Tag Archive | oha

Önemli Haber!!! Şaka Lan Şaka O Kadar da Önemli Değil :)

Judo ve felsefe klübü etkinliklerine daha fazla zaman ayırmak için işimden ayrılmış bulunuyorum. Tabi ki yalan kimse böyle bir sebepten işinden ayrılmaz. Doğrusu şu olacak. Ortak olarak hareket eden 20 küsür Medya S çalışanı yemekte baklagil fazlalığı yüzünden işten çıktılar. Ve tahmin ettiğiniz gibi bu da bir yalan böyle birşey de olamaz. Kısacası ben Amerika’ya geri dönüp su altı sinamatografisi üstünde bazı çalışmalar yapmak istiyorum bu yüzden son 3 küsür senemi geçirdiğim astv’deki işimden ayrılma yolunu seçme yolunu ve eski mudanya yolunu boşverdim.

Medya S’te galiba 24 kişinin işine son verilmiştir. Bunlardan birisi de benim :) İlginç şeyler duyuyoruz bugünlerde ama buraya yazmak gereksiz o yüzden ben sadece bir romantik gibi astv’de geçen güzel günler için arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Geride kalanlara da sabır diliyorum :)

Dilhun’la tostçu açmayı düşünmüyor değiliz.

Geviş Getirten Dev Minecraft Tren İstasyonu Yapılışının Timelapse Videosu Sayesinde Geviş Getirmekle Kalmadım, Geviş Götürdüm!


Ah minecraft sen içimde kalan bir uktesin cümlesindeki ukte lafı bana nedense vuvuzela adındaki sofistike afrika enstrümanını hatırlattı. Serbest çağrışım bile denilemeyecek derecede rastsal çağrışım ve hatta çağrışımın olmadığı yerde çağrışım adını verdiğim bir çağrışım türünü dünyaya getirmiş birisi haline gelmiş oldum ben de. Enter’e basıp yeni paragrafa geçmeden önce 1988 Avrupa Kupası’nın Almanya’da yapıldığını hatırlatmayı uygun buluyorum.

Minecraft oynadım epey sevgili okurlar. Sevgilisi olmayan abazan okurlar siz de gelin ve dinleyin hikayemi, ama öküzlük yapmayın! Evet ne diyordum yazayım ama aslında ne dediğimi biliyorum, daha 1 cümle geçmiş aradan, “ne diyodum” diye gerçekten unutsaydım ayıp olurdu ama konuya dönmek için “evet ne diyordum” deme ihtiyacı hissettim. Ama bunu da siktir edin aklıma süper fikir geldi!

SÜPER FİKİR:
Bakınız; değerli dostlarımdan bazen yorumlar kabul ediyorum bloglarımla ilgili. Genellikle ve sıklıkla duyduğum en büyük eleştri şudur: “Cenk senin blog iyi, gülüyoz falan ama çok ara şeylere dokanıyorsun, daha insanların anlayacağı şeylerden bahset, teknik olayları bırkalama”. Evet bunun üzerine son zamanların popüler olaylarından birinden bahsedeyim hemen! Değerli okurlar, globalleşen dünyamızın son zamanlardaki en önemli olayı tabi ki Hilal Cebeci’nin fotografları değildir de nedir? Bakın o konu ile ilgili Cenk Özmercan perspektifini ortaya koymaya izin verin! Size süper bir kıyak yapma arifesindeyim. Kimseni bilmediği bir site buldum adı biraz garip: Google. Hemen bu siteye gidip hilal cebeci yazın ve sol taraftan görsellere basıp 3131’e gönderin, cep telefonunuza apaçi müziği gelsin!

Gelelim asıl olay olan minecraft’a ki videoyu seyredenler ve minecraft oynayanlar zaten şu an itibarı ile “ohara” adını verdiğimiz sesi çıkarıyor. Ben de özlemişim minecraft’ı valla, gaza geldim adeta ve resmen ve filhakika!

Cenk Özmercan Baba Olduğu için Ufak bir Mola Veriyoruz!

Evet kendimden 3. şahıs olarak bahsettim başlıkta ama bahsedemem mi? Ederim, tillahını etme hakkını görüyorum kendimde ya da Cenk tillahını görüyor mu deseydim? Sürekli 3. şahıs bahsetmek de çok malca aslında. O yüzden son bi kez daha yapıp insan gibi devam edeyim. Cenk’in oğlu Mert Kuzey Özmercan 27.06.2011 tarihinde 3.455 kg ağırlığında ve 50 cm boy ile sezercik sistemi ile orion takım yıldızı, sol güneş sistemi 3.  gezegeninde spawn’lanmıştır. Class olarak smg engineer düşünüyoruz ama olmazsa Field Ops da olabilir.

EAAAAAAAHHHHAAHEAHAHAHAHHAAAAAAAAAAAAA!!!!!!!!!

Evet ne diyeceğimi bilemiyorum çok acayip, çok polarize bir his. Bir an inanamıyorum gerçek olduğuna sonra ağlıyorum, sonra yine inanamıyorum. Bi süre böyle olacak sanırım. Gereksizce duygusallaşmayalım burada şimdi, kısa ve öz mesajımızı verip gidelim. Dikkat edin bi anda da 1. çoğul şahısa döndük. Tevbe tevbe! Herneyse bi süredir zaten hergün yazamamıştım, bundan sonra da bi süre hergün yazmazsam, yazmassak, yazmassa cenk sorun etmeyin. Geri dönüşüm speaktaküler olacak lan!

İki Film Birden Kuşağı: Cyriak Diye Bir Adam Var Bildiğin Deli!


Bu yukarıdaki video aslında epey eski, ilk defa gördüğümde oha dedirtmişti bana. Önce kaskatı kesilmiştim, daha sonra 4 dakika bekleyip acaba daha da katılaşabilir miyim diye düşünmüş ve nihayetinde daha da kaskatı kesilmiştim. Eğer hiç kaskatı kesilmiş bir anda tekrar kaskatı kesilmemişseniz ne dediğimi anlamışsınızdır. Yok eğer hiç kaskatı kesilmemişseniz de daha yumuşak kesilmişseniz ya da ne biliyim sulu, bulanık, laçkamtrak kesilmeler yaşamışsanız çok şey kaçırmışsınız demektir.

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere bu bir, “iki film birden kuşağı” ise…ve itiraf etmeliyim bu kuşak lafını yazmadan bir an için “kara kuşak” falan gibilerden bir espritüel yapayım dedim ama bunu refleksif olarak fazlası ile avam bulup, kuiper kuşağı ile değiştirmeyi düşündüm ama benim gibi hayatının yarısını Bursa’da yarısını Neptün’de geçiren insan sayısı az olduğundan ve bu espritüelin boşa gitmeye namzet olduğunu atar damarımda, derinlerde bi yerde hissettim o yüzden vakit nakittir namına enter’e basıyorum.

Evet yukarıdaki video ortaya karışık tarzında bir animasyon ve kendi youtube channel’ında bundan eksiği yok fazlası var türlü manyak animasyonları daha var Cyriak dostumuzun. Ama 2 film birdenin vaadedilen %50’sini de koyunlardan yana seçip, sizleri “aman dostum sakın diğerlerini de es geçmeyesin ha!” diye uyararak da bu pastörize yazının sonuna geldik mi, geldik!

Burada kirve’nin kendi channel’ı var. / Burada da allah seni inandırsın web sitesi War ensamble!

İnterweblerde Yasaklı Kelime Listesi!!! (Karakomedi’de Opus)

Resmen bu tripten çıkamıyorum. Duyduğumdan beri aklımdan çıkaramıyorum. Belki ben hayatımın çoğunu internette geçiren bir insan olduğumdandır ama düşününce çok acı bir uçurum kenarındayız aslında ve tüm facebook/tweeter tantanasına karşı hala çoğu kişi de durumun ciddiyetini anlamamış görünüyor.

Az evvel elma+alt+shift’te gördüğüm 138 kelimelik, ki yasaklı kelime adedidir bu sayı, hikaye yarışması adı altında bir yazı okudum. İlgilenenler hemen meauz’larını buraya sürtsünler. O konuya giremeyeceğim ama tüm yasaklı kelimeleri bir anda görünce vücudumda olmadık reaksiyonlar başgösterdi, beynim kamaştı, dilim topaçlaştı ve gerçek anlamda ilk kez götümle gülmeyi başardım değerli okurlar! Bildiğin göt-kahkahası attım (rectalus-rolflmao). Artık baktığını okuyabilen, okuduğunu idrak edebilen azınlık insanımız için haydar ve adrianne eskidi bile diyebiliriz ama tüm liste evlere şenlik. Yemin ederim bu listenin oluşturulduğu toplantıyı izleyebilmek için hayatımdan bi 2-3 sene verebilirdim.

Aralarında “etek, şişman, baldız, liseli, itiraf” gibi tek başına masum kelimelerden tut, “mastürbasyon”, “biseksüel”, “orgasm” gibi cinsellikle ilgili normal terimlere; “beat(ritm – dövmek), free (bedava), mature (olgun), naughty(yaramaz), animal (hayvan)” gibi düz ingilizce sözcüklerden tut, “impud , daşşağ, esbian, erotig” gibilerinden “aman bizim halkımız bunların doğrularını zaten yazamaz, yanlışlarını da tahmin edip yasaklayalım” zihniyetinde kelimelere kadar yok yok!

Kızıyoruz, facebook’ta falan atıp tutuyoruz ama herifler yapacaklar bunları yakında. İlk olarak bu kelimelerin “namuslu” kullanımını yapan siteler mağdur olacaklar, hem de Türkçe’nin ekli bir dil olmasından dolayı bir ton başka site “ansiklopedi (sik), hoplayarak(yarak), tugay(gay)” gibilerinden kelimelerin geçtiği domain isimleri yasaklanıyor olacak.

Olay aslında traji-komik. Yani düşünüyorum, hiç kimse, demokratik olduğunu iddia eden bir ülkede kimsenin yerine karar veremez de, bari biraz kafası çalışan, biraz internetten anlayan insanları koysaydınız o yasakları belirleyen grubun içine. Resmen orta 2 zekası ile hazırlanmış bir liste bu. Başında belki (sanmıyorum ama) iyi niyetle çocuklarımızı pornodan koruyalım falan gibi bir motivasyon ile hareket etmiş olabilirler ama üstünde 5 dakika düşündükleri zaman, normal bir ülkede, uygulaması imkansız bir durumla karşılaştıklarını fark edememişler mi? Ancak bir polis-devlet’te işleyebilir böylesi bir manyaklık!

Uzun uzun yazmaya gerek yok. Zaten hem okumayı sevmeyen bir milletiz hem de yeterince yazıldı çizildi nasıl bir faşizm ile karşı karşıya olduğumuz ama ben bari gülelim bu ağlanacak halimize diye elma+alt+shift‘ten alığım listeyi buraya koyuyorum biraz da gülmek isteyenler için. Şeytanın 138 kelimesi burada, Tevbe içerek tıkırdat meauzunu!

Cloud GirlFriend: Ne Desem Boş XD

Tüm dünyadaki meslekleri 2ye ayırabiliriz basitçe. Bir ürün satanlar ve bir hizmet satanlar olarak.Peki yalan satanlar? Hatta bu yalanı size en başta söyleyerek satanlar? Ve müşterilerinin zaten bu YALANA para ödeyecek olması?

Şimdi bu yazıya konu olan sitenin sattığı şeyin bir yalan olduğunu biliyoruz peki ama ne yalanı? Tabiki yalandan kız arkadaş! Vaad hem basit, hem üzücü, hem korkunç ve aynı zamanda yeterince komik, ki bloglarıma girmek için altın anahtar bu. Site henüz açılmadı ve şu anda invite edilmek isteyenlerin email’lerini topluyor. Açıldığı zaman yapacağını iddia ettiği şey ise şu: Size facebook’da kız arkadaş oluyor! Üye olurken ideal kız arkadaşta aradığınız özellikleri yazıyorsunuz ve hooop! istediğiniz sosyal network’te, ki bu da facebook olacak muhtemelen, sizin kız arkadaşınız oluyor. Sizinle etkileşime geçiyor ve sap arkadaşlarınız da sizi kıskanıyor! Evet internet üzerinden satılacak en orjinal ve acayip şeylerden biri de böylece icat edilmiş oldu! Yap kendine sahte bir manita!

Telefon Rehberini Alıp Heykel Yapan Adam!

Sonra ev arkadaşım berk ile ben ne kadar saçmalık varsa evin duvarına yapıştırmaya başladık. Bunlardan biri de bizim telefon rehberi diye bildiğimiz, Yellow Pages’in giriş sayfasındaki Jon Lovitz yazısı idi.

Bu yazı kısaca herhangi gerçek bir kitabı yazmış olan bir yazarın o kitap ile ilgili yazdığı bir metindi ama kitap Yellow Pages olunca durum tam da “lan bu amerikalılar ne mal adamlar ya” muhabbetlerine konu olacak cinsten oluyordu. Şu an tam hatırlamıyorum ama Joh Lovitz bazen günlerce uyumadan, yemek yemeden yazdı, yazdı, yazdı… falan gibi laflar vardı. Lan telefon rehberi nesini yazıyosun denyo tıhıhhıı dye gülüyoruz biz. En kült laflarıda fosforlu kalemle çizmişiz falan.

Az evvel bu yazıyı yazmak için o metni bulayım dedim, bulamadım ama ne buldum. Meğer o bir marketing campaign’miş. Meğer böyle bi manyaklık yokmuş. Meğer o hikayedeki mal bizmişiz. Berk bunları okuyorsan sen de sayı ile kendine gel. 1,2,3.

Ama Long-Bin Chen’in tüm bu olanlarla ilgisi ne? İlgisi yellow pages tabi ki. Bu abimiz alıyor rehberleri üstüste dizip bunlardan heykel yapıyor. Buna benzer birşeyler koymuştum bloglarıma daha önce ve fakat bu engelliyor mu? Gördüğünüz gibi engellemiyor. Alın toxelden bakın siz de, elin oğlu ne yapıyor çekik gözü ile, bize de oha demek kalıyor…

Andrew Myers Bu Dünyaya Çivi Çakıyor!

Eğer tanrı kendi kaldıramayacağı ağırlıkta bir taş varedemezse, demek ki, herşeye kadir değildir” diye diretti Samuel, “ve eğer kendi kaldıramayacağı ağırlıkta bir taş varederse, bu sefer de onu kaldıramayacağı için herşeye kadir değildir” diye devam etti. “Söylemek istediğimi anlıyor musun?” “Her zaman iyi bir konuşmacı oldun Samuel” dedi Sofia “ama unuttuğun bir şey var. Kelimeler söylemek istediğimiz şeyler için birer araç ve her araç gibi onlar da manipüle edilip şarampole yuvarlanabilirler”. Söyledikleri ile bir an için de olsa Samuel’in aklının karışmasına sebep olmuştu Sofia. “Mesela şöyle düşün. Benim adım Sofia, karşında ise ayasofya, o zaman pertevniyal lisesine güzel sana yağını getirir misin?” Samuel iyiden iyiye şaşırmıştı, duyduklarına bir anlam veremiyordu. “Ne?” dedi, istemizce. “Zırt erenköy sevgili Samuel” diye yanıtladı Sofia ve köpek köpek gülmeye başladı.

Evet bu dünyaya çivi çakamayacağımızı bize düzinelerce kez söyleyen roman kahramanı Sofia Krunelli’yi tekrar hatırlayalım istedim. Aranızda Sofia Krunelli’yi google’lamak isteyen dahili ve harici bedrock’lar olacaktır, biliniz ki onlar modern stonage family’dir thahahahaha gibilerinden sadece kendimin anladığı bir espirikten sonra lafı artık Andrew’a getireyim.

Andrew alıyor çiviyi, çakıyor, tamam mı, sonra da o çivilerin başını boyuyor, oluyor mu sana sanat? Oluyor mu sana dışavurum? Oluyor. O zaman ben de bloglarıma koyarım abicim böylesi şeyler yapan adamı. Onu koymayıp Querizma’yı, Alex’i mi koyacaktım? Popülist miyim lan ben? Gevrek miyim ha? Al link meauzuna

Mr.Beam Bana Söyleyecek Söz Bırakmadı!

Bazı günler bazı şeylerle karşılaşırız ve deriz ki, “lan bunu ben niye düşünemedim?”, sanki düşünsek yapacakmışı….bu giriş olmadı. Bi hak daha tanıyın bana.

Tasarık işinde olan insanlar, grafik olsun, mimari olsun, reklamcısı bilmemnecisi, toparlanın, hepimizi osurtturacak bir proje var karşımızda. Aramızda cırcır olanlar varsa onları ayrıca uyarıyorum, bi kaza çıkabilir çünkü bu seyrettiğim şey beni Gargantua ile Pantagruel gibi os-os osurttu! Mr. Beam sen ne manyak bir adammışsın ya.

Kısaca ve çok aşağılıkça özetlemek gerekirse Mr.Beam, adından da anlaşılacağı üzere ışık oyunları yapan bir hiperbol. Projektörlerle yapılan bir takım oyunları Michel Gondry gibi babalardan gördük ama ben böylesini daha önce görmedim, göreni de görmedim, göreni göreni de görmedim, Görene’ye de gitmedim.

Özellikle Gent Işık Festivalindeki çalışması ve Living Room projesi konkav beynimi konveks etti, içini dışına çıkardı, bahçeye indirip çişini yaptırdı daha sonra 2 porsiyon mezgit buğulama ile servis etti, bir boris becker gibi. Dikkat buyrun, anlamlardan ve sıtkı sıyrılmış bir hal almaya başladı metin…ali…feyyaz.

O zaman bloglarımda şu ana kadar yapmadığım bir şey yapacağım ve yazının sonuna video koyacağım! Hem de 2 video birden kuşağı başlatacağım, Kuiper Kuşağı gibi soğuk, bilinen karate-do siyah kuşağı gibi brutal, bornoz kuşağı gibi gerekli…Siper al, kafanı koru, press play on tape.

Burada Gent Işık Festivali

Burada da Living Room

Burada da resmi sitesi / Burada da blogları


Insert Coin StopMotion’da 3D Manyaklık!


Evet yüzlerce stopmotion animasyon gördük bugüne kadar. Bazıları sadece stopmotion olmanın verdiği güzellikte ve bu teknikle yapılmanın getirdiği enteresanlıkta kaldılar(benim sakal videosu mesela), bazıları ise işi 3-4 adım daha öteye taşıdı. Ama bugün denk geldiğim bu “insert coin” hem bizim eski c64 günlerimize dokunuyor ama asıl stopmotion animasyonun nasıl yapıldığını bilen adamlar için beyinsektesi yaratıyor. Demir paralar ile o 3D animasyonları yapmak mevlana’da olmayan bir sabır istiyor resmen.

Kevin James İllüzyonun Şahını Yapıyor ve Hatta İnternetlerde de !

Bookmarklardan gelen bir yazı ile daha karşınızda olmam sizi neden ilgilendiyor sanıyorsam hep açıklıyorum ya, ne gereksiz bilgi verici bir adamsam artık. Bu Kevin abi bir büyücü ve David Copperfield gibi ünlü büyücülerin büyülerini falan dizayn eden bir abimizdir. Yeteneksizsin Amerika programına tanıdığım ve daha sonra salı akşamı halı sahaya gelsene diye cepten aradığım ama bana geri dönmediği için tavır aldığım birisi kevin. Numaraları on numara ve youtüplerden bakabilirsiniz neler yaptığına ama ben asıl bir önceki cümlede “ona telefon etmiş olmama” inanmadığınızı biliyorum, nereden,nasıl arayabilirim ki, değil mi? Oysa değil!

Kevin James’i tanıdıkça onu google’lama ihtiyacı hissettim. Ama google’ladığım zaman queen’lerin kralı komedyen kevin james çıkıyor o yüzden “kevin james + magic” gibilerinden bir arama sonrası websitesine ulaştım. Zaten aslında bu yazıyı yazma sebebim buradan sonra başlıyor. Yoksa ilüzyon falan iyi de, ne yani 14 yaşındamıyız abicim hahaha.

Evet websitesinde de ilüzyonu elden bırakmayan kevin’in sitesi http://www.kjmagic.com/ inanılmaz bir sadelikte. Kendisini siz de arayabilirsiniz yani. Hatta daha da ilginci bu ultra tasarımın büyük bir kısmı tasarımı yapan spektaküler web tasarım firması elgin’e ait ki, ben araştırmacı internetçi olarak onların sitesine bakmadan edemedim. Bu ultrasonik tasarımcıların kendi site tasarımlarını gördükten sonra “ben artık herşeyi gördüm bu yaşamda ya rab” diye düşündükten sonra elgin’in sitesini biraz okudum “team of designers” lafını okurken kendimden geçmişim, gülerken çenem çıkmış.
Kevin’ın bazı numaraları (related’dan bakın artık) / Kevin’ın sitesi / Elgin’in Sitesi

Su ile Havaya Yazı Yazma Fikri Aklıma Gelse Bile Capon Değilim, Uygulayamam Candostlar!

Buraya bi takım şeyler yazıp yer kaplayabilirim ya da bunu yapmayabilirim. Yukarıdaki video başta biraz tırt başlıyor 15. saniyede olanaklar hakkında fikir veriyor ve sonra ipini kopatıyor. Bize de oha demek kalıyor.

Helvetica Cookie Cutter Kisvesi Altında İnanılmaz Yo Yo Yapan 10 Yaşındaki Çocuk!

Elbette Helvetica gibi popüler bir fontun cookie yapımında kullanılması kaçınılmaz olurdu diye tahmin ederdim ben de dünyamızı incelemey gelen bir uzaylı olsam. “Bunlar yakın zamanda Helvetica’lı cookieler yapacaklardır” diye yazardım raporumda daha 1970’lerde. “Herşey insan için, o zaman bu kalıplar da insan için” diye de eklermiydim ondan emin olmak zor.

Evet aslında bu konudan bahsetmek istemiyorum. Aslında az evvel wimp’de izlediğim ve hala aklımda çıkmayan 10 yaşındaki bir veledin yoyo ile yaptığı inanılmaz şovda takıldı zihnim. Zamanında bu yoyo olayına merak salmış ve sleeper, walk the dog falan gibi basit trickleri yapabilen bir hale gelmiştim. Bir sürü yoyo videosu izledim bu güne kadar. Çift yoyo falan takılanlar vardı ama böyle bişi görmedim ben. Çift yönlü yoyo yapıyor çocuk. Ne dediğimi videodan anlayacaksınız görünce. Son olarak ülkemizde olmayan yoyo kültürünün ülkemizde olan dandik yoyolardan kaynaklı olduğunu söylemeliyim. Türkiyede 3-4 tane yoyo aldım ben ama o kadar dandikler ki, sleeper bile 4-5 saniye sürüyor en fazla, vasat, pepe işi yoyolar olduğu içinde insanlar yoyo ile anca at aşşa, çek yukarı yapıyorlar, ki o da zevkli bi  olay olmadığı için ülkemizden başarılı yoyocular çıkamadan bıkıyor yoyodan. Oysa şöyle güzel yoyolarımız olsa dünya yoyo piyasasının tozunu atardık be!
Bu videoyu seyret, dikkat emir kipi kullandım ya da, seyretmelisin diye gereklilik kipi mi kullanmalıydım? Hadi olmadı, dilek-şart veya istek kipinde bırakmalımıydım?

Konu Başlığı Seçemiyorum: “Tipp-Ex” ya da “İşte Reklamcılık Budur” falan…

Daha önce çeşitli yazılarda belirtmiştim ki, artık heryer reklama dolduğu için konvansiyonel anlamdaki reklamların artık o kadar da amacına hizmet etmediğini düşünüyorum. Her yer billboard, her gazete, dergi ilan dolu, reklamlar başlayınca ilk iş kanal değiştirmek, o zaman ?

O zaman işte böyle farklılaşacaksın abicim. Kimin aklına gelmişse, kim uygulamışsa helal olsun diyor, hemen linki veriyorum. Herşey normal bir youtube video’su gibi başlıyor. (Sonra yazmayı unutmayın-gidince anlayacaksınız). http://www.youtube.com/user/tippexperience

Video Oyunlarındaki En İyi Frag!

Evet yukarıda ne oluyor onu özetleyeyim hemen. Battlefield 1942 oyununda bir arkadaşımız uçağı ile uçuyor ve arkasında bir düşman uçağı onu takip ediyor. Bunu sorun eden ve bunun üzerine 360 derecelik bir loop atan arkadaşımız loop’un tepe noktasında uçağında atlıyor, bazukasını çekip kendisini takip eden uçağı vuruyor, düşmeye devam ediyor ve sonunda loop’a devam eden kendi uçağına geri giriyor. İşte birşeyi isteyerek yaparsak nelere kadiriz insanoğlu olarak.

Sarah Illenberger, Ne Yaptığını Tam Olarak Söyleyemesem de Süper Şeyler Yapıyor

Müzik, resim, edebiyat…

Konvansiyonel dallarda sanat yapmanın çok kolay bir yanı var, o da şu: Ne yapacağın belli. Edebi bi eser mi yapacaksın? Yazacaksın. Net.

Ama mesela bu yazıya konu olan Sarah ablamız, ki kendisi 76’lı olduğu için aslında niye ablamız oluyorsa?, herneyse, bu ablamız işte günlük hayat objelerini alıyor ve bunları bir takım şekillere ve hatta şemallere sokuyor. Tam burada bir ara vermek istiyorum.

Bu yazıyı yazarken rahmetli Dimebag Darrel ve tayfasının Rebel Meets Rebel projesini dinliyorum ki, bunu country müziğinin olabilecek en heavy hali olarak özetleyebiliriz, gazlı bi trip ha. Tavsiye edeyim onu da aradan.

Herneyse klasik sanat dallarında ne yapacağının netliğinin verdiği basitlikten bahsetmiştim yazının girişinde, sonra bazı farklı şeylerden bahsettim, artık geri dönüp ortalığı toparlama ve süper bir cümle ile yazıyı bitirme dakikalarının yaklaştığı günler bunlar.

İşte Sarah Illenberger kalıbımı basarım ki, böylesi kalıpların dışına çıkmaktan ve kalburüstü işler yapmaktan, işini dijital ortamlarda kotarmaktansa el emeği ile yapan; noktalı virgülü koyduğuma göre biraz ipimi koparabilirim, mesela konuşurken aniden farklı şeyler söyleyebilmek ne güzel ama yazarken bir özne yüklem bütünlüğü falan olmalı ya, hay ben öyle zorunluluğun diye başlayan bir cümle kurmayacağım, ama kuracak biri olursa o da ben olabilirim diye düşünmenizi kınamam, ki Sarah Illenberger abla’nın işlerine! bakın, ve hatta sitesini ziyaret edin.

İkbal Sucuk Carrefour Beni Mahkemeye Veriyor

7 Mayıs 2010 günü yazdığım bir yazıda, Bursa Carrefour İkbal Sucuk’da başıma gelenleri dile getirmiştim. Aradan 7 ay geçtikten sonra dün sevgili müdürüm Dilhun öğretmen bana “Cenk sen ikbal sucuk diye yazı mı yazdın bloglarına?” diye sordu. Ben de “evet” dedim ve ekledim “ne alaka?”.

Meğer bu müessesenin sahibi kendisini aramış, “benim gibi bir insana nasıl iş verdiklerini” , “bir üniversite mezununun nasıl böyle şeyler yazabildiğini”, “gerekirse celal bey’e dahi gideceğini (celal sönmez medya s’in sahibi),  “beni mahkemeye vereceğini” ve bunun gibi bir takım şeyler söylemiş.

Bunları duyunca kulaklarıma inanamadım ve aynı anda 3-4 duygu birden yaşadım.

Birinci duygu gülmece duygusu: Evet ilk önce bir zerrin gibi güldüm çünkü hayatımda ilk kez biri beni mahkemeye veriyordu ve bunun sebebi ise yazdığım bir yazı idi. Kendimi bir Emin Çölaşan gibi hissettim bir anda. Daha da güldüm sonra.

İkinci duygu şaşkınlık 1 no’lu duygusu: “Yuh be abicim” diye düşündüm, sen bir müşterini o yazıda açıkladığım gibi resmen kazıkla, soğuk pilavı, milimetrik sucuğu 16-17 TL’ye sat. Sucuk döner vaadedip, tavuk döner ver, “bu sucuk olmalıydı” diye hakkımı arayınca “bi dakika hemen değiştireyim” diye tabağı alıp, tavuk döneri dök ve tabağı geriver… Tüm bu olanlardan sonra da böyle bir yazıyı 7 ay sonra internette bul ve tüm bunlardan çıkarımın “ben bu cenk’i mahkemeye vereyim, ve hatta iş yerini arayayım buna nasıl iş verirsiniz siz, çalıştığınız adamları tanıyın” falan tarzı konuşmak gibi birşey olsun…..vay vay vay

Üçüncü duygu şaşkınlık 2 no’lu duygusu: Sonra işe profesyönel açıdan bakıp, Türk şirketlerinin PR konusundaki başarısızlığına şaşırdım. Bu olay amerika’da olduğu zaman “gel abicim sana biz istediğin hediyeyi verelim” falan diye olayı minimal bir şekilde kapatmaya çalışıyorlar. Burada ise adam beni mahkemeye verip bir de kayıtlara geçirmeye çalışıyor. Niye? Ben o yazıda kendisine küfür etmişim diye. Bu yazının sonunda bahsi geçen küfürlere ayrıntıları ile değinip irdeleyeceğim. Ama adamın kendisi için doğru hareket olacak olan alttan almaması ile şimdilik 4 no’lu duyguya geçelim.

Dördüncü duygu “rahatlama” duygusu: Aslında allahtan benim için en korkunç ve beni belki de en zor duruma düşürecek tek hareket olan “özür dileme” ya da  “cenk gel sana sucuk ısmarlayalım, sen bizi yanlış anlamışsın” falan gibi bir yaklaşım içine girmemişler. Bu durum, uyuz olduğum adamın alttan alma durumu, beni çok acayip kontrpiyede bırakıyor. Çünkü çok utanıyorum benden özür dilendiği zaman falan da. Bi kere bu durumu pidefabric’de yaşadım. Herifler 1 saat yemek getirmeyip bize, 1 saat sonra herkesin pidesini getirip benimkini unuttular. Herkes bitirdi, hesap istiyoruz benim pide daha gelecek. Çok sinirlenip, degaj yapmak istedim o pidelere ama adam hep aşırı alttan alıp, hesabın yarısını almamak, benim evime tatlı göndermeye çalışmak falan isteyip içimde oluşan “sinire kesme” hissimi bana “suçluluk hissi” olarak geri döndürmüş, tüm o sinir içimde patlamıştı.

Hahaha allahtan ikbal sucukta bunları yapacak bi adam yokmuş diye şükrediyorum :D

Beşinci duygu “korku” duygusu: Evet mahkemeden korktum, çünkü oraya gitmem lazım olursa, ya sabah çok erken olursa ? Ya da çok kalabalık olursa ? Orada tanımadığım insanlarla konuşmak zorunda kalacam falan…çok pis.

Türkiye’de yegane mahkeme olayımı askerde yaşamıştım, yurtdışında iken askerliğimi ertelettirmediğim için bakaya mı nedir ondan olmuştum, bir mahkeme oldu, evlere şenlik… gerçi öyle mahkeme olacağını bilsem korkmam mahkemeden. O mahkemede sıfatının ne olduğunu bile bilmediğim bir adam (hakim midir, savcı mıdır, yoksa çaycımıdır belirsizdi) beni bir bir odaya alıp, bu yazıyı sen mi yazdın dedi, benim çok önceleri yazdığım bir “ben amerikalardaydım o yüzden gelemedim askere yani, biraz durun yahu 2 dakika” tarzı bir yazı için. Ben “evet benim savunmam bu” dememle mahkemem bitmişti. Süper hızla, bi de Türkiye’de bu işler yavaş diyolar hahaha :D

Sonuç olarak bunu yazmaya sıkıldım ben artık o yüzden küfür tahlilini de yaparak bu yazıya son verelim. Evet söz konusu yazıda 1 kez “cağ döneri boku”, 1 kez “göt”, 1 kez de “amına koyayım” demişim. Demişim diyorum çünkü sildim az evvel çünkü “ikbal sucukları” diye arayınca google’da tepede çıkıyor ve bütün ikbal sucuklarını bir battalgazi için töhmet altına sokmayayım diye yapıyorum böyle.

Cağ döner boku: Evet arkadaşım şimdi de cağ dönerciler beni mahkemeye verecek herhalde haha. Ama cağ döner beni çok uyuz ediyor. Belki ona bok demek yanlış, evet yani kesin yanlıştır da, ben burada ikbal ve sahibi hakkında konuşmuyorum. İçinde öbek öbek yağ olan ve iskender ile kıyas kabul etmez bir cisime “döner” denmesini eleştiriyorum. Dolayısı ile ikbal sucuk ile alakasız bir “bok” kelimesi bu. Direk cağ dönere giden bir laf sadece.

Göt: Bunu direk olarak pilavın üstünden “döneri sucuk döner ile değiştiriyorum” diyip “tavuk döneri döküp boş pilavı bana geri veren” arkadaşa demişim. Bu göt lafının başka açıklaması yok, direk şahsa gitmiş. Oysa ki yanlış bir kelime kullanmışım, doğrusu “hırsız”, “yalancı”,” riyakar” falan olmalıyken, ben bir organ adı vermişim. Ki aslında belli açılardan bakınca bırakın küfür ya da aşağılayıcı olmayı, güzel bir şey olduğu dahi söylenebilir götün. Seveni çok vardır.

Amına koyim: Buradaki kullanım şu “…ya da ne helal olsun ya, haram olsun amına koyim”. Yani amına koyulan şey durum. Bunu açıklamak bile komik, her Türk bilir ki, kızgınlıkla söylenen her lafın sonuna bu küfür gelebilir. Örn: “Mikrodalga fırına metal koyunca patladı amına koyim”. Burada amına koyulan ne mikrodalga fırındır, ne metaldir ne de herhangi bir diğer fiziksel objedir. Burada bu “durum”un amına konur. Aynı benim o gün carrefour’da düştüğüm durum gibi.

Sonuç olarak heyecanla gelişmeleri bekliyorum. Bakalım beni arayacaklar mı? Yoksa farklı müdürleri arama, patronu arama falan gibi durumlar mı olacak ? Bu arada ben de acaba tüketici hakkı falan gibi bi olaya mı girsem. Gazete de üst kat haa..2 dakika’da çıkabilirim yukarı hhahahhaah..

Ah Yanar Döner A-Acayip Gitarlar ve Toplumumuz Üzerinde Etkileri

Değerli haribo severler, ben de haribo seviyorum. Çocuk ya da büyük olup haribo yiyorum çünkü bir ilk paragraf yazılmalı ki, her yazının bir ilk paragrafı vardır.

Gitar çalan bir insan olarak bugün toxel’de mahlukat-i garib’ül gitarlar konusunu görünce ilk önce bir batlamyus gibi sırıttım. Daha sonra dudağımda çıkan uçuğu ısırmak sureti ile acıttım, çünkü ben prensip olarak, benim bir yerim benim canımı yakarsa, ben de onun canını yakarım! Bu bir tarzdır, yaklaşımdır, duruştur veya değildir.

İşte hemen toxel’de bu gitarlara bakmaya başlamayayım mı sonra? Elbet başlayayım, sonra baktım ki bunlardan biri benim olsa hangisi benim olsun diye düşünürken buldum kendimi. Cevap olarak da steampunk gitar ve neon gitar cevaplarını verdim. Yukarıdaki gitarda ise 42 tel varmış ve hepsi takılınca 1000 poundun üzerinde bir basınç oluşuyormuş. Buraya çatkapı meaaauz et.

Juan Osbourne Bir Resim Bin Kelimeye Değer Diyor…

Böylesi tipografi ile görsel üretme tarzı tasarımlar daha önce görmüştüm. Daha sonra Juan Osbourne’un yaptığı işler gördüm ve daha önce gördüklerimi yine gördüm, ama hor gördüm…evet böyle terbiyesiz bir insanım. Ya da sadece ilginizi çekmeye çalışan bir yalancıyım, ya da ilginize muhtaç olduğum hissini uyandırıp maskelerinizden arınmış ve savunmasız bir şekilde bana geldiğinizde ensenize tokatı patlatacak bir Varşova Paktı savunucusuyum. Wikileaks’de benim hakkımda olan dökümanlardan gerçekte kim olduğumle ilgili verilere ulaşabilirsiniz.

Hep duyduğumuz, bir resim bin kelimeye bedeldir tarzı lafları çok ciddiye alan Juan arkadaşımız aslında bir mimarmış ve kafayı bu olay üzerine cozutmuş diye özetlenebilir. ama ben öyle özetleme taraftarı değilim. Ben daha çok bu bedelin nasıl bir bedel olduğuna odaklanacağım, bu bir nominal bedel midir? Nasıl bir bedel bu ? Şu an aniden uykum geldiği için gidiyorum. Burada juan osbourne’un sitesi, burada da bazı işleri var.

Barak Fakih Usulu Yemek Yedim Şok Oldum, Şoke Oldum

Bir televizyonda çalışmanın enteresan yan etkileri olabiliyor ve oluyor. İşte bugün Kestel’e çekime gittiğimizde böylesi bir an yaşadım ve toplam 6 kişi olmamıza rağmen sadece ben yaşadım bu şoku sevgili sevenlerim. Hemen karşımda oturan gökhan arkadaşıma “çek bi foto” bakışı attım, sağolsun hemen iphone ile çekti ve “küçük” olarak bana mail yolladı. Zaten gün boyu iphone’una bakıp rüzgar esse twit eden bir yapısı olduğu için sanırım bunu yapmak hoşuna dahi gitmişti.

Şimdi fotografa bakın, 2 kişi görüyorsunuz, biri ben, birisi kameraman can yoldaşım ilker. İkimizden biri rol yapıyor biri samimi. Hemen söyliyeyim ben rol yapıyorum, çünkü başımıza gelen şey, geldiği an suratım tam böyle olsa da, o an fotografımız çekilmediği için normale döndü. Sonra foto çekilirken böyle bir poz verdim.

Şu an bakıyorum da, oyunculuğumu beğendim. Güzel şaşırmış ve hatta şok olmuş algısı uyandırıyorum. İlker ise mutlu ve gülüyor, peki neden? Elbette ki yemek yüzünden, ilker yemek yiyeceği için mutlu, ben ise yemek yiyeceğimiz için olmasa bile yemekle ilgili şaşkınım. Peki neye şaşkınım? Fotografa bi daha bakalım.

Keles’te güzel bir restoran’a gittik ve “karışık ızraga” siparişi verdik, sonra klasiktir, yoğurt salata bilmem ne geldi, onları yerken bir ara garson gelip, masanın ortasını açabilirmiyz dedi. Ben de “benim önüm yani tıhıtıhıhıh” diye gülmeye başlamamla, adam etleri köfteleri pirzolaları ZDONK diye masa atmasın mı? Bakın fotoda tabak falan yok! Adam etleri resmen masanın üstüne attı ve beni şok etti. Meğer bu bir “Barak Fakih” usulüymüş, tabi Barak Fakih ismi de ayrı bi komedi ki ona hiç girmiyorum, Kestel’de bir yerin adı olduğunu bilin yeter: BARAK FAKİH!

Bu da böyle bir gündü falan filan, ayrıca bugün cuma ne güzel bir şekilde :D

%d blogcu bunu beğendi: