Tag Archive | tipografi

Watafak Tipografik Yaklaşım Buğulama!

Tesadüfler hayat adı verilen yaşamımızın şekillenmesinde bir maestro görevi görür. Olmadık anlarda olan olmadık olaylar bizi bozanın üzerindeki tarçın öbeği gibi bir sağa bir sola sürükler, bırakır (drag&drop). Dün de ben bir watafak görseli için google’larda araştırmalarımı derinleştirmişken bir de ne görsem! İşte bu ispanik tipografik site karşıma çıkması ile ben yere bir kapaklan!

Tipografik tasarımlar hakkında yeterince günah çıkardım, o yüzden, ben eskiden bunları hiç tınmazdım ama bir gece 255,255,255 (rgb) sakallı bir dede gelip beni aydırdı konusuna girmiyorum. Sadece günah çıkarmak için bir kutumtrak ama arasında da eski mutfak dolaplarında olan şeyler, derken tam bu paragrafta iyice saçmaladığımı bana e-mail yolu ile bildiren Samsun Zangoçlar ve Zangoçlara Gönül Verenler Derneği üyelerine 4 kilo kimyon yolluyorum.

Daha da Davos’a gelmem diyerek konuyu bulanıklaştırıyorum ki, bu focuslayamayan kamera etkisi yapıyor yazıda, ama sonra odaklayarak konuyu bağlıyorum. İşte bu watafak sitesinde çok güsel bazı tipografya elementleri, mesela Fe demir demek! H2o ise zaten bir celebrity! Bak watafaklara buradan.

Adobe Font Folio 11 ISO’su

2012 yılında fontlar da dünya ile birlikte yok olacak mı anne?
-Olacak, oldu olacak, olacak o kadar’ın 10,000 bölümünü izle yavrum!
Urartu Yazıtları Sea03Epi12

Evet bugün de, eskiden hakkını veremediğim için belki de bugün suçluluk hissettiğim fontlar, tipografi ve uykuluk hakkında bir yazı ile daha karşınızda değilim, ama karşınızdayım yazacağım her ne hikmetse. Ben şu an Bursa’da MedyaS müessesesine girince, sağa dönüp sürekli ilerlerseniz oradayım oysa ki. Ve çoğu yazıda değindiğim gibi çocukluğumdan bir anıya değinerek bu paragrafın sonunu getireyim. Değerli okurlarım, ben bebekken çok mantıksızdım ve altıma sıçardım. Doğruya doğru.

Evet Adobe firmasının adını yıllarca “adob” diye telaffuz edip, gavur ellere gidince bunun aslının “adobiii” şeklinde olduğunu duyduğum zaman aklıma 13-14 yaşımda yüzme takımı ile almanyaya gidip o zamanlar türkiye’de olmayan metallica’nın orjinal albümlerini almaya çalışıp da “mitallika” yerine Türk gibi “metalika” demem ve adının bu yazıda Hans olarak geçmesini uygun bulduğum, Hans’ın bana “what is metalika?” demesi hakkındaki bu paragafında sonuna geldik mi, geldik. Zaman 2 hidrojen 1 oksijen gibi hızla akıp gidiyor.

İşte artık Adobe’un 11. versiyonu çıkan tonla fonutunu cross platform (hem pc hem mac) olarak sunduğunu bildireyim de linkini vermenin yolunu yapmış olayım. Son kelime: takoz, son sayı: 22, son renk: ebemkuşağu, sonar: takoz.

Tipografik Porte Örnekleri (ve Nasıl Yapılır Video Tutorial)

Değerini çok sonraları anlayacağım tipografik elementler, o zamanlar benim için “koy götüne, bas arial’i” tarzı yaklaşımlar sergilediğim, bildiğin malkoçoğulluğu yaptığım, hakkını veremediğim, özünü ememediğim kaynaklardı” dediğimi hatırlıyorum. O zamanlar hayatımı düello yaparak kazanıyordum. Her zaman solak olmamı bir avantaj olarak kullanmak istedim, ama kullanamadım, çünkü solak değildim. Olmadığım şeyleri içine yazdığım kara kaplı defteri dolduralı da çok oluyor zaten. Zaten’leri içine koyduğum bohça da, oldukça bolca. Bolca kıyafetim de yoktur benim, bilir misin sevgili martı? Uzaklarda uçan ama, bir o kadar da pespaye, bir o kadar da Quebec yolcusu gibi, ve sonu gelmeyen cümleler… Edebiyat ile dalga geçsem bana kızar mısın dağdan gelen beti benzi atmış çocuk? Ya da hafleri bir birine bir lego misali taksam, bazılarını yalnış yapsam? Anlar mısın beni tümörümsü takipçi? Kaçmak aslında sana koşmaktır, ya da zamanı durdurup da seninle yaşlanmak istiyorum gibilerinden ilk etapta çok etkileyici gibi duran ama aslında içi boş cümleleri kendime konvansiyonel savaş başlığı yapsam?

Zaten soru işareti yasaklansa, yazıda artisliğe yatılan cümlelerin bir çoğu töhmet altında kalmaz mı? Belki de, belkilerle yoğrulmuş diğer anlamsız cümlelerin sonuna eklenen 3 nokta kaybolsa, ne yapacak pepe yazarlar? Kim bilir? Ben bilirim aslında, ama çok bilmişleri kimse sevmez dedi bir çoban bana, salatasını yaparken; umarsız, boşvermiş, adamsendeci bir tavırla… desem de inanma, diye bir laf vardı. Son olarak çukurcuma diye de bir yer var Bursa’da.

Bak burda çok güzel tipografik portreler var. Burada bir ders, burada da başka bir teknikle bir diğer ders var.

Juan Osbourne Bir Resim Bin Kelimeye Değer Diyor…

Böylesi tipografi ile görsel üretme tarzı tasarımlar daha önce görmüştüm. Daha sonra Juan Osbourne’un yaptığı işler gördüm ve daha önce gördüklerimi yine gördüm, ama hor gördüm…evet böyle terbiyesiz bir insanım. Ya da sadece ilginizi çekmeye çalışan bir yalancıyım, ya da ilginize muhtaç olduğum hissini uyandırıp maskelerinizden arınmış ve savunmasız bir şekilde bana geldiğinizde ensenize tokatı patlatacak bir Varşova Paktı savunucusuyum. Wikileaks’de benim hakkımda olan dökümanlardan gerçekte kim olduğumle ilgili verilere ulaşabilirsiniz.

Hep duyduğumuz, bir resim bin kelimeye bedeldir tarzı lafları çok ciddiye alan Juan arkadaşımız aslında bir mimarmış ve kafayı bu olay üzerine cozutmuş diye özetlenebilir. ama ben öyle özetleme taraftarı değilim. Ben daha çok bu bedelin nasıl bir bedel olduğuna odaklanacağım, bu bir nominal bedel midir? Nasıl bir bedel bu ? Şu an aniden uykum geldiği için gidiyorum. Burada juan osbourne’un sitesi, burada da bazı işleri var.

Gökyüzünden Harfler Yapan İnsan Olmaz Olur mu?

Lisa Rienermann Barcelona’da geçirmekte olduğu bir sömester esnasında başını kaldırıp havaya bakıyor ve binalar arasındaki negatif alanda gökyüzünün Q harfini oluşturduğunu görüyor ve eğer Q varsa diğer harflerde bir yerlerde olmalı diye düşünüyor ve kendini yola vuruyor. Sonra bütün harfleri buluyor ve bu aşk hikayesi böyle başlıyor. Sadece, aşk hikayesi falan yok, ne diye öyle yazdım bilmiyorum :P

Ben sana buradan bakan biri olamazsın demedim, bayındırlık ve iskan bakanı olamazsın dedim, dedi bana Dominique abi.

Tipografik Star Wars Karakterlerinde Türkçe Font Sorunu Olmaz!

Şu Darth Vader maskesi olmasaydı Star Wars bu kadar satmazdı lan yavşak Lucas” dedi Steven, Lucas’ın sol yanağından makas alırken. Lucas bu hareketten kurtulmaya çalıştı.

Başaramadı.

Vermiş olduğu yanak yetmezmiş gibi Steven iyiden iyice yılışmış eşek şakalarında limitleri zorlayan arayışlara girmişti. “Çok içtin Steven” dedi, “Elinin ayarı iyice kaçtı”. “Yok be gamsız” diye yanıtladı Steven, “Şimdi Mos Eisley Cantina’da olmak vardı be” diye kikirdedi. Lucas’ın kekremsileşmeye başlayan bakışlarının farkında değildi. Hatta orada bile değildi Steven artık. Yere bir Anadolu garında otobüs bekleyenler gibi kolları açık ve dizlerine yaslanmış bir şekilde çömmüştü. Evet koskoca Steven Speilberg yere bir Yozgat’lı gibi “çömmüştü”.

Bir de Ali Kırca vardır. O da çömmüştü bir videosunda hahahahaha. Çömük Ali diye hala güleriz biz.

Peki Darth Vader, Stormtrooper, Yoda gibi kimselerin tipografik posterleri nasıl olur diye merak edenleri buraya davet ediyoruz.

Ne Ararken Ne Buldum: Tipografik Posterden Gir, Yaratıcılığı Özetle…

Yine bir blog’da karşıma çıkan “güsel tipografik posterler” gibisinden bir yazıya konuk olan çalışmalara bakmakta idim ki, diğerlerine nazaran daha uzun bir metin içeren bir tanesi dikkatimi çekmeyi başarma eşiğini atladı ve kafaderimden içeri süzüldü.

İlk önce o linki vereyim de tipografi seven siberdostları rahatlatayım daha sonra yaratıcılık-orjinallik hakkında inancım olan şeylerin aslında daha önceden çok baba adamlar tarafından güzel cümleler giydirilmiş hallerinin sosyo-ekonomik analizine dalayım. Al bak burda bazı çok tatlı tipografik oluşumlar var.

Bu posterlerden bir Jim Jarmusch quote’u olan “Nothing is original…” diye başlayan bir tanesi dikkatimi çekti ve bunu okurken çok hak vermeye başladım. Epey bi hak verdikten sonra son cümleye geldim ki, burada Jim abi bir Jean-Luc Godard quote’una dem vuruyor ve olayı resmen özetliyordu: “It’s not where you take things from, it’s where you take them to”. Hak vermem tavan yaptı bu noktada çünkü yaratıcılığın aslında özünde “arakçılık” olduğuna inanan bir adam olarak, bazen hayatımızda karşılaştığımız o “ulan bu olay bu kadar mı güzel lafa dökülür” hissi ile doldum.

İki saat anlatacak değilim bu yaratıcılık=arakçılık olayını, ama kısa bir özet geçmek durumunda hissediyorum kendimi çünkü ne yazık ki, hem web alanında hem de reklamcılığın farklı kollarında bunu tamamen yanlış anlayan insanların yaptığı şeyleri görüyorum sıklıkla. Eleman “süper web sitesi yapıyoruz” diye gidiyor müşteriye ve Template Monster’dan bir template’i satıyor sonra. Hatta %99 o template’i satın dahi almıyordur diye tahmin ediyorum. “Text here”, “logo here” denilen yerlere yerleştiriyor metinleri ve ta taaaa “al sana site”.

Son 1-2 senedir bunun After Effects versiyonlarında bir patlama var. Çünkü artık tasarım download bloglarında “footage” dediğimiz yerde footage değil de hazır After Effects projeleri var. 1.jpg’i kendi fotografınızla değiştiriyorsunuz, 2.avi’ye kendi video’nuzu koyuyorsunuz ve al sana süper jenerik, al sana müthiş reklam…

İşte ben buna uyuz oluyorum can dostlar. Çünkü yukarıdaki yazıda araklamaktan kastedilen şey bu değil. Sen bak o template’lere, ve hatta diğer herşeye. Sonra mesela gör ki, ulan şu renk şu renkle çok güzel kontrast yapmış, şu font tam istediğim hissi uyandırmış, şöyle bir kamera hareketi tam da aradığım olay. Ve bir yerden renkleri, bir yerden fontları, bir yerden görselleri al, senin zaten kullanmak zorunda olduğun diğer şeylerle birleştir ve kendi kompozisyonunu oluştur. Daha sonra iş bittiği zaman, arakları yaptığın diğer işlerin yanına koy. Eğer onlardan farklı birşey görüyorsan işte bu da Godard’ın yukarıda söylediği “it’s where you take them to” olayına gelmektir.

%d blogcu bunu beğendi: