ve yemeklerde bakkal amca. Gençliğimde thrashçiydim, sonra deathçi oldum, bi ara epey saldım, ama şimdi yine bir genç gibi thrashçi oluyorum galiba sayın mebusum…

Bakınız, internetlerde milyar grup var. Elektronik müziği sevememe sebebim de budur benim. Al kur herhangi bir program, bir enstrüman çalmana gerek yok, bas düğmelere al sana müzik peh peh peh. Dolayısı ile trilyon elektronik müzik grubu… O set denen şarkılarına hiç girmeyecem bile. Set dediğin bir tanrıdır ulan en başta!

O yüzden ben genelde sevdiğim grupları dinlerim. Death dinlerim, Morbid Angel dinlerim, Opeth dinlerim, Overkill dinlerim falan filan. Ama son yıllarda thrash’de bir uyanış var ve ben artık bir genç metalci gibi, bilmemne drubu albüm hazırlığında, şu grubun basçısı ayrıldı, onlarda yerini bu gruptan bilmem kim ile doldurup yollarına devam ettiler falan diye kasamam. 34 yaşında adamım ben. Beni arabada gideren Creative Zen’imle ne dinleyecem ona bakarım. Ne o yoksa iPod’um mu olacak sandınız hahaha? Zen abicim avi’de çalıyor, mpg’de çalıyor her türlü çalıyor. Dosya sürükle bırakla da şarkı video yükletiyor, iPod sahipleri sizi…Herneyse, dolayısı ile benim sevdiğim müzikleri dinlemek için artık arayışlara girmem zor. Bana desin ki biri Cenk uyan bak Artillery tekrar toplandı! Oooo derim Artillery çok iyidir ya….

İşte bana böyle şeyler diyen sayfa pasif agresiftir. Size de desin isterseniz bakın işte burada linklerini de veriyorum. Son zamanlarda da Artillery’nin son albümünü, Overkill’in son albümünü ve Slash’in son albümünü dinliyorum. Hepinize tavsiye ederim. Bir diğer tavsiyem ise Eti’nin yeni Browni intense’i. O da çok tatlı bişi.

http://www.pasifagresif.com/

Türkçe Sözlü Death Metal Dersleri 2: Mürebbiye

Daha önce Türkçe sözlü death metal templateleri yaptığımı belirtmiş ve sözleri ve söz aranjmanı hazır halde okuyucularımın kullanımına sunmuştum. Ne de olsa web sitesi template’i, After Effects template’i, psd’si, bilmemne template’i oluyorda, Türkçe sözlü death metal template’i mi olmayacak. Daha sonra bu davranışımın aslında bir ders olduğunu anladım. Bugün de ikinci dersimizi yayınlıyorum. Anlamadığınız birşey olursa, parmak kaldırın söz isteyin.

Dev Müzik Arşivi: bunalti.com

Ben genç iken metalci olarak isimlendirilen insanlardan olagelmiş bir insan görürdüm aynaya baktığımda. White Snake ile çıktığım bu yolda, Alice Cooper, Manowar, Anthrax, Metalica, Slayer derken önce bir thrash’ci, sonra da death metalci olmuş birisiydim. Sonra yıllar geçti, pek müzik dinlemez oldum. Zaten internetin ortaya çıkması ile trilyon tane grup ortaya çıktı ve asla dinlemeye yetişecemeyeğim kadar müzik oldu kolayca erişilebilen. Bu aralar tekrar toplanmış efsanevi Danimarkalı grup Artillery ve Overkill’in son albümlerini dinliyorum. İkiside çok iyi.

Bunalti.com ise fazla değil 20-30.000 albümün paylaşıldığı bir site. Siz de bir bakın isterseniz. Yanlız belirteyim, biraz fazla pop-up’larla doldurulmuş siteye bir popup blocker ve firefox ile girmenizi tavsiye edeyim de sonra ardımdan geviş getirme olmasın dimi? Link’te tam olarak burada bak.

%d blogcu bunu beğendi: