Tag Archive | web

Fark İletişim Yönetimi Web Sitesi

Fark, takip edenler bilir, yakın zamanda astv’den ayrılan Dilhun ve Burcu’nun yeni şirketinin adı. İletişim yönetimi, marka yönetimi, medya ilişkileri, etkinlik ve organizasyon başta olmak üzere birçok konuda yılların tecrübesini konuşturacaklarından eminim, ki daha şimdiden önemli bazı projelere başladılar bile. Ama bugünkü konumuz benim epik bir şekilde 1 günde yaptığım web siteleri :D

Dillun öğretmen, ki hem bir müdür hem bir ana herşey oldu o bana, günlerdir “Cenk ne oldum bizim websitesi” diye kibarca belirtiyordu. O kadar kibardı ki, bunu aslında dile getirmiyordu, ama ben anlıyordum haha. O kadar anlayışlıyım işte. Sonra dün akşam “ben napıyorum lan” dedim ve elimdeki M16A4 Assault Tüfeğini yer koydum. Ki bu nezih silah saniyede 925 mermi atan, doldurması 2 saniye süren, 3lü burstler ile ateş eden, hem yakın hem de uzun menzilde çok etkili, kafaya 1.4 çarpanı ile vuran güzel bir arkadaş olmuştu kan ile yazılmış destansı COD4 oyunumda bana. Artık dedim, alnımdaki kanı ve teri silip, sade ama zevk ile döşenmiş, basit ama komplike hisler yaratan spektaküler bir site yapma zamanım geldi de geçiyor.

Çünkü bu markaya borcum var benim. Sadece logolarını yapmamış aynı zamanda isim babalığı görevini de üstlenmiştim! Ve dağ fare doğurdu ama mickey mouse gibi, ya da A4X7 gibi süpersel bir fare ve siteyi sabaha karşı 7:30 gibi upload ettim. Gittim bir süp yiyip yattım.

www.farkpr.com

Reklamlar

DNA Mimarlık Web Sitesi Açıldı!

DNA Mimarlık Antalya’dan hizmet vermekte olan mimarlık & iç mimarlık firmasıdır. Bir süredir üstünde çalıştığım web sitesinin açılışı bugüne kısmet oldu. Vatandaşlarımıza ve tüm insanlığa hayırlı olsun.

http://www.dnamimarlik.com.tr/

Aaa Dedirten Siteler 15: Sufferrosa (Neo-Noir) Interactive Movie

Giriş paragrafındayız. Benim inancıma göre en önemli paragraftır, çünkü çoğunuz burada sıkılıp okumayı bırakacaksınız ama öyle birşey söyleyebilirim ki, merak uyandırıp okumanızı devam ettirebilirim. Ama bunu yaparsam kendimle olan bilek güreşini kaybederim o yüzden okuru hiç tınmadan yazarak egoma hizmet etmeyi tercih ediyorum. Sıkılanlar zaten sanatımı anlamamışlardır demek de beni klişede olsa, anlaşılamamış sanatçı yapar. O zaman sizi daha da sıkarak devam edeyim ki, ne kadar anlaşılamazsam o kadar sanat. Tart, Tartı, Turt, Turta, Tırt…….. Evet boşluğa gelecek kelimeyi bulalım.

Yok lan dur. Hiç istediğim gibi olmadı. Böyle durumlarda deus ex makinemi alırım ve süratla yazıya sokarım. Bak, sokuyorum.

“Yer sallantısı oldu ve ben de salladım yukarıda yazdıklarımı”

Ha ha ne kadar basit. Evet, girdiğimize göre gelişelim. Bu aslında bir süredir bookmarklarımda olan bir site, interaktif bir film dolayısı ile aaa dedirten site. Biz çocukken böylesi kitaplar vardı çok severdim ben. Biraz okursun sonra “bilmemne diyorsan 45. sayfaya, başka birşey diyorsan 89. sayfaya” diye seçenek sunardı ve sen ona göre okurdun. İşte o sistemin film olarak yapılmış ama web’e tıkılmış hali. Prodüksiyon gayet kaliteli. Hikaye bir dedektiflik hikayesi. Siz sahneler arasında gidip gelebiliyor, istediğiniz bir karakterin hikayesine takılabiliyorsunuz. Ben açıkça söyleyeyim bitirmedim. Bi gece epey bi kastım ama sonra bıraktım. Çok da odaklanamamıştım ama hakkını vermeliyim ki herifler epey uğraşmışlar. Sadece pause tuşu olmaması biraz kıl.

Şimdi ise takım elbise almak için dışarı çıkıyorum. Bu akşam karım beni bir iş yemeğine götürüyor ve takım elbise giymemi zorunlu kılıyor. Normalde resistans gösteririm ama şimdi gebe olduğu için suyuna gidiyorum. Siz de sufferrosa’ya gidin.

Goggles ile Websiteleri Üzerini Çizin, Paylaşın!

Bilgisayarlar hayatımızı epey kolaylaştırıyorlar ama bazı en düz şeyleri yapmamızı da kasıklaştırıyorlar. Mesela bir bilgisayarı teflon tavaya koysak ve o tava ile sucuklu yımırtalar yapmak istesek, işimiz zor.

Bir diğer zor olay ise, ekranda gözüken birşeyleri bir diğer insan evladına anlatırken, ya da telefonda daha da beter oluyor bu, “bak abi şurası şurası klakson gibi, bunun altı rambo 1: ilk kan gibi, sol sütünun ortasındaki görsel ise zangoçumtrak olmuş” dediğimizde karşı taraf bize şöyle diyebilir “haa bu ortadaki sarı yeri mi diyon” sonra uzar gider “lan o değil, onun yanında kumburgaz’ı andıran görsel…” gibi mal mal konuşmalar olur. Artık olmasına gerek yok. Özetleyelim.

Gidiyorsunuz http://goggles.sneakygcr.net/ adresine, orada ortada duran butonu alıp bookmarklarınıza atıyorsunuz ve sonra üzerinde konuşmak istediğiniz siteye gidip bookmark’a attığınız goggles butonuna basıyorsunuz, sonra sol meauz ile çizip, sağ meauz ile de siliyorsunuz. Bir diğer candostunuz ise kendi bilgisayarında bu bookmark olayını yapıp o sitede goggles’ı açınca sizin çizdiğiniz yerleri görüyor ve ihya oluyor. Ya da gerekirse duman konserinde badigard olsun, benim işim değil!

 

Görselleri Karşılaştıran Niş Site: Screenshot Comparison

Bir dünya düşünün, yemek yerken harcadığınız kalori, yediğiniz yemekle eşit olsun ve sadece yemek yemek yeterli spor olsun o dünyanın insanlarına. Yeterli.

Şimdi böyle saçma sapan şeyler düşünmeyin artık. Çünkü yemek demek, input demek, peki ya output ne olacak? Söylettirmeyin bana feçesi! Onu yaparken hangi enerjiyi harcayacaksın o dünyada? Onu enerjisiz mi yapacaksın sanırsın? Oysaki ıkınmak saniyede 2 jul enerjiye denk düşmekte. Sürekli ishalda olamayacağına göre, bu dünyayı daha fazla düşünmemize gerek yok. Bi an düşündük, eğlendik işte, bırak artık peşini bu düşün. Düşün, düş dünyasını bu! Ya da dur düşünme…Düş yakamdan.

Bugünkü konumuz olan sitenin asıl gayesi tam olarak bu olmasa bile, ben onu asıl gayesinden saptırdım. Aslında site farklı release’leri karşılaştırmak için (farklı release grubu, farklı codec, farklı kaynak vs.) yapılmış bir “öncesi&sonrası” tarzı yansıtmak amaçlı. Ama tabi her türlü karşılaştırılmak istenen görsel karşılaştırılabilir.İster URL olarak, isterseniz de kendi bilgisayarlarınızdan upload edip, opsiyonel olarak IMDb link bile verebiliyorsunuz. Sonra meazu resmin üstüne getirmek ve getirmemek sureti ile karşılaştırmanızı yapıyorsunuz.Peh peh.

Örnek olması açısından, bir adet kendi fotografımı son zamanların ünlü fotografçısı mehmet turgut efekti verilmiş hali ile karşılaştırıyorum, içler dışlar çarpımı yapıyorum ve ortak katların en büyüğünü alıp bu yazıyı sonlandırıyorum. Meazunu tak buradan.

Google Açıklıyor: Kullanıcıların Browser Boyutları

Alfa Centauri sisteminde ikamet eden bir uzaylıydı Kramer. Gerçek isminin insanlar tarafından telaffuz edilememesinden, “uzaylı” lafının yine insanlara ait saçma bir tabir olmasından falan bahsederek zaman kaybetmeyelim şimdi. Kramer, Alfa Centauri sisteminin kızıl devi Proxima Centauri’den sola dönünce bir 2-3 klik uzaklıkta yaşayan bir “uzaylıydı”. Ve bu sabah yataktan kalkarken, sol ayak küçük parmağını kapıya çarptı.

Yukarıdaki hikayeden çıkan ana fikir nedir? Tabiki şudur: “Adın, ırkın, cinsin, türevin, difransiyel hesabın, banka hesabın ne olursa olsun göreceksin abicim! Yoksa burnun boktan kurtulmaz”.

Peki bir websitesi yapıyoruz yada yaptırıyoruz ve hatta yapımına tanık oluyor da olabiliriz, bir websitesi enine boyuna ne boyutlarda olmalıdır? Hadi boyuna kısmını sallayabiliriz çünkü insanlar aşşaaaa dooru scroll etmeye alışmış bir yaşam formudur ama genelde saa-sola scroll etme konusunda gerekli eğitimlerden geçmemişlerdir. O zaman kartezyen koordinat sistemimizde x’i ne yapmalıyız tasarımımızda?

Bu sorunun cevabı tabiki kullanıcıların kullandığı browserlarda gizli, ve hatta onların ekran çözünürlüklerinde. Eskiden bu daha kolay bir durumdu ki, 640×480 – 800×600 – 1024×768 gibilerinden 4:3 oranlarında bir sabitlik vardı ama sonra widesceen çıktı, acayip-ül laptop’lar çıktı, şimdi de ayrıca diğer mobil cihazlar var. Dolayısı ile sitemize giren bir insanın nasıl bir çözünürlük kullandığını bilmemiz imkansız. Aslında imkanlı, bir script ile kullanıcının çözünürlüğü alınıp, sitenizin doğru versiyonuna yönlendirme gibi bir işlemle sitenizi herkesin görmelerini istediğiniz gibi gösterebilirsiniz, ama bu aynı sitenin 5-6 versiyonu olması anlamına gelir ki, maliyeti dolayısı ile bunu yaptırmak isteyen bir kişi ben şahsen tanımıyorum.

Peki o zaman ne yapıyoruz? O zaman şunu yapıyoruz, müşteriye anlatıyoruz “böyle böyle” diyoruz, ve ona diyoruz ki bakın google’a göre internetteki insanların %90’ı 950×500 çözünürlüğü görebiliyor (ben şu an %40’ın görebildiği 1250×650 görüyorum 1440×900 monitörümle, wide olmasa daha da görecem aşşa dooru :P) Peki monitör 1440×900 iken neden 1250×650 görüyorum? Tabiki browser’a harcanan alandan ve windows’un altındaki çemçük bardan dolayı. f11’e basıp tam ekran yaparsam browser’ı o zaman sadece %10’un görebildiği 1350+x800+’e bile ulaşıyorum ama siz sitenize girecek kullanıcılardan bunu beklememelisiniz. Peki bu sayıları nerden bulupta söylüyorum? Elbetteki ta buradan.

Update’i Başkasına Verilen Sitelerin Webmaster Üzerindeki Etkisi: Bir Dram Hikayesi

Web tasarımının diğer tasarım kollarından farklı bir yönüdür bu, iş uygulama sonrası bitmez. Baskı işlerde zor karşılaşılan bir durumdur bu, ki tekrar basılsın bir işiniz ve başkası üzerinde değişiklikler yapsın ve bu esnada sizi utandıracak şeyler yapılmış olsun ve altında da işin sizin imzanız var hala…

Az evvel geçmişte yaptığım 3-4 siteye baktım da bunların çoğu artık benim kontrolümde değil. Aradan geçen yıllarda anlaşmalar bitmiş, kaynak dosyaları vermişim ben. Genelde bu şirketlerin IT departmanında da bu işlerden anlayan birisi olur hep tabi. Ama o kadar da kolay değilmiş demek ki demek geliyor insanın içinden :P

Bu updatelerden, Michael Jackson’un estetik ameliyatlarından çıkışları gibi çıkan sitelerim oldu, hala da var. Bakıyorum bazen, buton animasyonları bozulmuş, belli boyutta yüklenmesi gereken yere davul gibi, davlumbaz gibi şeyler yüklenmiş, linkler kırılmış, yanlış çözünürlük imajlar …vs bi ton hata. Ve insan üzülüyor tabi sonra bunları görünce. 34 yaşında anladım ki onlar benim bebeklerimmiş resmen lan! Bebeklerimi taciz ediyorlar olm!

Yukarıdaki resimde gördüğünüz 4st tabiri ise bardağı taşıran son damla oldu duygusal bünyemde, ki bu yazının yazılmasını tetikledi. Kendi başına basit bir ingilizce hatasıdır tabi 4st…Allahtan 4rd olmamış o zaman fordcu durumuna da düşülürdü nioohahaha gibi kırılmış halet-i ruhiyemi gizleyecek bir öküz esprisi yapayımda, içine düştüğüm ağlama palyaço makyajın bozulur durumunu gizleyeyim sizlerden. Sıçmayın içine sitelerimin ne olur! Hayat çok acımasız lan :P

Ya da çok ta tııınnnnnnnnn… (karizma kurtarmaca?  haha yimezler it’s ıpası)

Kimler Websitesi Yapıyor: Demografik Özellikler…

Geçenlerde denk geldiğim bir araştırmanın sonuçları gösteriyor ki, interneti yapan insanlar farklı etnik gruplardan, farklı yaşlarda, farklı eğitimlerden geçmiş, ve farklı şöyle farklı böyle diye devam edebileceğim bir liste oluşturarak ortaya çıkıyorlar.

Yukarıdaki cümle o kadar lüzümsuz ki, hemen hemen her meslek için kullanılabilir, mesela natırlar farklı yaşlarda, farklı etnik background’lardan …vs hehe

Yavşama eğilimindeyim de ondan böyle oluyor yoksa böyle ciddi yazıları, şu şöyle olmuş, bu böyle olmuş, eliza laboratuarlarında yapılan testlere göre kaynağı saç derisiymiş falan bayıyor beni de…

Link vericem o yüzden websitesi yapan insanlar ile ilgili 2009 yılında yapılan, yaklaşık 30.000 kişilik bir örnek grup tarafından cevaplandırılan anketlere göre ortaya çıkan sonuçları oradan ayrıntılı olarak görebilirsiniz ama benim en çok dikkatimi çeken veriler şunlar oldu. İnternetlerin %24 freelance insanlar tarafından yapılıyor, sadece %16’sı bu konuda eğitim görmüş ve %36’sı bu konuya yakın konularda eğitim görmüş, %56’sı üniversite mezunu ve yaklaşık %83’ü erkek. Ayrıca ilginç istatistiklerden birisi de en popüler 2. ünvan (titr diye bir laf var ya, olm o laf nedir ya, title’ın sezeryanla türkçeleştirilmesi midir yoksa alla alla) “other” yani “diğer”, yani webi yapan insanların 1/4’ü webmaster, developer, programmer falan gibi ünvanlara sahip değiller, onlar başka işlerden insanlar…Buradan da bu mesleğin aslında hala tam olarak oturmadığını anlıyoruz, yani düşünsenize kim et satıyor diye bir soru olsa, kasap, market, çiftci falan gibi cevaplar %95’i en azından kapsar, “diğer” diye bir cevap çıkmaz :D

Herneyse, cevapların %51 ABD, %10 İngiltere, %6 Kanada’dan geldiğini düşünürsek Türkiyede kim websitesi yapıyor ünvanlarında internet cafe’de takılan genç, köşedeki vcd dükkanı, mahalle kırtasiyecisi, template monster’dan indirdiği template’i millete kakalayan üniversite öğrencisi falan da epey bi yüzdeye oynar herhalde.

Daha fazla yorum yapmadan, ya da dur ya yapayım bak 1-2 yorum daha. Ama konu ile ilgili olma garantisi vermiyorum. Mesela Mesut Özil Almanya’yı seçti diye o kadar da suçlanamaz, ama kalkıp babası “Mesut ne yaptı da böyle yuhlandı?” falan diye soru sorursa, dikkat etsin o sorunun cevabı vardır. Verirler o cevabı adama. O yüzden bence soru falan sormasın yani. Cevabı da şudur o sorunun : Kişisel çıkarları için Türk milli takımı yerine, Alman milli takımını seçti. Bu kadar basit. Bir diğer yorumum ise yoğurtların kaymaksız olanları ile ilgili ki, ben onları seviyorum. Hayatta sevdiğim yararlı az besinden olan yoğurdun kaymaksızını açınca ne kadar net ne kadar güzel gözüküyor. Belki de sabah kalkıp yüzümüzü yoğurtla yıkamalıyız…Lan ben bunu deneyecem galiba.

Burada da bahsi geçen araştırma var diye yazayım da linkin ne olduğu belli olsun, yoksa şimdi münir özkul falan yazsam nereye gidiyor bu link anlaşılması zor olurdu diye böyle yazıyorum onu da belirteyim.

Nevermind the Bullets: Mandatory English Post xD

I know I ignored you moar then I should have, dear english speaking person, but know this, I always think about you, and the times we had or the times we should have had, or the times new roman catholic ha x 3.

So as you can see I’m still the funny guy that you always wanted me to be, smiling at the ungodly face of life which seldom does the same back at me, smile that is, or even if it does, I cant know that now, can I? Because I’m making things up as I go, saying thing like “face of life”… I mean wtf is that anyways ? Smiling at the face of life, which doesnt smile back at me…like I’m pwned or what ? haha Let me tell you this, I pwn this life, not the other way around hahaha! Haters gonna hate…

So I was surfing the international webs, and I do that because if I dont, then its boring and/or fail! So I came across this “nevermind the bullets” site, which is a homage to sex pistols’ “nevermind the bollocks” and encourages you that you dont need to be able to play an instrument to make music! But only 1 thing different, you do have to play something and also it has nothing to do with sex pistols, see I’m still making things up! Hilarious eh?

So then I said “dude, pls, wtf, stfu, gtfo nub”, and he was like “omg nerd, Imma nuke you from orbit”, and then I realized, this has got nothing to do with what I’m writing in here, in fact, I just created a whole new dimension of making things up, in the universe where you cant actually make anything up, or destroy it for that matter because we all know matter transforms into energy and energy transforms into matter, and nothing can be made up anyways!

Blehzors I thought at this moment, cuz I’m starving and trying to finish this post, but I couldnt even start it. I kinda pnwed myself. Selfpwnage, is it a bad thing ? Like PWNSTURBATION…well, I gotta finish what I started, or better yet, I gotta start what I couldnt start already!

So yeah, I came across this neat css experiment kinda, parallax scrolling , editable cool site which you can, guess what, edit…and make your own version, and I really liked the idea and the implementation. But being the flash lover that I am, I gotta underline that very fact taht, those of you who blame flash of being a cpu hog, this css site DOES STUTTER, but as I said I liked it and there is no shame of liking the things that you like, unless you are gay:)

Ok nubs till next time, hf gg bb

ah btw, here is the thingy I did

Dünyanın En Müthiş Sitesi

Internet bir garip dehliz sevgili okurlar. Bu dehliz bizleri bazen alır bir fırtınada bir oraya bir buraya savrulan bir bamya gibi, bir oraya bir buraya savurur. Peki bir dehliz nasıl savurur hiç merak ettiniz mi? Dehiz olmak nasıl birşey sordunuz mu kendinize? Dehliz, perhiz, perran, dediniz mi ard arda? Bakın bunu yapın, dehliz, pehriz, perran, deyin, sona değil konuştuğumuz dile, tüm varolan herşeye yabancılaşacaksınız. Ve tam o noktada sizi ancak bir site geri döndürebilir. O da http://themostamazingwebsiteontheinternet.com/ sitesi. Adından da anlaşılabileceği gibi dünyanın en müthiş web sitesi ile karşı karşıya kalmadan önce size bir tavsiye vermemi isterseniz, bu talebinizi gerçekleştiriyorum: En az 60 korumalı bir güneş kremini alın ve göz kapaklarınızın içine dökün hemen! Daha sonra da 1 kutu sakinleştirici için, diğer bir kutuyu da elinizde tutun, ki aniden o da gerekebilir. Sitemize girdiğinizde 60 korumalı kremi kullanmayanları düşünün, nasıl bir dehliz de savruluyor olsa gerekler. İşte en baştaki olay da bu. Çivi çiviyi söker sistemi ile tam tüm herşeye yabancılaşmış iken bu site sizi hayata geri sokacak. Tabi kolay bir süreç değil. İlk 1-2 hafta gözünüzden kusabilirsiniz. Normaldir.

Site ayrıca beynini yıkamak istediğiniz kişilere karşı da kullanılabilir. Beyni vileda’dan daha iyi yıkar, pür-ü pak kılar, durulamaya gerek kalmaz. Kremi sürdüyseniz başlayın.

Uzay Pastanesi Web Sitesi

Ben ufak bir oğlan çocuğu idim, babam bazen Uzay Pastanesinden pastalar, süp-keşkül, petifürler falan alıp gelirdi eve, çok sevinirdim. Taa çocukluğumdan beri en favori pastanem Uzay Pastanesidir.İnsanın empati kurmak zorunda kalmaması ne güzel diyorum :)

Sitelerini de en tahrik eden ürün fotograflarının tam ekran kullanarak, dolayısı ile bir benim için tutku objesi olan bazı ürünleri öne çıkartarak, kullanıcı-dostu / kolay kullanılabilen bir arayüzle paketleyip internetlere sunmuş bulunuyorum. Hepinize de Uzay Pastanelerini tavsiye ediyorum.
http://www.uzaypastanesi.com/

%d blogcu bunu beğendi: