Tag Archive | bişi

Naturmobile: Hakiki Beygir Gücü

Bir araç alırken satıcıya sorduğumuz ilk 3 soru, a) bu araç ne renk, b) bu araç neyin nesi ve c) bu araç kaç beygir’e tekabül eden bir güçle donatılmıştır? Bu soruların yanıtlarına göre satın aldığımız araçlara daha sonra araç telefonları alırız ama o konuya girmek istemiyorum.

Ben bir araba alsam, bana deseler ki Cenk bu araç 250 beygir kuvvetindedir. Ben bunun doğru olduğunu nasıl bilebilirim? Bilemem tabi ki. Heriflerin lafına güvenmek zorundayız. Ya da gerçekten öyle mi? Farklı opsiyonlar da var tabi.

Hemen gidip bir naturmobile satın alıyorsun, ki içinde atı ve koşu bandı olan bir otobüstür bu. Daha sonra sol elinle bir abaküs tutuyorsun ve her at için abaküsün kırımız topaçlarından bir tanesidi diğer yöne kaydırıyorsun. Atlar bitince kırmızı topaçlardan kaç tanesi sarı onu sayıyorsun ve işte o la la ! Bu araç kaç beygir gücünde ortaya çıkıyor. Ne kadar da kullanıcı dostu.

Ayrıca bu aracı oluşturan insanlar bu aracı neden oluşturduklarını bilen insana da 100.000 dÖlar + aracın patentini de veriyorlar. Ama herkeşcikler kendi atını kendi getirsin diye de cümlelerini sonlandırıyorlar. Bana inanmayan gitsin baksın alla alla.

Havadan Panaromalar

Hepimiz internetlerin içerisinde bir yerde kontrol edilebilen panaroma resimler ile karşılaştık. Meeeaaaauz’umuzu sağa sola drag ederek bu tarz resimlerde dolandık. Ama bunu daha önce hiç havadan yapmadık diyen sessiz çoğunluktan mısınız? O zaman mute tuşunuz basılı kalmış demektir ho ho ho.

Şimdi de bu imajlara bakma zamanı. İlk bakan 500 kişiye üstübü veriyorlar.
Burada varlar.
Burada da Melbourne,  NewYork ve Sydney

13 Days in Hell: Güzel bir flash oyunu

Flash oyunlarda FPS genel olarak pek iyi olmaz. Nişan hissinde genelde bir dandiklik olur. Bugün tanıtılan oyun 13 Days in Hell ise böyle bir durumdan nemalanmamış diyebiliriz. Oyun, üstümüze zombimsi kişilerin koşarak geldiği ve yeterince yaklaştıklarında ellerindeki objeleri size vurmak sureti ile iletişime geçtikleri, ve bu durumu sosyal bir rahatsızlık olarak algılayan siz oyuncunun da onları silahlar vesaiti ile vurmak sureti ile vazcaydırdığınız bir dokuda. Oyun gün gün ilerliyor ve başlarda nispeten kolay iken daha sonra koşan, çapraz koşu yapan ve sert kabuklu zombiler işin içine girdimi başlardaki kolaylıktan eser kalmıyor. İlerledikçe silahlar da alıyoruz, ki onlar bedava. Ama kurşun paralı. Farklı bir sistem. Bedava silah veriyor kurşunu satıyor. Bunu ceptel marketinde de görüyoruz.

Hedef alma sistemi de güzel ve farklı. Nişangah (crosshair) bir daire ve içinde bir nokta hareket ediyor. Kurşun bu hareket eden noktaya gittiği için, nişangah ne kadar küçükse hedefi kontrol etmek o kadar kolay. İlk silahda bu daire büyük o yüzden, özellikle uzak mesafelerden BOOM HEADSHOT adını verdiğimiz durumu elde etmek zor iken, ikinci silahımız olan tapancada bu daire epey ufak. O yüzden bir anda uzak mesafelerede BOOM HEADSHOT atabilir vasıflara nail oluyoruz. Yakın mesafede de çifte adı verilen obje ile zombi zararlısından kendimizi koruyoruz. Hayat devam ediyor ama genelde sizin için değil çünkü siz oyunda bir noktada ölüyorsunuz. Burada da link.

Elvan Online & Color Picker

Daha önce 2-3 tane daha online renk seçme aracını incelemiş ve hepsinin kendine göre güzel yanlarının altını çizmiştik. Bugün de yine bir renk skalası yaratma sitesi ile karşı karşıyayız sevgili internetoğlanlar. Elvan Online’ın en büyük artıları nedir derseniz, çok kolay kullanılan arayüzü ve “hue-lightness incrementleri” derim. Yani seçilen ana renge göre analogue, complemetn, triad falan gibi standard renk formülleri haricinde, hue ve lightness’ı 5,15,30,45 gibi arttırıp azaltıyorsunuz ve böylece kolay yoldan skalamızın varyasyonlarını üretiyoruz.Ayrıca üst ok ve alt ok tuşları ile saturation değerleri ile de oynayabiliyoruz.

Sitenin sadece RGB’cilere özel olduğunu söylemeden geçmeyeyim de sonra gidip oralarda “nirde benim can macentam” diye aranmasın CMYKseverler.

Son olarak da Elvan Online’ın yapımcıları tarafından internetlere sürülen bedava Color Picker programcığı da tüm desktop uygulamalarında kullanılabiliyor. Herhangi bir anda oluşabilecek olan “colorpicker” ihtiyacını hem tek pixel için, hem de 5×5 pixel ortalamaya kadar alabiliyor. Gayet kullanışlı diyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.

Google: Hergün Giriyoruz Ama Ne Ayak Bu Google?

Şu internetten para kazanan bir şirket varsa o da google’dır diyerek mi başlasam, hepimizin hergün defalarca girdiği tek site nedir diye mi başlasam, yoksa 1998 yılında Larry Page ve Sergey Brin adında Stanford Üniversitesinde doktora yapan adamlar tarafından kuruldu diye mi başlasam…

Google benim karımın interneti diye başlıyorum. Karım hiçbir zaman adres bara her hangi bir adresi yazmaz. Google’a girer ve adresi google’a yazar. Bununla ben çok dalga geçsem de bunun ona kolay geldiğini söyler. Sanıyorum bilgisayar başında yaşamayan bir sürü insanda olan bir alışkanlık bu. Yani google için internetin kapısıdır diyebiliriz. Ama hergün defalarca çaldığımız bu kapı hakkında neler biliyoruz. Cümleye bak be, çaldığımız kapı falan peh peh peh… Tamamını Okuyun…

Reklamlarda Özel Beceri Kullanımı

Ara sıra bazı reklamlarda “özel bir yeteneği olan adam” kullanımına rastgeliriz. Oysaki balığa da çıkmamışızdır, bu ne rastgeledir!

Bu süper ilk paragraf sonrası akbank reklamlarında balonbükey amcayı hatırlayalım. Balonları bir demirbükey gibi büküp şekle ve sonra şemale sokmakadır bu amca, ve görsel olarak bize tatil, bilgisayar vs yapar ve sanki akbank bunları bize verecekmiş tribine sokar.

Ama asıl skoda’nın tribi bambaşkadır. Petr Spetina diye bir Semih Saygıner kılıklı birisini alıyorlar, ve buna 597 kristal bardak emanet ediyorlar. O da bunlar bir enstrüman gibi çalıyor!!! Tabi bu gibi durumlarda ne yapıyoruz biz de? Hemen OHHA diyoruz.

Buradan da video medyum memişi erişilir.

Sonsuz Domino Taşları

Kimse bilmez, ben dahil, en büyük hobim domino taşı dizmektir. Ama domino taşları az olduğu için okey taşı dizerim. Hergün saat 12:30’da, ki buna biz nedense YARIM da deriz, eve gelip küveti doldururum, sonra boşaltıp küvetin içine domino taşları dizerim. Neden böyle yaparım ? Çünkü küveti dolu bıraksam dominoları dizemem değil mi?

Peki tatile gidince ben dominolar nasıl dizilecek? Onları komşuma bırakmayı denedm bir kez, saat tam 12:30da bunları diz, günün ilerleyen saatlerinde de ne halin varsa gör dedim ve Reykavik’e doğru yola çıktım. Sen de 20 ben diyim 21 dakika sonra geri döndüm baktım bu dominolarla oynuyor, vurdum tekmeyi dizine aldım dominolarımı geri, reykavik’e de gidesim kalmadı. Taa ki Ouroborus Domino ile tanışıncaya kadar. Artık ne zaman istesem Reykavik’e gidiyorum, bir külah dondurma yiyorum ve geri geri yürüyerek ülkeme dönüyorum. Dominolarımda da sorun yok.

Böylesi hudut tanımaz bir tasarımı kim yapmış diye araştırınca Karl Lautman ismi ile karşılaştım. Baktım abi bazı icadlar daha yapmış ve meğer bizim ouroborus domino ile 2004’de Kinetic Art Ogranizasyon’un düzenlediği yarışmada 2. olmuş. Vay vay vay dedim ve hemen kinetic art organisation’un web sitesine gittim. Siteye girer girmez bir aydınlanma yaşadım. Bana flash için laf sokan herkese bir anda hak verdim ve bütün internet böyle olmalı lan diye secde ettim.

Yerel Reklamlar

Yerel reklamlar! Ne kadar ultra bir konu. Neler neler yazılabilir. Bazıları çok tehlikeli olabilir benim açımdan da haha :P Bu tuzağa düşecek miyim? Yoksa bir Ahmet Çakar gibi göbeklerimden vurulma pahasına inandıklarımı mı yazacağım? Ya da, ya da yıkama yağlama mı olacak yapacaklarım? Kısaca şunu söyleyerek başlayayım: Televizyon’un kendisine iş yapmayı, reklam yapmaya yeğlerim. En basitinden daha geniş olan kreatif özgürlük yüzünden.

Bazen gerçekten insanı şaşırtan şeylerle karşılaşabiliyoruz yerel reklamlarda. Ulan bu da mı olacaktı diyebiliyoruz. Bazen de hiç beklemediğimiz bir müşteri bir fikrimize “ok” verebiliyor. Ama konumuz bugün bize “yuh” dedirten yerel reklamlar.

Ama bizden değil, amerika’dan yerel reklamlar! Bazılarını seyrederken dut yemiş düldüle dönmemek için kuluçkaya yatmak zorunda kaldım. Siz de bakın da feyz alın 20-22 birim.

worth1000: Fotoşopçular Kapışıyor!

Ulan Türk Telekom, sen ne basiretsiz, ne meymenetsiz ne rezil bir servis sunuyorsun bilader ya! Şu yazıyı post edecem, yandaki 31K’lık resmi üçyüz saatte upload edemedik, bakalım bu yazı sonunda “yayınla”ya basınca ne olacak merak ediyorum. Hayatımdaki en iğrenç şeylerden birisin telekom.

Worth1000.com ise fotoşop insanlarının ilk önce ISS’leri izin verirse girdiği, sonra bir takım yarışmalara falan katılabildiği, bazı tutoriallara bakabildiği, bunları yaparken de bir miktar sucuk yiyebildiği bir internetler sitesi. Arayüzü falan bir değişim geçirdi yakınlarda, ben de dedim “bu çocuklar boş durmuyorlar, onları bloglarıma koyayım da hitlerine hit katayım”.

Sitenin asıl olayı yarışmalar, ve özellikle efekt (fx) yarışmaları. fxb yarışmalar beginner oldukları için genelde dandik sonuçlarla karşılaşıyorsunuz ama fx yarışmaları böyle değil tabi. Her hangi bir konu açılıyor (mesela ünlüler dayaktan geçmiş gibi) sonra millet yolluyor çalışmalarını ve o çalışmada kullandıkları imajları sonra oy moy derken birinci seçiliyor ve o da galaksiyi ve bozcaadayı yönetiyor.

www.worth1000.com

Color Contrast Check: Renklerin Kontrastlarını Test Edelim

Tasarımda kontrast önemlidir. Neyin önde neyin arkada olduğunu karar verir. İnsan gözü kontrastlar arasında en iyi rengin “value” ya da “lightness”ına reaksiyon gösterir. Açık ve koyu renkler arasındaki kontrasta yani…

Ama daha önceki renklerle ilgili bir  yazıda değindiğim gibi, hue ve saturation kontrastları da vardır. Renklerin value’su yani “açıklık/koyuluğu” aynı yada yakındır. Rengin pastelliği/canlılığı (saturation) ya da rengin farkı (hue) ile de kontrast verilebilir. İşin bu kısmı, herhangi bir rengin açık ve koyu tonunu seçmek kadar kolay olmadığından anında bu yazının konusu olan siteye gidip oradan seçtiğiniz 2 rengin arasındaki farklı kontrastları görebilir, renklerin tamamlayıcı (compliant) renkler olup olmadıklarına, aralarındaki kontrastın sayısal değerine ve hatta WCAG standartlarına sahip olup olmadıklarına bakabilirsiniz. Bu noktadan sonrasına karışamam ama.

Linkde burda

Bir CD Baskısı Hayal Ediyorum

Eski bir eskimo atasözüne göre mükemmel yatayda saklıdır. Onlar paso buzul içinde yaşadıkları için nerede saklı olur sanabilirler ki? Bir iglo’da oturuyorsun. Neyi nereye saklıyorsun? Bence onlara güven olmaz. Diğer bir başka atasözü de mükemmel detayda saklı der. Bak bu daha mantıklı. Biz kendimize bu lafı taban alalım, ve üstüne bu yazıyı yazalım. Hemen konuya giriyorum.

“Bakın, bir insan gol kaçırır. Ama bir Guiza sadece gol kaçırmaz, insanı futboldan soğutur ve resmen yer bitirir. Bu nasıl bir istikrarlı kabiliyetsizliktir?”

Diyelim Genç Fenerbahçeliler derneği yukarıdaki brief ile bana geldiler. Dediler Cenk gel bize bir interaktif cd yap, içine Guiza’nın kaçırdığı golleri koyalım. Derim ki ” imkansız, çünkü kaçırdığı goller cd’ye sığmaz, ancak dvd olur hahahahah”.

Güleriz eğleniriz, hepsi bi yere kadar. Sonra saat 5:40 gibi satranç klübüne gidip rok hamlesi yaparım ben 30 dakika boyunca. Daha sonra işe başlarım, interaktif dvd’yi yaparım, en son da bakın kapağını şöyle tasarlayalım ki adeta güiza yedi bitirdi bizi konseptine de uygun olsun diye birşey yiyen bir guiza temsili vesikası koyarım.

CD bitti, bas gitsin olmasın, bakın elin oğlu ne güzel cd baskılar yapmış. Biz de bu yarışta geride kalmayıp, tasarımlarımızla vatan millete hayırlı dvdler yapalım.

Burdan buldum.

Egg Timer: İnternetlerin En Lüzumlu Sitelerinden…

Bu koca bir okyanustur. Bu sonsuz bir kuyu, bitmek tükenmek bilmez bir hülyadır. Aş’tır, aşk’tır, herşeyin cevabı ve tüm cevapların sorularıdır.

Bu internettir. Ve içinde ultrason önemli siteler vardır.

Eggtimer.com’da işte böylesine spektaküler bir web sitesidir. Diyelim ki yımırta yapacaksınız ve biliyorsunuz ki yımırtayı 86 saniye pişirmeyi seviyorsunuz. Açın eggtimer.com’u yazın kaç dakka kaç saniye. O da size 1 alarm & 1 pop up mesaj ile haber versin.

Böyle spesifik ihtiyaçlara cevap verdiğim anlar yada anlamaz.

eggtimer

Scroll Clock: Bir Google Chrome Deneyi

Google herşeyi yapmaya başladığından beri herkes gibi bende merakla bekliyordum. Bu adamlar bir browser yapmalı, ve daha sonra onunla ilgili deneylerden birisi de böyle bir scroll clock olmalı diyordum. Çünkü böyle bir saat herkese gerekli.Sarkastiklik bir kenara hoş bişi.

Bunun çıkış amacının Google’ın Open Source olarak devam eden browser’ı chrome için yapılan bir deney olduğunu yukarda belirtmiştim. Ama şu an bende firefox’da da adam gibi çalışıyor. Eğer siz de site çalışmazsa browser’ınızı update etme zamanı gelmiş demek de olabilir bu. Ne de olsa bir saat. Neyin zamanı geldiğini sizden iyi bilecektir.

Burada da linkbey

%d blogcu bunu beğendi: