Archive | Uncategorized RSS for this section

Witcher 2 Skid Row Tarafından Yayınlandı!

Halk,

Sana haberlerim var. Polonya’nın bağrından kopup gelen, gelmesi beklenen ama beklerken özel bir davranış sergilenmeyen, ööle işte hergün ne yapıyorsak onu yaptığımız, witcher 2 geldi. Birinci oyunu bir miktar oyanayabilmiş daha sonra çok miktar oynayamamıştım. Artık her oyunun kaderi olan, biraz oyna daha sonra araya zaman girsin, ben konudan kopayım sonra bir türlü tekrar devam edemeyeyim ve belli bir noktada format atmak sureti ile save’ini de yitireyim, ki sanki yitirmesem bi bok yapacakmışım gibi…

Ama benim bu sıklamen davranışlarım size kötü örnek olmasın. Siz daha gençsizniz önünüzde uzunca bir yol var. Başladığınız kitabı, oyunu, filmi bitirin arkadaşım siz LAN! Ben yaptım bunu yıllar yılı, 32 yaşımdan gün aldığım günden beridir yapmıyorum sadece. Hayatımda toplamda 2 filmi, 3 kitabı ve 23 oyunu yarım bıraktım. Ayrıca bir sürü yemeği bitirmedim bunlar ahirette peşimde olacaklardır!

Herneyse zaten zamanım az o yüzden veri veriyorum. Veri derken data anlamında. Veriyi almaya hazırsan meaaaz’unu sürtmenin arifesindesin demektir! Oyun 13-14 gigoborg boyutunda, henüz riplenmişini görmedim. Oyunu yapan polonya firması CD PROJEKT korsana karşı “proactive” önlemler alacağını bildirmişti ve bazı kişiler oyunun crack’inin trojanlı olduğundan ve bir takım başka konulardan ağlanmaktalar, ki öyle olsa kısa bir süre içinde nuke / proper gelecektir, gelince de buradan bildiririm zaten. Gerçi hem güzel bir oyun olması, hem de bağımsızımtrak bir firma olmasından dolayı orjinal almayı düşünebileceğiniz bir oyun bu aslında. Link veriyom / Alternatif link veriyom / Resmi Site

“Kendi Kendini Dergi Kapağı Yapmak İçin Celebrity Olmayı Bekleme, Sen Dergi Kapağı Olmana Bak” İsimli Dev Yazı Dizisi

Mesela 80’lerde olsaydı ve sen de Milli Vanilli’den Milli ya da Vanilli olsaydın, olacak olan bir diğer olay türlü dergilere kapak olacağın olayı olurdu. Olmaz mıydı? Olurdu. Demek ki olur olmaz konuşmuyorum burada.

Ama sene 2011 olduğu halde sen hala ünlü biri değilsen dergi kapağı olma şansın nedir? Bursa’lı zengin ailelerden birinin oğlu falan değilsen çok azdır. Belki kendini Kanal İstanbul güzergahında yakarak protesto edersen falan TIME’a falan kapak olabilirsin ama yok ya ne diye olsun abicim. Hiç bi şekilde dergi kapağı olamazsın. Ben mesela ünümün doruklarındayken Blue Jean dergisinin Heavy Metal köşesinde ve Rock Kazanı dergisinin bir sayfasında çıkmıştım ama o kadar. Kapak olmak öyle kolay değil. Peki teknoloji çağında bu türlü bir ihtiyacı tatmin edilemeyecek mi insanların? Tabi ki edilecek. Tutun elimi bir yolculuğa çıkalım sizinle. İnanmayanlar yukarıdaki görsele baksınlar, açlık kan şekeri 220 olan biri olarak Men’s Health dergisine kapak olduğum onlara kapak olsun.

Evet bir dergi kapağı yapmak için kendini hemen bir fotografını bul. O kısma karışmıyorum artık erotik bir foto ile kendini MAXIM’e mi kapak yaparsın, laci’leri çekip Smart Money dergisine mi kapak olursun sana kalmış ama yapacağın şey hemen fakeazine.com adresine gidip upload a picture’a tıklamak sonra da yandan kapaklardan birini seçip publish diyerek kapak olabilirsiniz bu kadar basit. Mesela bak ben burada kapak oldum. Sen de buradan kendini kapak et!

Adobe Creative Suite (CS) 5.5 Master Collection Çıktı ve Adobe Lafı Nasıl Telaffuz Edilirden Yola Çıkan Otoeleştiri!

İşteki yeni bilgisayarıma, Adobe CS 5’e, Max2012’ye, SSD Harddisk sayesinde masaüstünde çalışamamaya, 7 terabyte’lık harddisk silsilesinde arşivleri nereye aldığımı bulmaya ve baharın gelmesine alışamadım.

Yeni klavyeme ve meauz’uma ise süper alıştım ama yetmedi. Neye yetmedi diyeceksiniz, tabi ki bloglarıma zaman ayırmama yetecek kadar hızlı çalışıp vida arttırmama, ki ustanın iyisi vida arttırırmış, bilinen gerçektir. Ben vida arttıramadım. 3DMax çöktü. Ardından tüm medya’nın network’ünde spastik bir yavaşlama sayesinde dosya transferi sekteye uğradı (70mb dosya 30 dakikada gidiyor :S). Bunun üzerine IT’cimiz ender’i arayayım dedim, elime telefonu aldım baktım telefonum çalışmıyor. Yanıma yeni gelen çekirge serhat’ı engin bilgilerimle donatayım dedim, onun premiere’i çakıldı. Herşey ters gitti.

En son evime gideyim bari dedim. Arabaya bindim baktım akü bitmiş. Sonraki gün akücü çağırdım 150 TL’ye 60W mutlu akü taktı, çekirge serhat daha 2 gün önce 120TL’ye aynı aküyü aldığını ve kazık yediğimi söyledi. Aksilikler bitmek bilmiyordu. Sonunda hafta bitti.

Tüm bu aksilikleri ise ben nedense CS5 yüzünden olan aksilikler diye hatırlıyorum. Yıllardır Adobe’nin güncellemelerini es geçiyor CS2/CS3 arasındaki yerimden memnun bir halde takılıyordum. Ama bir dakika! “Adobe’nin” yazmak da neyin nesi değil mi? Bu firmanın adı “adob” okunmuyor mu? Yoksa ben onu “adobe” okuyorumda, ekini o yüzden “adobe’un” değil de “adobe’nin” mi yazıyorum yoksa?

Evet üst paragraftaki sorun derin bir yaradır bende. İşin aslı şu: Adobe’nin okunuşu aslında yıllarca benim de sandığım gibi “adob” değil aslında. Doğrusu “adobi”. Evet ilk anda şok etkisi yapıyor. Adobi dodobi ne lan bu! Ama sonra alışıyorsun ve doğrusunu bilince etrafta adob diye dolaşan insanları düzeltmek istiyorsun, hatta adobe diyenler bile bol vatanımda. Ama tabi düzeltmiyorsun, hele benim durumumda olduğun zaman, “yavşak iyiki amerikada yaşadın her boku biliyon” tarzı bir serzenişle karşılaşmamak için bu düzeltmeyi yapamıyorsun. Bir diğer örnek ise “fajita” olarak bilinen yemektir. Meksiya yemeği olan fajita’nın en doğru okunuşu aslında “fahita” ama “fayita”ya da razıyız ama ne yazık ki bu da, hatta çoğu restoranda fajita diye J ile okunuyor. Bunu düzeltmeden durmak zorunda kalmak ne demek biliyor musun sevgili okur? Bilirmisin biz meksika deriz ama elin meksikalısı mehiko der ülkesine? peh peh

Evet beni sekteye uğratan cs5’e daha alışamadan cs5.5 çıktı onu diyim dedim de bu cumartesi gece 2:57’sinde zamanım varken, bu haftaiçinde de hem birikmiş işlerden, hem de normalde 10 dakikada yapacağım şeyleri 1 saatte yaptığımdan dolayı fazla bloglarıma özene bezenemeyeceğim gibi görünüyor. Bu arada 23 nisanda bana yollamış olduğunuz tüm hediyeler çok makbule geçti. Bu senede başbakan koltuğuna oturtmadılar ama beni. Al cs5.5 yi

Yeni Bilgisayarım Sayesinde Bilgisayardan Anlamaz Hale Geldim!


Bi süredir bloglarıma gereken özeni gösteremiyorum, peki neden? Tabiki bilgisayarım yok!
Evet artık yılan hikayesine dönen süpersonik bilgisayarım bugün işe geldiğimde masamda duruyordu. Aslında durmuyordu, aşağı inip kendim taşıdım belim ağrıdı. Herneyse aleti açtım ve windows7 ile tanıştım. Tanışmamla uyuz olmam bir oldu. Tüm kullandığım programlarda da CS2 düzeyinde kalan bünyeme herşeyin 64biti, herşeyin CS5’ine geçmemle birlikte hem işletim sistemine hem de kullandığım programlara fransız kalmış olduğumu gördüm. Gün boyu photoshop’un arayüzüne alışmaya çalıştım çok alışamadım.

Ana harddiskiminde 120GB SSD harddiskine dönüşmesi ve windows ve programlar sonrası 50GB boş yer kalması da ayrıca beni kıllandırdı. Umarım hızı deyecek diyorum. Bi takım plug-in’lerimi de kuramamamın vermiş olduğu cibiliyetsizlikle de artık bilgisayardan anlamayan adam haline geliyorum. Vatana millete hayırlı olsun.

New York’ta Beş Minare BRRip Çıktı!

Şimdi şu soldaki afişe bakalım ve soldan sayalım 1) Haluk Bilginer, bana Umut Sarıkaya’nın çizdiği bir karikatürü, 2) Mahsun Kırmızıgül, arabesk müziği, 3) Mustafa Sandal, Cep telefonunu önce güneşe sonra gölgeye koyup “lan gölgede aynı lan bu” fikri üzerine kurduğu şarkıyı, 4) Danny Glover Lethal Weapon efsane serisini, 5) Gina Gershon erkekler arasında yapılan, “güzel değil ama seksi kadın” klişesini, ve Robert Patrick’de Civa’dan yapılmış terminatörü hatırlatıyor. Bu isimleri andın mı bende oluşan algı budur. Bunları bilerek yolumuza devam edelim.

Orjinali Bitlis’te olan 5 minarenin tarihi eser kaçakçıları tarafından büyük elma newyork’a götürülmesi üzerine kurulan senaryo desem, daha en baştan bi sürü kişi diyecek ki “büyük elma ne lan?” di mi? Bunun ayrıntısına girmeyecem, zaten üstünde kesin olarak anlaşılan bir sebebi de yok ama ilgilenenler gugıl’larına yazsın baksın. Yanlız unutmayın terli terli gugıl araması yapmak tüberküloz yapar!

Evet film hakkında söyleyecek tek kelime sözüm yok. Onu anladığımıza göre bari ne diyim onu anlamadım ben. Film p2p grubu  absurdity tarafından salındı internetlere. Aslında en güzeli, bence şu an Türkiye’nin en komik adamı olan Umut Sarıkaya’nın süper bir carrecoutre’ü ile bitirmek. Alın bitin. Alın filme link.

Eurovizyonu ve Gönlümü Kazanan Satellite Lena Albümü İnterweblerde!

Dikkat kesilin, size bir sır veriyorum. Karadenizde veya başka denizlerde alabora olan deniz taşıtlarınız mı var? “Nen var kuzum” diye soru mu soruyor arkadaşlarınız? Evde hamile karınız sebze yemekleri ile hayatınızı domine mi etti? Sorunlar çözüldü!

Eurovisionu ve benim gibi millonların sevgisini kazanan bıcır kız lena’nın albümü çıktı. O satellite şarkısını bir aralar günde 20 kere falan dinleyip her seferinde çok sevmiş bir adam olarak tekrar dinledim ben de. Düşündüm ki bu şarkı dünyanın insanı en mutlu eden şarkısıdır! Hem şarkı, hem kızımızın şirinliği ve supradin aksanı….

Bu yazıyı belki 5 kere yazdım bugün bir türlü publish edemedim, wordpress paso offline oldu! O yüzden burada keselim link

Münir Özkul Öldü :(

İlk önce bundan bir önceki postu, ki sabah yazmıştım, yaklaşık 5 saat kadar önce bitirirken linke “münir özkul” yazmıştım ve az evvel birisi Münir Özkul ölmüş diye bağırınca ofiste inanamadım. Bu nasıl bir tesadüftür böyle.

Okuyunca belki pek tınmazsınız ama şahsen insanın başına gelince acayip oluyor lan. Durduk yere aklıma gelen, yıllardır hakkında hiçbirşey duymadığım bir adam, ben rastsal bir referans verdikten sonra ölüyor, insan bi garip oluyor.

Bunun üzerine buraya koymak için bir resim bulmak amaçlı google’layınca da şöyle bir yazı buldum. Çok enteresanmış, suratta tekme gibi bir Yaşar Usta repliği. Sonra da düşündüm çocukken seyrettiğimiz bi ton filmini ve allah rahmet eylesin dedim yani.

<=tık tık

buradan buldum
http://siyahzicopele.blogspot.com/2009/01/yaar-usta-gibisi-gelmedi.html

Ben Heine: Pencil vs Camera

Ben Heine Belçika’lı bir fotografçı, illüstratör. Geçenlerde bir blog’da karşılaştığım pencil vs camera diye bir çalışması var ve böyle şeyleri görünce çok seviniyorum. Niye seviniyorsam artık. Güzel bir şarkı dinlemek gibi bişi, sebebi yok, seviyorsun işte…

Yaa o değil de, midem yanıyor bugün. Çok uyuz bişey bu mide yanması. Başka bişi yazasım yok. Midem yanmasa dünyanın en ilginç postunu yazacaktım bak valla lan. Herneyse kısmet değilmiş diyelim ve dar alanda bunu taklit ettiğim tribi buraya koyarak zincirlerimden boşalayım, gerçi benim versiyon biraz boktan oldu ama zorlamakla akmaz sahte gözyaşı ne yapalım artık. Burada da orjinali var.

Eric Johansson Photo&Retouch: Breh Breh Brehme!

Eric kardeşimiz 25 yaşında İsveç’li bir fotografçıdır….dedim ve bu adamla ilgili söyleyebileceğim herşeyi söylemiş oldum. Beklediğimden kısa oldu. Beklemediğimden uzun oldu. Belkemiğimden hallice oldu.

Evet bu arkadaşı sadece fotografçı olarak nitelendirdim ya, ona haksızlık etmiş oldum. Bakın sıfatını açıklayayım. Bir ismi sıfat yapan ekler vardır. En ünlüleri ise “-cı, -lı, -lık, -sız” ekleridir. Hak kelimesine önce -sız eki ekledim, daha sonra da -lık eki ile duble sıfat ettim onu. Türk Dil Kurumundaki ebedi edebi insanlar şimdi bana “cık cık cık” sesi ile tepki koyuyorlar, Türkçe’de duble sıfat yok diye, ama bence olmalı. Duble sıfat tam vuku bulmazsa o zaman dublemtrak da diyebiliriz buna.

Ayrıca daha küçük bir çocukken anlamadığım bu “cık cık cık” sesi çıkartma olayını yazarken “cık cık cık” yazıyoruz ya….ne lan bu? Ne cık cıkı ya, cık cıkla alakası yok o sesin. Anlayın diye cık cık yazıyorum yoksa bana kalsa bence o ses “nıczç” diye yazımlalı. Hadi son harf imkansız da, ilk iki harfin “nı” olduğu çok belli. 2010 Türkiye’sinde %58 evet çıkmış, biz hala cık cık yazalım..piyuuuuu

Burada ise eric’in süper fotograf retouchları var.

Önemli anketin önemi çok önemli…

İnternetler bir sürü şey ile doldur. Bir sürü şeyden birisi anketlerdir. Siteler de görürüz. Bize bir soru yöneltilir ve cevap istenir. En önemli soru şudur : Bu sitenin tasarımını beğeniyor musun? Bu anketle türlü sitede karşılaştırılan insanoğlu olarak biz hemen katılımcı ya da takılımcı oluruz ve bir şıkkı işaretleyip basarız send’e. Bazı anketler bize cevapları da gösterir oy verdikten sonra. Bir daha oy vermeyi önlemek için de ya cookie ile ya da ip ile kontrol edip bunu deneyen haylazlara “e ama sen daha önce oy verdin ya” tarzı bir cevap verirler.

İnternet anketleri çok önemlidir ve ondan çıkan sonuçlarda çok güvenilirdir, o yüzden her sitede bir anket olmalı bence dedim ve hemen aklıma takılan sorulardan birini anket edeyim kararı aldığımı yetkili merciilere bildirmek için kesenin ağzını açar gibi yapıp, onların hiç beklemediği bir anda geri kapattım. Sonra Polldady’ye üye oldum ve bu önemli soruyu ankete koydum. Kendisi sitenin sağ tarafındaki sütunun en altında.Şu an muazzam bir çekişme ile cevaplar 1-1 eşit durumda. Acaba kantarın topuzu hangi yana kayacak? Kantar da topuz da sizsiniz sevgili oy veren internet vatandaşları.

16 HM 922

Evet hanımefendi siz bir sanat katilisiniz! Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ında tam Mariza’nın köşesinden, ışıklardan dönüyordum. Kendime bir görev vermiş ve Bursa sokaklarında yeni yeni görmeye başladığımız ışıklı billboardların fotografını çekeyim de nüktedar bloglarıma ekleyeyim demiştim. Elimde lumix marka dandirik kamera olmak sureti ile kırmızı da bekliyor, hemen karşımda kalan doğuş park billboard’unu çekmeye hazırlanıyordum. Işık yeşile döndü ve bende yavaşça sola dönerken yan camdan da kamera ile billboard’u hizalamaya çalışmakta idim. Tam deklanşöre baskıyı uygulayacağım an arkadan acı acı bir korna duydum. Elim deklanşörden kaydı ve siz o mükemmel anı öldürdünüz hanım efendi! Oysaki yeşil yanmış ve ben de hareketlenmiştim. Ama siz bir barbar gibi, bir brutal vokal gibi, bir vandal gibi sanatıma o ölümcül darbeyi nakşettiniz.

Hemen dönüp sizin fotografınızı çekmeyi düşündüm bir an, ama götüm yemedi. Ama arkadan çekmeye yedi hanım efendi! Bir hınzır gibi çektim fotografınızı arkadan! Sonra arabayı park edip, doğuş park billboard’larını çektim.

14 Şubat Manifesto Wallpaper

14ŞubatManifestoBugün öğlen uykusuna yattığımda, ki ağzıma 2 dürüm atmıştım içim geçmiş, bir pantone sakallı dede “ey oğul bak mal mal uyuyorsun, Fatih senin yaşında İstanbul’u fethetmişti, sen hala adam olamadın” dedi. Anında cevabı yapıştırdım: Ey dede dedim, Fatih İstanbul’u 18 yaşında aldı, ben 34 yaşımdayım, götünden atıp konuşma. Bu tabi bi an şaşırdı ama tabiatı gereği benimle polemiğe girmek istemediğini, kötü bir niyeti olmadığını falan sayıklarken, benim canım öyle bir şokella çekti ki uyanmışım.

Ama uyandığımda bu dünyadan hep aldığımı, hiç geri vermediğimi düşünüyordum. Hemen aklıma bir fikir geldi. Bunu insanlara geri verebileceğim birşey olarak uygulamaya koydum ve karşınızda 14 Şubat evli adam manifestosu duvarkağıdı ile geldim. Tıklayın efendim, büyüyecektir.

Scene, P2P gruplar ve Nuke nedir, neden atılır.

Your so nuked mofo !2-3 gün önce dvdrip, r5, dvdsrc falan gibi şeylerin ne olduklarını ve aralarındaki farkları açıklamış, evime gelip 22 şınav çekmiştim. Bugün de bu gibi şeyleri biz internet kullanıcıların download’una sunan grupları, aralarındaki farkları ve anlaşmazlıkları, ve son olarak da “nuke” olayını işleyeceğiz.

İlk önce şunu bilelim, yayınlanan şey ne olursa olsun; film, oyun, program, albüm vs, bunların hepsine release denir. Türkçesi “yayınlamak-yayınlanmış şey” demektir. Bu yayınlamayı yapma işine  “pre’d” (prepared’in kısaltılması) denir. Bu da hazırlamak anlamına gelir. Yani artık ben Kırazmış Yeşil Domatesler r5 release’i pukka tarafından pre’dlendi dersem ne olduğunu hepimiz anlıyoruz inşallah. (film adı + release türü(r5) + pre eden grup) Tamamını Okuyun…

Nedir bu dvdrip, cam, src davası ?

Black.Dynamite.LIMITED.BDRip.XviD-SAPHiRE, Motherhood_DVDSCR_ xViD-xSCR, The_Imaginarium_of_ Doctor_Parnassus .DVDSCR_LiNE_ READNFO_RESYNCED _XViD_-_IMAGiNE….vb

Böylesi uzun uzun yazılar görürüz genellikle bir filmi indirmeye çalıştığımızda, ve biraz bu işlerle ilgileniyorsak biliriz ki DVDRIP iyidir. Peki ama diğer etiketler ne işe yarar ? r5, cam, scr nedir ? Kendinize veya hiç tanımadığınız bir erkeğe bu soruyu sorduysanız şanslısınız çünkü bu soruları bana soran 78 kişiye verdiğim cevabı sizlerle paylaşayım dedim bu mübarek cuma günü. Tamamını Okuyun…

%d blogcu bunu beğendi: