Tag Archive | tasarım

Leong Huang Zi “Story Unfolds” Diyor!

Kabul ediyorum, işime geldi son zamanların çoğu yazısını oyunlara dayamak. Hem kısa zaman alıyordu, hem de özellikle Dragon Age severek oynadığım bir yapımdı. Ama buna bir dur demenin vakti geldi. Gerçi yakında yine bir takım süper oyunlar yayınlanacak ve ben hemen onları da buraya ekleyecem ama bu blogun varoluşsundaki amaçlardan biri olan severük biz yeau tasarıklarına da gereken özeni gösterelim değil mi?

Bak işte Malezyalı arkadaşımız Leong, hatta bundan 1 sene önce, ortaya negzel negzel diyeceğimiz bir konsept kitap mağazası koymuş. Sadece mağazayı değil, her türlü basılı, multimedia olaylarını da projeye dahil etmiş. Posterinden, bilgisayarda duracak screensaver’ına kadar…Herşeyi de, adı üstünde, hikayenin açılımına başlayıp, o açılımı da origamisel formlara dayamış. Bir bütün olarak hadi biz de böööle kitapçılara gidelim yeaaa dedirtecek bir proje koymuş ortaya. Renkleri, fontları, formları, bütünlüğü, herşey işte böyle olsun herşey yaaaa dedirtiyor bana. Bak Leong’un site burada / Bak Story Unfolds u buradan buldum

Reklamlar

Glennz Tasarımlarına Gidiş Yolumdan Puan Ver!

Klavyenin tuşlarına her bastığında korku ile titremek nedir bilir misin? Şu an yaşadığım hisler tam olarak budur. Ya yanlış birşey yazarsam, ya olmadık bir link verirsem. Ama bunları bir kenara bırakalım ve beni bu noktaya getiren olayların akışına bırakalım kendimizi. Hikayeye olmasa bile gidiş yoluna puan verirsiniz belki.

Klasik internet sörfümü yapıyordum ki karşılaştım bu Glennz T-shirt’leri ile ve hakikaten çok güzel, bazıları epey akıllıca tasarımları var adamların. Bunlara bir miktar baktım ve Glennz’in bu bloglarda yerini alması için gerekli işlemleri başlattım. Tam o esnada ülkemizin de böylesi T-shirt tasarımı ile adını duyurmuş değerleri olduğu aklıma geldi. Mesela Hellim Avşar gibi. Hemen google’da bir arama yaptım ama Hellim’in yaptığı t-shirt tasarımlarını bulamadım, zaten düz beyaz olduklarını hatırlıyorum ama. Bu esnada sanat tarihimizin modellikten tenise kadar tüm dallarında hizmet vermiş ablası, herkesin sevdiği, besleyici lezzetli Hülya Avşarkızı’nın “Şampiyon Belli” isimli ultrasonik tasarımı ile karşılaşmam sonucu işte kontrastı yakaladım diye köpek köpek güldüm kendi içimde. Ve fakat bu görseli sizle bloglarımda paylaşamıyorum çünkü mahkemeye verilme tehlikem var yine! Olsun link verebiliyorum. İşte t-shirt tasarımında geldiğimiz nokta. Sonra bu görselin yer ettiği bloğa gittim ve orada az evvel bahsettiğim mahkemesel olayla karşılaştım. Siz de gidin siz de bakın hem korkutucu, hem eğitici, hem eğlendirici öğeler bolca saçılmış ortama. Daha en baştan “Dava açmaktan hiç çekinmem, hiç birbirimizi üzmeyelim” söylemi karşısında yapabileceğim en mantıklı hareketi yaptım ve pustum. Zaten başörtülü ama hakkını arayan kadından hep korkmuşumdur.

İşte bu gidişat sonrası en iyisi glennz tasarımlarına bakın siz çünkü, bi kere de çünküyü salla be abicim, her yaptığının bir sebebi mi var sanki, bak işte, güzel alla alla. Burada da sitesi var ki meauz pad’inden iphone wallpaper’ına kadar. Ve son anda da karınca kararınca bir görüntü. Update: Burada da 2010-2011 tasarımları var adamların.

Watafak Tipografik Yaklaşım Buğulama!

Tesadüfler hayat adı verilen yaşamımızın şekillenmesinde bir maestro görevi görür. Olmadık anlarda olan olmadık olaylar bizi bozanın üzerindeki tarçın öbeği gibi bir sağa bir sola sürükler, bırakır (drag&drop). Dün de ben bir watafak görseli için google’larda araştırmalarımı derinleştirmişken bir de ne görsem! İşte bu ispanik tipografik site karşıma çıkması ile ben yere bir kapaklan!

Tipografik tasarımlar hakkında yeterince günah çıkardım, o yüzden, ben eskiden bunları hiç tınmazdım ama bir gece 255,255,255 (rgb) sakallı bir dede gelip beni aydırdı konusuna girmiyorum. Sadece günah çıkarmak için bir kutumtrak ama arasında da eski mutfak dolaplarında olan şeyler, derken tam bu paragrafta iyice saçmaladığımı bana e-mail yolu ile bildiren Samsun Zangoçlar ve Zangoçlara Gönül Verenler Derneği üyelerine 4 kilo kimyon yolluyorum.

Daha da Davos’a gelmem diyerek konuyu bulanıklaştırıyorum ki, bu focuslayamayan kamera etkisi yapıyor yazıda, ama sonra odaklayarak konuyu bağlıyorum. İşte bu watafak sitesinde çok güsel bazı tipografya elementleri, mesela Fe demir demek! H2o ise zaten bir celebrity! Bak watafaklara buradan.

Wouter Scheublin’den Yürüyen Masa!

Bir insan ilk önce yürümeye başlamadan önce emeklemeden önce kundaktadır. Buna itirazı olan yoksa devam edelim. Sonra ise teknolojinin getirdikleri ile, getir götür işlerini cisimlere yaptırır. Mesela araba cismi ile gider. Burada ufak bir ara verelim.

Burada ise daha fazla ara vermeden yolumuza devam edelim. Örneğin evin içinde otururken karımız bize diyebilir ki, “cenk bana su ver”. Ona hemen itaat etmek isterim ama kendimi kontrol ederim. Çünkü eğer ona su verirsem Nothingam’ın Kamburu gibi “Bana suu verdiii” demesin diye. Çünkü imaj hiçbirşeydir, susuzluk herşeydir. Sonra gidip suyunu getiririm hanımımın. Ama başka bir yol olsaydı daha iyi olmaz mıydı? Mesela masa gelseydi. Gelmeden önce de sırtına dolaptan soğuk su yüklenseydi? Tabi ki daha iyi olurdu.

Bu rüyamızdan bir adım uzaktayız. Çünkü yürüyen masa artık var, sadece dolaptan su alma kısmını beceremiyor henüz. Hatta ne yürümesi lan, itmen lazım. Böyle yürüme mi olur? İnsan buna bi uzaktan kumanda yapar. Dikkatini buraya ver. Video ile anla.

Şubişubiyik Kırismas Reklam Tasarımları!

Bazı büyük isimli gazetecilerden görüyorum, kadın-erkek ilişkileri üzerine yazı yazıyorlar. Ben de bugün böyle yaptım. Dikkat ol, di’li geçmiş zaman kullandım. Yani yaptım bile ben bu ilişki konuşmasını, sen hala uyuyorsun. Leblebiyi henüz anlamayanlar için leb deme zamanı geldi sanırım, ki o laf, leb demeden olduğu için, daha demeden anlamayanlar artık kendilerini “leb demeden leblebiyi anlayanlar” statüsünden çıkartsınlar. Son tiyo: leblebi bir çorum meyvesidir. Aynı sevgili karım Fulla gibi, o da bir Çorum meyvesidir :D

Evet Şubişubiyik kelimesini başlıkta görüyorsunuz. O kelime benim değerli hayat arkadaşım ile aramızda olan bir kelimedir. Anlamını ikimiz de bilmeyiz ama ara sıra subişubiyik deriz evde. Daha fazla ev sırlarımı afişe edecek değilim ama gördüğünüz gibi kadın-erkek ilişkileri ile ilgili bir yazıyı son sürat yazmaya devam ediyorum. Konunun, anlaşılacağı üzere, kompetanı hatta komodoruyum, komodo ejderiyim!

O zaman güzel noel reklam tasarımlarına geçmeden önce kadınlarla ilgili son bir sır vereyim ve sırra kadem basayım, serra kalem takayım, herro kudüm çalayım… Sır da şudur: Bir kadına tekme vurmadan 2 kere düşünün arkadaşım!

Buradan da vaadedilen sayfaya gitmek amaçlı yapacağın hareketin adına “tıklamak” deniyor.

Ah Yanar Döner A-Acayip Gitarlar ve Toplumumuz Üzerinde Etkileri

Değerli haribo severler, ben de haribo seviyorum. Çocuk ya da büyük olup haribo yiyorum çünkü bir ilk paragraf yazılmalı ki, her yazının bir ilk paragrafı vardır.

Gitar çalan bir insan olarak bugün toxel’de mahlukat-i garib’ül gitarlar konusunu görünce ilk önce bir batlamyus gibi sırıttım. Daha sonra dudağımda çıkan uçuğu ısırmak sureti ile acıttım, çünkü ben prensip olarak, benim bir yerim benim canımı yakarsa, ben de onun canını yakarım! Bu bir tarzdır, yaklaşımdır, duruştur veya değildir.

İşte hemen toxel’de bu gitarlara bakmaya başlamayayım mı sonra? Elbet başlayayım, sonra baktım ki bunlardan biri benim olsa hangisi benim olsun diye düşünürken buldum kendimi. Cevap olarak da steampunk gitar ve neon gitar cevaplarını verdim. Yukarıdaki gitarda ise 42 tel varmış ve hepsi takılınca 1000 poundun üzerinde bir basınç oluşuyormuş. Buraya çatkapı meaaauz et.

Apple Mouseların Tarihi

Bu blogun okurları beni sınır tanımaz bir apple düşmanı olarak tanıyor olabilirler. Sorun değil. Aslında apple düşmanı değil de, apple’a kavram olarak düşmanım yoksa teknolojik bir cihaza ancak sevgi besleyebilirim ben yani.

Hatta eski bir Amiga sever olarak 1995 yılına kadar Amiga’mdan vazgeçememiş ve PC’ye ilk geçtiğim 3-5 yıl uyuz olmuş ve Amiga’mı özlemiştim. O zamanlar hatta Motorola 68000 serisi chipler kullanan amiga ve yine zamanında motorola chipler kullanan Mac’lere sepmati bile beslerdim. Beni Mac’ten soğutan asıl olay, saçma ve gereksiz reklamları oldu diyebilirim aslında. Mac kullanan cool çocuk ve pc kullanan mal nerd… Ulan zaten hayatımızı birşeylere “anti” olmaya harcamışız kalkıp cool olacak halimiz yok! Sadece nerd değil, bundan gurur duyan bir nerd olmuşuz bi de steve jobs’un sonsuz artistikleri yüzünden iyice kıllandım bu mac olayına. Pahalı olmasına da kıllandım, bir sürü kullanıcısının da (internette çok var bunlardan) kendisini mac kullandığı için gerçekten cool sanmasına da kıllandım. Bunun bir statü sembolü olmasına da kıllandım (Reklamcılık aleminde vazgeçilmezdir hele ki, ben de asbest yalama ektisi yapıyor)

Ulan Mac ile ilgili kıllanmadan bir yazı yazamıyorum resmen. Aslında bu yazının konusu 1983 yılından bugüne apple mouse’un geçirdiği devrim. Geçen yıllara rağmen hala tokattipi tıklama olayı süper :D

Güzel Çanta Tasarımları (gibilerinden sıkıcı bir başlık)

Bir sürü tasarım bloğu vardır. Bunlardan bazıları smashing magazine, abduzeeedo gibi ünlü, bazılarıda adını vermek istemediğim bir takım bloglar gibi ünsüzdür. Sert sessizdirler. Aslında adını vermek istememek diye bişi yok. Adını bilmiyorum, ki bu da onu ünsüz yapıyor. Dünyada neyin/kimin ünlü, neyin/kimin ünsüz olduğuna karar veren ben olduğuma göre artık yeni paragraflara yelken açalım. Tut elimi.

Şimdi, bazı konular vardır bu tasarım bloglarında, temcit pilavı konu başlığında, sürekli çıkıp dururlar. Mesela logolar. Türlü türlüdürler. Yok sarı logolar, yok hayvanlı logolar, yok dişi logolar, yok A harfi ile başlayanlar, yok B harfi ile başlayanlar, yok C harfi ile başlayanlar, yok D har…diye manyasam nasıl olur?

İşte bu çanta tasarımı da böyle bir konudur. 1000 blogda 1000 “amanini çantalar” diye vardır bu yazılardan.Ama bu sefer aradan bazı daha önce görmediğim yeni çantalar gördüm toxel’de ve dedim ki, bu çantaları vatandaşlarım da görsün. Onların da hakkıdır hakka tapan milletimin çantalar dedim. Al gör.

Güzel & İlginç Düğün Davetyeleri

Yaz ayları, sanki sıcakların pisliği yetmiyormuşçasına bir diğer uyuz etkinliğe gebedir genellikle. Bu etkinlik ise düğünlerdir. Herkes yazın evlenir ve bazı yazlar arka arkaya 3-4 düğün olur. Ben düğünleri sevmem. Altınımı takıp gitmek isterim. Ama altını takmak da kolay değildir bazen. Sıra olur. Sıraya girip birilerinin göğsüne altın iğneleyen bir insana dönüşürüm! Son zamanlarda ise gelinlerin bir torbası oluyor bazen onun içine de atabiliriz altını. Ama ben hemen arkamda sabırsızlanan insanların verdiği helecanla göğse iğnelemeyi daha cool bulurum. Baskı altında böylesi eylemler ve adrenalin hayatta olduğumu hissettirir bana. Böyle bir adrenalin hastasıyımdır. Bazıları bungee-jumping yapar, bende düğünde göğse altın iğnelerim.

Herneyse bu düğün davetyeleri yok mu? Bunlar da olay olabiliyor bazen düğün öncesi, aman öyle olsun aman böyle olsun diye. Benin düğün davetyesini yapan Tolga arkadaşımıza da teşekkür edeceğim ama gerçek hayattan emekli olup, hayatını AION’da yaşayan bu candostumuz 32. karakterini 50. level yapma savaşı verdiği için ona teşekkür edemiyoruz, çünkü o artık yok. Ulan bu online gaming bağımlılığı hakkına çok komik anılar var gerçi ona da bi yazı yazayım diye fikir geliyor aklıma unutmamak için buraya not düşüyorum. Burada da farklı ve güzel davetyeler var. Seçin davetyenizi, evlenin, ama mümkünse beni çağırmayın düğüne. Balayınıza da çağırmayın.

Kreatif Uyuyan Bebek Fotoğrafları: Mila’s Daydreams!

Bu bloğa hemen hemen her gün birşeyler eklemeye çalışıyorum ve bireysel bazda ultra yorumlar alıyorum ama blogsal bazda alamıyorum diye attığım popülist bir adımdır bu yazı diye başlayıp, turnayı gözünden vurmaya çalıştığım hissini sen okuyucuda uyandırdıktan sonra, aslında içerik olarak da oldukça ilginç bir konunun kapsanak olduğu bu yazı, bir anlamda kendi aranızda “ulan kralın kıyafet süper yaaa” ve “kral çıplak lan” diye bağırarak çatışan bir okur kitlesinin, gizli kapaklı, ama daha ilk paragraftan kendinidi açıkladığı için de o kadar da gizli kapaklı olmayan bir tohumudur. Anlamayanlar bir daha okumakta özgür, ben gayemi net olarak ortaya koydum!

Bu bloğa sadece dünyadan yorum alıyorum sevgili okurlar, yani bildiğin samanyolu galaksisi, orion takım yıldızı, güneş sistemi 3. gezegen dünya! Ulan bu benim gibi bir adama yakışıyor mu? Dolayısı ile daha popülist konulara dalayım diye bir düşünce akımının takipçisi oldum ve düşündüm, ne popüler kılar beni?

Tabi ki sokakta şirin köpek dolaştıran insanlar ve şirin bebek dolaştıran insanlar popülerdir değil mi? Demek ki benim izlemem gereken plan dahilinde bunlara bulaşmam lazım. O zaman mila’nın gündüz rüyalarına bakacaksınız sevgili okurlar. Bebeği uyutup yerde, sonra ona mizansenler kuran bir kuran kursu sitesi bu! İşin safsata kısmı bi yana çok akıllıca bir fikrin çok akıllıca uygulamaları olmuş bu fotograflar diyor içimdeki ciddi cenk.

Dokan buraya şirinliğe gel.

Şömine Tasarımı Dedin mi Dur Durak Bilmiyor Bazıları…

İnsan denen adam çok acayip bir insandır. Bu binlerce sene önce mağrada falan yaşarken, ki İbrahim Tatlıses’de mağrada doğdum falan gibi bişiler anlatmıyor muydu diye soran birisi olacak olursa aranızda, olmasın, vururlar sizi dikkat ol, ne diyodum, hah mağradan nerelere geldik bilader.

Şimdi sorarım size evde bir şömine varsa, o ev artistik bir ev değil midir? Zengin evidir o ev olm resmen. Hangimizin evinde şömine var? Benim yok. Mutfakta fırın var ama. Sucukları orda pişirebiliyorum. Demek ki, şömine varsa o ev zengin evi ise, bunu not alalım. Birazdan gelcem buna. Bak geldim hemen, ulan zengin olup da eve şömine koyan adam, mağrada yaşarken de evinde ateş yakmıyor muydun? Bu bir çeşit öze dönüş sendromu mu? Mağarada başka ne yapıyordun, bu yeni zengin eve taşıyabileceğin? Mesela gaita ? Onu da bırakıver hole istersen?

İşte bu eleştirel giriş yazısından sonra söyliyim ben şömineyi severim. Evimde olsun isterim, ama karım okuyorsa bunu bilsin ki, ööle durmaz benim şöminem, haldır huldur yakarım onu, evi dumana boğarım, sucuğumu çomağa sokup orada pişiririm, suyu oduna damladıkça tıssss diye çıkan sesle de içimin yağlarını eritirim. Haa o zaman hanım bak bunlardan bir şömine seç de alayım sana doğum gününde. Gelinim sana diyorum, bacanak sen dinle gibi bi bitiş oldu be.

All in One: Tasarımcı Erkeklerin Sitesi

All in one bir tasarım/paylaşım sitesidir de neden erkeklere dediğiniz duyar gibi olmam, allahın adını veriyim, nasıl mümkün olabilir? Nasıl duyar gibi olabilirim böyle bişeyi ya. Bırakın allahaşkına, gelmeyin bana böyle söylemler ve yaşanmışlıklarla…tevbe tevbe.

Heroturko el değiştirdikten sonra beni epey uyuz etti. Belki çoğu kişi gibi 3-5 mb’lık vektör peşinde olsam sorun olmazda, footage’lar 5 gigobez’den başlayıp yukarı doğru arttığı için ve 60 part sonra aradan 23.nün olmaması gibi sebeplerle kanser oldum. Herneyse reklamın iyisi ve kötüsünü heroturko için yapmış bulunduk. Dolayısı ile böyle bir blog arıyorsanız bakın all in one’a bence. Neden erkek: çünkü erotik fotograflarda var da ondan neden olacak.

english: do you design? do you has penises? this is the sites for your browser tastes…:P

http://grafics-allinone.blogspot.com/

Canstruction: Yemek Kutularından Heykel Yapma Sanatı

İngiliz dili kelimeleri birleştirmek sureti ile yeni kelimeler uydurmaya müsait bir dil olagelmiştir ki, adamlar isimlerini Beatles koyabilmişler. Beat  ve Bettle kelimelerinin birleşimi olan Beatles gibi Can(konserver kutusu) ve Construction (İnşa Etmek) kelimelerinin birleşiminden de canstruction kelimesini uydurmuş bu yemek kutusundan heykel yapan abilerimiz.

Aslında açlığa karşı bir charity çalışmasının bir parçası olan bu oluşum, 1992 yılında Denver ve New York’ta başlamış ve toplam 10 milyon pound gıda açlık çeken insanlara gönderilmiş bu sayede. Tabi her ne kadar duyarsız değilsek de biz, bizi asıl ilgilendiren olayın bu heykeller olduğu gerçeğinden yola çıkarak sizlerin değerli vakitlerinden daha fazla çalmayayım isterseniz.

Bakın bu canstruction sitesi / Burda da 2003-2008 yılları arasında yapılan seçmeleri kazanan eserler ve videoları var

WhatPoll?

“Çocukluğum deniz kenarlarında geçti demek böyle bir yazı için uygun bir giriş cümlesi olacaktır dedi kendi kendine. Banyoda aynaya bakarken ilk defa fark ettiği beyaz saçı hala aklındaydı. Demek ki yaşlanıyorum, zaten baksana sürekli çocukluğumdan dem vurduğum cümlelerle yazılarımı bezer oldum diye hayıflandı. Yavaş yavaş kendini belli etmeye başlayan bahar ayı allerjileri başlamış, dizleri kaşımaktan yara olmuştu. Daha sonra tekrar dragonsal kale resmine bakıp, tamam artık, bu paragrafı sonlandıralım diye düşündü.”

Çocukluğum deniz kenarlarında geçti. Az evvel aynada fark ettiğim beyaz saçımı ise daha önceden de fark etmiştim o yüzden bu ufak yalan için kusura bakmayın. Demek ki yaşlanıyorum, zaten baksanıza paso çocukluğuma göndermeler yapıp duruyorum bir sürü yazıda. Dizlerimde yara oldu lanetlik bahar geldiği için.

Bu gördüğünüz resim, deniz kenarında kumdan kale yapma olayını “next level”a taşımış bir şaheser değil mi ya? Ben bu kumdan kale işini severdim. Ama tabi bununla kıyas kabul etmez kaleler yaptım. Buna kumdan kale dersek, benimkiler kumdan gettosal mimari örnekleriydi. Peki kimdir bunu yapanlar, ve WhatPoll başlığı ile ne alakaları var?

WhatPoll, internetlerde ilginç bazı konularda oylama yapan bir nezih sitedir sevgili cam kabuğundan gemiler yapanlar. Bu da kumdan kaleler oylamasındaki kalelerden biridir. Daha bir sürü farklı, ilginç oylamanın devam ettiği sitede sıkıldığınız an gidip 3-4 oy veriniz, kendinizi demokratik hissediniz dedikten sonra linklerimizi sıralayalım.

Whatpoll / Kumdan kale oylaması / Bu dragonkalenin farklı resimleri

Ağaç Ev Dedin mi Dur Diyen Ağaç Ev!

Ben ufak bir oğlan çocuğu idim. Video denen meret hayatıma yeni girmişti ve her yeni oyuncağım olduğu zamanki gibi sabah erkenden kalkıp aynı filmleri seyreder dururdum. Bu filmlerde karşılaştığım ve çok kıskandığım 2 şey vardı. Birincisi çocuklar için olan örümcek adam kılığı, ki bu şu an çok tırt bile sayılabilecek birşey. Her yerde bulunabilir ve genelde çocuğa tam olmadığı için onu bir pepe gibi yapan bir kostümdür.

Gelelim 2 numaralı kıskançlık objesine. O da ağaç evdir, tahmin edilebileceği üzre. Aranızda bunu tahmin edememiş varsa hemen bilgisayarını kucağına alsın ve ivedilikle içini açıp tuzruhu ile yıkasın. Bunu yapmaya üşeniyorsa elinin tersi ile kendine bir tokat atsın ağzının orta yerinden!

Bu filmlerdeki çocuklar bir ağacın üstüne konuşlandırılmış bir platformun etrafı 4 duvar ile kapatılmış, ağaç ev değil de, ağaç gecekondusu tarzında bir mimariye sahip olurlardı olmasına ammaaa, ben bunu çok kıskanır, keşke benim de ağaç evim olsa diye iç geçirirken kendi yerim olan salon masasının altında olurdum. Çünkü çocuk iken bir “yerinin” olması iyi birşeydir. Masanın altına girer ve orada kim bilir neler yapardım. Ben bilmem örneğin. Yani saatlerce orada durduğumu hatırlıyorum ama niye olduğunu hatırlamıyorum. Ne yaptığımı da hatırlamıyorum.

İşte bu postun konusu ağaç ev ise, değil benim, Donald Trump hanzosunun bile kıskanacağı tarzda bir ağaç ev sevgili narenciye severler. Kim 500 milyor ister yarışmasına katılsam, kutumda büyük hissetsem ve kutuma gitsem, ve hislerim beni yanıltmasa ve 500milyor kazansam edinmek isteyeceğim tarzda olan bu ev Portland adı verilen yerde olup, Robert Harvey Oshatz Mimarlık tarafından yapılmış, ki bu arkadaşların tarzı da bu imiş dedikten sonra linkleri vererek aramızdan ayrılayım.

Bu ev burda / Organik Mimari Robert Harvey Oshatz da burda

Aaa Dedirten Siteler 7: Bio-bak.nl

Bu nasıl bir sitedir abicim ya! Resmen hastalıklı bir beynin ürünü. Bir süre ne yapmam gerektiğini bile anlamadığım sitede biraz daha zaman geçirdiğim zaman şöyle demekten kendimi alıkoyamadım: Aaa!

Bu tasarım işindeki insanlarda iki kutup vardır. Halet-i ruhiyemiz arasında sallanır durur. Bazen “Ulan ben resmen şovdayım be” deriz bazı işlerimiz ardından, ya da başka insanların yaptığı vasat işlerle karşılaşınca. Diğer durum ise “Olm ben resmen sıfırım, en iyisi gidip artık balıkçı olayım, adamlar neler yapıyor yaaa” deme durumudur. Bu bio-bak.nl sitesi bende tam bu hissi uyandırdı. Adamlar neler yapmış ya, oha be!

Tabi bir sürü bu tarz site “anlaşılamama” sendromundan muzdarip kalıyor olabilir, ama zaten bu sitenin olayı araştırTmak adamı. Bir nevi showcase olan site, amacına hizmet ediyor ve show’unu yapıyor resmen. Helal olsun abicim diyor ve çapari almak için balıkçı dükkanının yolunu tutuyorum. Burdan bak bio-bak

Meninos: Her Geek’e Lazım Eşyalar

Bu adamlar önce kendileri kullanmak için, daha sonra onlardan görip kıskanan arkadaşları için, daha sonra da arkadaşlarının arkadaşları için yaptıkları bir takım şeyleri ki bunlar, Photoshop gibin fotograf çerçevesi, illustrator gibin dolap magnetleri, meeeeaaauz pointer’ı gibin askılar falan, satmaya başlamışlardır.

Dünyada her yere gönderdikleri ürünleri 10$’dan başlıyor sonra artıyor. Mesela bir photoshop “tool barı” / Magnetler / Yada bakın ana sayfalarından yaa

Süperimsi Merdiven

Sıklıkla duyarım, asansör yerine merdiven kullanmanın sağlıklı birşey olduğunu. Genelde Osmangazi’de seksek oynarken duyarım bunu. Kim söyler, nerden söyler bilmem ama duyarım. Gelgelelim asansör olmadığı zaman sinirlerim bozulur, asansör bozuksa sinirlerim kazınır, elektrikler kesikse dizlerim kaşınır.

Ama böyle merdivenler olsaydı hiç böylesine tramvatik bir davranış sergilemezdim. Bu sabah toxel’de gördüğüm merdivenlerden bana “işte bu gerçekten iyi olur yeah” dedirtti bana. Kaydıraklı merdiven evimde olsa günde 77 kere aşşa kayarım. Ama yanına da bir asansör koyarım ki yukarı 77 kere çıkmak dert olur. Bazı linkler vereyim de bu tarzda başkamtrak kaydırak merdivenler de varmış onları da görelim.

Burda daha büyükler için var / Burda düzü var / Burda da var /

Grafamania: Tasarımcının Dost Sitesi

Hemen ter Türk grafik tasarımcısı’nun favori sitelerinden olan Heroturko el değiştirdi, site bir saçmaladı, bir sürü arşiv silindi ve re-up edilmediği için iyice uyuz etmeye başladı adamı. O zaman ne yapıyoruz, grafamania’ya gidiyoruz. Bazı linkleri görmek için üye olmak gerekmesi biraz kıl. Çünkü site çoğunlukla rusca-ingilze olmasına rağmen, bu kısım sadece rusça, biraz zor oluyor kayıt olmayı başarmak.

İçerik olarak Heroturko adam gibi çalışırken hemen hemen aynı idi, yeni bir kaynak arayanlara duyurayım dedim. Burdan gidilir.

%d blogcu bunu beğendi: