Tag Archive | mp3

Türk Müziğinde Kallavi Açılım! (or How I stopped Worrying and Loved Thrown to the Sun)

Tarihi unutanlar onu tekrar yaşamaya mecburdurlar diye bir laf vardır, ki başıma tam da bu geldi bak. Anlatayım. Sene 1990-91 falan, biz çok metalciyiz o zamanlar. Liseliyiz. Hakkını veriyoruz liseliliğin her türlü. Herneyse, o zamanlar İstanbul’da efsanevi Laneth dergisi çıkıyor. Öyle internet falan yok tabi. Metale ve metalciye ait yaşanmışlıkları Laneth’ten takip ediyoruz hahaha. Bi de denk gelirse sahaflardan falan eski Metal Hammer, Kerrang falan bulursak ne ala…

Konuyu yine hafif pembeleşinceye kadar karıştırdım bak. Ne diyodum. Ha biz de gençlik ve liselilikle harmanladığımız metalciliğimizi alıyoruz ve bir underground metal fanzine yapıyoruz. Fikri kuzenim Batu’ya aittir. En başta aklımda ben, Batu, Hasan, Turgut ve Yiğit diye arkadaşlardan da oluşan bir çekirdek kadro kalmış bak, başkası varsa çıkıp cenk hakkımı yeme desin! Daha sonra bi sürü başka adamlar bu projeye dahil olacak ve birgün şu an düşündükçe inanamadığım bir şekilde bir sayının tüm parasını birlikte yemek sureti ile dergiyi batıracaklardır bunlar. Lan ilk parayı biz ortaya koymuşuz, kazandığımız para ile de yeni sayının giderlerini karşılamışız. Şu an hatırlamadığım yaklaşık 10 sayı falan mı ne sonra, sonradan dahil olan bu adamlar dergi parasını harcayıp bitirmiş dergiyi..Vay amına koyim ne mal adamlarız biz değil mi?

Evet işte o dönemler ben de kalkıp bilmem ne grubunun tarihçesi, yok efendim bilmem ne albümünün kritiği falan gibi şeyler yazıyorum haliyle. Bi de adam gibi ingilizce bilen tek adam olarak Metal Hammer’dan falan çeviri yapıyorum. Ya ne yapacaktım ki? Kalkıp heriflerle röportaj yapacak halimiz yok ya hahaha. Herneyse işte ben bu geçmişimi tamamen unutmuştum bak tekrar yaşamaya mecbur kaldım bugün itibari ile ki, Thrown to the Sun diye bir grup çıktı ve “Of Oceans and Raindrops” diye bir albüm çıkardı 2 gün önce…Ben de bunu yazayım dedim. Yazmalıyım dedim. Onu yapıyorum şimdi bak. Gerçi daha hiç yapmadım henüz. 3 paragraf yazdık…hikaye.

Bak yemin içiyorum 2 gündür paso dinliyorum. Lan bir Türk grubu mu dinliyorum yoksa Florida’nın bağları vardır siz bilmezsiniz ho ho ho, Tampa’nın oralarda leb’i derya bağlar, işte oradan kopmuş gelmiş bir grup mu dinliyorum karar veremedim. Yok lan yalan söyledim, ya da söylemiş olabilirim… ben de bilmem Florida’yı…Ama nedense bana insanlar hep “Cenk sen Florida’ya gitmiştin di mi” derler. O beklentileri karşılayayım dedim yoksa Florida dediğin abede’den penis gibi sarkan bi coğrafya bana ne alla allaaa.

Evet bu Thrown to the Sun, http://www.pasifagresif.com isimli takip ettiğim bir sitenin yazar ve okurlarından oluşmuş, ve yukarıda da dediğim gibi 2 gün önce albümlerini interweblere indirilebilir olarak sunmuş arkadaşlar. Kısaca belirteyim albüm internet dilinde “epic” lafını hakeden bir albüm olmuş. Tanımam etmem hiç birini, aranızda yalakalık ettiğimi düşünen varsa diye söylüyorum. Ayrıca böyle düşünenler düşünce suçu işli…..sonunu getiremiyorum.

Zaten 2 şarkıyı mı ne önceden yayınlamışlardı. Bakın ayağınızı denk alın tarzı bi gösterme ama vermeme durumu yapmışlardı. Nasıl birşey ortaya çıkacağı hakkında fikir veriyordu. Özetlemek gerekirse, ki böyle şeyleri de pek beceremem bi de komik bulurum, yok efendim Kuzey Avrupa death metal tandanslı, black etkileşimli, gotik brutal, progresif oryantel atomistik pandizot tarzında tınlıyor falan diye hahaha ama yapayım bak becerebildiğim kadarını.

Thrown to the Sun, özüt death metal yapıyor. Doğala özdeş aromada progresiflik var. Yer yer bana en çok death ve gojira’yı anımasttı ama ufaktan ha. Yoksa bu grupların da taklidi de değil. Kendine has, gayet leziz bir tarzı var. Herkes enstrümanını adam gibi çalıyor. Bakın biz sikertiyoruz ha diye sıkıcı progresiflikler de yok. Melodi var abicim ya. Zaten olay da bu bence. Müzik dediğin benim düşüncem rif’tir haha :D Dinliyoruz da ne dinliyoruz? OOoo adamlar süper çalıyor ama ne çalıyor melodi yok tribi değil! Thrown to the Sun’da teknik/melodi/run kombosu çok güzel harmanlanmış ve ben 2 gündür deli gibi dinliyorum. Tam ulan bu şarkı tam olmamış mı diye düşünürken bile bi olay oluyor ve vay babayuun kemüü dedirtiyor mesela Laceration şarkısında “ulan bu doldurma şarkı galiba” diye düşünüyorum ve bir anda 1.30’da bir son rif geliyor osurtuyor. Genç gibi kafa sallayasım geliyor :D

Tek tek şarkıları yorumlayacak kadar hakim değilim henüz çünkü ortada gerçekten defalarca dinlenip hazmedilecek bir OPUS var! İlk dinlememde ilk şarkıyı mesela 10 kere falan üstüste dinledim, ilerleyemedim çünkü tek rif’ten oluşan intro gibi bir şarkı bu ama öyle bir rif’ki Türk metali bugünleri de gördü ya şükürler olsun dedirtiyor resmen. Sonra tüm albümü 2 gündür döndürüyorum ve diyorum ki kısacası ey arkadaşım, sen bir metal müzik dinleyicisi misin, illa death metal fanı olmana gerek yok tabi, zaten death metal fanıysan erken boşaltıyor albüm uyarırım, ama rock/jazz falan dinliyorsan da müzikten anlarım diyorsan da al sana günün fırsat ürünü! Hatta bakınca bu sene opeth, machine head, mastadon gibi çok beklenen albümlerin yanına sırıtmadan konacak bir albüm açıkçası. Al koy sen de. 2 dakika insan ol. Daha da konuşturtma cenk abini.

Son paragrafta biraz da kendimi övmek sureti ile yazıyı sonlandırayım diyorum bir yavşak gibi. 1994 senesinde Türkiye’nin ilk death metal albümünü Death Project olarak “Mission Accomplished” adıyla çıkarmıştık. O zamanlar şartlar çok zordu bugüne kıyasla. Akustik davul kaydetmek diye bişey yoktu. Bi sikim yoktu ya bugüne oranla. Kısacası bu yolu biz açtık biz olmasak dünya olmaz demeye getiriyorum hahahaha. Aradan 17 yıl geçmiş bak. Bu zaman zarfında “lan Türk grubudur destek olalım işte” mantığı dışında alıp da dinlediğim bir Türk grubu olmadı (Dr. Skull vardı lan gerçi…hmmm evet Dr. Skull’da hakkını vermişti valla onu da not düşelim buraya) Herneyse demek ki 1 grup varmış harbiden takdir ettiğim. Thrown to the Sun’da destek mestek hikaye, severek, zevk alarak dinlemek için yapılan bir müzik koyuyor ortaya.Alın dinleyin. Şimdi de link vereyim de bu Orhun yazıtları gibi uzayan yazıya son vereyim. Albümü aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz hem mp3 hem kayıpsız flac olarak.
resmi site / bandcamp / pasifagresif

Opeth’in Yeni Albümü Heritage İnternete Düştü!

Saat sabah 5:30… cumayı cumartesiye bağlayan gece… ve tam yatıyordum ben ama bir anda içimde bir pıtırcıklanma potemkin zırhlısının kült merdiven sahnesinden yuvarlanırcasına önce diz kapağıma oradan dilimin altına oradan da parmaklarıma ilerledi ve ben son yılların crazyshark’dan sonra en manyak metal arşivine sahip sitesi bunalti.com’a gittim ve bir de ne göreyim? En üstte Rüya Tiyatrosu Dream Theater’ın yeni albümü, laf sokan ismi ile “Dramatic Turn of Events” (ki burada şair eski davulcusuna sesleniyor :D) , onun biraz altında da Opeth’in yeni albümü Heritage!

Ayın sonuna doğru çıkması beklenen albüm internetlere akmış bulunuyordu ve bu linklerin burada yer etmesi gerekiyordu! Yukarıdaki link bold olduğu için link olduğunu anlamadıysan değerli opethsever, TIK ET BURAYA, ki senin için 2.bir link eklemiş olayım. İster mp3 ister de FLAC olarak indirebilirsin ha onuda belirteyim her iki albümü de.

Morbid Angel “Illud Divinum Insanus” Çıktı! (BERC)

Sene 90’ların başı mı nedir, Morbid Angel’ın “Blessed Are The Sick” albümü ile death metal yoluna saptım. O zamana kadar bir thrashçi idim, daha sonra baktım bu ne böyle dedim lan, bu nasıl bir müziktir dedim ve hasta oldum Morbid Angel’a.

Kalkıp 2 saat Morbid Angel anlatacak halim yok ve az evvel tam yatarken lan acaba çıktı mı son albüm diye bir araştırmacı gazetecilik yaptım. Önemle ve seferberlik halinde beklediğim bir albümdü bu çünkü benim en sevdiğim death metal vokalisti olan David Vincet geri gelmişti! Bu David’e ne desem az. Peki ya Trey’e çok mu? Yooo asla, Morbid’in beyini olan Trey herşeye layık bir abimizdir ve bu yazıyı yazarken 2. şarkı olan Too Extereme’i ilk kez dinliyorum ve bu ne lan diyorum. Dan dan dan dan gidiyor, bildiğimiz Morbid değil ama çok acayip, tam hastalıklı bir beynin ürünü bişi resmen….Sadece yılların komandosu Sandoval’ın olmamasından hafif kıllanıyorum. Belimi nedir bi sakatlığı varmış o yüzden ara verdi komando. Bu arada Jeff Hanneman’da böyle, allah allah bi sakatlık sezonu var extereme metal aleminde, tabi idmanlarda kaytarıyorlar, kendilerine bakmıyorlar falan filan…

Herneyse BERC tarafından internetlerimize sunulan bu leziz release için 2 de link vereyim ve kefir almak için bakkalın yolunu tutankamon. Tıklamalısın tam olarak buraya / Burada olur pertevnihalim benim

Whitesnake – Forevermore 2011 İnternetlerimizde!

Şu mühür var ya, benim hayatıma da mühür vurmuştur. Bundan yıllar önce daha yeni yeni ilk defa müzik dinlemeye başlayan bir pepeyim, yaş 12 falan mıdır nedir, hazırlık/6. sınıf falan. Madonna, Michael Jackson falan gibi 5-6 tane kasedim var ve bigün kasetçiye gidip, ki o zamanlar sadece kaset olduğu için kasetçi diyebiliriz bunlara, yeni bişiler alıyım dedim. Komiktir, o zamanlar bandrol falan olmadığı için çok ucuz kasetler. Çocukluk harçlığımda 3-4 tane alabildiğimi hatırlıyorum. Herneyse, baktım ben bu mührü gördüm. Whitesnake albümü. Logo mu hoşuma gitti nedir bilmiyorum, aldık eve geldik. Ben distorlu gitar sesini burada duydum. Coverdale’nin spektaküler vokali ile kendime geldim. Hemen sahne kurup kendime civciv ezmek, enseme tükenmez kalemle 666 yazmak, minimal uzun saçları ıslatıp kafa sallamak gibi şeyler yapmaya başlamışım. Aradan yıllar geçti biz az zamanda çok yol kat edip, bir ara bildiğim mal metalci, deathçi falan olup, metalci saat takmaz, metalci köfte yeme..aaa bu yazı da benim bahsetmem gereken bir adam var.

Murat Ünlü. Evet hakkında çok şey söyleyebiliriz bu arkadaşımızın. Metalciliğimizin başlamasında da epey parmağı vardır. Daha o zamanlardan metalci ne yapar, ne yapmaz bize anlatan, doğru yola sevkeden birisiydi. Bir aralar hergün gelip dünyanın en iyi grubu kimdir onu belirtirdi. “Olm dünyanın en iyi grubu floatsam and jetsam” falan gibi okulda dünyanın ogünlük en iyi grubunu öğretirdi bizlere. “Olm athropy, çöl thrashçileri lan…” falan gibi… Beni bu metal yoluna sokan adamlardandır ve tanıdığım en iyi gitaristtir, sahnede biraz garip bacak hareketleri yapabilir ama :D Ne yazık ki ne murat ne de ben eskisi gibi metalci değiliz. Hadi ben ağırlıklı olarak dinlemeye devam etsem de Murat artık bir elektrosever. O zaman ne sikime derman olduğunu bir türlü anlamadığım “e o zaman bu şarkıyı da bilmemkime hediye edelim” gibilerinden bir hareketle bu albümü ben de murat ünlü’ye hediye ediyorum. Ama fiziksel olarak etmiyorum. Link veriyorum. Fiziksel olarak benden yediği kasetlere saysın:P Ulan o değil de bu kaset yeme olayında acaba bir envanter çıkarılsa, daha çok kaset yemişmiyizdir, yoksa kasedimiz yenilmişmidir? Benim sanırım yenilmiştir gibime geliyor.

Al whitesnake babaların yeni albümü / Buradan da bakabilin!

Burzum’un Yeni Albümü Fallen İnternetlere Düşük Yaptı!

Norveç’te yenilebilecek en ağır cezalardan birini yiyip 21 senesini hapiste geçirdikten sonra, geçen sene dışarı çıkan Varg abimiz Belus diye bir albüm yayınladı ki üzerimde acayip bir etkisi oldu bu albümün, ona da ayrıca gelecem. Ama kısa bir süre sonra şimdi de Fallen internetlere aktı, hatta bi süre oldu da ben dalmışım, kusura kalma emily.

Black metale güldüm ben hep. Death çalamayan adamların, müzikle çekemedikleri ilgiyi surat boyayarak çekmeye çalıştıkları zibidi müziği olarak gördüm ve black gruplarının da çoğu beni haklı çıkarttı bence. Salakça klise yakmalar, birbirlerini öldürmeler bilmem ne her zaman yapılan bir black metal albümünden daha çok ilgi çekti de zaten. Dolayısı ile komik pepeler olabilirlerdi bu herifler. Gerçi aradan ciddi şeyler yapan adamları çıktı da ben bir türlü ısınamadım bunlara. Herneyse ya ne diye anlatıyosam bunları…

Bu gerizekalılarda bi de kötü prodüksiyonculuk vardı ki beni uyuz ediyor, ulan yapmışsın birşey adam gibi kaydet. Yok bok gibi tonlar çekecek, bok gibi aletler kullanacak, bok gibi mix yapacak, sonra da underground’uz biz. Ulan o zaman onu da kaydetme, underground’luktan mağmaya ulaş be hanzo, ayrıca makyajın akmış!

Ama belus ile resmen olayın rengini değiştirdi Varg ve bu Fallen da onun devamı niteliğinde bir albüm. Blackçiler zaten kapmışlardır da black’e bir şans vermek isteyenler bi baksın. Ya da bakar gibi yapsın bakmasın, ya da bakmaz gibi yapsın baksın, yada bakar gibi yapsın bakamasın ama bakar kör gibi. Al linkler.

Metalin Haritasını Çıkaran Site: Map of Metal

Mezarkabul…

Bu ünlü türk grubu pentagram’ın sonradan adını aldığı komik laftır. Peki neden pentagram adını değiştirmiş ya da değiştirmek ve değiştirmemek arasında kalmış bir sakillik sergilemek durumu ile yüzleşmiştir? Çünkü amerikada pentagram adında bir grup vardır diye.

Tüm bunları ise nasıl bağlıyorum ben bu yazıya? Şu an amerikan pentagram’ını dinliyorum ve bunu da map of metal sitesinden yapıyorum ki, bu site şirinsel bir arayüz ile bizlere metal türleri ve bunlar arasındaki bağlantıları sunuyor, hatta her türden bir miktar örnek playlistler veriyor.

Yanlız şu an şunu söyliyeyim ki bu amerikan pentagram da çok rezil bir grupmuş, ki kendileri traditional doom metal türü altında beni o kadar sıktı dövmek istedim tüm bu adamları. Doom ve yavaşlık olayları beni zaten uyuz eder, bıy bıy bıy… Hepsinin gitar tellerini bir balta marifeti ile kopartmak istedim şu an.

Site kurcalaması zevkli ve drone metal, unblack metal falan gibi hayatımda duymadığım türleri de bana öğretmiş bir hizmet sitesi adeta. Gerçi bu isim koyma olayına uyuz olurum bi röportajda “biz aslında norveç black metali etkileşimli, funeral doom sentezli, tekno, prograsif atomik brutal death metal yapıyoruz” falan gibi laflar okudum mu sinirlenir ve sol burun deliğime paspas yaparım.

Bu arada bu siteyi pasifagresif’te gördüm. Sitede tam burada.

Ayrıca

Atheist’ten 4. Albüm: Jupiter

Danişmendoğulları beyliğinin varislerinden olan biri gibi hissediyorum bugün, bu sabah. Antin kuntin işlerle uğraşmaktansa vampir olmaya çalışmak gibi daha ciddi meseleleri kendime mesele yapmalıyım, mesela.

Karamanoğulları beyinin varisleri varmış, bacaklarında. Kunta kinte işlerle uğraşan bir köleydi. Atheist ise ultrasonik bir gruptur.

Peki Ricardo gerçekten zonta mı? Ben onu bilir onu söylerim diyen insanlardan şüphe ederek geçti gençliğim çünkü. Ben başka bişey bilip bir başka birşey söyleyen hizipçileri daha sevimli ve bir o kadard..

Evet bu kadar safsata yeter. Download’um bitti, efsane geri döndü, ben de download bitene kadar bişiler yazmak zorundayım değil mi? Akıllı adam buradan bakar

 

Jamiroquai’den 5 Yıl Sonra Yeni Albüm: Rock Dust Light

Sempatik oğlandır Jay Kay. Hemen herkes gibi ben de Jay’in kendisini Jamiroquai zannederdim, sonra birgün öğrendim ki, grubun adıymış Jamiroquai, aranızda bunu bilmiyenlerin olduğunu bildiğim için bunu aradan çıkartalım, peki ama Jamiroquai ne demek? Bunu ise çoğunuz bilmiyorsunuz, ki ben de 15 dakika önce öğrendim, ne zamandır yeni albüm çıkartmıyorlar diye adamlar hakkında biraz okuma yaparken, ilginçmiş. Grubun ismi, “Jam” ve “Iroquai” kelimelerinin birleşiminden geliyor. Jam’in ne olduğu belli, Iroquai ise en güçlü kızılderili konfederasyonu idi, ki savaş sırasında İngiltere tarafında oldular ve ABD tarafından katledildiler. Jay’in kafaya ne diye hep bizon takkesi taktığını da böylece anlamış oluyoruz.

Herneyse yeni albüm çıktı 2005 Dynamites albümünden sonra (bi de best of var arada galiba ama tınnnnnnnn diyoruz ona)  adı da Rock Dust Light. İşte burada / ve burada

Mafia 2 Sountrack

Bu bloğu açtığımdan beri en çok hit alan yazılardan biridir mafia2 sağlık düşme sorunu yazısı. Millet açmış resmen mafia2’ye görüyorum. İlk çıkan crack’lerin çalışmamasından günde extradan 300+ hit almış oldum. Hatta wordpress en çok okunan yazılar listelerinde bir ara epey tepelere çıktım. Sanki bok varmışçasına sevindim. Sanki hit alınca birşey oluyor, ya da sanki bu yazı için gelen adamlar bir tane başka yazı okumuşlar gibi…Aralarından vardır tabi 3-5 kişi ama bu “yalan hit”lerde mutluluğu buldum sevgili okurlar. Ortalamada günde 100 hit alan bloglarım bir anda 400-500’leri bulunca kendimi bir amerikan filmindeki liseli amerikan futbol takımının quarter back’i sandım. Öyle bir popülerlik düzeyine eriştim kendi içimde ki, sadece ponpon kızların lideri benimle çıkardı. Bende ona vandallık yapardım tabi, ki filmin ilerleyen dakikalarında aslında utangaç ama zeki olan asıl kahramana kaçsın ponpon kız lideri. Oaaaa nasıl kopuyorum dar alanda. Hızla yazmanın böyle yan etkileri var. Pata küte giderken bir anda kontrolü kaybedip coşabiliyorsun. Aynı 200 ile giden bir araba gibi….ve yine o araba gibi duvara toslatan ani bir son olabiliyor hızlı yazarken…örnek mi istiyorsun al: vulva!

Bu arada mafia2 sountrack release edildi. Al yi. /nfo

Stevie Ray Voughan’dan da Digitally Remastered 2CD

Ulan La Bamba filmi gibi bir final, binmeyecektin o uçağa be stevie abi. Büyük gitaristtin, süper adamdın yazık ettin kendine, gibilerinden bir giriş sanırım uygun kaçacaktır. Kaçtı da.

Son yılların moda olayı, eski albümü alalım ve onu dicital olarak rimastırlayalım fonksiyonu ile çizilen bir parabol adeta bu 2CD çünkü içinde daha önce yayınlanmamış 16 şarkı olduğu da kulağımıza gelen duyumlar arasında. Ulan ne laf bu da be. Sanki acayip olaylar olmuş da kulağıma duyumlar geliyor. Kimim lan ben? Cinci hoca mıyım, kulağıma kulağıma duyumlar geliyor? Bu 16 şarkının ama hepsi duyulmadık şarkılar değil, bu da pazarlamacıların, daha önce konser kaydı olmayan şarkı deme tarzı aslında, ki bu konster de 84 Montreal konseri imiş. Dilimin altına gelen duyumlara göre. Toplam 154 dakika musiki olduğu da diaframıma gelen duyumlardan bazısı dedikten sonra buraya bakan biri olun ilgili iseniz.

Guns n Roses Yeni Albüm: Family Tree (Ama ne yeni, ne de guns n roses)

Bu sabah işe gelip de hafta sonunun releaselerine göz gezdirirken bir baktım ki Guns n Roses yeni albüm : Family Tree diye birşey var ve 2 CD.

Bu beni haliyle sevindirdi ama sevinç kısa süre sonra  köpek dişime baskül temas ettiği zaman hissettiğim o kobalt tadına dönüştü. İlk olarak şarkılar eski şarkılar yani bir nevi best of ama, o kadar da best of değil. 24 adet şarkı var, ve bir kısmı bir takım başka kimseler tarafından icra ediliyor falan filan ama yine de guns severler için farklı bir lezzet olabilir bir ihtimal diye düşünerek, düşünceli davrandım ve bunu buraya monte ettim. Bak.

Korn’dan Yeni Albüm: Remember Who You Are

Nu Metal diye bişi var. Kayıp gençlik yarı emo yarı agresif metali gibi bişi ve korna da bu türün belki de en iyi örneği. Ama ben kalkıp grup, albüm tanıtımı yapacak durumda değilim. Tostum geldi 10 saniye önce. O yüzden bu haberi veriyorum, ki haber de şudur, Korn’un yeni albümü çıktı, hatta çıkmadı bile çünkü ayın 13’ünde çıkacak, ama intrnetlere düşmek dediğimiz olay gerçekleşti tabi. 11 şarkının olduğu albümü galiba roadrunner yayınlamış, tam emin olamıyorum bu konuda. Bir de link verip tosta dalıyorum.

Ozzy Osbourne’dan Zakk’siz Albüm: Scream

“Ozi’nin sesinde bir yağdanlık var resmen laaayyn” diye bağırarak uyandı. Bu ses, nası bi ses lan diye sayıklamaya devam ediyordu yatağın kenarında otururken. Daha sonra uyandığını anladığında başını yukarı kaldırdı bir sümsük gibi ve ulan sesle, müzikle ilgili tanımlamalardaki sakilliklerden gına gelmedi mi ya diye sordu seslice. Yok tınlıyor, yok bilmem ne motifleri, yok bilmemne etkileşimi falan filan… Müziği ve sesi kelimelerle tanımlamak çok pismiş ya diye iç geçirirken tekrar yatağa bıraktı kendini. Doğuştan kör bir adama sarı ne demek anlatsana sıkıysa derken tekrar uykuya dalıyordu.

Tam o esnada odanın kapısı yavaşça açıldı. İçeriye yüzünde Ronald Reagan maskesi olan biri girdi ve yatağın yanına geldiğinde elindeki buz kıracağı perdenin arasından sızan ışıkta bir an için parladı. Ulan buz kıracağı ile adam öldürmeyi hayatımıza soktun ya temel içgüdü, alacağın olsun diye bağırdı…

Karnında buz kıracağı ile tekrar uyanan ilk adam ise olm lan Zakk Wylde bu 10. ozi albümünde yok lan dedi. O da dedi ki ama dedi, bu albüm dedi, kızgın kumlardan derin kolera atlamak gibi tınlıyor derken ben olm aslında hepimiz ölüyüz lost seyrediyoz arafta diye araya girdim. Ta

Soulfly Yeni Albüm: Omen

Max Cavalera metal alemlerinde önemli bir isimdir. Brezilya’nın olta girmemiş ormanlarından çıkagelen bu maxtor biraderi igor ile fitboldan sonra ülkenin en önemli exportlarından birisidir.

Sonda benim pek ilgilenmediğim bi takım olaylardan sonra sepultura’dan ayrılmış soulfly’ı kurmuş bi de üstüne 6 albüm yapmıştır ki bu da 7. olarak 25 mayıs’ta dünyaya gelmeden 21 mayısta internetlere geldi. deluxe versiyonunda 3’de bonus şarkı parçası var.

Bi de bugün prince of persia – ki orjinal oyunu hayatımda önemli yer teşkil eder, soundtrack’i çıktı onu da buraya yazayım da benden çıksın.

Soulfly-Omen / Prince of Persia Soundtrack

Exodus “Exhibit B: The Human Condition 2010”

Thrash’de acayip şeyler oluyor, yılları gösteren ayakbileğime taktığım saatim adeta 1990’ı gösterircesine eski topraklardan yeni albümler geliyor. Artillery, Onslaught, Overkill derken Exodus’da yıllar sonra mp3 playerlarımızda yerini bugün aldı.

Öyle albümde 12 şarkı+1 bonus, yok nuclear blast’tan çıktı falan gibi şeyler yazamayacak bir yaştayım ben bu arada. Metal Command, And Then There Were None falana da gönderme yapamam. Ben bir haberci olarak albümü olduğu gibi sunarım, yorum yapamam. İlgilendiysen linke gel.

Cypress Hill: Rise Up

Gevrek vokal… Büymüşte küçülmüş vokal… Bik bik bik vokal…

Evet başaramadım. Yukarıda Cypress Hill vokalisti B-Real’in şahşı kendine müteessir fiil sesinin tarzını teşbih-i beliğ sanatları dahilinde birşeye benzetmeye çalıştım ama başaramadım. Ki bu vokal tarzını kimi insanlar sever, kimi insanlar sevmez, kimi hakkinenler ise formula-1 yarıştırır.

İşte sevdiğim rap gruplarından biri olan sayprıs’ın 8. stüdyo albümü, gerçek hayatta çıkmadan internetlerde çıktı. Gerçek hayatta da 20 Nisan’da çıkacak. Klasik olarak rap ve rock tınıları….ulan hay be…Bu tını lafı o kadar boktan bi laf ki bence, tını ne lan tını ne ? Sound diyemiyoruz tabi, Türkçe laf kullanalım..ne olur ? ne olur? ha “tını” olur demiş birileri…ama kim? Kim ilk defa tını demiş ya.. TINI! Tını demekten dilimde tın bitti.

Bu albümde ise konuk olarak Linkin Park’tan Mike Shinoda, Rage Against the Machine’den Tom Morello ve eski House of Pain’ci Everlast var. 15 şarkı bulunan albüm burada bak.

GnR Slash’ten Yeni Albüm!

Son günlerde oldukça yoğun bir tempo içine gark oldum, ve dahası, garbın afakını sardım, sarardım, ve daha önce farkına varmayanlar için “dumlupınar for dummies” adındaki eserimi kaleme aldım. Kalemi daha sonra şah ile değiştirip roka yedim, midem kalktı, son olarak bu cümlenin son kelimesine şu şekilde karar verdim: taşıkardi.

1 Nisan’da Slash bir albüm yayınlamış diye bir yazı yazarsam insanlar bunu bir bir nisan şakası olarak addedebilirler ha? Cevabını merak etmeden sorduğum bu soruya retorik soru desem türk edebileri bana kızarlar mı? Aha işte bu sorunun cevabını merak ediyorum ve ekliyorum: Durun beyzadeler! Bu albüm şaka değil lan!

Slash, Izzy Stradlin, Duff McKagan, ve Steven Adler sanatlarını icra etmişler bu albümde. Eskiden bunlara kaset derdik. Eskiden olsaydık, Slash’in yeni kasedi çıktı diyecek idik. Acaba kasedi çıkıyor mudur artık hiç? Herhalde çıkmıyordur.Neredeyse artık CD’si bile çıkmayacak, direk mp3 olarak internetlerde olacak kasetler, kasetsizce…

Bir yazıda daha üç nokta ile sonlanan bir cümle kullandığıma göre bu albümde 14 şarkı var ve her şarkıda bir “featuring elemanı” var desem ve hatta bunlardan bazıları ozzy osbourne, chris cornell, kid rock, lemmy, iggy pop falandır desem, daha da diyecek bişi kalmaz. Taşıkardi.

İnternetin burasına da linkini koydum. / Buraya da koydum

Dev Müzik Arşivi: bunalti.com

Ben genç iken metalci olarak isimlendirilen insanlardan olagelmiş bir insan görürdüm aynaya baktığımda. White Snake ile çıktığım bu yolda, Alice Cooper, Manowar, Anthrax, Metalica, Slayer derken önce bir thrash’ci, sonra da death metalci olmuş birisiydim. Sonra yıllar geçti, pek müzik dinlemez oldum. Zaten internetin ortaya çıkması ile trilyon tane grup ortaya çıktı ve asla dinlemeye yetişecemeyeğim kadar müzik oldu kolayca erişilebilen. Bu aralar tekrar toplanmış efsanevi Danimarkalı grup Artillery ve Overkill’in son albümlerini dinliyorum. İkiside çok iyi.

Bunalti.com ise fazla değil 20-30.000 albümün paylaşıldığı bir site. Siz de bir bakın isterseniz. Yanlız belirteyim, biraz fazla pop-up’larla doldurulmuş siteye bir popup blocker ve firefox ile girmenizi tavsiye edeyim de sonra ardımdan geviş getirme olmasın dimi? Link’te tam olarak burada bak.

Jimi Hendrix Valleys of Neptune 2010

Rock aleminin babalarından gitarı çalmakla kalmayıp olmadık emellere de alet eden Jimi Hendrix’in yeni albümü karşımızda. Konsere de gelse de gitsek gibi Küçük Emrah’ın Mozart Türkiye’ye gelirse konserine giderim gibilerinden bir laf da ben edeyim ho hoho. Evet Jimi 1070 yılında Londra’da nedeni tam olarak açıklanamayan sebeplerden dolayı ölümünden beri 40 koca yıl geçmiş (Bi ton uyku hapı aldıktan sonra kusmuğunda boğularak ölmek gibi hardcore bir tarzda veda etti kendisi) . Bu albümde de daha önce resmi olarak yayınlanmayan 12 parça bulunuyor.Eddie Kramer’ın prodüktörlüğünde çıkan albüm hakkında Buddy Miles diyor ki “Bu albümün ortaya çıkması iyi birşey ama Jimi eğer kendisi prodüktör olsaydı daha farklı bir albüm olurdu”.

Ben kendisine saygı duyarım ama çok da hastası değilimdir açıkçası. Yine de bloglarımın okurları arasında Jimi severler olduğunu biliyorum ve onlara da buradan bir selam çakıyorum.

Burda var / Burda da var

%d blogcu bunu beğendi: