Arşiv | Severim RSS for this section

Türk Müziğinde Kallavi Açılım! (or How I stopped Worrying and Loved Thrown to the Sun)

Tarihi unutanlar onu tekrar yaşamaya mecburdurlar diye bir laf vardır, ki başıma tam da bu geldi bak. Anlatayım. Sene 1990-91 falan, biz çok metalciyiz o zamanlar. Liseliyiz. Hakkını veriyoruz liseliliğin her türlü. Herneyse, o zamanlar İstanbul’da efsanevi Laneth dergisi çıkıyor. Öyle internet falan yok tabi. Metale ve metalciye ait yaşanmışlıkları Laneth’ten takip ediyoruz hahaha. Bi de denk gelirse sahaflardan falan eski Metal Hammer, Kerrang falan bulursak ne ala…

Konuyu yine hafif pembeleşinceye kadar karıştırdım bak. Ne diyodum. Ha biz de gençlik ve liselilikle harmanladığımız metalciliğimizi alıyoruz ve bir underground metal fanzine yapıyoruz. Fikri kuzenim Batu’ya aittir. En başta aklımda ben, Batu, Hasan, Turgut ve Yiğit diye arkadaşlardan da oluşan bir çekirdek kadro kalmış bak, başkası varsa çıkıp cenk hakkımı yeme desin! Daha sonra bi sürü başka adamlar bu projeye dahil olacak ve birgün şu an düşündükçe inanamadığım bir şekilde bir sayının tüm parasını birlikte yemek sureti ile dergiyi batıracaklardır bunlar. Lan ilk parayı biz ortaya koymuşuz, kazandığımız para ile de yeni sayının giderlerini karşılamışız. Şu an hatırlamadığım yaklaşık 10 sayı falan mı ne sonra, sonradan dahil olan bu adamlar dergi parasını harcayıp bitirmiş dergiyi..Vay amına koyim ne mal adamlarız biz değil mi?

Evet işte o dönemler ben de kalkıp bilmem ne grubunun tarihçesi, yok efendim bilmem ne albümünün kritiği falan gibi şeyler yazıyorum haliyle. Bi de adam gibi ingilizce bilen tek adam olarak Metal Hammer’dan falan çeviri yapıyorum. Ya ne yapacaktım ki? Kalkıp heriflerle röportaj yapacak halimiz yok ya hahaha. Herneyse işte ben bu geçmişimi tamamen unutmuştum bak tekrar yaşamaya mecbur kaldım bugün itibari ile ki, Thrown to the Sun diye bir grup çıktı ve “Of Oceans and Raindrops” diye bir albüm çıkardı 2 gün önce…Ben de bunu yazayım dedim. Yazmalıyım dedim. Onu yapıyorum şimdi bak. Gerçi daha hiç yapmadım henüz. 3 paragraf yazdık…hikaye.

Bak yemin içiyorum 2 gündür paso dinliyorum. Lan bir Türk grubu mu dinliyorum yoksa Florida’nın bağları vardır siz bilmezsiniz ho ho ho, Tampa’nın oralarda leb’i derya bağlar, işte oradan kopmuş gelmiş bir grup mu dinliyorum karar veremedim. Yok lan yalan söyledim, ya da söylemiş olabilirim… ben de bilmem Florida’yı…Ama nedense bana insanlar hep “Cenk sen Florida’ya gitmiştin di mi” derler. O beklentileri karşılayayım dedim yoksa Florida dediğin abede’den penis gibi sarkan bi coğrafya bana ne alla allaaa.

Evet bu Thrown to the Sun, http://www.pasifagresif.com isimli takip ettiğim bir sitenin yazar ve okurlarından oluşmuş, ve yukarıda da dediğim gibi 2 gün önce albümlerini interweblere indirilebilir olarak sunmuş arkadaşlar. Kısaca belirteyim albüm internet dilinde “epic” lafını hakeden bir albüm olmuş. Tanımam etmem hiç birini, aranızda yalakalık ettiğimi düşünen varsa diye söylüyorum. Ayrıca böyle düşünenler düşünce suçu işli…..sonunu getiremiyorum.

Zaten 2 şarkıyı mı ne önceden yayınlamışlardı. Bakın ayağınızı denk alın tarzı bi gösterme ama vermeme durumu yapmışlardı. Nasıl birşey ortaya çıkacağı hakkında fikir veriyordu. Özetlemek gerekirse, ki böyle şeyleri de pek beceremem bi de komik bulurum, yok efendim Kuzey Avrupa death metal tandanslı, black etkileşimli, gotik brutal, progresif oryantel atomistik pandizot tarzında tınlıyor falan diye hahaha ama yapayım bak becerebildiğim kadarını.

Thrown to the Sun, özüt death metal yapıyor. Doğala özdeş aromada progresiflik var. Yer yer bana en çok death ve gojira’yı anımasttı ama ufaktan ha. Yoksa bu grupların da taklidi de değil. Kendine has, gayet leziz bir tarzı var. Herkes enstrümanını adam gibi çalıyor. Bakın biz sikertiyoruz ha diye sıkıcı progresiflikler de yok. Melodi var abicim ya. Zaten olay da bu bence. Müzik dediğin benim düşüncem rif’tir haha :D Dinliyoruz da ne dinliyoruz? OOoo adamlar süper çalıyor ama ne çalıyor melodi yok tribi değil! Thrown to the Sun’da teknik/melodi/run kombosu çok güzel harmanlanmış ve ben 2 gündür deli gibi dinliyorum. Tam ulan bu şarkı tam olmamış mı diye düşünürken bile bi olay oluyor ve vay babayuun kemüü dedirtiyor mesela Laceration şarkısında “ulan bu doldurma şarkı galiba” diye düşünüyorum ve bir anda 1.30’da bir son rif geliyor osurtuyor. Genç gibi kafa sallayasım geliyor :D

Tek tek şarkıları yorumlayacak kadar hakim değilim henüz çünkü ortada gerçekten defalarca dinlenip hazmedilecek bir OPUS var! İlk dinlememde ilk şarkıyı mesela 10 kere falan üstüste dinledim, ilerleyemedim çünkü tek rif’ten oluşan intro gibi bir şarkı bu ama öyle bir rif’ki Türk metali bugünleri de gördü ya şükürler olsun dedirtiyor resmen. Sonra tüm albümü 2 gündür döndürüyorum ve diyorum ki kısacası ey arkadaşım, sen bir metal müzik dinleyicisi misin, illa death metal fanı olmana gerek yok tabi, zaten death metal fanıysan erken boşaltıyor albüm uyarırım, ama rock/jazz falan dinliyorsan da müzikten anlarım diyorsan da al sana günün fırsat ürünü! Hatta bakınca bu sene opeth, machine head, mastadon gibi çok beklenen albümlerin yanına sırıtmadan konacak bir albüm açıkçası. Al koy sen de. 2 dakika insan ol. Daha da konuşturtma cenk abini.

Son paragrafta biraz da kendimi övmek sureti ile yazıyı sonlandırayım diyorum bir yavşak gibi. 1994 senesinde Türkiye’nin ilk death metal albümünü Death Project olarak “Mission Accomplished” adıyla çıkarmıştık. O zamanlar şartlar çok zordu bugüne kıyasla. Akustik davul kaydetmek diye bişey yoktu. Bi sikim yoktu ya bugüne oranla. Kısacası bu yolu biz açtık biz olmasak dünya olmaz demeye getiriyorum hahahaha. Aradan 17 yıl geçmiş bak. Bu zaman zarfında “lan Türk grubudur destek olalım işte” mantığı dışında alıp da dinlediğim bir Türk grubu olmadı (Dr. Skull vardı lan gerçi…hmmm evet Dr. Skull’da hakkını vermişti valla onu da not düşelim buraya) Herneyse demek ki 1 grup varmış harbiden takdir ettiğim. Thrown to the Sun’da destek mestek hikaye, severek, zevk alarak dinlemek için yapılan bir müzik koyuyor ortaya.Alın dinleyin. Şimdi de link vereyim de bu Orhun yazıtları gibi uzayan yazıya son vereyim. Albümü aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz hem mp3 hem kayıpsız flac olarak.
resmi site / bandcamp / pasifagresif

It’s Always Sunny in Philedelpia 7. Sezon Başladı!

Biliyorsunuz İsrail ile olan ilişkilerimiz 2. Katip düzeyine indirildi. Ayrıca Zara’da da bir indirim varmış bana gelen bilgilere göre. Biliyoruz ki inen şey kalkacaktır zamanla, çünkü evrendeki şeyler genellikle normal dağılıma tabidirler ve sinüs eğrisi gibidirler. İnen kalkar, kalkan iner, kılıç kalkan, zengin kalkışı ne demek lan? Ne demek o aniden kalkınca onun zengin kalkışı olması? Allahım yarabbim.

Şimdi de yazımızın, bir arabanın arkasında gördüğüm bir nüktedarlığını paylaştığımız yerine geldik. Bugün bir araba gördüm arkasında şöyle yazıyordu “Bana yapacağın gider ancak hoşuma gider!”...Evet inanabiliyor musunuz? Bunu beğendiğimi kabul etmem yıllarımı alacak, aynı liseli bir metalci iken Snow’un Informer şarkısını sevdiğimi kabul etmemin yıllar alması gibi.

Deha ile delilik arasında ince bir çizgi var lafını düşünüyordum bu sabah etejerin başında. Lan dedim bu lafı edenlerle “lezbiyenlik negzel lan” düşüncesinde olan abaza türkleri aynı kafada olsa gerek dedim. Bu insanlar gerçek hayatta deli ve lezbiyen görmemiş insanlardır ve ne derler bilirsiniz, “Görmemişin kazı olmuş, kalkmış balta ile kafasını kesmiş”. Peki niye? Tabi ki görmemiş de ondan. Aslında ağaç kesiyormuş ama kaz gelmiş bunun yanına, bu da görmemiş ve kafasını kesmiş balta ile. Sonra da çarçur olmasın bu kaz bari diye palaska satın alıp divana uzanmış. Zaten başka birşey yapsa çok mantıksız olurdu!

En komik diziler hangileri diye bir liste gördüm hazine ararken Erdek’te. Bu listeye göz attım. Sonra kafa attım ve en son kazık attım, yetmedi kanattım hatta. Dizine rapido kalem bastırdım, sonra sağlı sollu ataklarla fodepara zorladım ve diskalifiye olmasını sağladım. Kısacası hayatını kararttım bu listenin, tam ölüm döşeğindeydi ki kulağıma şunu fısıldadı. “Belarus’a gitme laf olur Cenk”.
Buradan download et / Buradan alt yazı bekle

Uzun Zaman Yokluğumu Affettirircesine Yaptığım Bu Paylaşım, Sanki Bir Nar Gibicesine – Eve Geldim 1000 Tane Hesabı-, Aslında Tek Bir Yazı Olsa Bile, İçeriğinde Günlerce ve Hatta Haftalarca Yetecek İçerik Barındırıyor Diye Bas Bas ve Tiz Tiz Bağırıyorum!

“Türkçemizi koruyalım diye etrafta dolanan adamlardan olmadım hiç. Zaten, Türkçemizi kimse koruyamaz. Kollektif bir bilinçtir o, herkesten bağımsız ve herkese bir o kadar da bağlı… Kümülatif bir varoluştur, yaşanmışlıktır, semiramis pekkan’dır Türkçe’miz” diye düşünüyordum ki kendime geldim. “Ne diyorum lan ben” dedim sessizce kendi kendime. Sonra Sataguni, Ensiguri, Whathuh, Behir, FutaWhin! diye bağırdım…Kimse anlamadı ne dediğimi….henüz.

Henüz lafı ile havuz lafı çok yakın akrabadır bence. Ama sadece Türkiye’de…Mesela İngiltere’de falan “yet” ve “pool” bırak akrabalığı, sokakta görse birbirine selam vermez. İşte gördüğünüz gibi bizim halkımız ne kadar birbirine yakın, gavurlar ne kadar bireysel ve komşusuna gidip bir fincan şeker bile isteyemezler…Gün gelse “komşu külüne muhtacım” dese Yorkshire’da 351 Preston Drive’da yaşayan Gregory, komşusu ona ne der bilirmisin? “Go fuck yourself, you cocksucking, asslicking camelfucker” der! Hatta İngilizlikten gelen hisle bi yerlerine de “bloody” lafını ekler. Haa onu bilelim, ona göre konuşmalarımızı sürdürelim.

Bu paragrafta ise kefir isimli içecekten bahsetmeyi düşünüyorum ama bu düşünceyi aklımdan kovmayı başarmak için ibrahim tatlıses’in ayağında kundura isimli eserini düşünüp beyincik soğanımı resetliyorum.

Ve evet, artık konumuza gelebiliriz! Yazılarımda med-cezir yaklaşımını kullanıyorum. Gel-Git ama önce git. Önce ileri geri gidiyorum, en sonunda konuma geliyorum. Bu konuma gelince ne oluyor bak onu da sana anlatayım ki iyice sindir bu bilgiyi. Mesela İskender yemek için bir lokantaya gittik. İstender’e gitmediysek ve getirilen yemeğin ismi iskender ise, o zaman bir “copyright infringement” oluyor! Birincisi o yemeğin ismi artık Bursa Kebabı, İkincisi sadece copyright diyince kimse sorun etmiyorda copyright infringement deyince mi “ne diyo lan bu artis” düşünceleri hasıl oluyor? Yaa…İşte bu işler böyle.

Ki Bursa kebabı yemeği asla hızla gelmez. Bekletir bizi…Bekleriz bekleriz en sonunda gelince öyle acıkmışızdır ki yediğimiz en süper yemek o sanırız, sanırım. İşte Bursa kebabının ve benim yazılarımın sırrı budur! Hemen sunmam içeriği, okuyucu bekletirim ki konuya iyice acıksın, azsın diye! Sonra verdim mi konuyu, bir doygunluk, bir tatmin, sorma gitsin…

Az evvel de bu kuralımı iyice pekiştirdim bak. Konuya giriyorum dedim, girmedim! Niceleri “gir artık” diye bağırdı…hissediyorum olm. Zaten iyi bir yazar hissederek yazandır. Ve hatta zaten hissetmesen türk halkı bunu anlar, samimi değil bu der, türk halkı, kalpazan bu der, kolpa der!

Konuya girdin mi de, girip hızla çıkacaksın ha! Bak mesela. Çok iyi izle.

“Sataguini…” tam bookmark edilesi bir site. Bir sürü sitenin o gün için en yüksek oy alan şeylerini tek bir sayfada görebiliyorsuz. Mesela youtube, vimeo, amazon, cracked.com, collagehumor.com gibi bir sürü şey paylaşılan sitelerin, o gün için en popüler paylaşımları ne olmuş? Tek tık! Atıyorsun bookmark’lara, canın sıkıldıkça bakıyorsun…sonsuz içerik lan! Şimdi tıkla ve bookmark et adamın sinirlerini bozma!

Curb Your Enthusiasm 8. Sezon Başladı! Kutlu Olsun!

Tüm zamanların en iyi komedi dizisi olan Curb Your Enthusiasm’in 8. sezonu bugün başladı. Ama görüyorum ki aranızda “hadi lan bilmemne dizisi daha komik” diyenler var! Bakın kibarca söyleyeyim sizi döverim.

Curb’ü dünyanın en iyi komedi dizisi yapan şey sadece komik olması değil zaten. Larry David’in hem bölümler içinde olan farklı olayları ayrı ayrı getirip sonunda spektaküler bir şekilde bağlaması, bunu yaparken aynı zamanda da utanç ve gülmekten karın ağrıması arasında getirip götürmesi ve aynı zamanda tüm bu olayların da o sezonun “arc”ı (genel sezon konusu) içine süper bir şekilde yedirmesi. Tek bölümü seyreden kişiye de komik, ama genel sezonun konusunu biliyorsanız daha da komik.

Larry, Jerry ile birlikte Seinfeld dizisinin co-creator’u ve ana yazarı olduğu için yüz milyonlarca doları cebe koymuş ve curb’ü de adeta kendini eğlendirmek ve ego için yaptığından dolayı kafasına göre bi sene 1 sezon yap, sonra yapma sonra tekrar yap falan şeklinde devam eden bir abimizdir. Ayrıca yayın zamanları da kafasına göredir abimizin. Bir sonbahar dönemi girer, bir yaz, bazen çat ocak’ta çıkar karşımıza…

Herneyse ya amma yazdım.”Michael Jordan iyi basket oynar ha” tarzında gereksiz bişekilde. O yüzden bir iki link verip kopayım. Al buradan download et / Burada da tüm bölümler var

İki Film Birden Kuşağı: Cyriak Diye Bir Adam Var Bildiğin Deli!


Bu yukarıdaki video aslında epey eski, ilk defa gördüğümde oha dedirtmişti bana. Önce kaskatı kesilmiştim, daha sonra 4 dakika bekleyip acaba daha da katılaşabilir miyim diye düşünmüş ve nihayetinde daha da kaskatı kesilmiştim. Eğer hiç kaskatı kesilmiş bir anda tekrar kaskatı kesilmemişseniz ne dediğimi anlamışsınızdır. Yok eğer hiç kaskatı kesilmemişseniz de daha yumuşak kesilmişseniz ya da ne biliyim sulu, bulanık, laçkamtrak kesilmeler yaşamışsanız çok şey kaçırmışsınız demektir.

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere bu bir, “iki film birden kuşağı” ise…ve itiraf etmeliyim bu kuşak lafını yazmadan bir an için “kara kuşak” falan gibilerden bir espritüel yapayım dedim ama bunu refleksif olarak fazlası ile avam bulup, kuiper kuşağı ile değiştirmeyi düşündüm ama benim gibi hayatının yarısını Bursa’da yarısını Neptün’de geçiren insan sayısı az olduğundan ve bu espritüelin boşa gitmeye namzet olduğunu atar damarımda, derinlerde bi yerde hissettim o yüzden vakit nakittir namına enter’e basıyorum.

Evet yukarıdaki video ortaya karışık tarzında bir animasyon ve kendi youtube channel’ında bundan eksiği yok fazlası var türlü manyak animasyonları daha var Cyriak dostumuzun. Ama 2 film birdenin vaadedilen %50’sini de koyunlardan yana seçip, sizleri “aman dostum sakın diğerlerini de es geçmeyesin ha!” diye uyararak da bu pastörize yazının sonuna geldik mi, geldik!

Burada kirve’nin kendi channel’ı var. / Burada da allah seni inandırsın web sitesi War ensamble!

Curb Your Enthusiasm Sezon 8 Başlıyor (Yakında) !

“Artık televizyonda birşey seyretmiyorum, çünkü ne gereği var…”diye başlamak o kadar kolaydıki bu yazıya, ki hakikaten çok uzun zamandır televizyonda birşey seyretmiyordum. Taa ki kıbrıs’ın bağrından kopup gelen 3T Taner Tolga Tarlacı ile tanışıncaya kadar… Uzun yıllardır hissetmediğim bir his ile doldurdu 3T Taner beni. Bundan önce Ahu Tuğba’nın sevgilisi Meriç Erkan beni böylesine etkilemeyi başarmıştı. Zaten çıtaları bu kadar yükselten majestik karakterlerden sonra TV’de ne seyretsen boş! Ahmet Çakar’ın ilk dönemleri de süperdi aslında ama artık iyice pıstı diyebiliriz. Pıstı. Dedik.

Ama böylesi ikonik adamları bir kenera koyarsak hakikaten TV’de birşey seyretmek çok saçma artık. İstediğin şeyi her hafta beklemek zorundasın, belli saatte belli günde falan izlemek ne kadar “90’lar”. Artık broadband internetler ile seyredeceğimiz diziyi sezon sezon indirip kafana göre, istediğin zaman, arka arkaya istediğin kadar seyredebiliyoruz.

Curb ise benim şimdi burada tanıtmaya kalkmayacağım, bilenin bildiği en favori adamlarımdan Larry David’in dizisidir ve 10 Temmuz’da 8. sezona başlıyor ve 4 gözle bekliyorum. Umarız 9. sezon içinde araya bir yıl daha atmaz Larry abimiz diyerek yazının son kelimesini yazıyorum: Trebuşe.
Curb imdb / HBO Sayfası / Yayın tarihleri / Tüm Sezon Download Linkleri

3DS Max 2012 ISO Tarafından Yayınlandı!

Geçenlerde karımla olan bir sohbet esnasında kendisinden “Bence en iyi program Excel” lafını duydum. İşte evlilik böyle olmalı. Çünkü gidip hamilelikle iyice şişen yanaklarını ısırmak istedim bu söylem üzerine. Beni engelledi. İşte evlilik böyle olmamalı!

Kendisi bir lojistik mühendisi olduğu için hayatı varsa yoksa tablolarla, hücrelerle arasında geçtiğinden dolayı excel ile kurduğu bu yakın ilişkiyi yadırgamadım. Ama kesinlikle kendisi ile aynı fikirde değilim. Bir adaya düşsem ve 1 tek program kurulu bir bilgisyar sahibi olma hakkım olsa ve o programda excel olsa hemen o bilgisayarı sökerim kasasından mangal yaparım açıkça söyleyeyim. Ama o program 3dmax olursa böyle yapmam, çünkü 3dmax alemlerin en geniş uçlu programlarından biridir. Mayacılar, 4dcinemacılar üstüne alınmasın şimdi, onları da takdir ediyoruz ama aynı işe yarayan ama birbirinden biraz farklı yollar izleyen bu programlarda candır. Ama benim gönlümde 3dmax’in yeri ayrıdır.

Çoğu 3dmax’çi vatandaşımız gibi ben de max’i kurcalaya kurcalaya öğrenmiş bir adamım yazıyordum ki tam, aslında max’i tamamen bilen kimse olduğuna inanmadığım aklıma geldi. Ben kendime yetecek kadar hakimim bu arkadaşa. Özellikle organik olmayan şeyler konusunda da fena sayılmam, renderingim biraz zayıftır gerçi, o kısımda çok sıkılıyorum ama modelleme falan daha eğlenceli bence. Hrneyse ya ne anlatıyorsam bunları.

Bugün baba gruplardan iso tarafından 3dmax arkadaşımızın 2012 versiyonu yayınlandı. Onu belirtmden geçemeyeceğim. Nereye geçiyorsun olm diyenlere de şunu söyleyeyim, bi yere geçtiğim yok. Alın link verenin, piliç kuşananın.

Neye Baktığın Kadar, Nasıl Baktığın (Ya da Kısaca Faces in Places)!

Bir tasarım insanı, bir tasarıkı yaparken, ya da bazen yaptıktan sonra kılıf uydururken, çünkü diğer bazı insanları “sadece güzel olan birşey” kesmez – anlam da gerekir, ben bu çalışmada şuradan etkilendim, buradan esin buldum kendime falan gibi deklerasyonlar yapar, demeçler verir, şiirler yazıp başucuna asar. Ben de bu yazının başlığını yazarken Meatloaf’un “I’d Do Anything for Love (But I Won’t Do That)” isimli şarkısından etkilendim. Biraz da Kubrick’in çok komik filmi “Dr. Strangelove or How I Learnt to Stop Worrying and Love the Bomb” filminden beslendim, elektrik aldım ve bunun gibi şeyler.

Bence, ki hatta bu cümle bittiğinde bu paragrafın ilk kelimesi olan “bence” lafına da gerek kalmayacak, gerçek yoktur, perspektif vardır ve o perspektif bütün vatandır! Tanıyanlar bilir, beyin konusunda takıntılı bir adamım, bıraksalar beni bir odaya günlerce elime bakıp nasıl hareket ettirebildiğime şaşırıp kendi kendimi eğlendirebilirim. İşte bu eğlenceli dostumuz beyinin algılama ve algıladıklarını bilgiye döndürme olayı üzerinde kimse pek düşünmez ama orada acayip olaylar gizlidir. İşte bu yazının konusu olan blogaki resimlerin çoğuna tek baksanız fotograftaki objeyi görürdünüz. Ama bunların surat olması gerektiği bilgisi ile baktığınız zaman hepsini surat olarak algılamaya başlıyorsunuz. Daha sonra bu gözle bir de etrafınıza bakın, ekraf aslında surat dolu. Mesela benim şu an bulunduğum ofiste televizyonumun altında bi dolap var. Çok şaşkın bi surat ehehehe. Bu kadar konuşmadan sonra faces in places diyorum.

Mr.Beam Bana Söyleyecek Söz Bırakmadı!

Bazı günler bazı şeylerle karşılaşırız ve deriz ki, “lan bunu ben niye düşünemedim?”, sanki düşünsek yapacakmışı….bu giriş olmadı. Bi hak daha tanıyın bana.

Tasarık işinde olan insanlar, grafik olsun, mimari olsun, reklamcısı bilmemnecisi, toparlanın, hepimizi osurtturacak bir proje var karşımızda. Aramızda cırcır olanlar varsa onları ayrıca uyarıyorum, bi kaza çıkabilir çünkü bu seyrettiğim şey beni Gargantua ile Pantagruel gibi os-os osurttu! Mr. Beam sen ne manyak bir adammışsın ya.

Kısaca ve çok aşağılıkça özetlemek gerekirse Mr.Beam, adından da anlaşılacağı üzere ışık oyunları yapan bir hiperbol. Projektörlerle yapılan bir takım oyunları Michel Gondry gibi babalardan gördük ama ben böylesini daha önce görmedim, göreni de görmedim, göreni göreni de görmedim, Görene’ye de gitmedim.

Özellikle Gent Işık Festivalindeki çalışması ve Living Room projesi konkav beynimi konveks etti, içini dışına çıkardı, bahçeye indirip çişini yaptırdı daha sonra 2 porsiyon mezgit buğulama ile servis etti, bir boris becker gibi. Dikkat buyrun, anlamlardan ve sıtkı sıyrılmış bir hal almaya başladı metin…ali…feyyaz.

O zaman bloglarımda şu ana kadar yapmadığım bir şey yapacağım ve yazının sonuna video koyacağım! Hem de 2 video birden kuşağı başlatacağım, Kuiper Kuşağı gibi soğuk, bilinen karate-do siyah kuşağı gibi brutal, bornoz kuşağı gibi gerekli…Siper al, kafanı koru, press play on tape.

Burada Gent Işık Festivali

Burada da Living Room

Burada da resmi sitesi / Burada da blogları


Insert Coin StopMotion’da 3D Manyaklık!


Evet yüzlerce stopmotion animasyon gördük bugüne kadar. Bazıları sadece stopmotion olmanın verdiği güzellikte ve bu teknikle yapılmanın getirdiği enteresanlıkta kaldılar(benim sakal videosu mesela), bazıları ise işi 3-4 adım daha öteye taşıdı. Ama bugün denk geldiğim bu “insert coin” hem bizim eski c64 günlerimize dokunuyor ama asıl stopmotion animasyonun nasıl yapıldığını bilen adamlar için beyinsektesi yaratıyor. Demir paralar ile o 3D animasyonları yapmak mevlana’da olmayan bir sabır istiyor resmen.

Burzum’un Yeni Albümü Fallen İnternetlere Düşük Yaptı!

Norveç’te yenilebilecek en ağır cezalardan birini yiyip 21 senesini hapiste geçirdikten sonra, geçen sene dışarı çıkan Varg abimiz Belus diye bir albüm yayınladı ki üzerimde acayip bir etkisi oldu bu albümün, ona da ayrıca gelecem. Ama kısa bir süre sonra şimdi de Fallen internetlere aktı, hatta bi süre oldu da ben dalmışım, kusura kalma emily.

Black metale güldüm ben hep. Death çalamayan adamların, müzikle çekemedikleri ilgiyi surat boyayarak çekmeye çalıştıkları zibidi müziği olarak gördüm ve black gruplarının da çoğu beni haklı çıkarttı bence. Salakça klise yakmalar, birbirlerini öldürmeler bilmem ne her zaman yapılan bir black metal albümünden daha çok ilgi çekti de zaten. Dolayısı ile komik pepeler olabilirlerdi bu herifler. Gerçi aradan ciddi şeyler yapan adamları çıktı da ben bir türlü ısınamadım bunlara. Herneyse ya ne diye anlatıyosam bunları…

Bu gerizekalılarda bi de kötü prodüksiyonculuk vardı ki beni uyuz ediyor, ulan yapmışsın birşey adam gibi kaydet. Yok bok gibi tonlar çekecek, bok gibi aletler kullanacak, bok gibi mix yapacak, sonra da underground’uz biz. Ulan o zaman onu da kaydetme, underground’luktan mağmaya ulaş be hanzo, ayrıca makyajın akmış!

Ama belus ile resmen olayın rengini değiştirdi Varg ve bu Fallen da onun devamı niteliğinde bir albüm. Blackçiler zaten kapmışlardır da black’e bir şans vermek isteyenler bi baksın. Ya da bakar gibi yapsın bakmasın, ya da bakmaz gibi yapsın baksın, yada bakar gibi yapsın bakamasın ama bakar kör gibi. Al linkler.

Zeitgeist Moving Forward için ilk Rip

Geçen hafta youtubelarda yerini alan Zeitgeist Moving Forward bugün p2p gruplarından TehDingo tarafından internetlerimize sokuldu. Aynı zamanda resmi sitesinden de yayınlandı diye heyecanlıyız. Peki biz kimiz? Biz  ilk 2 belgeseli seyretmiş, seyrederken de “tabi lan, oooo, evet ya, vay vay vay” diye gaza gelen sonra ulan yoksa bizi ayakta yediler mi diye kıllanan kitleyiz. Hatta ben kalkıp bi de orientation presentation’u da seyretmiştim. 2 saatlik sunumdu. İlk 2 filmin hipnotize edici etkisi yoktu. Ama olsun.

Bilmeyen kaldı mı ama kısaca özetlersek, zeitgeist belgeselleri kısaca bize, din gibi insanların beyinlerini yıkayan sistemlerin nasıl ortaya çıktığını ve neden gereksinim duyulduğunu, faiz sistemi ile insanların %1’inin geri kalan %99’unu nasıl kucağa çektiğini, aslında bir kağıt parçası olan para üzerine kurulmuş bu finansal düzenin yanlışlıklarını anlatan belgesellerdi ve 3.sünü seyretmek için sabırsızlanıyorum ben de. Anlatılanlar gerçek mi yoksa komplo teorisi mi, seyredenler karar verecek ama kendinize şu soruyu sorun? Güç sizde olsaydı, herkesle paylaşır mıydınız? Güç kimde peki? He-man’de değil o kesin. Linktime!
Download et / youtube’da izle / resmi site / türkiye sitesi / vikiviki

Şubişubiyik Kırismas Reklam Tasarımları!

Bazı büyük isimli gazetecilerden görüyorum, kadın-erkek ilişkileri üzerine yazı yazıyorlar. Ben de bugün böyle yaptım. Dikkat ol, di’li geçmiş zaman kullandım. Yani yaptım bile ben bu ilişki konuşmasını, sen hala uyuyorsun. Leblebiyi henüz anlamayanlar için leb deme zamanı geldi sanırım, ki o laf, leb demeden olduğu için, daha demeden anlamayanlar artık kendilerini “leb demeden leblebiyi anlayanlar” statüsünden çıkartsınlar. Son tiyo: leblebi bir çorum meyvesidir. Aynı sevgili karım Fulla gibi, o da bir Çorum meyvesidir :D

Evet Şubişubiyik kelimesini başlıkta görüyorsunuz. O kelime benim değerli hayat arkadaşım ile aramızda olan bir kelimedir. Anlamını ikimiz de bilmeyiz ama ara sıra subişubiyik deriz evde. Daha fazla ev sırlarımı afişe edecek değilim ama gördüğünüz gibi kadın-erkek ilişkileri ile ilgili bir yazıyı son sürat yazmaya devam ediyorum. Konunun, anlaşılacağı üzere, kompetanı hatta komodoruyum, komodo ejderiyim!

O zaman güzel noel reklam tasarımlarına geçmeden önce kadınlarla ilgili son bir sır vereyim ve sırra kadem basayım, serra kalem takayım, herro kudüm çalayım… Sır da şudur: Bir kadına tekme vurmadan 2 kere düşünün arkadaşım!

Buradan da vaadedilen sayfaya gitmek amaçlı yapacağın hareketin adına “tıklamak” deniyor.

Konu Başlığı Seçemiyorum: “Tipp-Ex” ya da “İşte Reklamcılık Budur” falan…

Daha önce çeşitli yazılarda belirtmiştim ki, artık heryer reklama dolduğu için konvansiyonel anlamdaki reklamların artık o kadar da amacına hizmet etmediğini düşünüyorum. Her yer billboard, her gazete, dergi ilan dolu, reklamlar başlayınca ilk iş kanal değiştirmek, o zaman ?

O zaman işte böyle farklılaşacaksın abicim. Kimin aklına gelmişse, kim uygulamışsa helal olsun diyor, hemen linki veriyorum. Herşey normal bir youtube video’su gibi başlıyor. (Sonra yazmayı unutmayın-gidince anlayacaksınız). http://www.youtube.com/user/tippexperience

Atheist’ten 4. Albüm: Jupiter

Danişmendoğulları beyliğinin varislerinden olan biri gibi hissediyorum bugün, bu sabah. Antin kuntin işlerle uğraşmaktansa vampir olmaya çalışmak gibi daha ciddi meseleleri kendime mesele yapmalıyım, mesela.

Karamanoğulları beyinin varisleri varmış, bacaklarında. Kunta kinte işlerle uğraşan bir köleydi. Atheist ise ultrasonik bir gruptur.

Peki Ricardo gerçekten zonta mı? Ben onu bilir onu söylerim diyen insanlardan şüphe ederek geçti gençliğim çünkü. Ben başka bişey bilip bir başka birşey söyleyen hizipçileri daha sevimli ve bir o kadard..

Evet bu kadar safsata yeter. Download’um bitti, efsane geri döndü, ben de download bitene kadar bişiler yazmak zorundayım değil mi? Akıllı adam buradan bakar

 

Latest Show of Ricky Gervais, Science is Full of Win (and I’m back)

So I had been afk, (that is away from keyboard, which stands for out of town or whatever reason I couldnt be online for around a week) in the language of the interwebs. And you wouldn’t know that now, would you? Why, simply because I wrote, like most of the stuff that I do here, that I’ll be afk for sometime in Turkish. Another sad fact that I wanted to keep you, English speaking fans of mine, away to protect you, yourself. Because life is like that, and basically we are done with the first paragraph here.

Ricky is one funny mofo I must say, and although I like the USA version of “The Office” more, he was doing a hell of job there, which is how I met him. But then just because, I cant really understand English people speaking English, I just swichted to the USA version. So if you are reading this Ricky, it wasnt your fault that show got cancelled, its just because we cant really understand what you are saying, which is kind of an handicap in terms of getting the jokes.

So what was I saying…I had been afk yea right. Anyways so when you are not online for a week, and you live your regular life in it, that is the internets, then your download queue tends to get long, and long it was. Apart from teh weekly series, like dexter, weeds, and the office ( sorry rick), there was this release which grabbed my attention. Ricky Gervais Newest Show, Scince. And I do love Ricky because when you listen to him enough you can kinda understand what he is saying, and I did that with his earlier shows, and the youtube thingy he had with Larry David, who I guess is my all time favorite comedian, and the normalest(most normal sounds gay to me for some reason) person who ever lived.

So I knew it was gonna be funny, disturbing, and epic, and Science gave me all of that. It was funny, and epicly disturbing, which is a good thing because when you are laughing at something disturbing, such as a joke about a dad getting dissapointed because his 6 year old daughter couldnt get raped properly, you instantly realize you are such an open minded, liberal person.

And there is no reason to make this any longer than it already is, because you shouldnt be reading this anymore and finding a download link or a torrent for Ricky’s latest work, or if you are not living in a 3rd world country such as myself, you can even go and purchase it of course :P No no, I just lied, we Turks arent the barbarians we used to be, and it is a shame I know. I’m missing my days in the States when a cab driver would occasionally, gets curious about my accent and asks me where I was from, and when I tell him I’m a Turk he asks “You are not gonna kill me, right?”. These are the questions I wanna reply “yes” to, but cant anymore. It even seems they will take us in EU, like in 100 years or so.

Wtf am I still babbling about right? Here are some links Official Ricky Gervais Page , Some Download links / Some Alternatives to Illegal Downloads

Inception Sonunda DVDRip olarak çıktı!

208.000 küsür oy, 1570 review ve 396 critics review sonrası Inception IMDB’de 9.1 gibi epik bir not ile orada duruyor. Orada dediğim neresi diye merak edenler varsa, onlara diyecek birşeyim yok. Orada işte!

Sinemada seyrettiğim Inception’ı seyrettiğimde de beğenmiş, bunu yanımda oturan eşime tebliğ etmiştim, o da bana kibar bir şekilde, üstüme başıma popcorn döktüğümü, uzun zamandır traş olmadığımı ve bir mağara adamına dönüştüğümü bildirmişti. Ahh ahh, zaman su gibi geçip akıyor değerine benim karar vermemin enteresan olduğu ama bir ağız pelesenkliği ile değerli dediğim, değerli okur.

Bence bu film 2010’un en iyi filmlerinden biridir. O yüzden kesin seyret. Hatta tüm zamanların en iyi filmleri kaç tanedir bilmiyorum ama o listeye de girer. Liste kısa ise giremeyebilir, mesela en iyi 3 film desek zor girer, 10 film desek….söylemesi zor, ama güzel film yani, bence en iyi 30 filme girebilir, yine de bu tür kararlar vermek beni bozuyor. En iyi 10 film listesi yapmam gerekse sanırım yere devrilip listeyi bitiremem…

Bu film ise internetlere dvdrip’i sürüldü sürülümesine ama 20 farklı grup bir aç gibi release etti, ve nuke ardına nuke yedi bir sürü versiyon, daha sonra fix’leri çıktı, onlar nuke yedi, fix’in fix’i çıktı falan, en sonunda scene grubu arrow rerip ile son damgayı koydu 148 dakikalık bu filme.

Pepen pepen vakit tamam, artık linkleri verme zamanı. Burada rerip / Alt yazı / IMDB / Online izle

Dexter Sezon 5 Başladı!

Merakla beklediğim dizilerden birisi daha başladı yazarken daha sıkılıyorum. Son 2 haftadır falan neredeyse sadece şu dizi başladı, bu dizi başladı yazıları olduğu için arka arkaya bunlardan yazmaktan sıkıldım çünkü.

İşte insan böyle yavşak bir bireydir. Sevdiğim şeyler fazla geldi bana bak. Demek ki birisi gelip ağzımın ortasına bir tane patlatmalı benim. Tam bu anda aklıma gelen bir durum:

Orta çağ filmlerinde görüyoruz ki, bir kral öldü mü, şöyle oluyor: 1) Kral öldü! 2) Çok yaşa kral! Yani diyorlar ki, kral öldü ama bak biz anında yenisini koyduk yerine, sıfır sayrılık yaşadık devlet düzeninde…değil mi? İşte ben o işe uyuz oluyorum. Fırıncı olsan bilmem ne olsan, 2 gün yasın tutulur bilader. Kral oldun mu demek ki olayın bu kadar, 40’ı çıkmak falan yok yani.

Bunları biliyon mu: Simpsons 22. sezon ve Desperate Housewives 7. sezonda başladı. Saturday Night Live’de 36. sezona bana mısın demiyor…

Dexter sezon 5 linkler / Alternatif linkler / Tüm sezonlar / Altyazı

30 Rock / The Office / Fringe / The Big Bang Theory Yeni Sezonlar Başladı!

Bugün release sitelerini elden geçirdiğim an anladığım birşey vardı. Eskiden bazı günler çok boktan birşey olduğunda “Kara Cuma” falan gibi isimler takılan bazı günler olmuştur ya, işte bugün de adeta Karamel Cuma! Hastası olarak izlediğim 4 dizinin yeni sezonı başladı.

Bunların arasından The Office benim en eski aşkımdır. 30 Rock ise yıllarca grammy’leri alırken, “ne ki bu” diye hor gördüğüm ama bir seyretmeye başlayınca dar alanda 20 bölüm gibi etkinlikler yaptırtıcı bir komedidir, ki Tine Fey’e şapka çıkarıyorum, çünkü Bir yıldız üretim makinesi olan ünlü “Saturday Night Live”‘ın tek kadın üst düzey yazarlarından biri olan Tina Fey çok başarılı. Big Bang Theory ise bizim gibi nerd tayfa için çekiliyor, biz de severek izliyoruz. Fringe ise bizlere Lost’u veren JJ Abrams dizisi olup, ilk sezonu hafif tırttı, ikinci sezon daha bir ilginçleşti bakalım 3 nasıl olacak. Bu info dolu yazıyı burada bitirmeden önce 3-4 tane kuş ismi vermek isterim. Kuzgun, pelikan, kuğu, serçe, poduk.

30RockSea5Epi1 / Alternatif /Tüm Sezonlar /Altyazı

The OfficeSea7Epi1 /Alternatif /
Tüm Sezonlar /Altyazı

FringeSea3Epi1 /Alternatif
Tüm Sezonlar /Altyazı

BigBangTheorySeaSea4Epi1 / Alternatif
Tüm Sezonlar / Altyazı

Modern Family Season 2 Başladı!

Evet nadide diziler tekir bekir geri geliyor ve ben gittikçe sonbaharı daha çok seviyorum. Ne pis bi mevsimmiş yaz onu daha iyi anlıyor ve sindiriyorum.

Modern Family benim için geçen sezonun en büyük süprizi oldu diyebilirim aslında çünkü en başarılı 1. sezonlardan biriydi bir dizi için herhalde. Karakterler süper, hikaye komik, kurgusu tatlı tatlı gidiyor ve Al Bundy var daha ne olacak?

Evet sefil ve uykusuz bir güne böyle düz bir yazı ile başladım, sevenlerimden özür dilerim.

Burda / Burda da /IMDB / Sezon 1 /Altyazı (daha çıkmadı ama çıkar)

%d blogcu bunu beğendi: